Yuhanna 4 – Samiriyeli Kadın ve Soylu Bir Adamın İsa’yla Karşılaşması

A. Samiriyeli kadın.

1. (1-4) İsa Yahudiye’den Celile’ye giderken Samiriye’den geçiyor.

Ferisiler, İsa’nın Yahya’dan daha çok öğrenci edinip vaftiz ettiğini duydular –aslında İsa’nın kendisi değil, öğrencileri vaftiz ediyorlardı– İsa bunu öğrenince Yahudiye’den ayrılıp yine Celile’ye gitti. Giderken Samiriye’den geçmesi gerekiyordu.

a. İsa bunu öğrenince Yahudiye’den ayrılıp…gitti: İsa, artan ünü ve popülaritesi nedeniyle, din kurumuyla yakında karşı karşıya geleceğini biliyordu (bunlar arasında Ferisiler de vardı). Yine de İsa, Yeruşalim’de gerçekleşecek bir karşılaşma için henüz doğru zamanın gelmediğini biliyordu, bu yüzden Celile’ye döndü.

b. İsa’nın Yahya’dan daha çok öğrenci edinip vaftiz ettiğini duydular – aslında İsa’nın kendisi değil, öğrencileri vaftiz ediyorlardı: İsa’nın vaftiz işine ilk olarak Yuhanna 3:22’de değinilmişti. Mesih’e hazırlık niteliğindeki tövbe ve arınmanın bir göstergesi olarak Yahya’nın vaftiz etme işini de yapmak, İsa için önemli hale gelmişti. Burada İsa’nınişte bu vaftiz etme işini öğrencilerine devrettiğini öğreniyoruz.

i. Bu aynı zamanda şu anlama gelir: öğrenciler Pentikost Günü Hıristiyan vaftizini uygulamaya başladıklarında (Elçilerin İşleri 2:41), daha önce gerçekleştirdikleri vaftiz deneyimleri tövbe, arınma ve Mesih’in işiyle özdeşleşme konularıyla ilgiliydi.

ii. “Vaftiz ederek, yaptığı işin, Kendisinden önce gelen Vaftizci Yahya’nın işiyle bir bütün olduğunu kanıtladı. Kendisi vaftiz etmeyerek, konumunun Vaftizci Yahya’nınkinden üstünlüğünü hissettirdi.” (Godet, Morris’ten aktaran)

c. Samiriye’den geçmesi gerekiyordu: Samiriye üzerinden geçen yol, Yeruşalim’den Celile’ye giderken en kısa yol olmasına rağmen, dindar Yahudiler genellikle bu yoldan geçmekten kaçınırlardı. Bu yoldan uzak duruyorlardı çünkü Yahudi halkının çoğu ile Samiriyeliler arasında derin bir güvensizlik ve hoşnutsuzluk mevcuttu.

i. Asurlular kuzey İsrail krallığını fethettiklerinde (MÖ 722), neredeyse tüm Yahudi nüfusunu sürgüne göndererek topraklarından çıkardılar. Geride bıraktıkları tek şey toplumun en alt sınıflarıydı. 136 yıl sonra Babilliler güneydeki Yahuda krallığını fethederek benzer bir politika izlediler. Geride kalanlar, yavaş yavaş bölgeye yerleşen Yahudi olmayan diğer halklarla evlendi ve Samiriyeliler etnik ve dini bir grup olarak ortaya çıktı.

ii. Samiriyelilerin İsrail halkıyla tarihsel bir bağı olduğu için, inançları, Musa’nın Yasası’ndan gelen emirler ile dini uygulamaların bazı çeşitli batıl inançlarla bir araya getirilmesinden oluşuyordu. İsa’nın dönemindeki Yahudilerin çoğu Samiriyelileri hor görmekteydi, hatta onları Yahudi olmayan öteki uluslardan bile daha az seviyorlardı – çünkü onlar dini açıdan “melez” idiler ve derleme, karışmış bir inanca sahiptiler. Samiriyeliler Yahve için Gerizim Dağı’nda kendi tapınaklarını inşa etmişlerdi ancak Yahudiler MÖ 128 yılında bu tapınağı yaktılar. Bu durum Yahudiler ile Samiriyeliler arasındaki ilişkiyi daha da kötüleştirdi.

iii. “Yeruşalim’den Celile’ye giden yol Şeria Irmağı’nın ötesindeki bölgeden geçiyordu. Bu yol oldukça uzundu ama Samiriyelilerle temastan kaçınmış oluyorlardı. Bu kadar katı olmayanlar Samiriye’den geçtiler.” (Morris)

iv. Ayet, İsa’nın Samiriye’den geçmesi gerektiğini söyler. Gereklilik, seyahat düzenlemeleri ya da pratik ihtiyaçlardan değil, orada O’nu duymaya ihtiyacı olan insanların olmasından ileri gelir.

2. (5-9) İsa Samiriye’nin Sihar kentindeki bir kuyuya geliyor.

Böylece Samiriye’nin Sihar denilen kentine geldi. Burası Yakup’un kendi oğlu Yusuf’a vermiş olduğu toprağın yakınındaydı. Yakup’un kuyusu da oradaydı. İsa, yolculuktan yorulmuş olduğu için kuyunun yanına oturmuştu. Saat on iki sularıydı. Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi. İsa ona, “Bana su ver, içeyim” dedi. İsa’nın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi. Samiriyeli kadın, “Sen Yahudi’sin, bense Samiriyeli bir kadınım” dedi, “Nasıl olur da benden su istersin?” Çünkü Yahudiler’in Samiriyeliler’le ilişkileri yoktur.

a. Yakup’un kuyusu da oradaydı: Sihar kenti eski Şekem‘di ve Samiriyeliler’in başkentiydi.

·Avram, Babil’den Kenan ülkesine geldiğinde ilk yerleştiği yer burasıydı. (Yaratılış 12:6)

·Tanrı, Kenan diyarında Avram’a ilk kez burada göründü ve ülkeyi ona ve soyuna verme vaadini yeniledi. (Yaratılış 12:7)

·Avram burada bir sunak inşa etti ve Rab’bi adıyla çağırdı. (Yaratılış 12:8)

·Yakup, Lavan’ın yanında kaldığı süreden karıları ve çocuklarıyla birlikte döndüğünde güvenlik içinde konakladığı yer burasıydı. (Yaratılış 33:18)

·Yakup’un, Hamor adlı bir Kenanlının oğullarından 100 parça gümüş karşılığında bir toprak parçası satın aldığı yer burasıydı. (Yaratılış 33:19)

·Burası Yakup’un Rab’be bir sunak inşa ettiği ve El-Elohe-İsrail adını verdiği yerdir (Yaratılış 33:20). Burası, Yakup ile Sihardaki Yakup’un kuyusu olarak bilinen yer arasındaki bağlantıyı kurdu.

·Sihar (Şekem) aynı zamanda Yakup’un kızı Dinah’ın tecavüze uğradığı yerdi – ve Yakup’un oğulları misilleme olarak kentin erkeklerini katlettiler. (Yaratılış 34)

·Burası Yakup’un kendi oğlu Yusuf’a vermiş olduğu toprak parçasıydı; Yakup orayı, kayıtlara geçmeyen bir savaşta, Amorlular’dan kendi kılıcı ve yayıyla almıştı. (Yaratılış 48:22)

·Burası Yusuf’un kemiklerinin Mısır’dan çıkarıldıktan sonra gömüldüğü yerdir. (Yeşu 24:32)

·Yeşu burada İsrail’le bir antlaşma yaparak İsrail’in Tanrısı’na olan bağlılıklarını yeniledi ve Ben ve ev halkım RAB ‘be kulluk edeceğiz dedi. (Yeşu 24)

i. “Bazıları ‘sarhoş’ anlamına gelen Sihar’ın aslında Yahudiler tarafından Şekem’e verilen aşağılayıcı bir ad olduğunu düşünür.” (Alford)

b. İsa, yolculuktan yorulmuş olduğu için: Günün büyük bir bölümü yürüdükten sonra İsa yorulmuştu. Yuhanna bize İsa’nın Tanrı olduğunu göstermeye özen göstermiştir ama aynı zamanda İsa’nın bir süper insan olmadığını da bilmemizi istemiştir. İsa bizde bulunan insana özgü sınırlılığa gerçekten boyun eğmiştir.

i. İçin kuyunun yanına oturmuştu: “Buradaki küçük için sözcüğünün İngilizce’de yeniden türetilmesi zor gibi görünüyor. Görünüşe göre bu sözcük, yorgunluktan tükenmiş olma durumunu pekiştirmeyi amaçlıyor.” (Maclaren)

ii. “Müjdeci Yuhanna, İsa’da beden alanın Tanrısal Söz olduğu noktasında ısrar ederken, aynı zamanda tanrısal sözün insan bedenine dönüştüğünde de ısrar etmektedir.” (Bruce)

iii. “Yakup’un ‘kuyusunun’ bugün Samiriyeli, Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanlar tarafından ‘Yakup’un ‘pınarı’ ya da ‘kuyusu’ olarak bilinen pınar olduğuna hiç kuşku yok.” (Trench)

c. Saat on iki sularıydı: Yuhanna’nın kullandığı saat sistemine göre bu saat, günün en sıcak saatlerinde, öğleye doğruydu. İsa, yorgun ve sıcaktan bunalmış bir halde içini serinletecek bir su içmek istedi.

3. (7-9) İsa Samiriyeli bir kadınla konuşuyor.

Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi. İsa ona, “Bana su ver, içeyim” dedi. İsa’nın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi. Samiriyeli kadın, “Sen Yahudi’sin, bense Samiriyeli bir kadınım” dedi, “Nasıl olur da benden su istersin?” Çünkü Yahudiler’in Samiriyeliler’le ilişkileri yoktur.

a. Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi: Bu kadın kuyudan su çekmek için hiç olmadık bir saatte, üstelik yalnız başına geldi. Genelde kadınlar su çekmeye günün erken saatlerinde ve gruplar halinde gelirlerdi. Belki çok acil bir su ihtiyacı oluştu, belki de toplumdaki diğer kadınlar tarafından dışlanmış bir kişiydi.

i. “Kadınlar genellikle birlikte ve günün daha serin bir saatinde su çekmeye gelirlerdi.” (Bruce)

ii. Adam Clarke bu düşünceyi genişletmiştir: “Yahudiler, eş bulmak isteyen erkeklerin, su çekmeye gelen genç kızlarla aynı kuyulara tanışmaya gittiklerini söylerler; kötü şöhretli kadınların da bu tür yerlere sık sık gittikleri düşünülüyordu.”

iii. Sonuç olarak, bu kadın çok ilginç bir karakter. “İleri denebilecek bir yaşta ve pek de itibarlı olmayan bir geçmişi var. Gayriciddi biri, yabancılarla konuşmaya hazır, önemli konuları alaya almakta kıvrak bir dile sahip; yine de kirli ve boş arzuların gölgesinde kalmış bir vicdanı ve daha iyisini arzulayan bir ruhu var.” (Maclaren)

iv. Öğrenciler kente gitmişlerdi, belki de kente giderken kadının yanından geçmişlerdi. “Hayatlarının bu aşamasında Petrus ile diğerlerinin, bırakın Samiriyeli birini, belki de ahlaki açıdan gevşek biri için bile yoldan sapmayacaklarından emin olabiliriz. Belki de bu kadın bu kalabalık Celileli grup yürüyüp yanlarından geçerken kenara itildi ya da yol vermeye zorlandı.” (Boice)

b. İsa ona…dedi: Geleneklere göre bir haham, kendi karısı bile olsa, bir kadınla toplum içinde konuşmazdı. Ayrıca o dönemde bir Yahudi’nin bir iyilik istemesi ya da bir Samiriyeli’nin kâsesinden içecek kabul etmesi hiç de alışıldık bir durum değildi. İsa’nın isteği kadını gerçekten hayrete düşürmüştü. Öğrenciler de İsa’nın kadınla konuşmasına şaşırmışlardı (Yuhanna 4:27).

i. “Aşırı tutucu Hahamlar, bir Hahamın toplum içinde bir kadınla selamlaşmasını yasaklardı. Bir Haham kendi karısı, kızı ya da kız kardeşiyle bile toplum içinde konuşmayabilirdi. Sokakta bir kadın gördüklerinde gözlerini kapattıkları ve bu yüzden duvarlara ve evlere çarpıp yaralandıkları için ‘morarmış ve yaralanmış Ferisiler’ olarak adlandırılan Ferisiler bile vardı!” (Barclay)

c. Bana su ver, içeyim: Bazı insanlar, insanın dahil oluşu ne kadar azaltılırsa Tanrı’nın en çok bu şekilde yüceltildiğini düşünür. Ancak İsa Samiriyeli kadından yardım ve işbirliği isteyerek Kendi yüceliğini bir nebze bile olsun azaltmamıştır. Baba ve Oğul, bu kadına sevgi ve iyilik göstererek en çok yüceliği almış ve ilahi amacını gerçekleştirmiştir.

i. Bana su ver, içeyim: “Bir gönlü kazanmanın yolunun çoğu zaman o kişiden bir iyilik istemek olduğunu bilmiyor değildi.” (Godet, Morris’ten aktaran)

ii. Tüm bunlarda, İsa’nın işindeki birçok çelişkili gibi duran gerçeği görürüz.

·Bizi Kendisinde dinlendiren kişi, yorgun düşüyor.

·İsrail’in Mesihi olan, Samiriyeli bir kadınla konuşuyor.

·Diri sulara sahip olan, kuyudan su istiyor.

iii. “Mucizevi gücünün başkaları için ve büyük işinde kullanılması gerektiğini hissetti; ama kendisine gelince, O’nun insanlığı kendi güçsüzlüğünü taşımak zorundaydı, kendi denemelerine katlanmak zorundaydı: bu yüzden elini kendi ihtiyaçlarını gidermekten geri tuttu.” (Spurgeon)

iv. Kadının İsa’ya istediğini verdiğini ve Yuhanna 4:9’daki soruyu İsa suyu içerken ya da suyu içtikten sonra sorduğunu düşünmek için her türlü neden vardır.

d. Sen Yahudi’sin, bense Samiriyeli bir kadınım…Nasıl olur da benden su istersin? Kadın, İsa’nın içtenliğinden hemen etkilendi. Yahudi bir adamdan nazik bir selam duymak onun için alışılmadık bir şeydi çünkü genel olarak Yahudiler’in Samiriyeliler’le ilişkileri yoktur.

i. Yuhanna bunun kendi zamanı için o kadar iyi anlaşıldığını düşünüyordu ki, daha fazla açıklamaya gerek duymadı. “Bu iki ulus arasında var olan ölümcül nefret herkes tarafından bilinmekteydi. Yahudiler onları kınıyorlar ve lanetli olduklarına inanıyorlardı. Samiriyeliler için en büyük dilekleri, dirilişte hiçbir payları olmaması ya da başka bir deyişle tamamen yok edilmeleriydi.” (Clarke)

ii. Bu kadın, birçok nedenden dolayı, İsa’nın dönemindeki dini liderlerin çoğu tarafından hor görülürdü. O bir kadındı, bir Samiriyeli’ydi ve kuşkulu bir üne sahipti. Yine de Yuhanna’nın, İsa ile Nikodim arasındaki görüşmede bize gösterdiği gibi, İsa’nın dini otorite düzenine karşı söyleyecek bir şeyi vardır. Kuyu başındaki Samiriyeli kadınla yaptığı görüşmede ise Yuhanna bize, İsa’nın dini otorite düzeni tarafından hor görülen kişilere söyleyecek bir şeyleri olduğunu göstermiştir.

4. (10-12) İsa diri su konusuyla kadının merakını uyandırıyor.

İsa kadına şu yanıtı verdi: “Eğer sen Tanrı’nın armağanını ve sana, ‘Bana su ver, içeyim’ diyenin kim olduğunu bilseydin, sen O’ndan dilerdin, O da sana yaşam suyunu verirdi.” Kadın, “Efendim” dedi, “Su çekecek bir şeyin yok, kuyu da derin, yaşam suyunu nereden bulacaksın? Sen, bu kuyuyu bize vermiş, kendisi, oğulları ve davarları ondan içmiş olan atamız Yakup’tan daha mı büyüksün?”

a. Eğer sen Tanrı’nın armağanını ve sana, ‘Bana su ver, içeyim’ diyenin kim olduğunu bilseydin: İsa kadını sohbete çekerek onun bazı şeyleri merak etmesini sağladı.

·Onun Tanrı’nın işleri hakkında merak etmesini sağladı (Tanrı’nın armağanını… bilseydin).

·Onun İsa’nın kim olduğu hakkında merak etmesini sağladı (diyenin kim olduğunu bilseydin).

·Ona ne verebileceği hakkında onun merak etmesini sağladı (O da sana yaşam suyunu verirdi).

i. Eğer bilseydin… O’ndan dilerdin sözleriyle ilgili bir ilke vardır: Eğer daha çok bilseydin, daha çok dua ederdin.

ii. Burada devrede olan başka bir ilke daha var: İsa sık sık bizimle sanki gerçekte olduğumuzdan daha ruhsalmışız ya da yüksek bir anlayışa sahipmişiz gibi konuşur. Bunu bilerek yapar.

b. O da sana yaşam suyunu verirdi: Eski zamanlarda kaynak suyuna yaşam suyu derlerdi çünkü yerden fışkırırken canlı gibi görünürdü. İlk bakışta İsa’nın bu kadına yakınlardaki başka bir kaynaktan söz ettiği düşünülebilir. Ancak İsa “yaşam suyu” ifadesiyle bir kelime oyunu yapmıştır çünkü ruhsal susuzluğu gideren ve yaşam veren ruhsal suyu kastetmiştir.

i. “Eski Antlaşma’da yaşam suyu bazen Yehova’yla ilişkilendirilir. O’na ‘diri suların pınarı’ denir (Yeremya 2:13, 17:13).” (Morris)

ii. “Kefaret Günü ile ilgili Samiriyeli dini törenlerde (kuşkusuz çok daha sonra ortaya çıkmıştır) Taheb (yani Yahudilikteki Mesih’in Samiriyeli karşılığı) için ‘Kovalarından sular akacak’ denmektedir (bu ifadeler Balam’ın Çölde Sayım 24:7’deki kehanetinden alınmıştır).” (Bruce)

c. Su çekecek bir şeyin yok: Öğrenciler kente giderken, muhtemelen su çekmek için kova olarak kullandıkları deri keseyi de yanlarında götürmüşlerdi.

d. Atamız Yakup’tan daha mı büyüksün: Kadının samimi bir soru mu sorduğunu yoksa alaycı bir eleştiri mi yaptığını söylemek güç. Her şey kadının ses tonuna bağlıydı. İsa’yla karşılaşmasının sonunda imana gelmesi, bu sorunun dürüst bir soru olduğunu gösterebilir.

5. (13-15) İsa sunduğu yaşam suyunun etkisini açıklıyor.

İsa şöyle yanıt verdi: “Bu sudan her içen yine susayacak. Oysa benim vereceğim sudan içen sonsuza dek susamaz. Benim vereceğim su, içende sonsuz yaşam için fışkıran bir pınar olacak.” Kadın, “Efendim” dedi, “Bu suyu bana ver. Böylece ne susayayım, ne de su çekmek için buraya kadar geleyim.”

a. Bu sudan her içen yine susayacak: İsa bu kadının – ve o köydeki herkesin – doğal susuzluklarını gidermek için her gün bu kuyuya gelmek zorunda olduklarını biliyordu. İsa susuzluğu, herkesin sahip olduğu ruhsal ihtiyaç ve özlemin bir resmi olarak kullandı.

b. Benim vereceğim sudan içen sonsuza dek susamaz: İsa inanılmaz bir teklifte bulundu. Bu kadına ve içmek isteyen herkese sunduğu şey, kalıcı tatmin sağlayacak bir şeydi. Önemli olan İsa’nın vereceği sudan içmektir.

i. İnsanların Tanrı tarafından yaratılan içsel susuzluklarını birçok şeyle ya da İsa’nın verdikleri dışında herhangi bir şeyle gidermeye çalışmaları yaygın bir durumdur. İnsanlar susamışlardır – isterler, arzularlar, ararlar, ulaşmaya çalışırlar; ama sadece İsa’nın verdikleri insanın ruhunun ve canının en derin noktalarını tatmin eder.

ii. İçmek ve susuzluk, Tanrı’nın sağlayışı ve insanın ruhsal ihtiyacının ortak resimleridir. İçmek bir eylemdir ama bir alma eylemidir – tıpkı, iman gibi, yapılan bir şey söz konusudur ama insanın kendi başına bir şey yapıp sevap kazanmasıyla sonuçlanan bir iş söz konusu değildir.

iii. “Susamış bir insan susuzluğunu gidermek için ne yapar? Su içer. Belki de Tanrı Sözü’nde, imanı bundan daha iyi anlatan eden bir şey yoktur. İçmek, almaktır – ferahlatıcı suyu içimize çekip hayat bulmaktır – hepsi bu kadar. Bir insanın yüzü yıkanmamış olabilir ama yine de su içebilir; çok değersiz bir karaktere sahip olabilir ama yine de bir yudum su susuzluğunu giderecektir. İçmek son derece kolay bir şeydir, yemek yemekten bile daha basittir.” (Spurgeon, Good News for Thirsty Souls)

iv. Şöyle bir itiraz gelebilir: “İsa’nın sunduklarından içtim ama kendimi yine susamış ve boş hissediyorum.” Yanıt basittir: tekrar için! İsa’dan bir kerelik bir yudum almak değil, O’nunla sürekli bağlantıda olmak bizi sonsuza dek tatmin eder.

c. Benim vereceğim su, içende sonsuz yaşam için fışkıran bir pınar olacak: Bu suyun etkisi, onu içen kişinin susuzluğunu gidermekten çok daha fazlasını yapar. Aynı zamanda onu içen kişinin yüreğinde iyi bir şey, yaşam veren bir şey yaratır. Sonsuz yaşam için fışkıran bir pınar haline gelir.

d. Efendim…bu suyu bana ver: Samiriyeli kadının karşılığı mantıklıydı ama ruhsal bir karşılık değildi. Her gün kuyuya gelme zahmetinden kurtulmak istiyordu. Sanki şöyle bir yanıt veriyordu: “İsa, eğer hayatımı kolaylaştırmak ve rahatlatmak istiyorsan, ben sonuna kadar varım. Hadi bu suyu bana ver!”

6. (16-19) İsa kadının günah dolu yaşamından söz ediyor.

İsa, “Git, kocanı çağır ve buraya gel” dedi. Kadın, “Kocam yok” diye yanıtladı. İsa, “Kocam yok demekle doğruyu söyledin” dedi. “Beş kocaya vardın. Şimdi birlikte yaşadığın adam kocan değil. Doğruyu söyledin.” Kadın, “Efendim, anlıyorum, sen bir peygambersin” dedi.

a. Git, kocanı çağır ve buraya gel: Bu garip bir istek değildi. İsa, kadınla yaptığı bu uzun ve sokak ortasında geçen konuşmada, kültürel adabın sınırlarını zorluyordu. Kadının kocası da orada olsaydı, bu konuşma kültürel açıdan daha uygun bir konuşma olurdu.

b. Kocam yok… beş kocaya vardın: Kadın kocası olmadığını iddia ediyordu – ki bu aslında doğruydu ama İsa – doğaüstü bir şekilde – biliyordu, kadın evlilik geçmişinde pek çok evlilik yaşamıştı.

i. “Mesih insanların iç varlıklarına girmek için farklı kapılar kullanır. Bazılarının içine anlayış yoluyla girer; birçoğunun içine ise duygular yoluyla girer. Bazılarına korku yoluyla gelir; bir başkasına umut yoluyla; ve bu kadına vicdan yoluyla geldi.” (Spurgeon)

c. Şimdi birlikte yaşadığın adam kocan değil: İsa bu utandırıcı konuyu gündeme getirdi çünkü kadının günah dolu yaşamıyla yüzleşmesi gerekiyordu. Kadın neyi daha çok sevdiğine karar vermek zorundaydı: günahını mı yoksa Mesih’i mi?

i. İsa, kadının birlikte yaşadığı adam ile ilgili olarak “kocan değil” dediğinde, birlikte yaşamakla evliliğin aynı şey olmadığını söyledi. İsa ayrıca, birisinin bir ilişkiyi evlilik olarak adlandırmasının, İsa’nın onu evlilik olarak gördüğü anlamına gelmediğini de açıklamış oldu.

ii. “Bu buyruğun (‘git, kocanı çağır’), kadının ‘bu suyu bana ver’ isteğinin yerine getirilmesindeki ilk adım olduğunu düşünmenin doğru bir yorum olduğuna inanıyorum. Tanrı’nın Ruhu’nun ve burada o Ruh’un doluluğuyla konuşan Kişinin ilk işi, insanı günah konusunda ikna etmektir.” (Alford)

d. Efendim, anlıyorum, sen bir peygambersin: Bu sözler, kadının açık bir gözlemiydi. Hiç kuşkusuz şaşırmıştı; belki de İsa’nın onun yaşamı hakkında doğaüstü bilgiye sahip olması onu hayrete düşürmüştü.

i. “Kendisinin bir günahkâr olduğunu anlamış olsaydı daha iyi olurdu.” (Spurgeon)

7. (20-26) Samiriyeli kadın ve İsa tapınma hakkında konuşuyorlar.

Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalim’de olduğunu söylüyorsunuz.” İsa ona şöyle dedi: “Kadın, bana inan, öyle bir saat geliyor ki, Baba’ya ne bu dağda, ne de Yeruşalim’de tapınacaksınız! Siz bilmediğinize tapıyorsunuz, biz bildiğimize tapıyoruz. Çünkü kurtuluş Yahudiler’dendir. Ama içtenlikle tapınanların Baba’ya ruhta ve gerçekte tapınacakları saat geliyor. İşte, o saat şimdidir. Baba da kendisine böyle tapınanları arıyor. Tanrı ruhtur, O’na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar.” Kadın İsa’ya, “Mesih denilen meshedilmiş Olan’ın geleceğini biliyorum” dedi, “O gelince bize her şeyi bildirecek.” İsa, “Seninle konuşan ben, O’yum” dedi.

a. Atalarımız bu dağda tapındılar: Bunun kadın için gerçekten kafa karıştırıcı bir durum ve sürçmesine sebep olan bir engel olması mümkündür ancak önceki kocaları ve şimdiki kocası olmayan adam ile ilgili konudan kurtulmak için bir kaçamak cümlesi olması daha olasıdır.

i. Eğer kadın burada tapınma yerleriyle ilgili bir tartışma başlatmaya çalıştıysa, İsa bu tuzağa düşmedi. İsa bir tartışmayı kazanmaktan çok bir canı kazanmakla ilgileniyordu.

b. Siz bilmediğinize tapıyorsunuz: Samiriyeliler kutsama dağı olan Gerazim Dağı’nda Musa’nın bir sunak yaptırdığına inanıyorlardı – onların Gerazim Dağı’ndaki tapınma sistemlerinin gerekçesi buydu. Ancak farklı dinlerin unsurlarını birleştirmeye çalışan tüm inançlar gibi, onlar da bilmedikleri bir şeye tapınıyorlardı.

i. Siz bilmediğinize tapıyorsunuz, biz bildiğimize tapınıyoruz: “İsa’nın burada hem ‘siz’ hem de ‘biz’ vurgusu bulunur. İsa, Yahudiler’le Samiriyeliler’i keskin bir karşıtlık içine koymaktadır. Ve Kendisini kesinlikle Yahudilerle ilişkilendirir.” (Morris)

ii. Samiriyeliler de İbranice Kutsal Yazılar’ın sadece ilk beş kitabını kabul etmiştir ve geri kalanını reddetmişlerdir. “Samiriyeliler Kutsal Yazılar’dan istedikleri kısımları aldılar ve geri kalanına itibar etmediler.” (Barclay)

c. Öyle bir saat geliyor ki, Baba’ya ne bu dağda, ne de Yeruşalim’de tapınacaksınız: İsa ona tapınmanın artık mekânlara (ne Yeruşalim’e ne de Gerazim Dağı’na) odaklanmayacağı bir zamana işaret etti. İsa’nın büyük işi daha yüce, daha ruhsal bir tapınma ortaya çıkaracaktı.

i. Dods bu vaat için şöyle der: “Rabbimiz tarafından verilmiş en büyük bildirilerden biridir ve günahkâr bir kadına verilmiştir.”

ii. “Tapınacaksınız peygamberlik sözü, daha geniş anlamıyla tüm insanlığı kucaklasa da ilk aşamada Müjde’nin Samiriye’deki başarısını önceden bildiren bir söz olarak alınabilir, Elçilerin İşleri 8:1-26.” (Alford)

d. Tanrı ruhtur, O’na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar: İsa bu sözlerle gerçek tapınmanın temelini açıklamıştır: tapınma mekanlarda ve dışsal unsurlarda değil, ruhta ve gerçekte bulunur.

i. Ruhta tapınmak ruhsal gerçeklerle ilgilendiğiniz anlamına gelir, mekânlarla ya da dışsal kurbanlarla, temizlenmeyle ve dışsal unsurlarla değil.

ii. Gerçekte tapınmak, Tanrının sözünün tüm öğütlerine göre, özellikle de Yeni Antlaşma vahyinin ışığında tapınmak anlamına gelir. Bu aynı zamanda Tanrı’ya gerçekle yaklaştığımız anlamına gelir, gösterişle ya da ruhsallık gösterisiyle değil.

e. Seninle konuşan ben, O’yum: Bu kadın günahkâr olmasına rağmen, İsa ona Kendisini açıkladı. İsa Kendisini günahkârlara açıklar.

8. (27-30) Kadın komşularına haber veriyor.

Bu sırada İsa’nın öğrencileri geldiler. O’nun bir kadınla konuşmasına şaştılar. Bununla birlikte hiçbiri, “Ne istiyorsun?” ya da, “O kadınla neden konuşuyorsun?” demedi. Sonra kadın su testisini bırakarak kente gitti ve halka şöyle dedi: “Gelin, yaptığım her şeyi bana söyleyen adamı görün. Acaba Mesih bu mudur?” Halk da kentten çıkıp İsa’ya doğru gelmeye başladı.

a. İsa’nın öğrencileri geldiler. O’nun bir kadınla konuşmasına şaştılar: Öğrenciler, İsa’nın Samiriyeli kadınla yaptığı uzun konuşmayla kültürel görgü kurallarının sınırlarını zorlamasına şaşırdılar. Yine de – muhtemelen bu sohbetin doğru ve uygun olduğunu hissederek – İsa’yı bu konuda sorgulamadılar.

i. Bununla birlikte hiçbiri… demedi: “Sessizlikleri saygıdan kaynaklanıyordu. İsa’nın bazı yaptıkları için ilk bakıştan görünmeyen nedenler bulunduğunu çoktan öğrenmişlerdi.” (Dods) “İsa, Hahamların yarattığı kurallara her zaman saygı göstermese de onlar İsa’nın yaptıkları için iyi nedenleri olduğunu bilecek kadar öğrenmişlerdi.” (Morris)

b. Kadın su testisini bırakarak kente gitti: Öğrencilerin sessizliğindeki garipliği hisseden kadın belki de bu nedenle İsa’yla konuşmayı bıraktı ve Sihar kentine geri döndü. İsa’yla geçirdiği zamandan o kadar etkilenmişti ki (ve ona geri döneceğinden o kadar emindi ki) su testisini kuyu başında bıraktı.

i. Bir su testisinin orada bırakılması, bunları görmüş bir görgü tanığının hatırlaması bakımından çok küçük bir ayrıntıydı. Bunu bizzat gören öğrencilerden biri olan Yuhanna bu olayı açık ve net bir şekilde hatırlıyordu.

c. Gelin, yaptığım her şeyi bana söyleyen adamı görün. Acaba Mesih bu mudur? İsa bu kadını öylesine etkiledi ki, kentindeki insanlara kuyuya gelmeleri ve İsa’yla tanışmaları gerektiğini söylemek zorunda hissetti. İsa onu günahıyla (yaptığım her şeyi) yüzleştirmesine rağmen onu derinden etkileyip kendine çekti.

i. Samiriyeli kadın, İsa’nın sevgisinden öylesine etkilenmişti ki, daha önce kendisini dışladıkları halde, şimdi komşularını çağırıyordu. “Daha önce hemşerileriyle birlikte olmaktan kaçsa da artık değişmişti; onları arayıp bulmalı ve tüm haberi onlarla paylaşmalıydı.” (Bruce)

ii. Samiriyeli kadın İsa’nın sevgisinden o kadar etkilenmişti ki, O’nunla konuşurken ‘keşke insanlar yaptığım her şeyi unutsa’ dediğini unutmuştu – İsa onu günahıyla yüzleştirirken bile. “Bu küçük abartı, İsa’nın kadının özel yaşamına dair bilgisiyle onda bıraktığı derin etkiyi ortaya koyuyor.” (Morris)

iii. İsa o kadar çok sevgi ve güven gösterdi ki, günahı açığa çıktığında bile İsa’nın yanında kendini güvende hissetti. İsa’nın takipçilerinin bugün insanlara, günahlarını itiraf edebilecekleri, tövbe edebilecekleri ve İsa’ya iman edebilecekleri güvenli bir yer vermeleri önemlidir.

iv. İsa’yla olan tüm etkileşimi, kadında “O benden nefret ediyor”, “Beni yargılıyor” ya da “Etrafında olmamı istemiyor” gibi bir izlenim bırakmadı. Büyük olasılıkla, İsa’nınkendi kimliği hakkında açıkladığı kişi – yani Mesih– olduğu izlenimini bıraktı (Seninle konuşan ben, O’yum, Yuhanna 4:26).

v. Yaptığım her şeyi bana söyleyen: “Yahudiler, Mesih’in temel özelliklerinden birinin, bütün yüreklerin sırlarını söyleyebilmesi olacağına inanıyorlardı. Bunun Yeşaya 11:2, 3’te önceden bildirilmiş olduğuna inanıyorlardı.” (Clarke) Samiriyeliler arasında bazı kişilerin Mesih hakkında benzer şeylere inandığını düşünmek mantıksız değildir.

d. Halk da kentten çıkıp İsa’ya doğru gelmeye başladı: Kadının daveti etkili oldu. Onlara İsa’nın kim olduğunu ve O’nun bu kısa sohbetle hayatında nasıl bir etki yarattığını anlattığında insanlar geldi.

9. (31-34) İsa öğrencilerine Kendi gücünün ve doyum kaynağının nerede olduğunu öğretiyor.

Bu arada öğrencileri O’na, “Rabbî, yemek ye!” diye rica ediyorlardı. Ama İsa, “Benim, sizin bilmediğiniz bir yiyeceğim var” dedi. Öğrenciler birbirlerine, “Acaba biri O’na yiyecek mi getirdi?” diye sordular. İsa, “Benim yemeğim, beni gönderenin isteğini yerine getirmek ve O’nun işini tamamlamaktır” dedi.

a. Benim, sizin bilmediğiniz bir yiyeceğim var: Öğrenciler yiyecek almak için Samiriye’lilerin köyüne gittiler ve İsa’dan getirdikleri yiyeceği yemesini istediler.

i. “Ruhsal insanın açlığını unutması doğrudur ama gerçek dostlarının ona sağlığı için yemek yemesi gerektiğini hatırlatması da aynı derecede doğrudur; işçinin zayıflığını unutup kutsal hizmette ilerlemesi övgüye değerdir; ama insancıl ve düşünceli olanın araya girip bir uyarıda bulunması ve ateşli ruha bedeninin topraktan ibaret olduğunu hatırlatması uygundur. Bence öğrenciler, ‘Efendim, yemek yiyin’ demekle iyi yaptılar.” (Spurgeon)

ii. İsa yemenin, içmenin ve dinlenmenin önemli olmadığını söylemiyordu. Bunun yerine, öğrencilerinin yaşamın bu şeylerden daha fazlası olduğunu bilmelerini istiyordu; insan sadece ekmekle beslenmez.

iii. Benim, sizin bilmediğiniz bir yiyeceğim var: “Zamirler vurguludur: Bensizden gizlenen besinlerle tazeleniyorum.” (Dods)

iv. “Rabbimiz bu sözlerle Kendi gücünün ve öğrencilerinin zayıflığının sırrını açıklamıştır.” (Morgan)

b. Benim yemeğim, beni gönderenin isteğini yerine getirmek: İsa’nın yediği yemekten daha büyük bir güç ve tatmin kaynağı vardı. İsa öğrencilerine gerçek doyumun, Tanrısı ve Babası’nın isteğini yerine getirmek olduğunu açıklamıştır.

i. İsa öncelikle ihtiyaca, işe, stratejiye, tekniklere ya da hatta ihtiyaç sahibi ruha odaklanmadı. O’nun odak noktası her şeyden önce Beni gönderenin isteğini yerine getirmekti. Buna karşılık Şeytan, Tanrı’nın isteğini arzulamayan, Tanrı’nın isteğine karşı kendi isteğini ileri süren kişinin en iyi örneğidir (Yeşaya 14:12-15).

ii. “O, ‘Benim gıdam Babamın isteğini yerine getirmektir’ demekten ileri gitmez. Böylece oğulluktan daha düşük bir pozisyon alır ve esas olarak görevine, hizmetine ve Tanrı’nın iradesine tamamen adanmış olmaya odaklanır.” (Spurgeon)

iii. Yüzyıllar boyunca sayısız kişinin yaşadığı deneyimler İsa’nın bu ifadesinde haklı olduğunu kanıtlamıştır. Tanrı’nın işini yapmak, her imanlı için nasıl bir iş olursa olsun, bundan daha tatmin edici bir şey yoktur. Bu durum, sezgilerimize aykırı ve doğal kendini gözetme içgüdümüze karşı olsa da bu doğrudur.

iv. “Dünya insanı, eğer kendi istediği olursa tamamen mutlu olacağını düşünür ve şimdi bulunduğu durumda ya da daha sonra kendini bulacağı durumdaki mutluluk hayali bundan ibarettir, kendi isteklerinin tatmin edilmesi, kendi özlemlerinin yerine getirilmesi, kendi arzularının ona verilmesi. Bunların hepsi bir yanılgıdır. Bir insan bu şekilde asla mutlu olamaz.” (Spurgeon)

v. İsa yorgun olduğu zamanlarda bile Tanrı’nın isteğini yerine getirmekten büyük bir tatmin duyuyordu. Aslında Tanrı’nın isteğini bilinçli olarak yerine getirmek yorgun İsa’yı tazeliyordu. “Rabbimizin daha önce hissettiği bedensel susuzluk (ve muhtemelen günün saatinden kaynaklanan açlık), Samiriyeli kadının ruhundaki ilahi işini sürdürürken unutulmuştu.” (Alford)

c. Ve O’nun işini tamamlamaktır: İsa’yı doyuma ulaştıran şey, Tanrı’nın işini sadece başlatmak değil, tamamlamaktı. Bu, bir önceki ayette başlayan düşünceyi sonuca ulaştırır.

·İsa Efendi’nin isteğine teslim olmuştu.

·İsa tanınmış bir görevdeydi.

·İsa bunu yapmak için geldi.

·İsa kendi işini tamamlamak için geldi.

i. O’nun işini tamamlamak: “Bu fiil, İsa’nın çarmıhta ‘Tamamlandı’ (Yuhanna 19:30) diye haykırdığı zaman kullanılan fiille aynıdır.” (Morris)

10. (35-38) İsa öğrencilerine ruhsal işin ve fırsatın aciliyeti hakkında öğretiyor.

“Sizler, ‘Ekinleri biçmeye daha dört ay var’ demiyor musunuz? İşte, size söylüyorum, başınızı kaldırıp tarlalara bakın. Ekinler sararmış, biçilmeye hazır! Eken ve biçen birlikte sevinsinler diye, biçen kişi şimdiden ücretini alır ve sonsuz yaşam için ürün toplar. ‘Biri eker, başkası biçer’ sözü bu durumda doğrudur. Ben sizi, emek vermediğiniz bir ürünü biçmeye gönderdim. Başkaları emek verdiler, siz ise onların emeğinden yararlandınız.”

a. Ekinleri biçmeye daha dört ay var: Bu bir atasözüydü ve bir iş için acele edilmemesi gerektiğini çünkü işlerin zaman aldığını ve beklemekten kaçınılamayacağını anlatıyordu. İsa öğrencilerinin böyle bir zihniyete sahip olmalarını istemiyordu; ekinlerin şimdi hazır olduğunu düşünmelerini ve böyle hareket etmelerini istiyordu.

i. “Grekçe’de ‘Ekinleri biçmeye daha dört ay var’ sözü, popüler ya da atasözü niteliğinde bir deyişle ilgili olduğunu düşündüren ritmik bir biçime sahiptir.” (Bruce)

ii. “Ekinler hazır. Ücretler hesaplandı. Kimse geri durmasın. Hasat beklemez.” (Morris)

b. Başınızı kaldırıp tarlalara bakın. Ekinler sararmış, biçilmeye hazır!İsa ruhsal fikirleri iletmek için yiyecek ve ürün fikrini kullanmıştır. Ürün fikri, Tanrı’nın Egemenliği’ne kabul edilmeye hazır birçok insan olduğu ve öğrencilerin kendilerini bu ürünü biçmek için çalışan işçiler – biçiciler – olarak görmeleri gerektiği anlamına geliyordu.

i. “O konuşurken Samiriyeliler kentten çıkıyor ve tarlalardan geçerek ona doğru geliyorlardı. Yahudilerin yabancı ve dışlanmış olarak gördüğü bu insanlardaki isteklilik, onların biçilmeye hazır ürünler gibi olduklarını gösteriyordu.” (Tenney)

ii. İsa öğrencilerini uyardı: Ekinleri biçmeye daha dört ay var diye düşünmeyin. Eğer bunu görebilecek gözlere sahip olsalardı, ürünün çoktan hazır olduğunu – hatta ekinlerin sararmış, tahılın tamamen olgunlaşmış ya da geç kalınmış olduğunu söylüyordu.

iii. Ekinlerin sararmış, biçilmeye hazır olduğuna inanmalıyız.”Yakında gelecek bir bereketin ortaya çıkmasını bekleyin; o berekete sahip olacağınıza inanın; onu elde etmek için çalışın ve o bereket elinize geçmediği sürece de tatmin olmayın.” (Spurgeon)

c. Eken ve biçen birlikte sevinsinler diye, biçen kişi şimdiden ücretini alır ve sonsuz yaşam için ürün toplar: İsa öğrencilerini kendisiyle birlikte çalışmaları konusunda en az üç şekilde teşvik etmiştir.

·Hasattaki çalışmaları ödüllendirilecekti (biçen kişi şimdiden ücretini alır).

·Yaptıkları işin yararı sonsuza dek sürecekti (sonsuz yaşam için ürün toplar).

·Hasatta çalışan her işçi birlikte sevinç duyar.

d. Ben sizi, emek vermediğiniz bir ürünü biçmeye gönderdim. Başkaları emek verdiler, siz ise onların emeğinden yararlandınız: Öğrenciler artık hemen ürün biçebilirlerdi ve bu ürünü ekmedikleri tohumlardan elde ettiler.

i. Tohumları Vaftizci Yahya ve İsa ektiler ve şimdi ise öğrenciler biçme fırsatına sahip oldular. Tanrı’nın işi çoğu zaman bu şekilde gerçekleşir – biri eker, bir diğeri biçer (1. Korintliler 3:6-8).

11. (39-42) Birçok Samiriyeli dünyanın Kurtarıcısı’na iman ediyor.

O kentten birçok Samiriyeli, “Yaptığım her şeyi bana söyledi” diye tanıklık eden kadının sözü üzerine İsa’ya iman etti. Samiriyeliler O’na gelip yanlarında kalması için rica ettiler. O da orada iki gün kaldı. O’nun sözü üzerine daha birçokları iman etti. Bunlar kadına, “Bizim iman etmemizin nedeni artık senin sözlerin değil” diyorlardı. “Kendimiz işittik, O’nun gerçekten dünyanın Kurtarıcısı olduğunu biliyoruz.”

a. O kentten birçok Samiriyeli…İsa’ya iman etti: O anda İsa’ya ve çarmıhtaki işine güvenmek için yeterli bilgiye sahip değillerdi; ama O’na pek tabi ki Tanrı’nın Mesihi olarak iman edebilirlerdi. İnandılar ve tanıklık eden kadının sözü üzerine İsa’ya iman etti.

b. Yaptığım her şeyi bana söyledi: Kadın, İsa’nın sadece yaşamıyla ilgili gerçekleri bilmesine değil, kendi yaşamıyla ilgili gerçekleri bildiği halde onu sevmesine de hayret etti. Bazen biri benim yaptığım her şeyi bilse beni sevemez diye korkarız ama İsa bu kadını sevdi.

c. O da orada iki gün kaldı: Bu sözler, İsa’nın dönemindeki Yahudi halkının çoğunun, Samiriyeliler hakkındaki düşünceleri ışığında bakıldığında olağanüstüdür. Yahudiler, Samiriye’yi ve Samiriyelileri mümkün olduğunca uzak durulması gereken bir yer ve halk olarak görüyorlardı ve eğer Samiriye’den geçilmesi gerekiyorsa mümkün olabildiğince en kısa sürede oradan geçilmesi gerekiyordu. Ama İsa orada iki gün kaldı.

i. “Samiriyeliler’in Yahudi bir öğretmeni, hiçbir reddedilme korkusu olmadan yanlarında kalmaya davet etmesi, İsa’nın onların güvenini ne kadar büyük ölçüde kazandığını göstermektedir.” (Bruce)

ii. “Orada kaldığı süre boyunca, İsa’nın düşünme şekli ve konuşmaları imanlıların sayısını artırdı ve kadının işini tamamladı.” (Trench)

d. O’nun sözü üzerine daha birçokları iman etti: İsa Samiriyeliler arasında geçirdiği günlerde onlara öğretti ve daha birçokları iman etti.

i. “Burası ile birkaç yıl sonra Filipus’un müjdelemeye gittiği ‘Samiriye kentinin’ aynı yer olup olmadığı merak etmek mümkündür [Elçilerin İşleri 8:5].” (Bruce)

e. O’nun gerçekten dünyanın Kurtarıcısı olduğunu biliyoruz: Samiriyeli kadının olağanüstü tanıklığı Sihar’daki Samiriyelileri İsa’ya bağladı; ama O’nu kendileri dinledikten sonra hem Mesih hem de dünyanın Kurtarıcısı olarak daha derin bir imanla İsa’ya geldiler.

i. Dünyanın Kurtarıcısı: “Sadece Yahudilerin değil, Samiriyelilerin ve diğer ulusların da Kurtarıcısı.” (Clarke)

ii. “Şüphesiz, İsa’nın iki günlük ikameti sırasında verdiği öğretişler, insanların O’nu ‘Dünyanın Kurtarıcısı’ olarak tanıması için yeterli olmuştu.” (Dods)

B. Bir saray memurun oğlunun iyileştirilmesi: ikinci belirti.

1. (43-46a) İsa Celile’ye dönüyor.

Bu iki günden sonra İsa oradan ayrılıp Celile’ye gitti. İsa’nın kendisi, bir peygamberin kendi memleketinde saygı görmediğine tanıklık etmişti. Celile’ye geldiği zaman Celileliler O’nu iyi karşıladılar. Çünkü onlar da bayram için gitmişler ve bayramda O’nun Yeruşalim’de yaptığı her şeyi görmüşlerdi. İsa yine, suyu şaraba çevirdiği Celile’nin Kana Köyü’ne geldi.

a. Bir peygamberin kendi memleketinde saygı görmediğine: Celile İsa’nınkendi memleketiydi– büyüdüğü yerdi. Bu insanlar İsa’yı çok yakından tanıdıkları için, O’na gerektiği gibi saygı göstermediler. Burada onların İsa’yı aslında tanımadıklarını anlıyoruz; eğer tanısalardı, O’na daha çok saygı gösterirlerdi.

i. İsa’yı tanıdığını sanmak diye bir şey vardır; O’nu her şeyiyle tanıdığımızı sanmak gibi tehlikeli bir his vardır. Böyle tehlikeli bir his İsa’ya karşı saygısızlığa yol açar.

ii. Yuhanna’nın, İsa’ya saygı gösterilmeyen yeri, Yahudiye’yle mi yoksa Celile’yle mi ilişkilendirmek istediğini bilmek biraz zor. Her iki yer için de bir açıklama yapılabilir; diğer Müjde kitapları bu ilkeyi açıkça aktarmış ve Celile’yle ilişkilendirmiştir (Matta 13:57 ve Markos 6:4).

iii. “Bu nedenle tanınırlıktan kaçınmak için Celile’ye gider ve bir peygamber olarak en az saygı göreceği yerin kendi memleketi (Celile) olduğuna tanıklık eder.” (Alford)

b. Bayramda O’nun Yeruşalim’de yaptığı her şeyi görmüşlerdi: Celile’deki Yahudiler bayramlarda Yeruşalim’e gitmeyi âdet edinmişlerdi (Mısır’dan Çıkış 23:14-17). Bu özel zamanda İsa’nın Yeruşalim’de yaptığı her şeyi hatırladılar.

i. Belki de İsa’nın tapınağın dış avlusunda tüccarların tezgahlarını devirdiği zamanı hatırlıyorlardı (Yuhanna 2:13-27). İsa ayrıca kendi dirilişini önceden bildirmiş (Yuhanna 2:18-22) ve Yeruşalim’deyken detayları belirtilmemiş başka pek çok belirti gerçekleştirmişti (Yuhanna 2:23-25).

ii. “Celilelilerin coşkusu sağlam temellere dayanmıyordu. İsa’nın gerçekten Mesih olduğunu, dünyanın Kurtarıcısı olduğunu fark etmelerine değil, belirtileri görmelerinden kaynaklanan mucizelere dayanıyordu. O’nu kabul etmeleri bir bakıma reddetmeleri anlamına geliyordu. O’na bir tür saygı gösterdiler ama bu İsa’nın hak ettiği saygı değildi.” (Morris)

2. (46b-48) Memur ve hasta oğlu.

Orada saraya bağlı bir memur vardı. Oğlu Kefarnahum’da hastaydı. Adam, İsa’nın Yahudiye’den Celile’ye geldiğini işitince yanına gitti, evine gelip ölmek üzere olan oğlunu iyileştirmesi için O’na yalvardı. İsa adama, “Sizler belirtiler ve harikalar görmedikçe iman etmeyeceksiniz” dedi.

a. Oğlu Kefarnahum’da hastaydı: O sırada İsa, Kefarnahum’da yaşamaya başlamıştı (Matta 4:13 ve Yuhanna 2:12). İsa, Kana’da olmasına rağmen (Yuhanna 4:46a), bu adam Kefarnahum‘dan Kana’ya kadar 20 mil (32 kilometre) yol kat etti.

i. Saraya bağlı bir memur: “Kelimenin tam anlamıyla, ‘soylu biri‘… bu adam muhtemelen Hirodes Antipa’nın bir memuruydu.” (Alford)

b. Evine gelip ölmek üzere olan oğlunu iyileştirmesi için O’na yalvardı: Bu soylu adam, hasta çocuğu için İsa’ya gelen birçok anne babadan biriydi. Belli ki hasta bir çocuğun babasının telaşı ve mecburiyetiyle gelmişti – ve oğlu ölmek üzereydi.

i. “Tüm o gösterişli saray hayatı ne kadar boş ve anlamsızdı, çok sevdiği oğlunun sesi, şiddetli ateş altında ve sayıklayan çığlıklarla sarayın içinde yükseldiğinde!” (Morrison)

c. Sizler belirtiler ve harikalar görmedikçe iman etmeyeceksiniz: İsa, iman adımı atmadan önce belirtilere ve mucizelere bel bağlayanları azarladı. İsa oğlunun iyileşmesini isteyen bu adama karşı sert davranmış gibi görünebilir ama Celile’de sadece yaptığı mucizelerle ilgilenen pek çok kişiyle karşılaşmıştı – bu adamı bir şekilde sorgulamasının nedeni bundandı.

i. Belirtiler ve harikalar bir kişiyi Tanrı’ya inanmaya yönlendirebilir ve Tanrı’dan gelen bir haberciyi tasdik edebilir – ama aynı zamanda bir kişi üzerinde hiçbir etkisi de olmayabilir ve Şeytan da sahte belirtiler ve harikalar kullanabilir (2 Selanikliler 2:9).

ii. Tanrı’dan gelen belirtiler ve harikalar elbette iyi şeylerdir ama imanımızın temelini oluşturmamalıdırlar. Tanrı’yı bize kanıtlamaları için belirtilere ve harikalara bel bağlamamalıyız. Belirtiler ve harikalar kendi başlarına yüreği değiştiremez; İsrail halkı Sina Dağı’nda inanılmaz belirtiler gördü ve hatta Tanrı’nın sesini duydu (Mısır’dan Çıkış 19:16-20:1), ancak kısa bir süre sonra altın bir buzağıya taptılar (Mısır’dan Çıkış 32:1-6).

iii. “Bu ayetler, İsa’nın sözü sayesinde iman eden Samiriyeliler ile belirtiler ve mucizeler olmadan iman etmeyen Yahudiler arasındaki karşıtlığı ima eder.” (Alford)

3. (49-50) İsa memurun oğlunun iyileştiğini bildirir ve adam bu bildiriye inanıyor.

Saray memuru İsa’ya, “Efendim, çocuğum ölmeden yetiş!” dedi. İsa, “Git, oğlun yaşayacak” dedi. Adam, İsa’nın söylediği söze iman ederek gitti.

a. Saray memuru… dedi: Bu adam bir saray memuruydu, yüksek mevki ve itibar sahip soylu bir adamdı. Tüm mevkisinin ve itibarının, büyük ihtiyacı karşısında hiçbir önemi yokmuş gibi görünüyordu. Adam zorlukların herkesi aynı seviyeye getiren etkisini yaşadı.

b. Efendim, çocuğum ölmeden yetiş! İsa önceki sözleriyle saray memurunu bir mucize istemekten vazgeçirmiş gibi görünüyordu. Ancak bu istek, saray memurunun şu gerçeği doğru kavradığını gösterir: İsa mucizeleri değil, mucizelere dayanan bir inancı reddediyordu.

i. Saray memuru İsa’ya soylu statüsüne dayanarak değil, oğlunun büyük ihtiyacına dayanarak başvurdu. İsa’ya büyük ve önemli bir adam olarak gelmek ona İsa’nın önünde hiçbir şey kazandırmayacaktı.

ii. “Hiçbir erdem ileri sürmedi ama durumunun perişan olduğunu savundu. Çocuğun soylu bir aileden geldiğini ileri sürmedi – bu, İsa’ya karşı çok kötü bir savunma olurdu; ya da sevimli bir çocuk olduğunu da ileri sürmedi – bu da üzücü bir savunma olurdu; ama çocuğun ölümün eşiğinde olduğunu ileri sürdü. Çocuğun son derece zor bir durumda olması onun acele etmesinin nedeniydi: çocuk ölümün eşiğindeydi; bu nedenle babası merhamet kapısının açılması için yalvarıyordu.” (Spurgeon)

c. Git, oğlun yaşayacak: İsa bu adamın imanını ciddi bir şekilde sınamış, onu mucizevi olaylara değil, sadece İsa’nın sözüne inanmaya zorlamıştır. Bu sınamaya rağmen adam İsa’nın sözüne inandı ve oradan ayrıldı. Saray memuru, gerçek imanın sadece İsa’nın sözüne inanmak olduğunu gösterdi.

i. “Çocuğu iyileştirmek İsa için önemliydi; babayı eğitmesi ve imana yönlendirmesi çok daha gerekliydi.” (Maclaren)

ii. “Saray memurunun istediği gibi Rabbimiz onunla birlikte gitmiş olsaydı, adamın imansızlığı tam olarak ortadan kalkmamış olacaktı çünkü hala Rabbimizin gücünün Kana’dan Kefarnahum’a ulaşamayacağını düşünecekti: adamın imansızlığını bir anda yok etmek ve onu Rabbimizin yüce gücüne olan inancın doluluğuna taşımak için, görünüşte var olmayan, hem gökleri hem de yeri dolduran kudretiyle çocuğu iyileştirdi.” (Clarke)

d. Oğlunun yaşadığını: İsa bu şifada herhangi bir çarpıcı unsur kullanmadı. Birçok insan Tanrı’nın işinde çarpıcı unsurlar görmek ister ve bazen Tanrı bu tür unsurları sağlar. Gerçek iman, mucizenin dışsal göstergesini fark edebilir ve kabul edebilir ancak bunu ihtiyaç duymaz.

4. (51-54) Saray memuru oğlunun iyileştiğini ve bunun ne zaman gerçekleştiği öğreniyor.

Daha yoldayken köleleri onu karşılayıp oğlunun yaşadığını bildirdiler. Adam onlara, oğlunun iyileşmeye başladığı saati sordu. “Dün öğle üstü saat birde ateşi düştü” dediler. Baba bunun, İsa’nın, “Oğlun yaşayacak” dediği saat olduğunu anladı. Kendisi ve bütün ev halkı iman etti. İsa, bu ikinci belirtiyi de Yahudiye’den Celile’ye döndükten sonra gerçekleştirdi.

a. Oğlunun yaşadığını:Saray memuru kanıt görmeden önce iman etti; ama kanıt görmek elbette sevindiriciydi. Bu haberin saray memuru için ne kadar güzel olduğunu ve İsa’nın, “Oğlun yaşayacak” dediği saat ile aynı anda gerçekleştiğini ancak hayal edebiliriz.

i. Bu mucizenin kanıtı çok açıktı. İsa çocuğun iyileştiğini ilan ettiğinde, çocuk gerçekten de iyileşmişti – hem de kanıtlanmış bir şekilde.

ii. Hizmetçilerine göre iyileşme “Dün öğle üstü saat birde” gerçekleşmişti. Bu, saray memurunun İsa’yla Kana’daki görüşmesinden Kefarnahum’daki evine dönmek için biraz vakit geçirerek gittiği anlamına gelir. Onun ağır adımları bir iman göstergesiydi. Saray memuru korku içinde Kefarnahum’dan Kana’ya koştu; imanla Kana’dan Kefarnahum’a yürüdü.

iii. “Saray memuru çocuğunun hayatta ve iyi olduğundan o kadar emindi ki, geri dönerken hiç acele etmedi. Sanki eğer Mesih başarılı olamazsa başka bir doktor bulması gerekecekmiş gibi telaşla eve gitmedi; ama İsa’nın kendisine söylediklerinin doğruluğundan emin bir şekilde yavaş ve sakin bir biçimde yoluna devam etti.” (Spurgeon)

b. Kendisi ve bütün ev halkı iman etti: İsa’nın mucizevi gücü hem saray memurunun hem de ev halkının imanını artırdı. Daha önce de inanıyordu ama şimdi daha çok inanıyordu. İmanı, Tanrı’nın gücüyle ilgili kişisel deneyimi sayesinde derinleşmişti.

i. ” İsa’nın öğrencileri su şaraba dönüştükten sonra O’na iman etti; baba ve ev halkının geri kalanı çocuğun iyileşmesi sonucunda iman etti: ve her iki durumda da özgün dildeki fiil – eylemin başlangıcını ifade eden – başlatıcı aorist’tir ve ‘O’na iman etmeye başladılar’ şeklindedir.” (Tasker)

ii. “Hirodes’in sarayında İsa’ya iman etmek kolay olmayacaktı. Alaylara ve alaycı kahkahalara katlanmak zorunda kalacaktı; ve hiç şüphesiz onun biraz delirdiğini düşünenler olacaktı.” (Barclay)

c. Bu ikinci belirtiyi de: Yuhanna Müjdesi’nde belirtiler, okuyucuyu imana yönlendirmek için verilmektedir (Yuhanna 20:29-31). İman ve belirtiler arasındaki ilişki Yuhanna 2. ve 4. bölümlerde açıktır.

·İlk belirti İsa’nın öğrencilerini ikna etti.

·İkinci belirti Yahudi bir saray memurunu ve ev halkını ikna etti.

·Samiriyeliler bir belirti olmadan iman ettiler.

i. Yuhanna Müjdesi’ndeki ilk iki belirti Celile’nin Kana kentinde gerçekleşmiştir. İlki gelmiş geçmiş en coşkulu kutlamada – bir düğün eğlencesinde gerçekleşti. İkincisi ise gelmiş geçmiş en kötü trajediyle – bir çocuğun hastalığı ve yaklaşmakta olan ölümüyle – bağlantılıydı. İsa hem sevinçli hem de en üzücü anlarda insanların yanındadır.

©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik