Yuhanna 9 – İsa Doğuştan Kör Olan Bir Adama Görme Yetisi Veriyor
A. Adam iyileşti.
1. (1-2) Öğrenciler bir soru soruyorlar.
İsa yolda giderken doğuştan kör bir adam gördü. Öğrencileri İsa’ya, “Rabbî, kim günah işledi de bu adam kör doğdu? Kendisi mi, yoksa annesi babası mı?” diye sordular.
a. İsa yolda giderken: Bir önceki bölüm İsa’nın, O’nu taşlamak isteyen ve İsa’nın dine küfrettiğini düşünenlerin yanından uzaklaşıp çıkmasıyla sona erer. Burada Yuhanna anlatıma devam ediyor ve İsa’nın şimdi yolda giderken doğuştan kör bir adamın yanından geçtiğini aktarıyor.
i. Metnin akışından anlaşılan, İsa’nın dini liderlerle az önce gerçekleşen neredeyse ölümle sonuçlanabilecek çatışmadan sarsılmamış ya da rahatsız olmamıştır. “O’nu sakin, soğukkanlı, düşmanlarını ve onların nefretini umursamadan hareket ederken görüyoruz.” (Boice)
ii. İsa sık sık hakarete uğradı ama hiç sinirlenmedi. “Rabbimizin karakterinde fark edilmeye değer noktalardan biri, onun muazzam ruh dinginliği, özellikle de kendisini yanlış değerlendiren, aşağılayan ve kendisine iftira atanların huzurundaki olağanüstü sakinliğidir.” (Spurgeon)
iii. “Kör adam oturmuş dileniyordu (Yuhanna 9:8), muhtemelen her şeyiyle bu şekilde doğmuş olduğu gerçeğini ilan ediyordu; aksi takdirde öğrenciler aşağıdaki soruyu soramazdı.” (Alford)
b. Rabbî, kim günah işledi de bu adam kör doğdu? Kendisi mi, yoksa annesi babası mı? Öğrenciler bu adamı çözülmemiş bir bilmece olarak görüyorlardı. Adama yardım etmekle değil, duruma sebep olan nedeni tartışmakla ilgilendiler.
i. İsa çok geçmeden farklı bir yol gösterecektir. Teolojik bulmacalara değil, adama gerçekten yardım etmek üzerinde duracaktır. “Bize düşen spekülasyon yapmak değil, Müjde’nin ilkelerine uygun olarak merhamet ve sevgi eylemlerinde bulunmaktır. O halde daha az meraklı ve daha çok eylem odaklı olalım, doktrinel bilmeceleri çözmeye değil, açlıktan kıvranan kalabalıklara yaşam ekmeği götürmek için daha çok çalışalım.” (Spurgeon)
ii. Bizler çoğu zaman, olağanın ötesinde acı çeken bir kişinin olduğu yerde, olağanın ötesinde bir günah işlendiğini düşünürüz. Öğrenciler bu fikre o kadar inanıyorlardı ki, bu adamın doğmadan önce gerçekten günah işleyip işlemediğini merak ediyor ve bunun sonucunda mı kör doğduğunu sorguluyorlardı. “Tanrı’nın cezalandırması konusunda Eyüp’ün arkadaşlarından çok da ileri gidememişlerdi.” (Bruce)
iii. “Acı çekmenin ve özellikle körlük gibi bir felaketin günahtan kaynaklandığı yaygın olarak kabul edilirdi. Genel ilke Haham Ammi tarafından ortaya konmuştu: ‘Her ölümün ardında bir günah, her acının ardında bir kötülük vardır.’” (Morris)
iv. Dods, öğrencilerin sorusunun ardında beş olası neden olduğunu öne sürmüştür:
·O dönemdeki Yahudilerden bazıları ruhların önceden var olduğuna ve bu önceden var olan ruhların günah işleyebileceğine inanıyordu.
·O dönemdeki Yahudilerden bazıları bir tür reenkarnasyona inanıyordu ve belki de adam önceki varoluşunda günah işlemişti.
·O dönemde bazı Yahudiler bebeğin anne karnında günah işleyebileceğine inanıyordu.
·Cezanın, adamın daha sonra işleyeceği bir günah için olduğunu düşünüyorlardı.
·O kadar şaşırmışlardı ki, enine boyuna düşünmeden çılgınca bir olasılığı ortaya attılar.
2. (3-5) İsa bu soruya bir yanıt sunmadan karşılık veriyor.
İsa şu yanıtı verdi: “Ne kendisi, ne de annesi babası günah işledi. Tanrı’nın işleri onun yaşamında görülsün diye kör doğdu. Beni gönderenin işlerini vakit daha gündüzken yapmalıyız. Gece geliyor, o zaman kimse çalışamaz. Dünyada olduğum sürece dünyanın ışığı Ben’im.”
a. Ne kendisi, ne de annesi babası günah işledi: İlk olarak, İsa adamın körlüğünün – esasen doğuştan gelen bu kusurun – ne adamın kendisinin ne de anne babasının belli bir günahından kaynaklanmadığını söyledi.
i. Doğum kusurları ve bu tür diğer trajediler bazen anne babanın günahkâr davranışlarından kaynaklanır. Ancak çok daha sık olarak – ve İsa’nın burada bahsettiği durum odur – herhangi bir günahtan değil, sadece günahın doğamıza girmesinden ve genel olarak düşmüş durumumuzdan kaynaklanmaktadır. Adem’in günahı ölümü ve buna bağlı yıkımı dünyaya getirdi ve o zamandan beri bununla uğraşmak zorundayız.
b. Tanrı’nın işleri onun yaşamında görülsün diye: Bu adamın durumuyla ilgili konuşan İsa, Tanrı’nın işlerinin onun yaşamında görülmesi için adamın kör olmasının bile Tanrı’nın planında olduğunu söyledi.
i. Küçük kör çocuğun annesine “Ben neden körüm?” diye sorduğu onca zamanı düşünün. Belki de annenin hiçbir zaman verecek iyi bir yanıtı olmadı. İsa, Tanrı’nın bu durumda ve bu durum aracılığıyla bile çalışmak istediği için tüm bunların olduğunu açıkladı. İsa soruyu neden sorusundan uzaklaştırıp Tanrı’nın bu konuda ne yapabileceği fikrine yöneltti.
ii. Bu adamın durumunda, Tanrı’nın belli bir özel işi yakında ortaya çıkacaktı: onu körlüğünden iyileştirmek. Tanrı diğer hayatlarda da farklı yollarla işlerini gösterebilir, örneğin sıkıntılar içinde sevinç ve direnç gibi başka şekillerde de ortaya çıkarabilir.
iii. “Tanrı’nın İlahi Takdir düzeninin işleyişinde, adamın çektiği acının bir yeri ve amacı vardı ve bu, Kurtarıcı tarafından iyileştirilmesiyle Tanrı’nın işlerini ortaya çıkarmaktı.” (Alford)
iv. “Kötülük Tanrı’nın dünyadaki işini ilerletir. Kötülüğü fethederek ve ortadan kaldırarak Tanrı kendini gösterir. Bizim için soru, acının nereden geldiği değil, onunla ne yapmamız gerektiğidir.” (Dods)
v. “Bu, Tanrı’nın, çocuğun kör doğmasını kasıtlı olarak sağladığı ve yıllar sonra görme yetisini geri vererek yüceliğini sergilediği anlamına gelmez; böyle düşünmek Tanrı’nın karakterine iftira atmak olur. Bu durum, Tanrı’nın bu felaketi bir amaca yönlendirdiğini gösterir, böylece çocuk büyüyüp, görme yetisini geri kazandığında, Mesih’in yüzünde Tanrı’nın yüceliğini görebilecek ve diğer insanlar da Tanrı’nın işini görerek, dünyanın gerçek Işığına yönelebilecekti.” (Bruce)
vi. “Her acı çekenin, uzun vadede bu ilerlemeye katkıda bulunduğunun farkına varacağını varsaymalıyız; bugün gözleri görmeyen bir şekilde acı çekse de, bu ayrıcalığı tam anlamıyla pek kavramasa da.” (Trench)
c. Beni gönderenin işlerini vakit daha gündüzken yapmalıyız: İsa adama bir teoloji sorusu olarak odaklanmak yerine, onu Tanrı’nın işlerini yapmak için bir fırsat olarak gördü. İsa, dünyasal hizmetinin zamanı olan vakit daha gündüzken bunu yapmanın aciliyetini hissetti.
i. İşlerini yapmalıyız İsa’nın muhteşem bir ifadesidir. İşçi, “Rab İsa Mesih için gayet hak edilmiş bir unvandır. İsa işçidir, baş işçidir ve tüm işçiler için bir örnektir.” (Spurgeon)
ii. “O, ölümlülüğün sınırlamaları altında çalıştı ve yaşamın kısalığında başka bir neden – şevkli ve kesintisiz bir hizmet çağrısı olduğunu fark etti.” (Maclaren)
iii. “Keder ve sıkıntı içinde bir insan gördüğünüzde, bu durumu ele almanın yolu onu suçlamak ve o noktaya nasıl geldiğini sorgulamak değildir; ama şöyle bakmalısınız: ‘İşte Tanrı’nın yüce sevgisi için bir fırsat’. İşte Rab’bin lütfunun ve iyiliğinin sergilenmesi için bir fırsat.” (Spurgeon)
d. Gece geliyor, o zaman kimse çalışamaz: İsa hizmet etme ve iyilik yapma fırsatlarının sonsuza dek sürmeyeceğini anlamıştı. İsa bu adamı Şabat günü iyileştirmenin, zaten Kendisini susturmak ve öldürmek isteyen dini liderlerden daha büyük bir muhalefet getireceğini biliyordu. Yine de adama duyduğu şefkat O’nu bunu yapmaya itti.
i. “Yeryüzünde bir insan olarak Rabbimizin bir vakti vardı. Bu sadece bir gün kadar kısa bir süreydi ve çok da uzun değildi; bu süreyi uzatamazdı çünkü yüce Rab tarafından belirlenmişti.” (Spurgeon)
3. (6-7) Adam iyileştirildi.
Bu sözleri söyledikten sonra yere tükürdü, tükürükle çamur yaptı ve çamuru adamın gözlerine sürdü. Adama, “Git, Şiloah Havuzu’nda yıkan” dedi. Şiloah, gönderilmiş anlamına gelir. Adam gidip yıkandı, gözleri açılmış olarak döndü.
a. Yere tükürdü, tükürükle çamur yaptı: İsa burada hiç kuşkusuz bir mucize gerçekleştirmek için en alışılmadık yöntemlerinden birini kullandı. İsa’nın en azından iki şeyi vurgulama amacı güttüğünü düşünebiliriz.
·Tanrı Yaratılış’ta yaratma işini yapmak için nasıl toprağın kumunu ve çamuru kullandıysa, İsa da bu adam için toprak ve çamurla bir yaratma eylemi gerçekleştirdi.
·İsa şifa yöntemlerini değiştirmeyi önemli gördü, böylece kimse yöntemlerin bir formülü olduğunu düşünemeyecekti. Güç Tanrı’dadır, yöntemlerde değil.
i. “Yuhanna’nın vurgusu yaratma eyleminden ziyade şefkat üzerine gibi görünmektedir. Dostça bir elin dokunuşu güven verir. Kilin ağırlığı, gözleri görmeyen adam için kendisine bir şeyler yapıldığını bildirecekti ve İsa’nın emrine itaat etmesi için ona bir teşvik olacaktı.” (Tenney)
ii. “İsa insanlara yönelik hizmetinde kalıplaşmış bir yöntem benimsemedi. Her insanla kendi özel ihtiyacının gerektirdiği şekilde ilgilendi.” (Morris)
iii. Bazı yorumcular bize çok garip gelen tükürüğün gözlere ilaç olarak kullanılmasının antik dünyada o kadar da garip olmadığını belirtmektedir.
·“Tükürüğün ve özellikle de bazı seçkin kişilerin tükürüğünün belirli iyileştirici niteliklere sahip olduğuna inanılırdı.” (Barclay)
·“Göz rahatsızlıklarında açlık tükürüğünün faydası antik çağlarda çok iyi bilinmekteydi.” (Alford)
iv. İsa’nın tükürüğünü kullanarak gerçekleştirdiği diğer iki iyileştirme olayını Markos kayıtlara geçirmiştir (Markos 7:33 ve 8:23).
b. Git, Şiloah Havuzu’nda yıkan: İsa, bu mucizede tüm inisiyatifi eline aldı. İsa, kör adama geldi; kör adam O’na gelmedi. Böyle olmasına rağmen, kör adamın iman dolu bir eylemle karşılık vermesini bekliyordu. Adam iman dolu, itaatkâr eylemlerle karşılık vermedikçe şifa gerçekleşmeyecekti.
i. Gözlerine tükürükle ıslatılmış bir çamur sürülmesi pek çok insanın hoşuna gidecek bir şey değil. Bazıları, İsa’nın bu mucizeyi nasıl yaptığına bakıp, tükürükle yapılan çamurun bir adamın gözlerine sürülmesinin rahatsız edici, yetersiz ve hatta zararlı olduğunu söyleyerek itiraz eder.
·Aynı şekilde, bazıları müjdenin saldırgan olduğunu düşünür. İnsanın gururunu ve insan bilgeliğini rencide ettiği doğrudur, ancak iman edenleri saçma sayılan bildiriyle kurtarmak Tanrı’yı hoşnut etmiştir. (1. Korintliler 1:21)
·Aynı şekilde, bazıları da müjdenin yetersiz olduğunu düşünmektedir. Ancak dünyadaki tüm psikiyatrik, siyasi ve sosyal programlar İsa Mesih’in yaşamı değiştiren müjdesinden daha fazla yarar sağlamış mıdır?
·Aynı şekilde, bazıları müjdenin zararlı olduğunu, İsa’daki karşılıksız lütuf teklifinin, insanların daha fazla günah işlemesine neden olacağını düşünür. Ancak müjde yaşamımızı kötülüğe değil, iyiliğe ve saflığa doğru değiştirir.
ii. Şiloah Havuzu’nun suyu, Eski Antlaşma döneminde inşa edilmiş olağanüstü bir mühendislik harikası olan Hizkiya tünelinden geliyordu. “Havuza, gönderilen anlamına gelen Şiloah adı verilmişti çünkü içindeki su kanal aracılığıyla kente gönderiliyordu.” (Barclay)
iii. “Geçtiğimiz Çardak Bayramı’nda büyük sunağın üzerine dökülen su Şiloah deresinden çekilmişti; bu dökülme Hahamlar tarafından ‘son günlerde’ Ruh’un dökülmesinin tipik bir örneği olarak görülüyordu (ve hala da öyledir).” (Trench)
iv. Şiloah, gönderilmiş anlamına gelir: “Yuhanna tekrar tekrar İsa’nın Baba tarafından ‘gönderilmiş’ olduğuna işaret eder. Böylece şimdi körlük, ‘gönderilmiş olana’ atıfta bulunularak ve onun yardımıyla ortadan kaldırılmaktadır.” (Morris)
c. Adam gidip yıkandı: Bu iman gerektiriyordu çünkü İsa bunu yaparken kör adama görme vaadinde bulunmamıştı. Elbette ima edilmişti ama adam İsa’nın ima edilen vaadine bile iman ederek yanıt verdi.
i. Yine de kör bir adam olarak Şiloah havuzuna ve havuzun merdivenlerinden aşağıya inmenin yolunu bulmak zorundaydı. Muhtemelen bunun neden aptalca bir iş olduğuna dair bir düzine sebep düşünebilirdi ama İsa söylediği için (ve gözlerinde çamur olduğu için) iman ve itaatle gidip yıkandı.
d. Gözleri açılmış olarak döndü: Kutsal Kitap kayıtlarına göre, doğuştan kör olan birinin gözlerinin iyileştirildiği ilk olay budur. Yaratılış’tan Yuhanna’ya kadar hiçbir peygamber, hiçbir kâhin hiçbir elçi doğuştan kör olan gözlere görme yetisi vermemiştir.
i. Kör gözleri iyileştirmek Rab’bin, Yahve’nin, Yehova’nın işi olduğuna göre, bu olay İsa’nın Tanrı olduğunu gösterir: RAB körlerin gözünü açar. (Mezmur 146:8)
ii. Körlerin gözlerini açmak Mesih’in yapacağı bir iş olarak peygamberlik edilmiştir: O zaman körlerin gözleri…açılacak. (Yeşaya 35:5)
iii. Gözleri açılmış olarak döndü: “Gözleri açılmış olarak çevrilen sözcük, kelimenin tam anlamıyla görme yetisinin geri kazanılmasıdır. Görme yetisi insanlar için doğaldır, bu yetinin yok olması bir kayıptır ve daha önce hiç kullanılmamış olmasına rağmen yeniden kazanılması ise bir geri kazanma olarak kabul edilir.” (Alford)
iv. “5. bölümde, otuz sekiz yıl hasta kaldıktan sonra şifaya kavuşan çaresiz adam, henüz şifa bulmamış Yahudilerin bir sembolü olarak görülebilir; 9. bölümdeki doğuştan kör olan bu adam da şifa almaya başlayacak olan ve İsa’nın Tanrı tarafından ‘gönderilmiş’ olduğuna iman edecek olan Yahudi olmayan ulusların bir sembolü olarak görülebilir.” (Trench)
B. Bu şifa ile ilgili ihtilaflar.
1. (8-12) Komşuları iyileşen adama tepki gösteriyorlar.
Komşuları ve onu daha önce dilenirken görenler, “Oturup dilenen adam değil mi bu?” dediler. Kimi, “Evet, odur” dedi, kimi de “Hayır, ama ona benziyor” dedi. Kendisi ise, “Ben oyum” dedi. “Öyleyse, gözlerin nasıl açıldı?” diye sordular. O da şöyle yanıt verdi: “İsa adındaki adam çamur yapıp gözlerime sürdü ve bana, ‘Şiloah’a git, yıkan’ dedi. Ben de gidip yıkandım ve gözlerim açıldı.” Ona, “Nerede O?” diye sordular. “Bilmiyorum” dedi.
a. Kimi de “Hayır, ama ona benziyor” dedi. Kendisi ise, “Ben oyum” dedi: Bu inanılmayacak kadar şaşırtıcı görünüyordu ama adam onları gerçekten de doğuştan kör olan kişinin kendisi olduğuna ikna etti. Hayatındaki dönüşüm o kadar belirgindi ki, birçok kişi onun aynı adam olduğuna inanmakta zorlandı.
b. İsa adındaki adam: Bu noktada adam İsa hakkında çok az şey biliyordu. İsa’nın Nasıralı olduğunu, Mesih olduğunu, Tanrı olduğu ya da dünyanın ışığı olduğu konularındaki iddialarını bilmiyor gibiydi. İsa’nın nerede olduğunu bile bilmiyordu. Adam İsa hakkında, O’nun adı ve kendisini iyileştiren kişinin İsa olduğu dışında hiçbir şey bilmiyor gibiydi.
i. Kör adam öykünün ilerleyen bölümlerine kadar İsa’yı hiç görmemiştir. İsa’yla ilk karşılaşması körken gerçekleşmişti, sonrasında Şiloah Havuzu’nda gözlerini yıkayıp görmeye başladığında İsa yanında değildi.
2. (13-16) İyileşen adam Ferisilerin huzuruna getiriliyor.
Eskiden kör olan adamı Ferisiler’in yanına götürdüler. İsa’nın çamur yapıp adamın gözlerini açtığı gün Şabat Günü’ydü. Bu nedenle Ferisiler de adama gözlerinin nasıl açıldığını sordular. O da, “İsa gözlerime çamur sürdü, yıkandım ve şimdi görüyorum” dedi. Bunun üzerine Ferisiler’in bazıları, “Bu adam Tanrı’dan değildir” dediler. “Çünkü Şabat Günü’nü tutmuyor.” Ama başkaları, “Günahkâr bir adam nasıl bu tür belirtiler gerçekleştirebilir?” dediler. Böylece aralarında ayrılık doğdu.
a. İsa’nın çamur yapıp adamın gözlerini açtığı gün Şabat Günü’ydü: İsa, bu mucizede inisiyatifi ele aldı ve bu mucizeyi istediği herhangi bir günde yapabilirdi. İsa, dini liderlerin önemsiz geleneklerine, bağlayıcı yasalar haline getirdikleri geleneklere meydan okumak için bu mucizeyi Şabat günü yapmayı seçti.
i. “Yasanın geleneksel yorumunda, Şabat günü özellikle yasaklanan iş kategorilerinden biri yoğurmaktı ve toprak, tükürük gibi basit malzemelerle çamur veya kil yapmak bir tür yoğurma olarak yorumlanıyordu.” (Bruce)
ii. “Yapılması gerekli olan işler ve merhamet işleri, adı merhamet ve doğası sevgi olan tarafından o gün asla yasaklanamaz; çünkü Şabat insan için yaratıldı, insan Şabat için değil; aksi olsaydı, Şabat bir bereketten çok bir lanete dönüşürdü.” (Clarke)
b. Bunun üzerine Ferisiler’in bazıları, “Bu adam Tanrı’dan değildir” dediler. “Çünkü Şabat Günü’nü tutmuyor”: Ferisiler’e göre İsa, Tanrı’dan olamazdı, çünkü onların geleneklerine ve önyargılarına uymuyordu.
i. Bu adam: “Bu adam aşağılayıcı bir ifadedir; ‘Bu herif’.” (Tasker)
c. Aralarında ayrılık doğdu: İsa herkesi birleştirmek yerine, sık sık bölünmelerine yol açtı. O’nu kabul edenler ve O’na iman edenler ile etmeyenler arasında bölünmüşlerdi.
i. Seçim yaparken, İsa’yla ilgili iki taraftan birini seçtiler.
·İsa bir günahkârdır ve reddedilmelidir.
·Şabat yasasını anlayışımız ve uygulamamız yanlıştır.
ii. İkinci önerme için birinci önermeden çok daha fazla kanıt olmasına rağmen, görünüşe göre daha çok kişi birinci görüşü benimsemişti. Bunu kanıtlara rağmen yapmışlardır, kanıtlardan dolayı değil.
iii. “İsa’nın lehinde geçici olarak konuşan grup, küçük bir grup olmalıdır. Bu ayetten sonra onlardan bir daha haber almıyoruz ve bölümün geri kalanı boyunca anlatı, dikkate alınması gereken tek grup, diğer grupmuş gibi ilerliyor.” (Morris)
iv. “Azınlık kitlenin, ‘Bir günahkâr nasıl böyle mucizevi belirtiler yapabilir?’ sorusu, Nikodim’in İsa’ya söylediği açılış sözlerine çok benzemektedir: ‘Tanrı kendisiyle olmadıkça kimse senin yaptığın bu mucizeleri yapamaz’ (Yuhanna 3:2).” (Tenney)
3. (17-18) Dini liderler doğuştan kör adamı sorguluyor.
Eskiden kör olan adama yine sordular: “Senin gözlerini açtığına göre, O’nun hakkında sen ne diyorsun?” Adam, “O bir peygamberdir” dedi. Yahudi yetkililer, gözleri açılan adamın annesiyle babasını çağırmadan onun daha önce kör olduğuna ve gözlerinin açıldığına inanmadılar.
a. Senin gözlerini açtığına göre, O’nun hakkında sen ne diyorsun?Dini liderlerin çoğu İsa hakkında kararını vermişti – O’nun Tanrı’dan olmadığını söylüyorlardı ancak bazıları aynı fikirde değildi (Yuhanna 9:16). İsa’yla ilgili olarak, doğuştan kör adamın fikrini almayı düşündüler.
i. “Adama İsa hakkında ne düşündüğünü sormaları şaşkınlıklarının ve bölünmüşlüklerinin bir göstergesidir. Normalde böyle bir adama dini bir konuda soru sormayı hayal bile edemezlerdi.” (Morris)
b. O bir peygamberdir: İsa bu adama Şiloah Havuzu’nda yıkanırsa iyileşeceğini net bir ifadeyle söylememişti (Yuhanna 9:7) ama olay içinde ima edilmişti. Adam gerçekten görme yetisini kazandığında İsa orada bulunmasa da İsa’nın kendisine söyleneni yaparsa görme yetisini kazanacağı konusunda peygamberlik ettiği söylenebilir.
i. Yuhanna 9:11’de adamın İsa hakkında bildiği tek şey O’nun adıydı. Burada iyileşen adam İsa’nın bir peygamber olduğunu ilan etti. İsa hakkındaki anlayışı ve O’nu ilan etmesi giderek gelişiyordu.
ii. “Oysa bir Yahudi ilkesine göre, bir peygamber Şabat’a uyma zorunluluğundan muaf tutulabilirdi. Grotius‘a bakın. Eğer İsa’nın bir peygamber olduğunu kabul ederlerse, o zaman kendi anlayışlılarına göre bile, İsa Şabat yasasını ihlal edebilir ve suçlu sayılmazdı.” (Clarke)
c. Yahudi yetkililer… onun daha önce kör olduğuna ve gözlerinin açıldığına inanmadılar: Dini liderler için adamın gerçekten kör olmadığına inanmak, İsa’nın adamı iyileştirdiğine inanmaktan daha kolaydı.
i. “Kör doğmuş bir adamın görmesini sağlayan bu eşi benzeri görülmemiş olguyu açıklayamadıkları için, bunun gerçekten gerçekleştiğini kabul etmiyorlardı.” (Tasker)
4. (19-23) Ferisiler kör doğan adamın anne babasını sorguluyorlar.
Onlara, “Kör doğdu dediğiniz oğlunuz bu mu? Peki, şimdi nasıl görüyor?” diye sordular. Adamın annesiyle babası şu karşılığı verdiler: “Bunun bizim oğlumuz olduğunu ve kör doğduğunu biliyoruz. Ama şimdi nasıl gördüğünü, gözlerini kimin açtığını bilmiyoruz, ona sorun. Ergin yaştadır, kendisi için kendisi konuşsun.” Yahudi yetkililerden korktukları için böyle konuştular. Çünkü yetkililer, İsa’nın Mesih olduğunu açıkça söyleyeni havra dışı etmek için aralarında sözbirliği etmişlerdi. Bundan dolayı adamın annesiyle babası, “Ergin yaştadır, ona sorun” dediler.
a. Kör doğdu dediğiniz oğlunuz bu mu? Dini liderler, adamın gerçekten kör doğduğunu, anne babasının doğrulamasını istediler. Sorularının üslubundan, anne babanın da aynı hayali komplonun bir parçası olup olmadığını merak ettikleri anlaşılmaktadır. Ancak anne baba doğruladı: “Bunun bizim oğlumuz olduğunu ve kör doğduğunu biliyoruz.“
i. Bu durum dini liderleri, aralarında Tanrı’dan gelen doğaüstü bir adam olduğu konusunda ikna etmeliydi. İkna etmedi ve düşmanca sorgulamalarına devam ettiler.
b. Şimdi nasıl gördüğünü, gözlerini kimin açtığını bilmiyoruz: Anne ve baba oğullarını ve onun doğuştan kör olduğunu açıkladılar. Aforoz edilme tehdidinden dolayı oğullarının nasıl iyileştiği sorusuna yanıt veremediler (Yetkililer, İsa’nın Mesih olduğunu açıkça söyleyeni havra dışı etmek için aralarında sözbirliği etmişlerdi).
i. Ezra 10:8 Eski Antlaşma’dan bir aforoz örneğidir.
ii. Dods, eski Yahudi dünyasındaki uygulama hakkında şunları yazmıştır: “Aforozun üç derecesi vardı: ilki otuz gün sürerdi; sonrasında ‘ikinci bir uyarı’ gelirdi ve eğer kişi tövbe etmezse otuz gün daha cezalandırılırdı ve eğer hala tövbe etmiyorsa, belirsiz süreli olan ve insanlarla ilişkisini tamamen kesen Cherem veya yasağa tabi tutulurdu. Sanki bir cüzamlıymış gibi muamele görürdü.” (Dods)
iii. Yeruşalim’deki yöneticilerin çoğu İsa’ya gerçekten inanıyordu ama havradan atılmak istemedikleri için bunu söylemekten korkuyorlardı (Yuhanna 12:42).
iv. Modern batı dünyasında aforoz fikrinin pek az anlamı vardır çünkü aforoz edilen kişinin başka bir kiliseye gitmesi ve hiçbir şey olmamış gibi davranması kolaydır. Günümüzde daha yaygın olan durum, imanlıların kendilerini kilise ibadetinden ve yaşamından iyi bir neden olmaksızın ayırdıkları, kendi kendini aforoz etme olarak adlandırılabilecek durumdur.
c. Ona sorun. Ergin yaştadır: Çocuklar yetişkin olduklarında bile anne babaların çocuklarını korumaları içgüdüsel ve normaldir. Ebeveynleri aforoz edilme tehdidinden o kadar korkmuşlardı ki, dikkatleri tekrar oğullarının üzerine çekmek ve kendilerinden uzaklaştırmak için ellerinden geleni yaptılar.
i. “Tehlikenin farkına vardıkları ve oğullarıyla birlikte tehlikeye yakalanmaya hiç niyetleri olmadığı açıktır.” (Morris)
ii. Dikkatleri kararlılıkla tekrar oğullarına çevirdiler. “Ayetin son kısmındaki zamirler özellikle vurguludur: [onun] gözlerini kimin açtığını [biz] bilmiyoruz, ona sorun. Ergin yaştadır, kendisi için kendisi konuşsun.” (Alford)
C. Dini liderler İsa’nın iyileştirdiği doğuştan kör adamı sorguya çekiyor.
1. (24-25) Doğuştan kör adamın yalın ifadesi.
Eskiden kör olan adamı ikinci kez çağırıp, “Tanrı hakkı için doğruyu söyle” dediler, “Biz bu adamın günahkâr olduğunu biliyoruz.” O da şöyle yanıt verdi: “O’nun günahkâr olup olmadığını bilmiyorum. Bildiğim bir şey var, kördüm, şimdi görüyorum.”
a. Tanrı hakkı için doğruyu söyle: İyileşen adama söylenen bu buyruk, doğruyu söylemesi için bir öğüt olabilir (Yeşu 7:19’da olduğu gibi) ya da iyileşme konusunda İsa’ya herhangi bir paye verilmemesi için bir buyruk olabilir.
i. “Bu sözler, emir biçiminde bir hitap şeklidir (bkz. Yeşu 7:19), doğruyu söyleme çağrısıdır, yani, ‘Tanrı’nın huzurunda olduğunu unutma ve O’nunla konuşur gibi konuş’.” (Alford)
ii. “Adama şimdiye kadar tam anlamıyla dürüst olmadığı söylenmiş oluyor. İsa’nın günahkâr olduğunu gösterecek bir şeyi saklamış olduğu ifade ediliyor.” (Morris)
b. Biz bu adamın günahkâr olduğunu biliyoruz: Bu sözleri, İsa İbrani Kutsal Yazıları’ndaki Tanrı’nın yasasını çiğnediği için değil, İsa onların yasayla ilgili kendi ürettikleri insan yapımı geleneklere uymadığı için söylediler. Bunu kanıtlara rağmen söylediler, kanıtlardan dolayı değil.
c. Bildiğim bir şey var, kördüm, şimdi görüyorum: Doğuştan kör olan adam, İsa hakkında her şeyi bilmiyordu ama İsa’nın onun yaşamına nasıl dokunduğunu biliyordu. O anda, bu reddedilemez bir kanıttı. İsa’nın bu adamın yaşamında yaptıklarına karşı çıkamazlardı.
i. “Onlar önyargılı fikirlerine göre tavır aldılar, adam ise bildiği basit gerçeklere göre” (Morris)
ii. “Bu ifadelerin hiçbirinin çürütülememesi sorguyu gerçekleştirenler için sinir bozucuydu: ilk ifade ebeveynlerin kanıtlarıyla doğrulanmıştı; ikincisinin doğruluğunu kendileri de görebiliyorlardı. Bu iki gerçeğin işaret ettiği sonucu neden kabul etmiyorlardı?” (Bruce)
iii. Hıristiyanlar zaman zaman utandırılmak ya da alay edilmek için sorulan sorularla, bilimsel ya da sosyal konularla ilgili sorularla karşı karşıya kalırlar. Kişi tüm bu konularda uzman olmak zorunda değildir, ancak ne kadar çok şey bilirse o kadar iyi olur. Her şeyden öte, en yalın ifade ile şunu söyleyebiliriz: “Bütün bunları bilmiyorum ama şunu biliyorum: Bir zamanlar kördüm, şimdi görüyorum.”
iv. İmanımızı kişisel deneyimlerimize dayandırmayız; Kutsal Kitap’ta bize açıklanan Tanrı’nın gerçeğine dayandırırız. Yine de Tanrı’nın yaşamımızdaki işiyle ilgili deneyimimiz, imanımız ve başkalarının imanı için önemli ve ikna edici ek bir destektir. “Kördüm, şimdi görüyorum” diyebilmek güçlü bir argümandır.
2. (26-27) Doğuştan kör adam yoğun sorgulamaya tepki gösteriyor.
O zaman ona, “Sana ne yaptı? Gözlerini nasıl açtı?” dediler. Onlara, “Size demin söyledim, ama dinlemediniz” dedi. “Niçin yeniden işitmek istiyorsunuz? Yoksa siz de mi O’nun öğrencileri olmak niyetindesiniz?”
a. O zaman ona… dediler: Buradaki ses tonu sert ve yoğun bir sorgulamaya işaret eder. Artık görme yetisi olan adamdan bir yanıt talep ediyorlardı.
b. Size demin söyledim, ama dinlemediniz: Doğuştan kör olan adam, saygın ve eğitimli dini liderlerle yaptığı karşılıklı devam eden konuşmalarda basit ve derin bir bilgelik göstermiştir. Aynı soruyu sormaya devam ettikleri sürece, aynı yanıtı duymaya devam edeceklerdi.
i. “Nasıl Tanrı’nın merhameti ona görme yetisi verdiyse, Tanrı’nın bilgeliği de mahvolması için kendisine kurulan tuzaklardan nasıl kaçabileceğini öğretti.” (Clarke)
c. Yoksa siz de mi O’nun öğrencileri olmak niyetindesiniz? İsteyerek yapsın ya da istemeden yapsın, iyileşen adam hem onların İsa’yı önyargılı bir şekilde reddetmeleriyle alay etti hem de kendisinin İsa’nın öğrencisi olduğunu ilan etti (siz de mi).
i. “Artık kinayeli hazırcevaplık konusunda şimdiye kadar hiç beklenmedik bir beceri sergiliyordu.” (Bruce)
ii. “Adam, İsa’ya açıkça karşı çıkan bu kişilerin fikirlerini değiştireceklerini gerçekten beklemiyordu. Ama onları kışkırtmaya hazırdı.” (Morris)
3. (28-34) Dini liderlere bilgece yanıtlar verdikten sonra adam aforoz edildi.
Adama söverek, “O’nun öğrencisi sensin!” dediler. “Biz Musa’nın öğrencileriyiz. Tanrı’nın Musa’yla konuştuğunu biliyoruz. Ama bu adamın nereden geldiğini bilmiyoruz.” Adam onlara şu karşılığı verdi: “Şaşılacak şey! O’nun nereden geldiğini bilmiyorsunuz, ama gözlerimi O açtı. Tanrı’nın, günahkârları dinlemediğini biliriz. Ama Tanrı, kendisine tapan ve isteğini yerine getiren kişiyi dinler. Dünya var olalı, bir kimsenin doğuştan kör olan birinin gözlerini açtığı duyulmamıştır. Bu adam Tanrı’dan olmasaydı, hiçbir şey yapamazdı.” Onlar buna karşılık, “Tamamen günah içinde doğdun, sen mi bize ders vereceksin?” diyerek onu dışarı attılar.
a. Tanrı’nın Musa’yla konuştuğunu biliyoruz. Ama bu adamın nereden geldiğini bilmiyoruz: Dini liderler kendi gururlu kibirlerini ve İsa’yı (bu adamı) önyargılı bir şekilde küçümsediklerini göstermekten kendilerini alamadılar.
b. Bu Şaşılacak şey: İyileşen adam bunu İsa’nın mucizesi hakkında değil, onların imansızlığı hakkında söyledi. Sanki dini liderlere, “Kanıtlar karşısında sizin imansızlığınız ve cehaletiniz benim iyileşmemden daha büyük bir mucize” der gibiydi.
i. O’nun nereden geldiğini bilmiyorsunuz: “‘Siz/-sunuz’ ifadesi vurguludur ve sinsi bir kinaye barındırıyor olabilir: ‘Siz, dini alimler, böylesine basit bir şeyi çözemiyorsunuz, öyle mi? (Morris)
c. Tanrı’nın, günahkârları dinlemediğini biliriz: Yeşaya 1:15 ve Mezmur 66:18 Tanrı’nın bir günahkârın duasını işitmek mecburiyetinde olmadığını söyleyen ayetlerdir. Kutsal Yazılar’ın verdiği bilgiye ve geçerli bir uygulamaya göre, doğuştan kör olan sıradan adam, onların “Biz bu adamın günahkâr olduğunu biliyoruz” iddiasının yanlış olduğunu kanıtladı.
i. “İyi yetişmiş bir Yahudi olarak bu adam, duaya yanıt olarak gerçekleşen bir mucizenin, mucizeyi gerçekleştirenin günahkâr olmadığının kanıtı olduğunu kabul eder. Tövbe etmemiş günahkârlar için hiçbir ilahi yardım mevcut değildir.” (Tasker)
ii. Adamın ifadesi bir anlamda doğru, bir anlamda da yanlıştı. Tanrı, Kendisine karşı isyan eden bir erkek ya da kadının duasını işitmekle kesinlikle yükümlü değildir. Yine de merhametinden ve yüce bilgeliğinden dolayı, tövbe etmeyen günahkârı işitebilir.
iii. Yine de adamın ifadesi bu anlamda tamamen doğruydu: “Eğer Mesih bir sahtekâr olsaydı, Tanrı’nın onun duasını dinleyeceğini ve ona kör adamın gözlerini açma gücü vereceğini düşünmek mümkün değildir.” (Spurgeon)
d. Tamamen günah içinde doğdun, sen mi bize ders vereceksin? Bu dini liderler sıradan insanları ve bilhassa da bu adamı hor görüyorlardı. Özellikle de adam haklı, kendileri haksız olduğu için öfkeliydiler,
i. “Benliğini yenmiş bir insan herkesten bir şeyler öğrenmeye açıktır; ‘küçük bir çocuk bile ona rehberlik edebilir’.” (Trapp)
e. Diyerek onu dışarı attılar: Kör adamın aforoz edilmesi – her ne kadar zor olsa da – iyi bir şey oldu çünkü kısa bir süre sonra İsa’ya çok daha bağlı olacaktı.
i. “Adamın kovulması, tapınaktaki ve sinagogdaki dini haklarından aforoz edilmesi anlamına geliyordu.” (Morgan)
ii. Dini liderler bu adama çok kötü davrandılar.
·Ona kötü davrandılar (adama sövdüler).
·Ona hakaret ettiler (Tamamen günah içinde doğdun).
·O‘nu reddettiler (onu dışarı attılar).
iii. “O zamandan beri işledikleri suçlara katılan pek çok takipçileri oldu. Devlet gücüyle desteklenen sahte bir din, gerçeği savunanları ateş ve kılıçla susturdu – gerçi bu gerçek sonunda karşıtlarının sistemini yok etti.” (Clarke)
4. (35-38) Kör olarak doğan ve sonra iyileşen adam İsa’ya iman ediyor.
İsa adamı kovduklarını duydu. Onu bularak, “Sen İnsanoğlu’na iman ediyor musun?” diye sordu. Adam şu yanıtı verdi: “Efendim, O kimdir? Söyle de kendisine iman edeyim.” İsa, “O’nu gördün. Şimdi seninle konuşan O’dur” dedi. Adam, “Rab, iman ediyorum!” diyerek İsa’ya tapındı.
a. Onu bularak: Dini liderler İsa’nın iyileştirdiği adamı reddettiler. Bunun üzerine İsa onunla buluşup onu kabul etti. Başkaları tarafından reddedilmek acı vericidir ama Tanrı’nın İsa Mesih’te bizim için tesellisi vardır.
i. “Eğer İsa buluyor ve sonra kabul ediyorsa, kimin reddettiğinin ne önemi var?” (Morgan)
ii. “Tanrı’nın Oğlu’nun lütfuna sahip olan kişi, Yüksek Kurul’un kaşlarını çatması karşısında titremez.” (Spurgeon)
b. Sen İnsanoğlu’na iman ediyor musun? İsa iyileşen adamı tam olarak iman etmeye çağırdı ve adam da iman etti (Rab, iman ediyorum). İyileşen adam, düşmanca davranan dini liderlerin önünde İsa’yı inkâr etmeyerek O’na bağlılığını bildirdiğinde, İsa ona Kendisiyle ilgili daha fazla şey açıklamasıyla ödüllendirildi (O’nu gördün. Şimdi seninle konuşan O’dur).
i. “İnsanoğlu’na inanıyor musunuz?” sorusu bir bağlılık çağrısıdır. Buradaki fiille birlikte kullanılan Grekçe zamir su (‘sen’) soruyu iki kat daha vurgulu hale getirir. Soru, muhalefet ya da reddedilme karşısında kişisel bir karar talep ediyordu.” (Tenney)
ii. İsa bu adamla diğerlerinden farklı bir şekilde ilgilendi. Önce onun fiziksel ihtiyaçlarını karşıladı, sonra zulme katlanmasına izin verdi, sonra da onu belli bir inanca çağırdı. Tanrı’nın farklı yaşamlarda farklı şekilde çalışabileceğini hatırlamak iyidir.
iii. Bazı el yazmalarında Tanrı’nın Oğlu yerine İnsanoğlu ifadesi yer alır. Her iki ifade de inanılması ve güvenilmesi gereken Kişi olan Tanrı’nın Mesih’ine işaret eder.
c. İsa’ya tapındı: Dini liderler, “Bu Tapınakta bizimle birlikte tapınamazsın” dediler. İsa ise, “Ben senin tapınmanı kabul edeceğim” dedi.
i. Adam İsa’ya tapındığında, İsa tapınmasını kabul etti. Bu, Kutsal Kitap’ta hiçbir insanın ya da meleğin yapmadığı bir şeydir. İsa’nın tapınma kabul etmesi, İsa’nın Tanrı olduğunun ve Kendisinin Tanrı olduğunu bildiğinin bir başka kanıtıdır.
ii. Önceden gözleri görmeyen adamın, İsa hakkındaki farkındalığı giderek artıyordu.
·İsa bir insandır (Yuhanna 9:11).
·İsa bir peygamberdir (Yuhanna 9:17).
·İsa benim efendimdir, ben de O’nun öğrencisiyim (Yuhanna 9:27).
·İsa Tanrı’dandır (Yuhanna 9:33).
·İsa Tanrı’nın Oğlu’dur (Yuhanna 9:35-38).
·İman ettiğim kişi İsa’dır (Yuhanna 9:38).
·Tapındığım kişi İsa’dır (Yuhanna 9:38).
5. (39-41) İsa kör olanlar ile görebilenler arasındaki farkı belirginleştiriyor.
İsa, “Görmeyenler görsün, görenler kör olsun diye yargıçlık etmek üzere bu dünyaya geldim” dedi. O’nun yanında bulunan bazı Ferisiler bu sözleri işitince, “Yoksa biz de mi körüz?” diye sordular. İsa, “Kör olsaydınız günahınız olmazdı” dedi, “Ama şimdi, ‘Görüyoruz’ dediğiniz için günahınız duruyor.”
a. Yargıçlık etmek üzere bu dünyaya geldim: Yuhanna, İsa’nın bu sözlerini Müjde’sindeki daha büyük bir ana konunun bir parçası olarak kaydetmiştir – insanlar İsa konusunda bölünmüş, bazıları O’nu kabul ederken bazıları reddetmiştir. Bu durum, İsa’nın bir ayrım çizgisi olmasının ve dünyaya yargıçlık etmesinin bir yoludur.
i. Bu anlamda İsa, Rocky Dağları’ndaki Kıtasal Bölünme gibidir; tüm yolun yönü burada belirlenir. İsa “insanın kaderinin üzerinde durduğu dönüm noktasıdır.” (Tenney)
ii. “Dünyayı yargılamak için geldiğini söylemesi, O’nun ayırım getirecek Kişi, Tanrı’nın O’nun aracılığıyla yargılayacağı Kişi olacağı anlamına geliyordu.” (Morgan)
b. Görmeyenler görsün… diye: Ruhsal körlüklerini kabul edenler İsa’da görme yetisini bulabilirler. Ancak görenler kör olabilirler– yani, ruhsal bakımdan görebildiklerini iddia edenler kör olacaklardır.
i. “Görmeyenler demek, ‘ruhsal bakımdan göremeyen ama buna ihtiyaç duyduklarının bilincinde olanlar’ anlamına gelir; görenler ise, ‘bir şekilde ruhsal bakımdan gördükleri yanılgısına düşünenler’ anlamına gelir.” (Tasker)
ii. Görmeyenler görsün: “Körlüklerinin bilincinde olan ve bundan dolayı kederlenenler rahatlayabilirler; sahip oldukları ışıkla yetinenler ise sahip oldukları ışığı bile kaybederler.” (Dods)
iii. “Hiç kimsenin Müjde’yi bilmemesi sebebinden dolayı mahvolmasına izin vermemeliyiz. İnsanlara göz veremeyiz ama onlara ışık verebiliriz.” (Spurgeon)
iv. İsa görmeyenler derken, körlüğü ruhsal, mecazi anlamda kullanmıştır – Tanrı’nın ışığını ve gerçeğini, özellikle de İsa Mesih’te açıklandığı şekliyle göremeyenler. Bu bölümün tamamı, İsa’nın kör ruhları nasıl iyileştirdiğini anlatan bir tablo gibi görülebilir.
·Ruhsal açıdan hepimiz doğuştan körüz.
·İsa bizi körlükten iyileştirmek için inisiyatifi eline aldı.
·İsa içimizde bir yaratma işi yapar, yeniden biçimlendirme değil.
·Bu çalışmada İsa’nın buyruklarına itaat etmeliyiz.
·İsa bize, vaftiz suyuyla yıkanmamızı buyurmaktadır.
·Bizi önceden tanıyan kişiler için tanınamaz hale geliriz, aynı kişi gibi bile görünmeyiz.
·Zulüm gördüğümüzde, O’nun yaşamlarımızdaki işine cesurca ve açıkça tanıklık ettiğimizde ve başkalarını şaşırttığımızda İsa’ya sadakatimizi gösteririz.
·Küçük bilgiden daha büyük bilgiye ilerleriz ve bu da bizi daha büyük bir tapınmaya ve hayranlığa götürür.
·Kör doğan bu adamın adını hiç bilmeyiz. Önemli olan İsa’dır; gerçek bir öğrenci, yücelik Rab’be gidiyorsa, isimsiz kalmaktan memnun olur.
c. Yoksa biz de mi körüz? Ferisiler kendi ruhsal görme becerilerine güvenerek İsa’yla alay ettiler – ki bu körlüktü çünkü gözlerinin tam önündeki Tanrı Oğlu’nu göremiyorlardı.
i. “Kendimden bir örnek vereyim: Bir süre gözlük kullanmaktan çekindim, çünkü gözlüksüz hala görebiliyordum ve çok erkenden yaşlanmış biri gibi görünmek istemiyordum. Ama şimdi gözlük takmadan notlarımı okuyamadığım için bir an bile tereddüt etmeden gözlük takıyorum ve beni yaşlı bulup bulmamanız umurumda değil. Yani bir insan kendini tamamen suçlu hissetmeye başladığında, Tanrı’ya güvenmekten çekinmez.” (Spurgeon)
d. Kör olsaydınız günahınız olmazdı: Ferisiler ruhsal körlüklerini kabul etselerdi, bağışlanıp özgür kalabilirlerdi – ama “görüyoruz” dedikleri için günahları devam etmektedir.
i. Kör olan ve bunu bilen kişi ile sadece gözlerini kapatan kişi arasında büyük bir fark vardır.
ii. “Kişinin kendini kandırarak gözlerini ışığa kapatması çaresiz bir durumdur: ışık orada duruyor ama insanlar ışıktan yararlanmak yerine bilinçli olarak reddediyorlarsa, nasıl aydınlanabilirler? İsa’nın söylediği gibi, günahları olduğu halde kalır.” (Bruce)
©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik
