Yuhanna 5 – Bir Şifa ve Bir Anlatı
A. İsa Beytesta havuzunda bir adamı iyileştiriyor.
1. (1-4) Beytesta havuzu.
İsa bundan sonra Yahudiler’in bir bayramı nedeniyle Yeruşalim’e gitti. Yeruşalim’de Koyun Kapısı yanında, İbranice’de Beytesta denilen beş eyvanlı bir havuz vardır. Bu eyvanların altında kör, kötürüm, felçli hastalardan bir kalabalık yatardı.
a. Yahudiler’in bir bayramı: Bunun hangi bayram olduğunu bilmiyoruz ama muhtemelen katılımın zorunlu olduğu üç büyük bayramdan biriydi.
i. Tartışmalar bu bayramın Fısıh Bayramı mı, Pentikost Bayramı mı yoksa Purim Bayramı mı olduğu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Eğer bu bayram Fısıh bayramıysa, o zaman İsa’nın hizmeti boyunca dört Fısıh bayramı olduğunu belirleyebiliriz ve bu da hizmetinin yaklaşık 3,5 yıl sürdüğünü gösterir.
b. İbranice’de Beytesta denilen beş eyvanlı bir havuz: Tapınak alanının hemen kuzeyindeki bölgede yapılan kazılarda bu havuz bulunmuş ve tıpkı Yuhanna’nın söylediği gibi beş eyvanı olduğu görülmüştür.
i. “Buradaki vardır ifadesinden, Aziz Yuhanna’nın Müjde’sini Yeruşalim’in yıkımından önce yazdığı düşünülmüştür. Ama bu konuda ısrar edilmemelidir. Yazdığı zamanla ilgili olarak, tam anlamıyla kesin olma amacı gütmeden şimdiki zamanda konuşmuş da olabilir.” (Alford)
ii. Bu havuzun kalıntılarının yakınında Haçlılar döneminden kalma bir kilise bulunmaktadır. “Onların [Haçlıların] bu havuzu, burada bahsedilen havuz olarak gördükleri, mahzenin duvarına, suyu çalkalayan meleği resmetmelerinden anlaşılmaktadır.” (Dods)
c. Çünkü Rab’bin bir meleği… havuzun içine iner, suyu çalkardı… havuza ilk giren… hastalıktan kurtulurdu: Birçok hasta ve yaralı durumdaki kişi iyileşme umuduyla bu havuzda toplanıyordu. Belki de bu şifa umudu gerçekti ve Tanrı imanın serbest bırakılmasını onurlandırdı. Ya da bu sadece umut vaat eden bir efsaneydi; yine de hastalardan oluşan bir kalabalık buna inanmıştır.
i. Suyun çalkanmasından sonra havuza ilk giren, tutulduğu herhangi bir hastalıktan kurtulurdu sözleri bazı eski elyazması metinlerde yoktur. Bununla birlikte, ilk önce suya girerek alınan bir şifa algısının gerçekliği Yuhanna 5:7’deki sözlerde de gösterilmektedir.
ii. “Eski el yazmalardan edinilen kanıtlarına göre, bu ayet ve 3. ayetin son cümlesi muhtemelen Yuhanna’ya ait değildir, çok erken bir dönemde (en azından Tertullian kadar erken bir dönemde, 2. Yüzyılda yapılan) bir açıklama gibi görünmektedir.” (Trench)
iii. Zaman zaman: Clarke ve diğerleri bu zaman zamanın bayram zamanı, belki de özellikle Fısıh Bayramı olduğuna inanmaktadır. Buradaki fikir, insanların Fısıh ya da diğer bayram dönemlerinde şifa beklentisiyle havuzun etrafında toplanmalarıdır. “Tertullian’a göre, yılda sadece bir kez. Başkalarına göre (ve daha büyük olasılıkla) halkın dört bir yerden Yeruşalim’e toplandığı tüm büyük bayramlarında.” (Trapp)
iv. Eğer Beytesta Havuzu’nun sularıyla gerçekten iyileşen insanlar olduysa, bu Kutsal Kitap’taki pek çok olağandışı şifa olayından biridir.
·Bazıları temizlenmiş bir tencereyle iyileşti (2 Krallar 4:38-41).
·Naaman Şeria Irmağı’nda yıkanarak iyileşti (2 Krallar 5:10-14).
·Bir kişi Elişa’nın kemiklerine dokunarak iyileşti (2 Krallar 13:20-21).
·Bazıları Petrus’un gölgesi üzerlerine düştüğünde şifa buldu (Elçilerin İşleri 5:14-16).
·Bazıları Pavlus’un bedenine değen mendillerle iyileşti (Elçilerin İşleri 19:11-12).
v. Tanrı beklenmedik şekillerde çalışabilir ve çalışır. Ancak bir şey sırf beklenmedik ya da alışılmadık olduğu için mutlaka Tanrı’dan değildir.
2. (5-6) İsa kötürüm adama soru soruyor.
Orada otuz sekiz yıldır hasta olan bir adam vardı. İsa hasta yatan bu adamı görünce ve uzun zamandır bu durumda olduğunu anlayınca, “İyi olmak ister misin?” diye sordu.
a. Orada otuz sekiz yıldır hasta olan bir adam vardı: Bu adam uzun bir süre felçli olarak yaşamış ve iyileşme umuduyla sık sık Beytesta Havuzu’na gitmişti. Bu umut uzun süre (otuz sekiz yıl) hayal kırıklığına uğramış bir umut olarak kaldı.
b. İsa hasta yatan bu adamı görünce: Her nedense İsa, hastalardan oluşan o büyük kalabalığın arasından bu adamı seçti (Yuhanna 5:3). İsa Beytesta Havuzu’na şifa dağıtmak için gitmemişti ama bu bir kişinin ihtiyacını mucizevi bir şekilde karşılayacaktı.
i. Çok sayıda muhtaç insan oradaydı ama hiçbiri İsa’ya bakmadı. “Havuzdaki bu insanların üzerine bir körlük çökmüştü; oradaydılar ve onları iyileştirebilecek olan Mesih de oradaydı ama bir tanesi bile O’nu aramadı. Gözlerini suya dikmişler, suyun çalkalanmasını bekliyorlardı; kendi seçtikleri yola o kadar odaklanmışlardı ki, gerçek yolu göz ardı ediyorlardı.” (Spurgeon)
ii. Spurgeon bir anlığına, Beytesta Havuzu’nun çevresinde toplanmış bekleyen kalabalığı hayal ediyordu; hepsi de İsa’ya bakmak yerine bekliyorlardı. Bu beklemenin birçok insan için ne kadar boş bir bekleme olduğunu düşündü.
·Bazıları daha uygun bir mevsimi bekliyor.
·Bazıları hayalleri ve öngörüleri bekliyor.
·Bazıları belirtiler ve mucizeler bekliyor.
·Bazıları mecbur bırakılmayı bekliyor.
·Bazıları uyanışı bekliyor.
·Bazıları bazı hisleri bekliyor.
·Bazıları ünlü birini bekliyor.
c. İyi olmak ister misin? Bu samimi bir soruydu. İsa her hastanın iyileşmek istemediğini ve bazılarının iyileşme umudunu bir kenara bırakacak kadar cesaretlerinin kırıldığını biliyordu. İsa, bacakları kadar yüreği de solmuş olabilecek bir adamla ilgileniyordu. Bu nedenle İsa bu adamın imanını bina etmeye çalıştı.
i. “Adamın uzun ve görünüşte umutsuz hastalığının ona uyuşukluk ve umutsuzluk görüntüsü vermiş olması ve sorunun bundan kaynaklanmış olması da kesinlikle mümkündür.” (Alford)
ii. İsa’nın bu soruyu, sular çalkalanıp insanlar atlamaya, suya dalmaya ve yuvarlanmaya başladığında, her biri seçilmiş kişi olduklarına dair bir kanıt umarken sormuş olması mümkündür. İsa’nın konuştuğu adam seçilmişlerden biri olmadığını biliyordu ve iyileşme konusunda gerçek bir umudu yoktu.
iii. Bu adamın içinde bulunduğu duruma bakıldığında, gerçekten iyileşmek gibi bir niyeti olup olmadığını merak etmek doğaldı. “Doğu dünyasında bir dilenci, hastalığından kurtulduğunda genellikle iyi bir geçim kaynağını da kaybeder.” (Barclay) İçinde bulunduğu şartlar ne kadar kötü olursa olsun, en azından alıştığı bir durumdur.
3. (7-9) Adamın yanıtı ve İsa’nın onu iyileştirmesi.
Hasta şöyle yanıt verdi: “Efendim, su çalkandığı zaman beni havuza indirecek kimsem yok, tam gireceğim an benden önce başkası giriyor.” İsa ona, “Kalk, şilteni topla ve yürü” dedi. Adam o anda iyileşti. Şiltesini toplayıp yürümeye başladı. O gün Şabat Günü’ydü.
a. Efendim, su çalkandığı zaman beni havuza indirecek kimsem yok: Kötürüm adam, İsa’nın Beytesta Havuzu’nda işlerin nasıl yürüdüğünü bildiğini sanıyordu ve İsa’ya iyileşmesinin neden mümkün olmadığını açıkladı. Doğal olarak adam, ihtiyacının karşılanması için başka bir yol düşünemiyordu.
i. Adam umutsuzlukla umudun bir arada bulunduğu garip bir noktadaydı. Umudu vardı, yoksa Beytesta Havuzu’na hiç gelmezdi. Yine de oraya vardığında, o gün şifa bulacak kişi olma konusunda çok az umudu vardı.
ii. Benden önce başkası giriyor: “Adamın yanıtı, suyun çalkalanmasından hemen sonra suya adım atan kişinin iyileştiğine dair yaygın inancı ima eder.” (Alford)
iii. “Hasta adam neredeyse hepimizin yaptığı şeyi yapıyor. Tanrı’nın yardımını kendi fikirleriyle sınırlıyor ve aklının alabildiğinden fazlasını umut etmeye cesaret bile edemiyor.” (Calvin)
b. Kalk, şilteni topla ve yürü: İsa adama, yapamayacağı bir şeyi yapmasını söyledi. Felçli olduğu için ayağa kalkması, şiltesini toplaması ya da yürümesi imkânsızdı. O an İsa, adamı imkânsız olan konusunda Kendisine inanmaya davet etti.
i. Şilte tam anlamda bir yatak değildi, bir yatak minderiydi. Morris, şilte anlamına gelen Grekçe sözcük üzerine şöyle demiştir: “Görünüşe göre bu sözcük Makedonya kökenlidir ve taşınabilir bir yatağı, bir sedyeyi ifade eder.”
ii. Adamın ilk tepkisinin, “Bunu yapmam zaten mümkün değil – neden boşuna çabalayayım ki?” olduğunu hayal etmek hiç de zor değil. Yine de bir şey adamı ikna etti ve “Eğer bu adam bana bunu yapmamı söylerse, deneyeceğim” dedi. İsa adamı bir iman yanıtı vermek üzere yönlendirdi.
iii. “Adam bir tür incinmiş kızgınlıkla, otuz sekiz yıldır şiltelerin onu taşıdığını ve şimdi ona şiltesini taşımasını söylemenin pek bir anlam ifade etmediğini söyleyebilirdi.” (Barclay)
iv. “Şifasının kalıcı olduğunu kavrayabilmesi için şiltesini toplaması emredildi. Havuzdaki birçok tedavinin geçici olduğuna kuşku yok.” (Dods)
c. Adam o anda iyileşti: Bu sonuç, adam imanla karşılık verip İsa’nın kendisine söylediği şeyi tam olarak yaptığı için gerçekleşti, oysa bundan bir an önce bunu yapması imkansızdı. İyileştiği gerçeği, kendi şiltesini taşıyacak ve şiltesiyle oradan uzaklaşacak güce sahip olmasıyla doğrulandı.
i. “İsa ona söylediği için hiçbir soru sormadı ama kanepesini katlayıp ayrıldı. Kendisine söyleneni yaptı çünkü konuşan kişiye inandı. Ey zavallı günahkâr, senin de İsa’ya böyle bir imanın var mı?” (Spurgeon)
ii. “Su olmadan da suya dokunmadan da hastayı iyileştirebileceğini göstermek için adamı havuzun kenarında iyileştirdi.” (Trench)
iii. Bu bize, Yeni Antlaşma’nın, insanların iyileşmesi için pek çok farklı yol olduğunu vurguladığını gösteriyor.
·Kilise gözetmenleri, bir kişiyi yağla meshedip onun için dua edebilir ve o kişi iyileşebilir (Yakup 5:14-16).
·Tanrı’nın halkı dua ederek birbirlerinin üzerine ellerini koyabilir, Tanrı’dan şifa dileyebilir ve insanlar iyileşebilir (Markos 16:17-18).
·Tanrı birine şifa armağanı verebilir – ya doğrudan şifa bulur ya da bir başkasına şifa verme gücüne sahip olur (1 Korintliler 12:9).
·Tanrı, iyileşmek isteyen kişinin imanına karşılık olarak şifa verebilir (Matta 9:22).
·Tanrı, bir başkasının imanını dikkate alarak hasta olan bir kişiye şifa lütfedebilir (Markos 2:4-5, Matta 8:13).
·Tanrı tıbbi tedavi yoluyla şifa verebilir (1 Timoteos 5:23, Yakup 5:14 ve Luka 10:34).
d. O gün Şabat Günü’ydü: Tüm bunların Şabat Günü gerçekleşmiş olması, sonrasındaki tartışmanın nedeni olacaktır.
B. Şabat günü anlaşmazlığı.
1. (10-13) Yahudiler mucizeyi görmezden geliyor ve öfkeleniyorlar.
Bu yüzden Yahudi yetkililer iyileşen adama, “Bugün Şabat Günü” dediler, “Şilteni toplaman yasaktır.” Ama adam onlara şöyle yanıt verdi: “Beni iyileştiren kişi bana, ‘Şilteni topla ve yürü’ dedi.” “Sana, ‘Şilteni topla ve yürü’ diyen adam kim?” diye sordular. İyileşen adam ise O’nun kim olduğunu bilmiyordu. Orası kalabalıktı, İsa da çekilip gitmişti.
a. Yahudi yetkililer iyileşen adama… dediler: Yuhanna müjdesi boyunca Yahudiler ifadesini Yeruşalim’deki tüm Yahudiler için değil, Yahudi liderler için kullanır.
i. “Yuhanna Müjdesi’nde sık sık olduğu gibi burada da söz konusu, ‘Yahudiler’in tam olarak kimler olduğunu belirtmek önemlidir: bu bağlamda onlar Yeruşalim’deki dini kurumun üyeleridir.” (Bruce)
b. Bugün Şabat Günü, şilteni toplaman yasaktır: Şilte taşımak (aslında bir uyku minderi ya da rulo yatak) esasında, hahamların Şabat günü iş ya da ticaret yapma yasağına getirdiği yoruma göre bir ihlaldi. Bu, Tanrı’nın Şabat buyruğunun ihlali değil, insan yorumu sonucu ortaya çıkan kuralın ihlaliydi.
i. “İsa’nın zamanındaki Hahamlar, bir insanın Şabat günü cübbesinde iğne taşırsa günah işlemiş olup olmayacağını ciddiyetle tartıştılar. Hatta takma diş ya da tahta bacak takıp takmama konusunda bile tartışmışlardır.” (Barclay)
ii. “İsa ısrarla Şabat günü iyilik yapmanın yasaya uygun olduğunu savundu. Din bilginlerinin düzenlemelerini görmezden geldi ve böylece kaçınılmaz olarak yetkililerle çatışmaya girdi.” (Morris)
iii. Şabat yasası ile ilgili Hahamların yorumuna gösterilen bağlılık modern zamanlarda da devam etmektedir. Bir örnek Nisan 1992 tarihli bir haberde yer almaktadır: İsrail’de Ortodoks bir mahalledeki kiracılar, Şabat günü itfaiyeye telefon etmenin Yahudi yasalarını ihlal edip etmediğini bir Hahama sormakla zaman kaybederken üç apartman dairesi tamamen yandı. Dindar Yahudilerin Şabat günü telefon kullanmaları yasaktır çünkü böyle yapmak elektrik akımını devreye sokmak anlamına gelir ki, bu da bir tür çalışma olarak kabul edilir. Hahamın “evet” kararını vermesi için geçen yarım saat içinde yangın iki komşu daireye de sıçramıştır.
c. Sana, ‘Şilteni topla ve yürü’ diyen adam kim? Yahudi liderler, kötürüm adamı kimin iyileştirdiğini öğrenmenin peşinde değillerdi. Ona Şabat günü şiltesini taşımasını kimin söylediğinin peşindeydiler.
i. Bu muhtemelen iyileşen adama garip ve belki de biraz kafa karıştırıcı geldi. “Bugün biri beni havuza kadar taşındı ve eğer iyileşmemiş olsaydım yine bir kişinin beni eve kadar geri taşıyacaktı. Birisinin beni taşıması, benim küçük şiltemi taşımamdan çok daha fazla iş demek. İsa beni iyileştirip eve göndererek, Şabat Günü daha fazla iş yapmamı sağlamış olmuyor, daha fazla iş yapmaktan kurtarmış oluyordu.”
ii. Dini liderler için İsa, Şabat Günü’nü bozan adamdı. İyileşen adam için ise İsa beni iyileştiren adamdı.
d. Orası kalabalıktı, İsa da çekilip gitmişti: İsa, adamın iyileşmesiyle ortaya çıkan kargaşanın içinde kalmak istemedi. Bütün kalabalığı iyileştirmek niyetinde olmadığından dolayı geri çekilmesi O’nun için daha iyiydi.
i. “İsa hastayı iyileştiren sözlerini söyledikten sonra kalabalığın arasına karıştı, öyle ki ne hasta adamın ne de başkalarının dikkatini Kendi üzerine çekti.” (Alford)
2. (14-15) İsa iyileşen adamı daha büyük bir tehlikeye karşı uyarıyor.
İsa daha sonra adamı tapınakta buldu. “Bak, iyi oldun. Artık günah işleme de başına daha kötü bir şey gelmesin” dedi. Adam gidip Yahudi yetkililere kendisini iyileştirenin İsa olduğunu bildirdi.
a. İsa daha sonra adamı tapınakta buldu: İsa onu buldu çünkü onun sadece fiziksel sağlığıyla değil, ruhsal sağlığıyla da ilgileniyordu (artık günah işleme de başına daha kötü bir şey gelmesin). Günah dolu bir yaşam sürmek, otuz sekiz yıl boyunca sakat kalmaktan daha kötüdür ve daha kötü bir sonuç ortaya çıkaracaktır.
i. Bak, iyi oldun: “İyileşmenin kalıcı olduğunu belirtmek amacıyla fiilin tamamlanmış zaman kipi kullanılır. Havuzdan bildirilen bazı ‘şifaların’ kalıcı olmadığına hiç şüphe yok.” (Morris)
ii. “Adamın otuz sekiz yıl süren hastalığı, görünüşe göre bedenin hazlarına düşkünlükten kaynaklanmıştı. Bedenin günahı, bedende cezalandırılmış ve ona bu perişan yaşamı getirmişti.” (Maclaren)
b. Adam gidip Yahudi yetkililere kendisini iyileştirenin İsa olduğunu bildirdi: İsa’yı yetkililere ihbar etmesi, adamın aynı dini ligerler tarafından ne kadar korkutulduğunu gösteriyordu.
i. “İyileşen adamın pek de hoş bir insan olmadığı anlaşılıyor… Kendisine iyilikte bulunanın kimliğini öğrenir öğrenmez O’nu düşman yetkililere ihbar etti.” (Morris)
ii. Şabat günü kurallarına uymamanın cezası teorik olarak oldukça ağırdı. Dods, Lightfoot’tan şu alıntıyı yapar: “Her kim Şabat günü sokaktan eve bir şey sokar ya da evden dışarı bir şey çıkarırsa, bunu yanlışlıkla yapmışsa, günahı için kurban sunmalıdır; ama kasıtlı olarak yapmışsa toplumdan atılacak ve taşlanacaktır.”
3. (16-18) İsa kendi Şabat eylemlerini savunuyor.
Şabat Günü böyle şeyler yaptığı için İsa’ya zulmetmeye başladılar. Ama İsa onlara şu karşılığı verdi: “Babam hâlâ çalışmaktadır, ben de çalışıyorum.” İşte bu nedenle Yahudi yetkililer O’nu öldürmek için daha çok gayret ettiler. Çünkü yalnız Şabat Günü düzenini bozmakla kalmamış, Tanrı’nın kendi Babası olduğunu söyleyerek kendisini Tanrı’ya eşit kılmıştı.
a. Böyle şeyler yaptığı için İsa’ya zulmetmeye başladılar: Dikkat çekici bir şekilde, gerçekleşen şifa, İsa’ya zulmedenler için hiçbir fark yaratmamış gibi görünüyordu. Tek görebildikleri şey, Kutsal Yazılar’ın buyruğunun ötesine geçen dini kurallarının çiğnendiğiydi.
i. “Başkalarını yasayı çiğnemeye teşvik etmek (onların anladığı şekliyle) yasayı kendisinin çiğnemesinden daha kötüydü. Bu nedenle İsa’ya karşı bir kampanya başlattılar ve bu kampanya yaklaşık on sekiz ay sonra gerçekleşen ölümüne dek gevşemeden devam etti.” (Bruce)
ii. Şabat’ı çevreleyen geleneklere olan mutlak bağlılık küçümsenemez. Örneğin, Yasa’nın Tekrarı 23:12-14 İsrail’e, ordugâh kurduğunda iyi bir temizlik uygulaması gerektiğini söyler. Eski hahamlar aynı ilkeyi “Rab’bin ordugahı” olarak gördükleri Yeruşalim kentine de uygulamışlardı. Bu durum Şabat günü seyahat kısıtlamalarıyla birleştirildiğinde, Şabat günü tuvalete gitme yasağı ortaya çıkmıştır.
b. O’nu öldürmek için… gayret ettiler: Dini liderlerin öfkesini ve nefretini, ruhsal bir kökü olduğunu görmek dışında açıklamak zordur. İsa’yı sevmiyorlardı ve bu nedenle Baba Tanrı’yı da sevmiyorlardı (Tanrı’nın kendi Babası olduğunu söyleyerek).
c. Babam hâlâ çalışmaktadır, ben de çalışıyorum: İsa Şabat günü çalışmadığını açıklama gayretine girişmedi. Bunun yerine, dini liderlerine Babası‘nın Şabat günü çalıştığını ve bu nedenle Oğul İsa’nın da Şabat günü çalıştığını cesaretle açıkladı.
i. “Tanrı çalışmayı asla bırakmaz çünkü ateşin yanması ve karın soğuması nasıl bir özellikse, Tanrı’nın çalışması da öyledir.” (Philo, aktaran Dods)
ii. Kutsal Kitap’ın Tanrısı’nın çalışan bir Tanrı olması bazı açılardan gariptir. “Eski dünyada çalışmak pek onurlu bir şey sayılmazdı. Çalışmak köleler, hizmetçiler ve yabancılar içindi, özgür doğmuş insanlar için değildi. Bu nedenle çalışma ve yücelik nadiren bir arada anılırdı ve çalışan bir Tanrı fikri paganizmin doğasına tamamen aykırıydı. Evet, İsa’nın ‘Tanrı sever’ öğretisi bir devrimdi. Ama ‘Tanrı çalışır’ diye öğretmesi de bundan pek daha az bir devrim değildi.” (Morrison)
iii. “Tanrı, yaratma işinden dinlenmiş olmasına rağmen, yarattıklarını korumayı ve yönetmeyi hiç bırakmamiştir: bu bakımdan Tanrı, Şabat gününü tutamaz çünkü kainatta hiçbir şey, Tanrı’nın sürekli gücü olmadan varlığını sürdüremez veya ilahi bilgeliğin ve iyiliğin belirlediği amaca hizmet edemez.” (Clarke)
iv. Bu sözler, Hıristiyanlığa karşı düşmanca (ve cahilce) yöneltilen bir itirazı yanıtlamaktadır. Hıristiyanlık karşıtı bir broşürde şu ifadelerin yazılı olduğunu gördüm: Her şeye gücü yettiğini iddia eden ama yaratmaya başladıktan sadece altı gün sonra uykuya ihtiyaç duyan (Yaratılış 2:2) bir tanrıya “hayır!” deyin. Bu itiraz, yazarın anlayış eksikliğini ortaya koymaktadır. Kutsal Kitap Tanrı’nın uykuya ya da dinlenmeye ihtiyacı olmadığını açıkça söyler (Mezmur 121:3-4, İsrail’i koruyucusu ne uyur ne uyuklar). Tanrı’nın yedinci gün dinlenmesi, Tanrı’nın değil, insanın yararı için verilmiştir ve insanın iyiliği için gerekli olan bir dinlenme modelini ortaya koymaktadır.
v. Babam… ben de: “İsa’nın açıklaması, Baba ile tek bir kişi olarak özdeşlik iddiasında bulunmadığını, ancak oğulluk olarak tanımlanabilecek bir ilişki içinde Baba ile birliğini ileri sürdüğünü göstermektedir.” (Tenney)
d. Tanrı’nın kendi Babası olduğunu söyleyerek kendisini Tanrı’ya eşit kılmıştı: Dini liderler, İsa’nın Tanrı’ya eşit olduğunu iddia ettiği gerçeğini gözden kaçırmadılar. O bu özel şekilde Tanrı’nın Babası olduğunu söylediğinde, İsa’nın kendisini Tanrı’ya eşit ilan ettiğini apaçık biliyorlardı.
i. “Tanrı’nın özel bir anlamda Kendi Babası olduğunu iddia ediyordu. Babası ile aynı doğaya sahip olduğunu iddia ediyordu. Bu eşitliği içeriyordu.” (Morris) Morris ayrıca ayetteki bozmak ve söylemek fiillerinin her ikisinin de sürekli zaman kipinde olduğuna dikkat çeker; İsa onların insan yapımı Şabat kurallarını sürekli olarak bozuyordu ve sürekli olarak Tanrı’ya eşit olduğunu söylüyordu.
ii. “İsa’nın ‘Babam’ ifadesini bireysel olarak kullanması tamamen farklı bir anlama sahipti ve onların gözünde küfür niteliğindeydi; ve özellikle bir konu daha var ki, böylece O, Tanrı’yı Kendi Şabat’ı bozma suçuna ortak etmiş oluyordu.” (Alford)
iii. “Dikkatle gözlemlenmelidir ki, İsa, onların çıkarımlarının doğruluğunu inkar etmemiş, ancak böyle bir yetki eşitliğini iddia eden Biri olarak konuşmaya devam etmiştir.” (Morgan)
iv. Augustine bu bölüm hakkında bilgece şu sözleri söylemiştir: “Bakın, Yahudilerin anladığını Ariusçular anlamıyor.” Bugün Yehova’nın Şahitleri, İsa’nın tanrılığını inkâr ederek Ariusçuların doktrinlerini benimseyenler arasındadır.
C. İsa Baba’yla olan bağını açıklıyor.
1. (19-20) Baba ne yaparsa, Oğul da onu yapar.
İsa Yahudi yetkililere şöyle karşılık verdi: “Size doğrusunu söyleyeyim, Oğul, Baba’nın yaptıklarını görmedikçe kendiliğinden bir şey yapamaz. Baba ne yaparsa Oğul da aynı şeyi yapar. Çünkü Baba Oğul’u sever ve yaptıklarının hepsini O’na gösterir. Şaşasınız diye O’na bunlardan daha büyük işler de gösterecektir.
a. İsa Yahudi yetkililere şöyle karşılık verdi: Bu uzun tartışmada İsa, dini liderlere Baba Tanrı’yla olan ilişkisinin ve işinin doğasının bir kısmını açıkladı. Bu nedenle, Baba Tanrı ve Oğul Tanrı arasındaki bağ hakkında birçok bilgiye sahibiz.
i. Leon Morris bu bölümle ilgili olarak şöyle demiştir: “İsa’nın baştan sona kullandığı dil tamamen Yahudi Rabbilere özgü bir dildir.”
b. Oğul… kendiliğinden bir şey yapamaz: İsa, Oğul Tanrı olarak hiçbir şeyi kendi başına yapamayacağını açıklamıştır. O, Baba’nın iradesine tamamen teslim olmuştur ve olmaktadır. Bu teslimiyet zorlamayla gelen bir teslimiyet değildir ya da daha düşük bir doğadan ileri gelmez, teslimiyet O’nun kendi seçimidir.
i. Bu sözlerle İsa, önceki ayetlerdeki Şabat tartışmasıyla ilgili olarak, dini liderlere, iyileşen adama yatağını taşımasını kendi yetkisiyle söylemediğini, göklerdeki Baba Tanrı’ya tam bir teslimiyetle yaptığını söylemiş oluyordu.
ii. “O’nun Baba’dan bağımsız olarak hareket etmediği söylemek yeterli değildir, O Baba’dan bağımsız olarak hareket edemez.” (Morris)
c. Baba ne yaparsa Oğul da aynı şeyi yapar: İsa, yaptığı işin Baba Tanrı’nın işinin ve isteğinin mükemmel bir yansıması olduğunu açıkladı. İsa bize Tanrı’nın işinin ve isteğinin tam olarak ne olduğunu gösterdi.
i. “Baba bu konuda pasif bir rol oynamaz, İsa’nın Baba’nın isteğini keşfetmesine sadece izin vermekle kalmaz; ama Baba O’na iradesini doğrudan gösterir.” (Dods)
ii. “C.H. Dodd 19. ve 20. ayetlerde ‘iç içe geçmiş bir benzetme’ olduğunu fark etmiştir: İsa, Yusuf’tan gördüğü şeyleri taklit etmeyi öğrendiği ve ona çıraklık yaptığı marangoz atölyesindeki kendi çocukluk deneyimiyle bir benzetme yapmaktadır.” (Bruce)
iii. Bazı insanlar Baba Tanrı ile Oğul Tanrı arasında ciddi – ya da küçük de olsa – bir fark olduğunu düşünür; sanki Baba Tanrı yargıyı, Oğul Tanrı ise sevgiyi vurguluyormuş gibi bir algı vardır. Bazen Eski Antlaşma’nın Tanrısı ve Yeni Antlaşma’nın Tanrısı olarak adlandırdıkları konuda da aynı şekilde düşünürler. Bu düşünce yanlıştır; genellikle Baba Tanrı’daki sevgiyi ya da Oğul Tanrı’daki doğruluğu görmeyi reddetmekten kaynaklanır.
iv. “İsa ayrıca, dolaylı olarak, Beden Alma gizemini de açıklıyor – yani Oğul Tanrı’nın İnsan olmakla Tanrı olmaktan çıkmadığını ve İsa’nın Kişiliğinin Oğul Tanrı’nın Kişiliği olduğunu açıklamaktadır.” (Trench)
d. Baba Oğul’u sever: Üçlü Birliğin Birinci ve İkinci üyeleri arasındaki ilişki efendi ve köle, işveren ve işçi arasındaki ilişki değildir, sevgiyle iç içe geçmiş bir Baba ile Oğul birlikteliğidir.
i. “Baba Oğul’u sever (zaman kipi süregelen her zaman devam eden bir sevgiyi ifade eder; Baba Oğul’u sevmekten asla vazgeçmez).” (Morris)
ii. “Baba’nın Oğul’u sevdiği” bu Müjde kitabında daha önce de ifade edilmişti (Yuhanna 3:35); buradaki fiilin phileo, daha önceki ayette ise agapao olması önemli değildir.” (Bruce)
e. Şaşasınız diye O’na bunlardan daha büyük işler de gösterecektir: Dini liderler, İsa’nın önceden kötürüm olan adama yapmasını söylediği şey karşısında şaşkına dönmüşlerdi. İsa burada onlara daha da büyük işler göreceklerini, şaşacaklarını söyledi.
2. (21-23) Baba’nın işleri, Oğul’un işleri.
“Baba nasıl ölüleri diriltip onlara yaşam veriyorsa, Oğul da dilediği kimselere yaşam verir. Baba kimseyi yargılamaz, bütün yargılama işini Oğul’a vermiştir. Öyle ki, herkes Baba’yı onurlandırdığı gibi Oğul’u onurlandırsın. Oğul’u onurlandırmayan, O’nu gönderen Baba’yı da onurlandırmaz.”
a. Baba nasıl ölüleri diriltip onlara yaşam veriyorsa, Oğul da dilediği kimselere yaşam verir: İsa diriliş işini, Baba ile Oğul’un ortak işine bir örnek olarak kullanmıştır. Burada Oğul, tıpkı Baba gibi ölüleri diriltme ve onlara yaşam verme gücüne ve yetkisine sahiptir.
i. İsa bu sözleriyle en yüksek güce başvurmuştur. Ölüleri diriltmekten daha büyük bir güç ve yetki düşünmek zordur. Dini liderler, İsa’nın bir felçliyi iyileştirme becerisi üzerinde fazla düşünmek istemediler; O’na Şabat’ı ihlal eden biri olarak odaklandılar. Oysa İsa’nın gücü iyileştirme gücünün çok ötesindeydi.
ii. Oğul da dilediği kimselere yaşam verir: “Burada Rabbimiz egemen gücünü ve bağımsızlığını vurgulamaktadır; kendi iradesine göre yaşam verir – bunu gerçekleştirmek için peygamberler gibi güç dilemek zorunda değildir; kendi iradesi her durumda mutlak ve yeterlidir.” (Clarke)
b. Bütün yargılama işini Oğul’a vermiştir: İsa yargılama işini Baba ile Oğul arasındaki iş bölümüne bir örnek olarak kullanmıştır. İnsanlar Yargı Günü’nde Oğul Tanrı’nın önünde duracaklardır. Hatta İsa yeryüzündeki hizmeti sırasında bile insanlar arasında bir tür yargıç konumundaydı.
i. İsa’nın huzurunda olmak bile insanın, “Ben O’nun gibi değilim” demesine yol açıyordu. İsa zengin genç adama baktı ve onu yargıladı. Simun Petrus’a baktı ve onu yargıladı. Bunlar öfke dolu bakışlar değildi; sevgi dolu bakışlardı. Yine de İsa’nın yüzünü gördüklerinde, layık olmadıkları bir sevginin kendilerine uzatıldığını biliyorlardı.
ii. “İsa’nın bulunduğu her yerde yargı unsuru vardı… İsa’nın bulunduğu yerde her zaman kendini suçlama vardı. İnsanlar nedenini bilmedikleri halde kendilerinden utanıyorlardı. O’nun yaşamı durmak bilmeyen bir sevgi eylemiydi ancak aynı zamanda durmaksızın süren bir yargı eylemiydi.” (Morrison)
c. Herkes Baba’yı onurlandırdığı gibi Oğul’u onurlandırsın: Baba Tanrı bu yargılama işini Oğul Tanrı’ya vermiştir öyle ki insanlar İsa’yı gerektiği gibi onurlandırsınlar ve Baba’yı onurlandırdıkları gibi Oğul’u da onurlandırsınlar. Oğul Tanrı’yı onurlandırma konusunda başarısız olmak, Oğul’u gönderen Baba Tanrı’yı da onurlandırmanın imkânsız olduğu anlamına gelir.
i. Bu sözler çok net bir tanrılık iddiasıydı. Eğer Kendisini Oğul olarak tanımlayan İsa Tanrı değilse, o zaman Baba’nın onurlandırıldığı gibi Oğul’u onurlandırmak putperestlik olurdu.
ii. “Herkes O’nu, Baba’ya gösterdiğine eşit bir onurla onurlandırmalıdır – ve bunu yapmayan herkes, her ne kadar Tanrı’yı onurlandırdığını ya da Tanrı’ya yaklaştığını düşünse bile, O’nu hiç onurlandırmamış olur; çünkü O’nu ancak ‘Oğlunu gönderen Baba’ olarak tanıyabilir ve onurlandırabiliriz.” (Alford)
iii. O’nu gönderen Baba: “Beden Alma, Oğul’un olduğu kadar Baba’nın da eylemidir: Baba ‘gönderdi’, Oğul ‘geldi’.” (Trench)
3. (24-27) Tanrı Oğlu’nda ölümden yaşama.
“Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir. Size doğrusunu söyleyeyim, ölülerin Tanrı Oğlu’nun sesini işitecekleri ve işitenlerin yaşayacakları saat geliyor, geldi bile. Çünkü Baba, kendisinde yaşam olduğu gibi, Oğul’a da kendisinde yaşam olma özelliğini verdi. O’na yargılama yetkisini de verdi. Çünkü O İnsanoğlu’dur.”
a. Sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır: İsa şaşkınlık içindeki dini liderlere, sözünü işitenlerin sonsuz yaşama sahip olacağını açıkladı. Sonsuzlukla bağlantılı bir yaşama sahip olacaklardı ve bu yaşama şimdi sahip olacaklardı.
i. Yuhanna 3:16, İsa’ya inanmanın -güvenmek, dayanmak ve bağlanmak anlamında- sonsuz yaşama giden yol olduğunu belirtmiştir. Burada İsa, O’nun sözünü işitmenin ve Baba’ya (beni gönderene) iman etmenin sonsuz yaşama giden yol olduğunu söylemiştir. Baba ile Oğul işlerinde öyle bir birlik içerisindedir ki, biri için geçerli olan diğeri için de geçerlidir. Baba’ya olan gerçek iman Oğul’a imandır ve Oğul’a olan gerçek iman Baba’ya imandır.
ii. İsa bu sözlerle Kendisini herhangi bir insan seviyesinin çok üstüne çıkarmıştır. Şunu bir düşünün: “Sözümü dinleyin ve sonsuz yaşama kavuşun.” Bu sözler ya deli bir adamın saçmalıklarıydı ya da bizzat Tanrı’nın Kendisinin sözleriydi. Burada tarafsız bir orta yol yoktur.
iii. “İncelediğimiz metinden sonsuz yaşamın su damlalarıyla ya da herhangi bir dini tören yoluyla aktarıldığına dair bir şey görünmüyor; aksine buyruk şu: ‘Sesimi işitin ve ruhunuz yaşayacak’.” (Spurgeon)
b. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir: Bu, sonsuz yaşam için gerekli olan bir özelliktir; günah için yargıdan kaçmak ve ölüm konumundan yaşam konumuna geçmek.
i. Ölümden yaşama geçmiştir: “Ülkesini ya da ikametgâhını değiştirmiştir. Ölüm, her Mesihsiz canın yaşadığı ülkedir. Tanrı’yı tanımayan kişi ölümlü bir hayat yaşar ya da yaşayan bir ölüdür; ama Tanrı Oğlu’na iman eden kişi ölüm imparatorluğundan yaşam imparatorluğuna geçmiştir.” (Clarke)
c. Ölülerin Tanrı Oğlu’nun sesini işitecekleri ve işitenlerin yaşayacakları: İsa, yaşayan birinin O’nun sözünü işitebileceğini, iman edebileceğini ve sonsuz yaşama sahip olabileceğini daha önce açıklamıştı. Şimdi de bir gün ölülerin bile Tanrı Oğlu’nun sesini işiteceğini ve dirileceğini ekliyor. Bunlar bir insandan çok daha fazlası olduğuna dair dikkate değer iddialardır.
d. Oğul’a da kendisinde yaşam olma özelliğini verdi: İsa, Baba Tanrı tarafından kendisine verilmiş bir armağan olduğunu, kendisinde bizzat yaşam olduğunu iddia ederek Kendi benzersizliğini dini liderlere daha da açıklamıştı. Buna göre İsa, yaşam denen şeyi kendisinde taşıyordu, O hiç kimseye ya da hiçbir şeye bağlı değildi.
i. Hiçbirimizde yaşam, kendi içimizde doğal olarak var olan bir şey değildir. Yaşamımız ebeveynlerimizden ve çevremizdeki kırılgan ortamdan kaynaklanıp gelmiştir. İsa, yaşamının hiç kimseden kaynaklanmadığını, bunun yerine kendisinde var olan ve yaratılmamış bir hayat olduğunu iddia etti. Teologlar, bu öz varoluş niteliğini kendinden var olma olarak adlandırır ve yalnızca Tanrı’nın bu niteliğe sahip olduğunu kabul eder.
ii. “Ne büyük bir paradokstur ki, O’na ‘Kendisinde yaşam’ olma özelliği ‘verildiği’ söyleniyor! Peki bu armağan ne zaman verildi? Sonsuzluğun derinliklerinde.” (Maclaren)
iii. İsa, bu bölümde doğasını ve tanrılığını dini liderlere açıklarken, Baba’yla tek bir kişi olarak özdeşlik iddiasında bulunmadığı, ancak Baba Tanrı’yla eşitliğini ve Baba ile sevgi ilişkisini iddia ettiği açıktır. İsa ve Baba aynı değildir, Yuhanna 1:1’de belirtildiği gibi eşittirler.
iv. İsa’nın bu sözleri, Oğul Tanrı’nın tanrılığının doğası hakkında daha sonra ortaya çıkan iki hatayla çelişmektedir. Bunlardan biri, genellikle “Sadece İsa” doktrini olarak adlandırılır ve Baba ile Oğul’u birbirine karıştırır (eski çağlarda Sabellianizm olarak bilinirdi ve bugün Teklikçi Pentekostallar gibi gruplar tarafından savunulmaktadır). Diğeri ise İsa’nın Tanrı olmadığı hatasıdır (eski çağlarda Ariusçuluk olarak bilinirdi ve günümüzde Yehova’nın Şahitleri gibi gruplar tarafından savunulmaktadır).
4. (28-30) Oğul’un gelecek olan yargısının gerçekliği.
“Buna şaşmayın. Mezarda olanların hepsinin O’nun sesini işitecekleri saat geliyor. Ve onlar mezarlarından çıkacaklar. İyilik yapmış olanlar yaşamak, kötülük yapmış olanlar yargılanmak üzere dirilecekler. Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam. İşittiğim gibi yargılarım ve benim yargım adildir. Çünkü amacım kendi istediğimi değil, beni gönderenin istediğini yapmaktır.”
a. Mezarda olanların hepsinin O’nun sesini işitecekleri saat geliyor: İsa daha önce sonsuz yaşama sahip olan herkesin O’nun sesini işiteceğini ve işitenlerin yaşayacağını söylemişti (Yuhanna 5:25). Şimdi ise diriliş kavramını hem iyilik hem de kötülük yapmış olan tüm insanlığı kapsayacak şekilde genişletmiştir.
i. “Bu, kurtuluşun iyi işlere dayandığı anlamına gelmez; çünkü tam da bu Müjde kitabı, insanların İsa Mesih’e iman ettiklerinde sonsuz yaşama kavuşacaklarını tekrar tekrar açıklamaktadır. Ancak yaşadıkları hayatlar, benimsediklerini söyledikleri imanın bir göstergesi olur.” (Morris)
b. Yaşamak…yargılanmak üzere dirilecekler: İsa bunu, şaşkınlık içindeki dini liderlere kim olduğunu, yetkisinin ve tanrısallığının doğasını açıklamak için anlatmıştır. Aynı zamanda bu, insanlık hakkında da dikkat çekici bir gerçeği ortaya koyar: hem iyilik yapmış olan hem de kötülük yapmış olan herkes, bu dünyadaki fiziksel ve maddi yaşamın çok ötesinde, sonsuza dek var olacaklardır. İsa o gün onlara sonsuzluğa uygun bedenlerde dirilmelerini emredecektir.
i. “Çifte diriliş, hem doğruların hem de kötülerin gelecek yaşamda beden alacaklarını ve muhtemelen her bedenin dirilen kişinin karakterini ifade edeceğini varsayar.” (Tenney)
c. Benim yargım adildir: İsa, tamamen doğru bir yargıç olarak yetkin olduğunu çünkü gücünün Baba Tanrı’ya boyun eğmekten geldiğini açıkladı. Kendisi şu temaları yinelemiştir: Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam… amacım kendi istediğimi değil, beni gönderenin istediğini yapmaktır.
D. İsa’nın kim olduğuna dair beş katmanlı tanıklık.
1. (31-32) İsa, kendisi dışındakilerin O’nunla ilgili tanıklığını aktarıyor.
“Eğer kendim için ben tanıklık edersem, tanıklığım geçerli olmaz. Ama benim için tanıklık eden başka biri vardır. O’nun benim için ettiği tanıklığın geçerli olduğunu bilirim.”
a. Eğer kendim için tanıklık edersem, tanıklığım geçerli olmaz: Herkes gibi İsa’nın da Kendisi hakkında bir şeyler iddia etmesi yeterli değildi. O’nun gerçek kimliğine ve doğasına dışarıdan ve bağımsız bir tanık olmalıydı.
i. Bu ilke Yasa’nın Tekrarı 19:15’te yer alır ve her sorunun iki ya da üç tanığın tanıklığıyla açıklığa kavuşturulacağını söyler. İsa dini liderlere Tanrı olduğunu açıklamıştı, ancak O’nun tanıklığı tek başına yeterli değildi.
b. Benim için tanıklık eden başka biri vardır: İlerleyen metinde İsa, Baba’ya eşit olduğuna tanıklık edecek üç güvenilir tanık sunmuştur. İsa, Kendisi hakkında söylediklerinin ötesinde, onlara inanmaları için sebep sunmayı önemli bulmuştur.
2. (33-35) Vaftizci Yahya’nın tanıklığı.
“Siz Yahya’ya adamlar gönderdiniz, o da gerçeğe tanıklık etti. İnsanın tanıklığını kabul ettiğim için değil, kurtulmanız için bunları söylüyorum. Yahya, yanan ve ışık saçan bir çıraydı. Sizler onun ışığında bir süre için coşmak istediniz.”
a. Siz Yahya’ya adamlar gönderdiniz, o da gerçeğe tanıklık etti: İsa, dini liderlerin Vaftizci Yahya’yı tanıdıklarını ve kendilerinin onu duyduğunu belirtti. Yahya’nın İsa hakkında söylediklerini düşünmeleri ve bunlara inanmaları gerekiyordu.
b. Yahya, yanan ve ışık saçan bir çıraydı. Sizler onun ışığında bir süre için coşmak istediniz: Dini liderler bir süre için Vaftizci Yahya’nın işini kabul ettiler. İsa’nın Mesih olduğu konusunda Yahya’ya inanmaya devam etmeleri gerekiyordu.
i. “Rabbimiz çıra ifadesini, Yahudilerin yaygın kullanılan bir geleneğinden almıştır; onlar İsrail’in seçkin öğretmenlerine İsrail’in çıraları derlerdi.” (Clarke)
ii. “Yahya’nın yanan ve ışık saçan bir çıra olduğunu söyledi. Bu onun için yapılmış en mükemmel övgüydü. (a) Çıra ödünç alınmış bir ışık taşır. Kendi kendine yanmaz; yakılır. (b) Yahya’nın içinde bir sıcaklık vardı, çünkü onun mesajı aklın soğuk mesajı değildi, alev almış bir yüreğin yanan mesajıydı. (c) Yahya’nın ışığı vardı. Işığın işlevi yol göstermektir ve Yahya insanlara tövbeyi ve Tanrı’ya giden yolu göstermiştir. (d) Doğası gereği çıra yanarak tükenir; ışık verirken kendini tüketir. İsa büyümeli, Yahya ise küçülmeliydi. Gerçek bir tanık, Tanrı için kendini tüketir.” (Barclay)
iii. Coşmak: “Bizim kullandığımız ifadeyle sevinçten havalara uçmak. Mesih’in geldiğini duyduklarında çok sevindiler çünkü Mesih’in onları Romalıların elinden kurtarmasını bekliyorlardı; ama onlara çok daha önemli olan ruhsal bir kurtuluş bildirildiğinde, hem bu kurtuluşu hem de onu ortaya çıkaran ışığı reddettiler.” (Clarke)
3. (36) İsa’nın işlerinin tanıklığı.
“Ama benim, Yahya’nınkinden daha büyük bir tanıklığım var. Tamamlamam için Baba’nın bana verdiği işler, şu yaptığım işler, beni Baba’nın gönderdiğine tanıklık ediyor.”
a. Yahya’nınkinden daha büyük bir tanıklık… yaptığım işler: İsa, kimliği ve tanrılığı hakkında başka bir tanıklık daha öne sürdü – yaptığı işler. Bu tartışma 38 yıldır felçli olan bir adamın olağanüstü bir şekilde iyileştirilmesiyle başladı. Bu olay, İsa’nın tanrılığına tanıklık eden birçok işten biriydi.
b. Şu yaptığım işler, beni Baba’nın gönderdiğine tanıklık ediyor: İsa’nın mucizevi işlerinin çoğu, sıradan ve muhtaç insanlar için yapılan küçük iyilik ve merhamet eylemleriydi. Bu işler Tanrı’nın yüreğine tanıklık eder. Yahudiler mucizevi bir Mesih arıyorlardı ama mucizevi gücünü küçük iyilik ve merhamet eylemleriyle ifade edecek birini aramıyorlardı. İsrail’e askeri ve siyasi kurtuluş getirmek için mucizevi güç kullanacak bir Mesih arıyorlardı.
i. İsa’nın mucizevi işleri, Mesih’in yapacağını düşündükleri şeylere uymadığı için, İsa’nın işlerinin bu tanıklığını kabul etmediler.
4. (37-38) Baba’nın tanıklığı.
“Beni gönderen Baba da benim için tanıklık etmiştir. Siz hiçbir zaman ne O’nun sesini işittiniz, ne de suretini gördünüz. O’nun sözü sizde yaşamıyor. Çünkü O’nun gönderdiği kişiye iman etmiyorsunuz.”
a. Beni gönderen Baba da benim için tanıklık etmiştir: İsa’nın hemen hemen her işinde ve sözünde Baba Tanrı, İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğuna tanıklık etmiştir. Ama Baba özellikle Eski Antlaşma peygamberliğinde ve İsa’nın vaftizinde Oğul’a tanıklık etmiştir (Luka 3:22).
b. O’nun sözü sizde yaşamıyor: Baba’nın tanıklığını kabul etmeyecekler çünkü O’nun sözü içlerinde yaşamıyor. Baba Tanrı’yı işitemezler ya da göremezler, ama O’nun sözüne sahiptirler. Tanrı’nın kendilerine verdiği söze bağlı kalmadıkları için suçludurlar.
5. (39) Kutsal Yazıların tanıklığı.
“Kutsal Yazılar’ı araştırıyorsunuz. Çünkü bunlar aracılığıyla sonsuz yaşama sahip olduğunuzu sanıyorsunuz. Bana tanıklık eden de bu yazılardır!”
a. Kutsal Yazıları araştırıyorsunuz: İsa’nın zamanındaki dini liderler Kutsal Yazıları (burada Eski Antlaşma anlamında kullanılmıştır) sever ve ona değer verirlerdi. Sonsuz yaşamın Tanrı’nın vahyinde bulunduğunu düşünerek (bu isabetli bir kanaatti), Kutsal Yazılar’ı okudular, ezberlediler ve üzerinde sürekli düşündüler.
i. “Bu yazıları, harflere karşı duydukları katı ve batıl bir hürmetle okudular ve işaret ettikleri büyük gerçeklere asla vakıf olamadılar.” (Morris)
ii. “Tanrı’yı aramak için değil, kendi konumlarını destekleyecek argümanlar bulmak için okudular. Tanrı’yı gerçekten sevmiyorlardı; Tanrı hakkındaki kendi fikirlerini seviyorlardı.” (Barclay)
iii. Kutsal Yazıları araştırıyorsunuz: “Fiilin kendisi (eraunao) Kutsal Yazılar’ın mesajının izini sürerek keskin bir inceleme yapmak anlamına gelir. Ne kadar üzücü ki, bu insanlar kutsal metinleri titiz bir şekilde incelemelerine rağmen, kendilerini hedefe götürecek ipucunu asla bulamamışlardı.” (Bruce)
b. Bana tanıklık eden de bu yazılardır: Eğer Kutsal Yazılar’ı doğru ve içtenlikle incelemiş olsalardı, Kutsal Yazılar’ın Mesih’ten, yani Oğul Tanrı’dan söz ettiğini görürlerdi. İsa’yı tanımaları ve O’na iman etmeleri, Kutsal Yazılar’ı doğru anlamalarının bir ölçüsüydü.
6. (40-44) İmansızlıklarının nedeni.
“Öyleyken siz, yaşama kavuşmak için bana gelmek istemiyorsunuz. “İnsanlardan övgü kabul etmiyorum. Ama ben sizi bilirim, içinizde Tanrı sevgisi yoktur. Ben Babam’ın adına geldim, ama beni kabul etmiyorsunuz. Oysa başka birisi kendi adına gelirse, onu kabul edeceksiniz. Birbirinizden övgüler kabul ediyor, ama tek olan Tanrı’nın övgüsünü kazanmaya çalışmıyorsunuz. Bu durumda nasıl iman edebilirsiniz?”
a. Bana gelmek istemiyorsunuz: Dini liderler, sahip olunabilecek tüm tanıklığa sahip olmalarına rağmen istekli değillerdi. Onlar Tanrı’dan gelen övgü değil, insanlardan gelen övgü ile ilgileniyorlardı (tek olan Tanrı’nın övgüsünü kazanmaya çalışmıyorsunuz).
i. İsa, yaşama sahip olmanın “Bana gelin” buyruğunu yerine getirmekle olduğunu açıkça belirtmişti. “Mesih bir kişidir, yaşayan bir kişidir, kurtarma gücüyle doludur. Kurtuluşunu sakramentlere, kitaplara ya da rahiplere değil, bizzat kendi içine yerleştirmiştir; ve eğer bu kurtuluşa sahip olmak istiyorsanız, O’na gelmelisiniz.” (Spurgeon)
ii. İsa’ya gelmeyi reddetmeleri Kutsal Yazılar’ı araştırmalarına rağmen olmuştur (Yuhanna 5:39). “Kutsal Yazılar’ı araştırıyorlar ama İsa’ya gelmiyorlar. Öyleyse Kutsal Yazılar’ı araştırmak iyi bir şey değil mi? Evet, öyle, Kutsal Yazılar’ı araştırmak iyi bir şey ve ne kadar çok araştırırsanız o kadar iyi olur; ama yine de asıl mesele bu değil: Kurtaran iş bu değil. Kutsal Kitap’ı okuyan biri olup yine de mahvolabilirsiniz, ama İsa’ya imanla gelirseniz asla mahvolmazsınız.” (Spurgeon)
iii. “Bana gelmek istemiyorsunuz sözü, imansızın mahkûmiyetinin dayandığı irade özgürlüğünü çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.” (Alford)
iv. “Size şunu söyleyeyim, öyle bir gün gelecek ki, bu yaşamı küçümsediğinizi fark edip pişmanlık içinde ellerinizi ovuşturacaksınız. Belki bunu ölüm döşeğinde hissedeceksiniz, ama kesin olan şu ki, yargı gününün dehşeti içinde, cehennemin kapıları önünüzde ardına kadar açıldığında ve ikinci ölüm olan ateş ve kükürtle yanan göl karşınızda alev alev yükseldiğinde bunu mutlaka yaşayacaksınız.” (Spurgeon)
v. İnsanlardan övgü kabul etmiyorum: “Ne size ya da tanıklığınıza muhtacım. Ne kendi çıkarım için ne de kibirle hareket ediyorum. Sizin kurtuluşunuz bana hiçbir şey katamaz, yıkımınız da bana zarar veremez: Ben yalnızca canlarınıza duyduğum sevgiden ötürü haykırıyorum, tek arzum kurtulmanız.” (Clarke)
b. İçinizde Tanrı sevgisi yoktur: Onların reddetme sebepleri zihinle ilgili değil, temelde yürekle ilgili nedenlerden kaynaklanıyordu. Bu dini liderler, sözde entelektüel bahanelerin arkasına saklanabiliyorlardı ama asıl eksiklikleri Tanrı’ya karşı duydukları bir sevginin olmamasıydı ve Tanrı’dan gelen övgüyü arzulamamalarıydı.
c. Oysa başka birisi kendi adına gelirse, onu kabul edeceksiniz: İsa, bu dini liderlerin soyundan olan ve kendi adına gelecek olan sahte bir Mesih’i, bir Mesihkarşıtı’nı kabul edecekleri günü peygamberlik ederek bildirmiş oluyordu. İsa’yı reddetmeleri onları korkunç bir aldanışa açık hale getirmişti.
i. “Muhtemelen bu sözler öncelikle, son günlerde ortaya çıkacak olan sahte Mesih’ten ya da Put-Mesih’ten, Mesihkarşıtı’ndan söz etmektedir (2 Selanikliler 2:8-12); onun ortaya çıkışı Şeytan’ın (babaları İblis’in, Yuhanna 8:44) etkinliğiyle gelecek, kendisini Tanrı ilan edecektir, 2 Selanikliler 2:4.” (Alford)
ii. Bu öngörü, nihai olarak son günlerde gerçekleşecek olsa da tarih boyunca daha küçük çaplı şekillerde yerine gelmiştir. “Bu öngörünün yerine gelmesi, MS 132 yılında dikkat çekici bir biçimde gerçekleşmiştir. Şimon ban Kosebah adındabiri, Davut’un soyundan gelen Mesih olduğunu iddia etmiş ve Roma’ya karşı bir isyana önderlik etmiştir… Şimon’un Mesih olma iddiası kendisini, destekçilerini ve Yahudiye halkını en korkunç yıkıma sürüklemiştir.” (Bruce)
e. Birbirinizden övgüler kabul ediyor, ama tek olan Tanrı’nın övgüsünü kazanmaya çalışmıyorsunuz. Bu durumda nasıl iman edebilirsiniz? İsa’nın zamanındaki – ve o zamandan beri – dini liderlerin ölümcül hatası gururdur. Birbirlerinden prestij görmeyi ve övgü kazanmayı arzuluyorlardı ve insanların övgüsünü kazanmak uğruna yalnızca Tanrı’dan gelen övgüyü feda etmeye hazırdılar.
i. Charles Spurgeon, Yuhanna 5:44 üzerine bir vaaz (İnsanlar Mesih’e Neden İman Edemezler) vermiş vebuvaazın dikkat çekici bir bölümünde şöhret, övgü ve ünün gerçek imanı nasılengellediğini incelemiştir (bu durumda nasıl iman edebilirsiniz). Aşağıda bu vaazdan bazı satırlar yer almaktadır:
·“Sadece övgü alma gerçeği, hatta bu övgü haklı bir şekilde verilmiş olsa bile, Mesih’e iman etmeyi zorlaştırabilir.”
·“Bir insan kendisine övgü sunulması gerektiğini hissetmeye başladığında, büyük bir tehlike altındadır.”
·“Hak etmedikleri bu övgüye her zaman sahip olduklarından dolayı, övgüyü hak ettiklerine kendilerini inandırarak aldanırlar.”
·“Sevgili dostlar, övgü almak, övgü beklemek ve görme yetinizi korumak çok zordur; çünkü insanların gözleri, önlerinde yakılan tütsünün dumanından yavaş yavaş körelir ve göremezler.”
·“Bir kez daha ifade edelim, insanların övgüsü genellikle onu alanları büyük korkaklara dönüştürür.”
·“Ah, ne çok insan başkalarının nefesiyle yaşıyor; onaylanmak – alkışlanmak – işte onların cenneti bu; ama hor görülmek, alay edilmek, aptal yerine konmak, kendilerine bir lakap takılması; ah hayır, bunu yaşamaktansa cehenneme gitmeyi tercih ederler.”
ii. “Din bilginleri ve Ferisiler’in kurtuluşunun önündeki en büyük engel gururları, kendini beğenmişlikleri ve bencillikleriydi. Birbirlerinin övgüsüyle yaşıyorlardı. Mesih’i tek öğretmen olarak kabul etselerdi, halkın gözündeki itibarlarını feda etmek zorunda kalacaklardı; ancak onlar insanlar arasındaki itibarlarını kaybetmektense ruhlarını yitirmeyi tercih ettiler!” (Clarke)
iii. “Dindar insanlar olarak birbirlerinden itibar görmeye çalışırken, kaçınılmaz bir biçimde kendilerini güncel fikirlere alıştırdılar ve Tanrısal yüceliği zihinlerinden sildiler.” (Dods)
iv. “Onlar İsa’yı Tanrı’dan bağımsız hareket etmekle suçlamışlardı; şimdi ise İsa onları bu bağımsızlığı sergilemekle suçluyor. Onların eylemlerinin ardındaki motivasyon Tanrı’ya olan sevgileri değil, insanların onayını kazanmaktır.” (Tasker)
7. (45-47) Musa’nın tanıklığı.
“Baba’nın önünde sizi suçlayacağımı sanmayın. Sizi suçlayan, umut bağladığınız Musa’dır. Musa’ya iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz. Çünkü o benim hakkımda yazmıştır. Ama onun yazılarına iman etmezseniz, benim sözlerime nasıl iman edeceksiniz?”
a. Musa’ya iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz: Bu dini liderler, Musa aracılığıyla verilen Tanrı’nın sözünü reddettikleri için İsa’yı da reddettiler. Musa onları suçlar çünkü Musa, İsa hakkında yazmıştır ve onlar Musa’nın tanıklığını kabul etmezler.
b. Çünkü o benim hakkımda yazmıştır: İsa, Kutsal Yazılar için, “Bana tanıklık eden de bu yazılardır” demiştir (Yuhanna 5:39). Musa’nın sözleri ve yazıları birçok yerde Mesih’i peygamberlik ederek bunu yerine getirir.
i. Tanrınız RAB size aranızdan, kendi kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onu dinleyin. (Yasa’nın Tekrarı 18:15)
ii. RAB Musa’ya, “Bir yılan yap ve onu bir direğin üzerine koy. Isırılan herkes ona bakınca yaşayacaktır” dedi. Böylece Musa tunç bir yılan yaparak direğin üzerine koydu. Yılan tarafından ısırılan kişiler tunç yılana bakınca yaşadı. (Çölde Sayım 21:8-9)
iii. İsa, İsrail’e çölde su veren kaya ile temsil edilmiştir (Çölde Sayım 20:8-12 ve 1. Korintliler 10:4).
iv. İsa’nın hizmeti, Tanrı’nın İsrail’den getirmesini emrettiği yedi farklı sunu türünün (Levililer 1-7) hemen her alanında gösterilmiştir.
v. İsa ve hizmeti, Buluşma Çadırı ve oradaki tapınmada gösterilmiştir. Yeni Antlaşma’nın bu bağlantıyı kurduğu yerlerden biri, Antlaşma Sandığı’nın üzerindeki merhamet kapağından bahseden Romalılar 3:25’teki gazabı yatıştırmak sözcüğüdür.
vi. Köleler hakkındaki yasalar İsa’dan söz eder (Mısır’dan Çıkış 21:5-6 ve Mezmur 40:6-8).
vii. İsa’nın, İşte geldim; Kutsal Yazı tomarında benim için yazılmıştır (Mezmur 40:7) demesine şaşmamalı. Musa’nın ve bütün peygamberlerin yazılarından başlayarak, Kutsal Yazılar’ın hepsinde kendisiyle ilgili olanları onlara açıkladığı bir Kutsal Kitap çalışmasında öğretiş vermişti (Luka 24:27).
viii. “Böylece Musa’nın yazıları peygamberlik sözü niteliğindeydi. Bu yazıları hiçbiri yerine gelmemişti. O geldiğinde gerçekleşecek olan başka şeylere işaret ediyorlardı. Böylece bu sözlerde Musa’nın yetkisini ve sınırlamasını aynı anda buluyoruz.” (Morgan)
ix. “Bu, Rab’bin, tüm Pentatuk’un içeriği konusuna ilişkin önemli bir tanıklığıdır; Hepsi O’nunla ilgilidir. Aynı zamanda Musa’nın o zamanlar ve hala kendi adıyla bilinen bu kitapları yazmış olduğu gerçeğine de bir tanıklıktır.” (Alford)
c. Ama onun yazılarına iman etmezseniz, benim sözlerime nasıl iman edeceksiniz? İsa bu dini liderleri yeni ya da farklı bir inanca çağırmadı. Onları Musa’nın, Kutsal Yazılar’ın, Kendi işlerinin ve Vaftizci Yahya’nın İsa hakkındaki tanıklığına inanmaya çağırdı: O’nun Mesih, Tanrı’nın Oğlu ve Oğul Tanrı olduğuna inanmaya çağırdı. Eğer bu ezici tanıklığa inanmayı reddederlerse, İsa’nın kendi sözlerine inanmaları pek olası değildi.
©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik
