Yuhanna 7 – Çardak Bayramı’nda

A. İsa gizlice Yeruşalim’e gidiyor.

1. (1-2) Celile’de – Çardak Bayramı yaklaşırken.

Bundan sonra İsa Celile’de dolaşmaya başladı. Yahudi yetkililer O’nu öldürmeyi amaçladıkları için Yahudiye’de dolaşmak istemiyordu. Yahudiler’in Çardak Bayramı yaklaşmıştı.

a. Yahudi yetkililer O’nu öldürmeyi amaçladıkları için Yahudiye’de dolaşmak istemiyordu: İsa’nın Celile’de kalmasının nedeni cesaret eksikliği değil, Baba’nın mükemmel zamanlamasının farkında olmasıydı – ve tutuklanıp öteki uluslara teslim edilmesinin zamanı henüz gelmemişti.

b. Çardak Bayramı: Eylül ya da Ekim ayında, ailelerin geçici çardaklar kurup konakladığı, bir hafta süren neşeli bir kutlamaydı. Musa’nın yönetiminde Mısır’dan Kenan diyarına giderken çölde Tanrı’nın İsrail’e gösterdiği sadakatini hatırlamak amacıyla yapılıyordu.

i. “İbraniler bu bayrama çardak bayramı (sukkot) derlerdi çünkü insanlar bir hafta boyunca dallardan ve yapraklardan yapılmış derme çatma çardaklarda yaşardılar (krş. Levililer 23:40-43); kent sakinleri bu çardakları kendi avlularına ya da evlerinin düz çatıları üzerine kurdular.” (Bruce)

2. (3-5) İsa’nın kardeşlerinin O’na karşı imansızlığı ve muhalefeti.

Bu nedenle İsa’nın kardeşleri O’na, “Buradan ayrıl, Yahudiye’ye git” dediler, “Öğrencilerin de yaptığın işleri görsünler. Çünkü kendini açıkça tanıtmak isteyen bir kimse yaptıklarını gizlemez. Mademki bu şeyleri yapıyorsun, kendini dünyaya göster!” Kardeşleri bile O’na iman etmiyorlardı.

a. Bu nedenle İsa’nın kardeşleri O’na… dediler: Bazı insanlar Kutsal Kitap’ta İsa’nın kardeşleri olduğundan söz edilmesine şaşırırlar ama bu ayet açık bir göndermedir. Yuhanna, Yuhanna 2:12’de İsa’nın kardeşlerinden söz etmişti ve Matta da Matta 12:46-47’de İsa’nın kardeşlerinden söz etmişti. Matta 13:55-56’da ise İsa’nın kız kardeşleri anlatılır.

i. “Kutsal Rabbimizin, Meryem henüz bakireyken onun ilk çocuğu olduğu doğrudur; ama hiç kimse Meryem’in son çocuğu olduğunu kanıtlayamaz. Katolik Kilisesi’nde Meryem’in ebedi bakireliğine inanmak bir inanç esasıdır; ve bu açıdan, herhangi bir sebep olmaksızın, bazı ProtestanlarPapacılara benzemiş gibi görünüyor.” (Clarke)

b. Yahudiye’ye git, öğrencilerin de yaptığın işleri görsünler… Mademki bu şeyleri yapıyorsun, kendini dünyaya göster: İsa’nın kardeşleri, O’na Mesih olduğunu daha büyük bir platformda, Yahudiliğin merkezi olan Yeruşalim’de kanıtlamasını söylediler.

i. Yeruşalim halkı Celile’deki Yahudilere genellikle tepeden bakardı. İsa mucizevi işlerinin çoğunu Celile’de yaptığından dolayı, Yeruşalim’deki dini liderleri İsa’nın Mesih olmadığını söyleme konusunda bir neden daha bulmuş oldular çünkü İsa işlerinin çoğunu doğru dinleyici kitlesinin önünde yapmamıştı.

ii. “Mesih geldiğinde, kendisini olağanüstü ihtişamlı bir şekilde herkese tanıtacağına inanılıyordu.” (Bruce) Kutsal Kitap’ın The Living Bible tercümesi bu konuda iyi bir fikir verir: Böyle gizlendiğin sürece tanınamazsın! Eğer o kadar büyüksen, dünyaya kanıtla!

iii. “O’nun yüceliğinin mucizevi güçlerinin sergilenmesiyle sınırlı olduğunu düşündüler, oysa gerçekte bu yücelik en üstün haliyle ancak çarmıha gerilmesiyle gösterilebilirdi.” (Tasker)

iv. “Kardeşleri O’nun başarısının dünyanın O’na karşı tutumuna bağlı olduğunu düşünüyorlardı: başka bir deyişle, O’na değil dünyaya inanıyorlardı.” (Trench)

c. Kardeşleri bile O’na iman etmiyorlardı: Dikkat çekici bir şekilde, İsa’nın kardeşleri O’nun ölümünden ve dirilişinden önce İsa’nın hizmetini hiç desteklemiş gibi görünmüyorlar (ayrıca bkz. Markos 3:21). Dirilişinden sonra İsa’nın kardeşleri, öğrenciler arasında sayılmıştır (Elçilerin İşleri 1:14).

i. “Bu, O’nun mucizeler yaptığına inanmadıkları anlamına gelmez ama Mesih olduğu iddiasını kabul etmedikleri anlamına gelir.” (Dods)

ii. “Toplumsal yaşamda acımasız bir muhalefetle karşılaşan pek çok kişi, akrabalarının ve yakınlarının inancı ve sadakatiyle ayakta kalmıştır. İsa bu teselliden mahrum bırakıldı.” (Morris)

iii. “Kardeşleri bile, vb. şeklindeki vurgulu ifade, onların gerçekten ve kelimenin tam anlamıyla kardeş oldukları görüşünü güçlü bir şekilde desteklemektedir.” (Alford)

3. (6-9) İsa’nın yanıtı: Biz farklı dünyalara aitiz.

İsa onlara, “Benim zamanım daha gelmedi” dedi, “Oysa sizin için zaman hep uygundur. Dünya sizden nefret edemez, ama benden nefret ediyor. Çünkü yaptıklarının kötü olduğuna tanıklık ediyorum. Siz bu bayramı kutlamaya gidin. Ben şimdilik gitmeyeceğim. Çünkü benim zamanım daha dolmadı.

a. Benim zamanım daha gelmedi… Oysa sizin için zaman hep uygundur: İsa tamamen Baba’nın isteğine teslim olduğu için, Baba Tanrı’nın zamanlaması önemliydi. İsa’nın kardeşleri aynı şekilde Tanrı’nın isteğine boyun eğmedikleri için, onlar için zaman her zaman uygundu.

i. Benim zamanım: “Bu metinde kullanılan sözcük kairos‘tur ve genellikle fırsat anlamına gelir; yani bir şeyi yapmak için en iyi zaman, koşulların en uygun olduğu an anlamındadır.” (Barclay)

ii. İsa Babası’na itaat ederken, Tanrı’nın zamanlamasının O’nun isteğinin önemli bir ifadesi olduğu yaşayarak gösterdi. Bir şey Tanrı’nın isteğine uygun olabilir ama henüz O’nun zamanlamasında olmayabilir.

b. Dünya sizden nefret edemez, ama benden nefret ediyor. Çünkü yaptıklarının kötü olduğuna tanıklık ediyorum: İsa’nın kardeşleri iyilik ve kötülük konusunda o günün yaygın görüşlerine katılıyorlardı – bu nedenle dünya onlardan nefret edemezdi. İsa kendi çağının günahlarıyla cesurca yüzleşti ve bu nedenle birçok nefretin hedefi oldu.

i. Dünya sizden nefret edemez: “Yaptığınız ya da söylediğiniz hiçbir şeyle dünyanın nefretini kazanma tehlikeniz bulunmuyor çünkü istekleriniz ve eylemleriniz dünyanın ruhuyla uyumludur.” (Dods)

c. Siz bu bayramı kutlamaya gidin: Bazıları bu ifadeyi, Yuhanna 7:10’daki ifadeyle (kendisi de gitti. Ancak açıktan açığa değil, gizlice gitti) karşılaştırarak sanki İsa’yı bir yalanın içinde yakalamışlar gibi davranırlar. Karamsarlığın filozofu, Alman Schopenhauer böbürlenerek şunları yazar: “İsa Mesih bilerek yanlış bir beyanda bulundu.” (Barclay) Ancak Hıristiyanların yüzlerce yıldan beri farkında olduğu bir nokta vardır, İsa’nın (kardeşlerinin arzuladığı gibi) herkesin gözü önünde dikkat çekecek şekilde gitmeyeceğini söylemesi, O’nun gizlice gitmesine engel teşkil etmemektedir.

4. (10-13) İsa, birçok kişinin gizli gizli Kendisi hakkında konuştuğu Yeruşalim’e gidiyor.

Ne var ki, kardeşleri bayramı kutlamaya gidince, kendisi de gitti. Ancak açıktan açığa değil, gizlice gitti. Yahudi yetkililer O’nu bayram sırasında arıyor, “O nerede?” diye soruyorlardı.

Kalabalık arasında O’nunla ilgili bir sürü laf fısıldanıyordu. Bazıları, “İyi adamdır”, bazıları da, “Hayır, tam tersine, halkı saptırıyor” diyorlardı.

Bununla birlikte yetkililerden korktukları için, hiç kimse O’ndan açıkça söz etmiyordu.

a. Kardeşleri bayramı kutlamaya gidince, kendisi de gitti. Ancak açıktan açığa değil, gizlice gitti: İsa bayram zamanı Celile’den Yeruşalim’e giden büyük yolcu kafilelerinden biriyle, kardeşleriyle birlikte gitmedi. Onlardan sonra, neredeyse gizlice, tek başına gitti.

i. Açıktan açığa değil: “Ne her zamanki geleneksel yolculuk kafilesine katıldı, ne de muhtemelen herkesin kullandığı yolculuk rotasını izledi.” (Alford) “Diğer bir ifadeyle, gitti ama kardeşlerinin kışkırtmasına uyarak ya da onların önerdiği gibi göz önünde bir açıklıkla gitmedi.” (Dods)

ii. “Yeruşalim’e gizlice gidiş bir hile değildi. Gereksiz bir dikkat çekme durumundan kaçınma girişimiydi. İsa’nın düşmanları O’nu gözlüyorlardı, açıkça O’nu tutuklamayı amaçladıkları çok kesindi.” (Tenney)

b. Kalabalık arasında O’nunla ilgili bir sürü laf fısıldanıyordu: Bir sürü laf fısıldanıyordu çünkü İsa’dan, Mesih ile ilgili tüm beklentileri gerçekleştirmesini ve onların bu isteğini hemen derhal – kendi istedikleri zamanda – yerine getirmesini istiyorlardı.

c. Bazıları, “İyi adamdır”, bazıları da, “Hayır, tam tersine, halkı saptırıyor” diyorlardı: İsa, o dönemde de bugün olduğu gibi ayrışma yaratan bir konu oldu. O’nu işitenler ve tanıyanlar hiçbir şey söylemeden kalamadı. İsa’nın kim olduğu konusunda olumlu ya da olumsuz bir karara vardılar: İsa, ya iyi biri ya da saptıran biri.

d. Bununla birlikte… hiç kimse O’ndan açıkça söz etmiyordu: Dini liderler insanların İsa hakkında konuşmasını hiç istemiyorlardı. Sıradan insanlar, eğer İsa hakkında açıkça konuştukları duyulursa, dini liderlerden bir ceza gelmesinden ya da sorun çıkmasından korkuyorlardı.

i. “Onu onaylasalar da onaylamasalar da insanlar fikirlerini pek yüksek sesle ya da çok aleni bir biçimde dile getirmediler. Yetkililer onun tartışılmasını hiç istemiyordu ve yetkililerin isteklerini göz ardı eden herkes onların hoşnutsuzluğunu hissetmekle sorumluydu.” (Bruce)

B. İsa itirazları yanıtlıyor ve öğretiş veriyor.

1. (14-18) Dini liderler İsa’nın eğitimsiz olduğunu öne sürüyor.

Bayramın yarısı geçmişti. İsa tapınağa gidip öğretmeye başladı. Yahudiler şaşırdılar. “Bu adam hiç öğrenim görmediği halde, nasıl bu kadar bilgili olabilir?” dediler.

İsa onlara, “Benim öğretim benim değil, beni gönderenindir” diye karşılık verdi. “Eğer bir kimse Tanrı’nın isteğini yerine getirmek istiyorsa, bu öğretinin Tanrı’dan mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir. Kendiliğinden konuşan kendini yüceltmek ister, ama kendisini göndereni yüceltmek isteyen doğrudur ve O’nda haksızlık yoktur.

a. İsa tapınağa gidip öğretmeye başladı: İsa dikkat çekici bir giriş yapmaktan kaçınmış olsa da Babası’nın belirlediği zamanda Yeruşalim’e gelince cesaretle öğretti. Gerçeği duyurmaktan asla geri durmadı.

b. Bu adam hiç öğrenim görmediği halde, nasıl bu kadar bilgili olabilir: Yahudi liderler İsa’nın önde gelen bir hahamdan eğitim almadığını ya da böyle birinin öğrencisi olmadığını biliyorlardı (örneğin Pavlus, Gamaliel’den eğitim almıştı, Elçilerin İşleri 22:3). İsa bir öğretmen olmak için beklenen, normal eğitim sürecini izlememişti.

i. Nasıl bu kadar bilgili ifadesinin anlamı şudur: “Özellikle Kutsal Yazı öğrenimidir – bunun sebebi, Yahudiler’in tüm yazın eserleri bundan ibaret olduğu için olabilir. Muhtemelen İsa’nın öğretisi Kutsal Yazılar’ı açıklamaktan oluşuyordu.” (Alford) “Burada vurgulanan, O’nun Kutsal Yazılar’ı yorumlamadaki becerisi ve Kutsal Yazılar hakkındaki bilgisidir.” (Dods)

ii. Eğer İsa’yı yanlış bir öğreti ya da Kutsal Yazılar’ın yanlış anlaşılması nedeniyle mahkum edebilecek olsalardı, ederlerdi. Bunu yapamadıkları için İsa’nın kimlik bilgilerine saldırdılar. “Bu sözler, ‘öğrenim’ adı altında, ama aslında gerçekte bağnazlıkla ve önyargıyla söylenmiştir.” (Alford)

c. Benim öğretim benim değil, beni gönderenindir: İsa kendi kimlik bilgilerine değil, öğretisine işaret etmiştir. Sanki şöyle der gibiydi, “Benim bir ilahiyat fakültesi diplomam yok ama Beni sunduğum öğretiye göre yargılayın”. Yahudi liderler İsa’nın öğretisini dikkatle dinleselerdi, tamamının Eski Antlaşma ayetlerine dayandığını ve Tanrı’dan geldiğini görebilirlerdi.

i. “Kutsal Rabbimiz, Mesih karakterine bürünerek, bir elçinin dile getireceği gibi, ‘Ben kendi sözlerimi değil, beni gönderenin sözlerini söylüyorum’ ve ‘Benim öğretim benim değil‘ demiş ve bu sözleri Yahudilerin dikkatini insan öğretisinden Tanrı’nın öğretisine çekmek için söylemiştir.” (Clarke)

d. Benim öğretim benim değil, beni gönderenindir: İsa güzel konuşan, yetenekli bir öğretmendi ama bunları ona öğreten kendisi değildi; İsa’ya bunları öğreten Tanrı’ydı. O’nun yetkisi herhangi bir insandan değil, Baba’dan geliyordu.

i. İsa, bunları kendi kendine öğrendiğini iddia etmedi; bunları Tanrı’dan öğrendiğini iddia etti ve adeta dinleyicilerini, öğretilerini Kutsal Yazılar ışığından araştırmaya davet etti.

ii. Şu sözlerin ardında büyük bir ruhsal ilke bulunmaktadır: Eğer bir kimse Tanrı’nın isteğini yerine getirmek istiyorsa, bu öğretinin Tanrı’dan mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir. “Ruhsal anlayış sadece olguları ve kuralları öğrenmekle oluşmaz; aksine, bilinen gerçeğe itaat etmeye bağlıdır.” (Tenney)

e. Kendisini göndereni yüceltmek isteyen doğrudur ve O’nda haksızlık yoktur: İsa Kendisini, kendiliğinden konuşan ve kendini yüceltmek isteyen kişiyle karşılaştırmıştır. İsa farklıydı.

·İsa Tanrı’nın yüceltilmesini istedi.

·İsa doğrudur.

·İsa’da haksızlık yoktur.

i. Bir anlamda, İsa bize gerçek bir öğretmeni değerlendirmenin iki ölçüsünü vermiştir.

·Öğreti Tanrı’dan mı geliyor? Yani, Tanrı’nın vahyedilmiş Sözü’ne göre mi?

·Yapılan iş Tanrı’yı yüceltmek için mi yapılıyor?

2. (19-24) Halk İsa’nın deli ve cinli olduğunu söyleyerek karşı çıkıyor.

“Musa size Kutsal Yasa’yı vermedi mi? Yine de hiçbiriniz Yasa’yı yerine getirmiyor. Neden beni öldürmek istiyorsunuz?”

Kalabalık, “Cin çarpmış seni!” dedi. “Seni öldürmek isteyen kim?”

İsa, “Ben bir mucize yaptım, hepiniz şaşkına döndünüz” diye yanıt verdi. “Musa size sünneti buyurduğu için –aslında bu, Musa’dan değil, atalarınızdan kalmadır– Şabat Günü birini sünnet edersiniz. Musa’nın Yasası bozulmasın diye Şabat Günü biri sünnet ediliyor da, Şabat Günü bir adamı tamamen iyileştirdim diye bana neden kızıyorsunuz? Dış görünüşe göre yargılamayın, yargınız adil olsun.”

a. Hiçbiriniz Yasa’yı yerine getirmiyor: İsa kendisinin kesinlikle günahsız ve doğru olduğunu, her zaman göklerdeki Tanrı’nın yüceltilmesini istediğini söyledi (Yuhanna 7:18). İsa’nın aksine, dini liderler yasayı yerine getirmiyorlardı. Yasa’ya sahiptiler (Musa size Kutsal Yasa’yı vermedi mi) ama Yasa’ya uymadılar.

b. Neden beni öldürmek istiyorsunuz? İsa’nın düşünce açışını takip ettiğimizde, şöyle bir şey söylediğini görürüz: “Ben günahsızım, siz hiçbiriniz yasaya uymuyorsunuz. O halde neden beni öldürmek istiyorsunuz? Yasa’ya göre suçlu olan sizsiniz, ben değil.”

c. Cin çarpmış seni… Seni öldürmek isteyen kim? Halk, dini liderlerin, Şabat Günü bir adamı iyileştirmesi sebebiyle, İsa’yı öldürmek istediğini bilmiyordu (Yuhanna 5:16). İsa’nın deli ve belki de paranoyak olduğunu düşünüyorlardı.

d. Musa’nın Yasası bozulmasın diye Şabat Günü biri sünnet ediliyor da: Şabat günü olumsuz bir iş yapmak, örneğin sünnet etmek (Levililer 12:3) yapılmasına izin verilen – hatta emredilen bir şeydi. İsa’nın yaptığı gibi, Şabat Günü bir adamı tamamen iyileştirmek daha doğru olandı (Yuhanna 5:8-9).

i. “Sen Şabat Günü bir adamı yaralayabiliyorsan, ben de birini iyileştiremez miyim?” (Trapp)

e. Dış görünüşe göre yargılamayın, yargınız adil olsun: İsa’nın günahkâr gibi göründüğüne ve kendilerinin de doğru göründüğüne karar verdiler. Her seferinde yanıldılar ve sadece görünüşe göre yargılamamaları, adil yargıyla yargılamaları gerekiyordu.

i. “Görünüşe göre karar verilecek olsa doğru bir yargıya varılamaz.” (Dods) Adalet‘in ikonlaşmış simgesinin gözleri işte bu nedenle bağlıdır.

ii. “‘Görünüşün’ aldatıcı olabileceğini her zaman aklımızda tutmalıyız ve bu nedenle her şeyi ümit eden bir sevgiyle, insanların zihnimizdeki herhangi bir şüpheden veya belirsizlikten en iyi şekilde yararlanmalarına izin vermeye hazır olmalıyız.” (Morgan)

3. (25-29) Yeruşalim halkı İsa’nın Mesih olamayacağını çünkü O’nun nereden geldiğini bildiklerini söylüyor.

Yeruşalimliler’in bazıları, “Öldürmek istedikleri adam bu değil mi?” diyorlardı. “Bakın, açıkça konuşuyor, O’na bir şey demiyorlar. Yoksa önderler O’nun Mesih olduğunu gerçekten kabul ettiler mi? Ama biz bu adamın nereden geldiğini biliyoruz. Oysa Mesih geldiği zaman O’nun nereden geldiğini kimse bilmeyecek.”

O sırada tapınakta öğreten İsa yüksek sesle şöyle dedi: “Hem beni tanıyorsunuz, hem de nereden olduğumu biliyorsunuz! Ben kendiliğimden gelmedim. Beni gönderen gerçektir. O’nu siz tanımıyorsunuz. Ben O’nu tanırım. Çünkü ben O’ndanım, beni O gönderdi.”

a. Öldürmek istedikleri adam bu değil mi? Yeruşalimliler’in bazıları, dini liderlerin İsa’yı öldürmek istediklerini biliyordu. Bayram için gelen kalabalık bunu bilmiyordu (Yuhanna 7:20) ama Yeruşalimliler’in bazıları biliyordu. Yine de halk, önderlerin İsa’yı öğretmekten alıkoymamalarına ve alıkoyamamalarına şaşırdılar.

b. Bakın, açıkça konuşuyor, O’na bir şey demiyorlar: İsa kendisine yöneltilen tehditlerden asla korkmadı ya da yılmadı. Yine de açıkça ve öyle bir cesaretle konuştu ki, hiç kimse O’nu durduramadı.

c. Ama biz bu adamın nereden geldiğini biliyoruz. Oysa Mesih geldiği zaman O’nun nereden geldiğini kimse bilmeyecek: O dönemdeki Yahudilerin çoğu (hepsi değil) Mesih’in sanki birdenbire ortaya çıkacağına inanıyordu.

i. Malaki 3:1, Tanrı’nın habercisinin ansızın tapınağına geleceğini söyler. Bu, onların Mesih’in aniden ortaya çıkıp Kendisini İsrail’e göstereceğini düşünmelerine neden olan türden bir sözdü.

ii. Yaygın inanış “Mesih’in ortaya çıkacağı görüşündeydi. Fikir, onun gizlenmiş bir şekilde beklediği ve bir gün aniden çıkıp dünyaya geleceği ve kimsenin onun nereden geldiğini bilmeyeceği yönündeydi.” (Barclay)

iii. Biz bu adamın nereden geldiğini biliyoruz: İnsanların, bu adam Beytlehem’li mi, Nasıra’dan mı, ne şekilde düşündüklerini bilmiyoruz. Muhtemelen İsa’yı Nasıra ile ilişkilendirdiler (Nasıralı İsa).

d. Hem beni tanıyorsunuz, hem de nereden olduğumu biliyorsunuz: İsa’nın yanıtının bu ilk cümlesi biraz alaycı bir anlam taşıyor olabilir. O’nun nereli olduğunu bildiklerini sanıyorlardı ama göksel kökeninden habersizdiler.

i. “Kendisini tanıdıklarını ve nereden geldiğini bildiklerini kabul eder ama bu neredeyse kesinlikle ironiktir: ‘Demek beni tanıyorsunuz ve nereden geldiğimi biliyorsunuz!” (Morris)

e. Ben O’ndanım, beni O gönderdi: Kalabalığın belki Mesih’in nereden geleceği konusunda kafası karışmış olabilir ama İsa nereden geldiğini tam olarak biliyordu. İsa, gerçekten de Tanrı’nın Oğlu olup olmadığını merak eden, kafası karışık bir adam değildi.

i. “Dil basit ve açıktır; iddia ise yücedir. İsa, Baba’yla olan eşsiz ilişkisini yeniden ortaya koymaktadır ve dinleyicileri onun sözlerinin anlamını gözden kaçıramazlar.” (Bruce)

4. (30-36) Birçok kişi İsa’ya iman ettiği için görevliler İsa’yı tutuklamaya çalışıyorlar.

Bunun üzerine O’nu yakalamak istediler, ama kimse O’na el sürmedi. Çünkü O’nun saati henüz gelmemişti. Halktan birçok kişi ise O’na iman etti. “Mesih gelince, bunun yaptıklarından daha mı çok mucize yapacak?” diyorlardı.

Ferisiler halkın İsa hakkında böyle fısıldaştığını duydular. Başkâhinler ve Ferisiler O’nu yakalamak için görevliler gönderdiler.

İsa, “Kısa bir süre daha sizinleyim” dedi, “Sonra beni gönderene gideceğim. Beni arayacaksınız ama bulamayacaksınız. Ve benim bulunduğum yere siz gelemezsiniz.”

Bunun üzerine Yahudiler birbirlerine, “Bu adam nereye gidecek de biz O’nu bulamayacağız?” dediler. “Yoksa Grekler arasında dağılmış olanlara gidip Grekler’e mi öğretecek? ‘Beni arayacaksınız ama bulamayacaksınız. Ve benim bulunduğum yere siz gelemezsiniz’ diyor. Ne demek istiyor?”

a. Kimse O’na el sürmedi. Çünkü O’nun saati henüz gelmemişti: Doğru zaman gelene dek hiç kimse İsa’ya el süremezdi. İsa’nın, saatinin geldiğini söyleyeceği bir zaman gelecekti (Yuhanna 12:23). O saate dek İsa korunuyordu.

i. Görevli memurlar O’nu yakalamak istediler ama götüremediler. Bu bir türlü gerçekleşmiyordu. Görevliler, dini liderlere elleri boş döndüğünde – çünkü yanlarında tutuklanmış İsa yoktu – patronları bunun nedenini öğrenmek istedi. Şöyle karşılık verdiler: Hiç kimse hiçbir zaman bu adamın konuştuğu gibi konuşmamıştır (Yuhanna 7:46)

b. Halktan birçok kişi ise O’na iman etti: İsa halka konuştukça, halk O’na iman etmeye başladı. Birçok kişinin O’na karşı çıkması, hatta O’nu öldürmek istemesi, İsa için önemli değildi. İsa Kendisini açıkça herkesin önünde duyurdu, halk da İsa’ya iman etti ve O’nun yaptığı birçok mucizeye şaşıp kaldı.

i. Açık bir mantık yürütüp şu soruyu sordular, “Mesih gelince, bunun yaptıklarından daha mı çok mucize yapacak“. Bu soruyu sormak yerinde bir sorudur: İsa’nın yaptıklarından fazlasını yapan oldu mu?

ii. Eğer İsa, Mesih değilse, o zaman Mesih geldiğinde şunlardan hangilerini yapacak?

·İsa’dan daha fazla mı mucize yapacak?

·İsa’dan daha fazla mı derin bir anlayışla ve yetkiyle öğretecek?

·İsa’dan daha üstün bir şekilde mi sevecek?

·İsa’dan daha büyük bir cesaret göstererek acı mı çekecek?

·İsa’dan daha fazla günahkârın kefaretini mi ödeyecek?

·İsa’dan daha büyük bir zaferle mi ölümden dirilecek?

·İsa’dan daha büyük bir görkemle göğe mi yükselecek?

·İsa’dan daha büyük bir Müjde mi sunacak?

·İsa’dan daha fazla mı hayatları değiştirecek?

·İsa’dan daha fazla mı bağımlılıkları özgür kılacak?

·İsa’dan daha fazla mı kederli kalbi teselli edecek?

·İsa’dan daha fazla mı kırık kalbi iyileştirecek?

·İsa’dan daha fazla mı evliliği onaracak?

·İsa’dan daha fazla mı zorbaya karşı zafer kazanacak?

·İsa’dan daha fazla mı takipçi kazanacak?

iii. Bunların hiçbiri mümkün değildir. Hiç kimse İsa’nın yaptığından daha fazlasını yapamaz ve İsa, Mesih olarak tüm güvenimizi, yaşamımızı ve imanımızı hak etmektedir.

c. Kısa bir süre daha sizinleyim: Dini liderler O’nu yakalamak için görevliler gönderdiklerinde, İsa görevlilere gideceğini ama sadece belirlenen zamanda – göğe yükselişle – gideceğini söyledi (Sonra beni gönderene gideceğim). Şu anda O’nu alıp götüremeyeceklerdi.

i. “Görevliler açısından bu söz, İsa’nın, onların kötülüklerinin güçsüz ve kollarının felçli olduğuna dair zaferli güveninin bir göstergesidir; İsa Kendi istediği zaman gidecektir, onların ya da herhangi bir insanın alıp götürmesiyle gerçekleşmeyecektir.” (Maclaren)

d. Yoksa Grekler arasında dağılmış olanlara gidip Grekler’e mi öğretecek? İsa göğe yükseleceğinden söz etti ama onlar bunu anlamadılar. Kasten yanlış anlayarak, O’nun Vaat Edilmiş Topraklar dışındaki Yahudi topluluklarına mı gideceğini sordular.

i. “Yahudiler burada kastedilenin O’nun ölümü anlamına geldiğini değil, kendisini reddetmeleri durumunda İsa’nın çıkacağı bir yolculuk olduğunu düşündüler.” (Alford)

ii. “Konuşmacılar, İsa’nın Greklerin arasına bizzat gitmeyecek olmasına rağmen, takipçilerinin birkaç yıl içinde Grek topraklarında on binlerle ifade edileceğini bilmiyorlardı.” (Bruce)

e. Beni arayacaksınız ama bulamayacaksınız: Dikkat çekici bir şekilde, İsa’nın daha önce söylediği sözleri aynen tekrarladılar. Bu ifade onları rahatsız etti ve İsa’nın ne demek istediğini öğrenmek istediler. İsa, Kendisini tutuklamak, susturmak hatta öldürmek isteyen düşman görevlilerin O’nu bulamayacağını söylemek istemişti.

5. (37-39) Büyük davet: Bir kimse susamışsa bana gelsin, içsin.

Bayramın son ve en önemli günü İsa ayağa kalktı, yüksek sesle şöyle dedi: “Bir kimse susamışsa bana gelsin, içsin. Kutsal Yazı’da dendiği gibi, bana iman edenin ‘içinden diri su ırmakları akacaktır.’”

Bunu, kendisine iman edenlerin alacağı Ruh’la ilgili olarak söylüyordu. Ruh henüz verilmemişti. Çünkü İsa henüz yüceltilmemişti.

a. Bayramın son ve en önemli günü İsa ayağa kalktı: Çardak Bayramı sekiz gün sürüyordu. Tanrı’nın çölde susuz kalan İsrail halkına mucizevi bir şekilde sağladığı suyu hatırlamak için, ilk yedi gün boyunca, Şiloah Havuzu’ndan alınan su altın bir ibrikle taşınır ve sunağa dökülürdü. Öyle anlaşılıyor ki, sekizinci gün hiçbir su dökme töreni yapılmıyordu – Vaat Edilmiş Olan Topraklar’a geldiklerini hatırlatmak için sadece su için dua ediliyordu.

i. “Ama sekizinci gün tam olarak bayram günlerinden biri değildi; halk yedinci gün çardaklarda oturmayı bırakırdı. Philo, bunun sadece o bayramın değil, yıl içindeki tüm bayramların resmi kapanışı olduğunu söyler.” (Alford)

ii. Bu bayram, İsa’nın öldürüleceği Fısıh Bayramı’ndan önce Yeruşalim’de geçireceği son bayram zamanıydı. O gün son bayramın son günüydü; çarmıha gerilmesinden önce birçoklarına hitap edeceği son konuşmasıydı.

b. İsa ayağa kalktı, yüksek sesle şöyle dedi: İsa’nın söylemek üzere olduğu şey son derece önemlidir.

·Bu sözleri söylediği yer bakımından önemlidir (tapınak avlusunda, tapınağın hemen dışında bulunuyordu).

·Bu sözleri söylediği zaman bakımından önemlidir (Çardaklar Bayramı’nın son gününde, önceki günlerde su dökme törenini gerçekleştirdikten sonra).

·Bu sözleri nasıl söylediği bakımından önemlidir. (Yeşaya 42:2’ye göre O’nun hizmetinin genel tonunun aksine, haykırarak, hatta bağırıp çağırarak değil: Bağırıp çağırmayacak, Sokakta sesini yükseltmeyecek).

c. Bir kimse susamışsa bana gelsin, içsin: Çardak Bayramı kutlamaları, Tanrı’nın Kenan diyarına giderken çölde İsrail halkına nasıl su sağladığını vurguluyordu. İsa, en derin susuzluklarını, ruhsal susuzluklarını gidermek için ve içmeleri için insanları cesaretle Kendisine çağırdı.

i. Davetiye geniş kapsamlıydı çünkü bir kimse diyordu. Zeka, ırk, sınıf, milliyet veya siyasi parti davetin kapsamını sınırlamıyordu. Öte yandan davet dar kapsamlıydı çünkü susamışsa diyordu. İnsan kendi ihtiyacının farkına varmalıdır. Susuzluk aslında var olan bir şey değildir; bir şeyin eksikliğidir. Bir boşluktur, feryat eden bir ihtiyaçtır.

ii. İsa’nın bu sözü bayram sırasında su dökülürken mi, yoksa suyun dökülmediği gün mü söylediği konusunda yorumcular arasında anlaşmazlık vardır. Bunu kesin olarak bilmek belki mümkün değildir ama Yuhanna’nın son güne yaptığı vurgu muhtemelen İsa’nın bir tezat göstermek istediğine işaret eder. “Tapınakta ve o çok sevdiğimiz dini törenlerde artık su yok. Aradığınız su bende var.”

iii. “Sekizinci gün su dökülme töreni gerçekleşmedi ve bu İsa’nın iddiasını daha da etkileyici hale getirirdi.” (Morris)

iv. “‘Su kaynakları olan bir ülkeye’ girişlerini anmak amacıyla düzenlenen sekizinci gündeki bu tören sona erdi. Ancak derin düşünenler, bu ritüelin tamamına bir tereddütle bakmış olmalı çünkü içlerinde hala bu sembolik uygulamaların hiçbirinin gideremediği bir susuzluk hissediyorlardı.” (Dods)

d. Bana iman edenin: İsa içme metaforuyla ne demek istediğini açıklamıştır. İsa’ya gelmek ve içmek aslında O’na iman etmekti; hem zaman hem de sonsuzluk için İsa’ya güvenmek, O’na dayanmak ve bağlanmaktı.

i. “Sonra sana içmen söylenir. Bu zor bir şey değildir. Herkes içebilir; hatta birçokları zararlı içkilere fazla yöneldikleri için akılsız hatalar işlemiştir. İçmek özellikle günahkârlar için sıradan bir şeydir.” (Spurgeon)

e. İçinden diri su ırmakları akacaktır: İsa, Kendisine iman edenlere, O’nun varlığının derinliklerinden sürekli akıp gelecek diri su ırmaklarını sunmuştur. Ayrıca Çardak Bayramı, Mesih’in tahta çıkacağı yer olan Yeruşalim’den ve tahtan akan sular olacağına dair peygamberliklerin gerçekleşmesini de bekliyordu. Özünde İsa şöyle demiştir: “Bana sevgi dolu bir yürekle güven, Beni yüreğinin tahtına oturt ve yaşam ve bereket taşıp akacak.”

i. “Grekçe, ‘karnından’, yani ‘en derin varlığından’ şeklindedir.” (Morris)

ii. İsa sadece bir kişinin içine giren bir şeyden söz etmiyordu, aynı zamanda insandan dışarı taşan bir şeyden de söz ediyordu. Bu, sadece alınan bir bereket değil, aynı zamanda başkaları için bir bereket kaynağı haline gelmekti.

iii. “O’nun, susuzluğu giderme gücü vardı ve dahası, O’ndan bu tatmini alanlar, içlerinden taşan ırmakların akacağı kanallar haline gelecekti.” (Morgan)

iv. Kutsal Yazı’da dendiği gibi: “Kutsal Yazılar’ın belirli bir bölümünden alıntı yapılmamış olsa da bu, aslında Zekeriya’nın, bir gün Davut’un soyu için bir pınar açılacağı ve Yeruşalim’in içinden diri suların akacağı (Zekeriya 13:1, 14:8); Yeşaya’nın, Tanrı’nın susayanların üzerine su akıtacağı (Yeşaya 44:3, 55:1) gibi peygamberlik sözlerinin gerçekleşmesi olacaktır.” (Tasker)

f. Bunu, kendisine iman edenlerin alacağı Ruh’la ilgili olarak söylüyordu: Bu taşan yaşam ve bolluk, Ruh’un imanlının yaşamındaki varlığıyla ve Ruh’un aracılığıyla gelir. Bu durum, Kendisine iman edenlere ait olan bir deneyimden söz etmektedir. Bu deneyimin doğası imanlılar arasında farklılık gösterebilir ama imanla alacak olan herkese vaat edilen bir yönü vardır.

i. “Yeruşalim Talmudu bu törenleri ve bu ayeti Kutsal Ruh’la ilişkilendirir: ‘Bu törenin adı neden ‘Suyun çekilip çıkartılması’ olarak anılır? Çünkü Kutsal Ruh’un dökülmesiyle ilgilidir, şu sözde denildiği gibi: “Kurtuluş kuyularından sevinçle su çekeceksiniz.”” (Morris)

ii. “İsa Mesih’in işini vaaz etmek bereketli bir şeydir ama Kutsal Ruh’un işini ihmal etmek kötü bir şeydir; çünkü Kutsal Ruh’un işini bilmeyen bir insan için Rab İsa’nın işi bir bereket değildir.” (Spurgeon)

g. Ruh henüz verilmemişti: Bu taşan yaşam ve bolluk henüz gelememişti çünkü İsa henüz yüceltilmemişti – yani çarmıhta ve dirilişle yüceltilmemişti. Kutsal Ruh’un Tanrı halkı için verilmesi, İsa çarmıhtaki ve boş mezardaki işini tamamlayana kadar gerçekleşemezdi.

i. Çevirmenler verilmemişti sözcüğünü eklemişlerdir. Kelimesi kelimesine çeviriye göre şöyledir: “çünkü Ruh henüz yoktu“. Yuhanna bize Pentikost’un ve Ruh’un günlerinin henüz gelmediğini söyler. “İma edilen sözcük tam olarak ‘verilmek’ değil, daha çok ‘çalışmak’ ya da benzer bir sözcüktür… Ruh’un dağıtılması henüz gerçekleşmemişti.” (Alford)

ii. “Bu, Müjde’de tekrarlanan bir noktadır, Ruh’un Mesih’in dünyasal hizmeti sırasında gelemeyeceğidir. Ancak iş tamamlandığında Ruh verildi.” (Morris)

C. Halk sorguluyor, dini liderler reddediyor.

1. (40-43) İsa halk arasında bölünmeye yol açıyor.

Halktan bazıları bu sözleri işitince, “Gerçekten beklediğimiz peygamber budur” dediler.

Bazıları da, “Bu Mesih’tir” diyorlardı.

Başkaları ise, “Olamaz! Mesih Celile’den mi gelecek?” dediler. “Kutsal Yazı’da, ‘Mesih, Davut’un soyundan, Davut’un yaşadığı Beytlehem Kenti’nden gelecek’ denmemiş midir?”

Böylece İsa’dan dolayı halk arasında ayrılık doğdu.

a. Beklediğimiz peygamber budur… Bu Mesih’tir: Bazıları İsa’nın kim olduğuna ilişkin bir şey söylerken, diğerleri başka bir şey söylüyordu; ama herkesin bir fikri vardı. İsa’yla karşı karşıya gelip de gerçekten tarafsız kalamazlardı. Eğer biri tarafsızmış gibi davranıyorsa, aslında O’na karşıydı.

i. Beklediğimiz peygamber budur: “Bazıları hiç kuşkusuz peygamber ifadesiyle Mesih’in kastedildiğini biliyordu; bazıları ise eski peygamberlerden birinin ölümden diriltilerek Mesih’ten önce gelmesi gerektiğine inanıyor gibiydi.” (Clarke)

b. Mesih Celile’den mi gelecek? Bazıları İsa hakkındaki gerçeği bilmedikleri ve cahil oldukları için onu reddettiler. Bu kişiler, İsa’nın Beytlehem’de doğmasıyla ilgili peygamberlikleri bilmelerine rağmen, İsa’nın gerçekten de Beytlehem‘de doğduğunu bilmiyorlardı.

i. “‘-den’ olarak çevrilen ek, ikamet yerini değil, doğduğu yere ve kökenlerine işaret eder.” (Trench)

ii. “Kendisini eleştirenleri, Mesih olamayacağına ikna eden metin, Mesih olduğunu kanıtlayan en güçlü metinlerden biriydi.” (Tenney)

iii. “İsa Mesih’i bir kelime oyunu yüzünden reddedenlerden biri misin? Kayin’in karısını nereden bulduğunu anlayamadığın için mi imana gelmeyi reddediyorsun? Ya da nasıl olur da Tanrı’nın günahkârları cezalandırdığını anlayamadığın? Ya da neden bakireden doğuma ya da dirilişe inanmamız gerektiğini anlayamadığın için mi gelmiyorsun?” (Boice)

c. Böylece İsa’dan dolayı halk arasında ayrılık doğdu: İsa yeryüzünde çalıştığı günler boyunca insanlar için bir ayrılık sebebi oldu. İnsanlar İsa söz konusu olduğunda gerçekten iki farklı düşüncede olamazdı, bu yüzden bazıları O’ndan yanayken diğerleri O’na karşı oluyordu.

i. “Ayrılık olarak çevrilen sözcük şiddetli bir anlaşmazlık anlamına gelir – bazıları O’nun davasını üstlenirken bazıları O’na zarar vermek niyetindedir.” (Alford)

ii. Ayrılık, İsa anlamsız sözler konuştuğu ya da teolojik olarak tartışmalı konulara girdiği için gelmedi. Kendisi, yani Mesih hakkında konuştu ve üstü kapalı, esrarengiz sözlerle değil, açıkça ve net bir şekilde konuştu.

iii. İsa bu düşünceyi Matta 10:34-36’da tekrarlamıştır: “Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Barış değil, kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben babayla oğulun, anneyle kızın, gelinle kaynananın arasına ayrılık sokmaya geldim. ‘İnsanın düşmanı kendi ev halkı olacak.’”

iv. İsa’nın takipçileri arasında böyle bir bölünme asla olmamalıdır. “Bazen doğru olduğuna inandığımız şeyler için birbirimizle kavga edebilir, bir hata olduğunu düşünürsek birbirimizi yüz yüze azarlayabiliriz; ama konu Mesih ve O’nun sevgili çarmıhı olduğunda bana elini ver kardeşim. Sen O’nun kanıyla yıkandın, ben de öyle. Sen Mesih’te dinleniyorsun, ben de dinleniyorum. Tüm umudunu İsa’ya bağladın; benim de bütün umudum O’nda ve bu yüzden biz biriz. Evet, Mesih sayesinde Tanrı’nın gerçek halkı arasında gerçek bir ayrılık yoktur.” (Spurgeon)

2. (44-49) İsa’yı tutuklama girişiminin başarısızlığa uğraması.

Bazıları O’nu yakalamak istedilerse de, kimse O’na el sürmedi.

Görevliler geri dönünce, başkâhinlerle Ferisiler, “Niçin O’nu getirmediniz?” diye sordular.

Görevliler, “Hiç kimse hiçbir zaman bu adamın konuştuğu gibi konuşmamıştır” karşılığını verdiler.

Ferisiler, “Yoksa siz de mi aldandınız?” dediler. “Önderlerden ya da Ferisiler’den O’na iman eden oldu mu hiç? Kutsal Yasa’yı bilmeyen bu halk lanetlidir.””

a. Bazıları O’nu yakalamak istedilerse de, kimse O’na el sürmedi: Tutuklama girişimi başarısız oldu ama bunun nedeni yakalama görevini yerine getirenlerin beceriksiz olması değildi. Bunun nedeni zamanın henüz doğru olmamasıydı ve Baba’nın zamanlaması doğru olana kadar İsa’nın durdurulması mümkün değildi.

b. Hiç kimse hiçbir zaman bu adamın konuştuğu gibi konuşmamıştır! Tapınak görevlileri birçok hahamdan öğretiler dinlemişlerdi ama İsa gibi konuşan birini hiç duymamışlardı. İsa’nın mesajından o kadar etkilendiler ki, O’nu tutuklamak ve susturmakla ilgili görevlerini yerine getirmeyi imkânsız buldular.

i. “‘Hiçbir insan bu şekilde konuşmamıştır’. Grekçe’de ‘insan’ (anthropos) sözcüğü cümlenin sonunda vurgulu bir konumda yer alır ve bu sıralamanın aksine, onun sıradan bir insan değil, çok daha fazlası olması gerektiğine işaret edilmiştir.” (Tenney)

ii. “Görevlilerin tanıklıkları az sayıda ve basit kelimelerle ifade edilmişti ancak bu sözlerin on dokuz yüzyıl boyunca tüm geçerliliği hala devam etmektedir.” (Bruce)

c. Yoksa siz de mi aldandınız? Önderlerden ya da Ferisiler’den O’na iman eden oldu mu hiç? Kutsal Yasa’yı bilmeyen bu halk lanetlidir: Dini liderlerin gururu ve sıradan insanları hor görmeleri çok açıktı. Tüm akıllı ve ruhsal insanlar İsa’yı izlemiyor – siz de izlememelisiniz düşüncesini aşılayıp İsa’yı tutuklamayan görevlileri utandırmayı ve korkutmayı umuyorlardı.

i. “Yöneticilerin dinsel açıdan kendilerini üstün görmeleri, görevli muhafızların tanıklığını küçümseyip reddetmeleriyle su yüzüne çıktı.” (Tenney)

ii. “Ferisilerin, dini törenler yasasının binlerce kuralına uymayan sıradan, basit insanları tarif etmek için kullandıkları bir ifade vardı. Onlara Toprak Soyu diyorlardı; Ferisiler için bu halk küçümsenmeyecek kadar bile değersizdi.” (Barclay)

iii. “İsa’dan bir nesil önce yaşamış özgür düşünceli Rabbi Hillel bile, ‘Sıradan insanlar arasında hiç kimsede dindarlık bulunmaz’ diyerek bu tutumu özetlemiştir.” (Bruce)

3. (50-52) Nikodim’in İsa için gösterdiği küçük duruşa verilen tepki.

 İçlerinden biri, daha önce İsa’ya gelen Nikodim, onlara şöyle dedi: “Yasamıza göre, bir adamı dinlemeden, ne yaptığını öğrenmeden onu yargılamak doğru mu?”

Ona, “Yoksa sen de mi Celile’densin?” diye karşılık verdiler. “Araştır, bak, Celile’den peygamber çıkmaz.”

a. Yasamıza göre, bir adamı dinlemeden, ne yaptığını öğrenmeden onu yargılamak doğru mu: Nikodim, İsa’yı alelacele yargılamamaları konusunda dini liderleri uyararak onları ikna etmeye çalıştı.

b. Yoksa sen de mi Celile’densin: Yeruşalim ve Yahudiye’de yaşayan dini liderler Celile halkını hor görüyor ve sık sık onlarla alay ediyorlardı. Yahudiye’den gelen bu dini liderlere göre, Celile’den iyi bir şey çıkması mümkün değildi.

c. Araştır, bak, Celile’den peygamber çıkmaz: Yanılıyorlardı. Aslında Celile’den bir peygamber çıkmıştı. Yunus (kendisi İsa Mesih’i simgeleyen bir peygamberdi) Aşağı Celile’de, Nasıra’nın 5 km kuzeyindeki Gat-Hefer’dendi (2. Krallar 14:25).

i. “Özgün dilde, bu sorunun ifade ediliş şeklinde belirgin bir şaşkınlık vurgusu vardır; ‘O kadar da değil, Mesih Celile’den gelmeyecek herhalde’ şeklinde. (Tasker)

ii. “Bu söz tarihsel olarak doğru değildi çünkü en azından iki peygamber Celile’den çıkmıştı: Gat-Hefer’li Yunus ve peygamberlerin en büyüğü olan Tişbe’li İlyas; ve belki de Nahum ve Hoşea. Celile’yi öylesine küçük görüyorlardı ki, bu durum tarihsel gerçekleri gözden kaçırmalarına neden oldu.” (Alford)

©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik