Yuhanna 2 – Tanrı’ya Dönüş ve Arınma

A. Düğünde suyun şaraba dönüşmesi.

1. (1-2) İsa, annesi ve öğrencileri bir düğünde.

Üçüncü gün Celile’nin Kana Köyü’nde bir düğün vardı. İsa’nın annesi de oradaydı. İsa’yla öğrencileri de düğüne çağrılmışlardı.

a. Üçüncü gün: Yuhanna bir önceki bölümde gün be gün olan gelişmeleri aktarmıştı, birinci gün (Yuhanna 1:19-28), ertesi gün (Yuhanna 1:29-34), ertesi gün (Yuhanna 1:35-42), ertesi gün (Yuhanna 1:43-51) ve burada da üçüncü gün meydana gelen olaylara dikkat çekerek öyküyü sürdürmüştür.

i. “‘Üçüncü gün’ muhtemelen son bahsedilen olaydan, yani Natanel’in çağrılmasından itibaren sayılmalıdır. Gün hesaplaması her zamanki gibi o günü de kapsar; ‘iki gün sonra’ demek daha doğru olur.” (Barclay)

b. İsa’yla öğrencileri de düğüne çağrılmışlardı: Bu sözler, İsa’nın her zaman iyi vakit geçirenler arasında hoş karşılandığını gösteren birçok öyküden ilkidir. İsa iyi vakit geçirenlere hiç engel olmuyordu ve o zamanın Yahudi kültürüne göre düğün en coşkulu eğlence demekti.

i. Eski bir geleneğe göre, bu düğün Müjde yazarı Yuhanna’nın düğünüydü ve gerçekleşen mucizeyi gördükten sonra gelini nikah masasında terk etti. Bu durum derin bir adanmışlığı göstermesi bakımından iyi görülebilir belki ama yaşanmış olma ihtimali gerçek olmayan bir öykü olarak görülmelidir.

ii. Bazıları bu düğünün İsa’nın kendi düğünü olduğu gibi garip bir fikri öğretmiştir, bunlara Son Zaman Azizler Kilisesi (Mormonlar) de dahildir. Buna New Age (Yeni Çağ) düşüncesinin bazı takipçileri arasında da inanılmaktadır. Tabii ki bu fikir, bu bölümün açık anlamıyla ve İsa’nın yaşamıyla ilgili tüm Müjde kayıtlarıyla örtüşmez.

iii. İsa’nın bu düğüne davet edilmiş olmasının birkaç anlamı vardır:

·İsa’nın bu düğüne davet edilmesi, İsa’nın nasıl bir insan olduğuna dair bazı şeyler söyler.

·İsa’nın bu düğüne davet edilmesi, İsa’nın düğünlerdeki varlığı hakkında bir şeyler söylemektedir. “İsa bir evliliğe gelir ve orayı kutsar, böylece aile yaşamımızın onun gözetimi altında olduğundan emin olabiliriz.” (Spurgeon)

·İsa’nın bu düğüne davet edilmesi, İsa’yı yaşamımızdaki olaylara davet ettiğimizde ne olacağına dair bir şeyler söylemektedir.

iv. “Bu noktada O, en rahatsız edici kişisel çatışmadan yeni çıkmıştı, yapması gereken iş O’nu bekliyordu – yoğun mücadele, tehlike ve acı dolu iş; ancak, bu tür şeylerle meşgul olan bir zihinde bile, köylü bir çiftin evlilik sevincine katılacak bir yer buluyordu.” (Dods)

v. İsa’nın annesi de oradaydı: “Yusuf’tan hiç söz edilmez. Bunun açıklaması, büyük olasılıkla Yusuf’un o sırada hayatta olmamasından kaynaklanıyor. Öyle görünüyor ki, Yusuf çok erken bir yaşta öldü ve İsa’nın Nasıra’da on sekiz uzun yıl geçirmesinin nedeni, annesinin ve ailesinin geçimini üstlenmek zorunda kalmasıydı. Ancak küçük kardeşleri kendi başlarının çaresine bakabilecek duruma geldiklerinde evden ayrılmıştır.” (Barclay)

2. (3-5) Şarapsız kalan düğün ve bir annenin isteği.

Şarap tükenince annesi İsa’ya, “Şarapları kalmadı” dedi. İsa, “Anne, benden ne istiyorsun? Benim saatim daha gelmedi” dedi. Annesi hizmet edenlere, “Size ne derse onu yapın” dedi.

a. Şarap tükenince: Sosyal bakımdan bu büyük bir yanlıştı ve çift için uzun süre büyük bir ayıplanmaya sebep olabilirdi. Bir düğünün en büyük şenlik olması gerekirdi ve ev sahibinin en azından yeterli bir misafirperverliği (kısmen yiyecek ve içecek bakımından) sağlayamaması büyük bir utançtı.

i. Bazıları, davetsiz misafirler olarak düşünülen öğrencilerin düğüne katılmasının, şarabın beklenenden daha hızlı tükenmesine sebep olduğuna inanır. Metinde bu konu ile ilgili hiçbir delil yoktur. Morris’in daha iyi bir fikri vardır: “Bu durum, ev sahiplerinin yoksul olduğunu ve en iyi ihtimali umarak asgari düzeyde bir hazırlık yaptıklarını gösteriyor olabilir.”

ii. “Misafirlere yeterli ikramda bulunmamak toplumsal bir ayıp anlamına gelirdi. İsa’nın zamanındaki birbirine sıkı sıkıya bağlı çevre ortamında böyle bir hata asla unutulmaz ve yeni evli çiftin peşini hayatları boyunca bırakmazdı.” (Tenney)

iii. Ayrıca, o günün hahamları şarabı neşenin sembolü olarak görüyorlardı. Bu nedenle “şarabın tükenmesi demek, neredeyse ne misafirlerin ne de gelin ile damadın mutlu olmadığını kabul etmekle eşdeğer olurdu.” (Boice)

iv. “Eski Yakın Doğu’da, düğünlerle ilgili güçlü bir denklik unsuru vardı ve örneğin, uygun düğün hediyesini sağlayamayan bir erkeğe karşı belli durumlarda yasal işlem başlatmak mümkündü… bu da şarap tedarikinde bir aksama olduğunda sosyal bir ayıptan daha fazlasının söz konusu olduğu anlamına gelir. Damat, ailesi ile birlikte ağır bir maddi yükümlülük altına girmek durumunda kalabilirdi.” (Morris)

b. Şarapları kalmadı: Meryem’in bu sorunu oğlu İsa’ya neden getirdiğini tam olarak bilmiyoruz. Belki de İsa’nın Mesih olduğunu mucizevi bir şekilde göstereceği günü sabırsızlıkla bekliyordu. İnsanlar İsa’nın Mesih olduğunu anladıklarında, bu durum, birçok insanın sorguladığı bir hamileliğin ve doğumun gölgesi altında yaşayan Meryem’i de haklı çıkaracaktı.

i. Meryem’in, Oğlu’nun halka açık hizmetine başlama zamanının geldiğini hissetmesi yanlış değildi. O’nun Yahya tarafından vaftiz edildiğini ve vaftizinde göksel bir işaretle onaylandığını biliyordu. Meryem, O’nun çölde denenmeye katlandığını biliyordu. İsa’nın herkesin önünde dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu olarak tanıtıldığını (Yuhanna 1:29) ve Kendisine öğrenciler toplamaya başladığını biliyordu.

c. Anne, benden ne istiyorsun? İsa annesiyle saygı dolu bir şekilde konuştu, ama ona “anne” demedi. İsa, halka açık hizmetinin başlangıcında, artık Meryem’le farklı bir ilişkisi olduğunu vurgulamak istemişti.

i. Anne[1]: “Kaba ve nezaketsiz bir hitap şekli olmaktan çok uzak, bir saygı unvanıydı. İngilizce’de buradaki ifadeyi tam olarak karşılayan bir konuşma şeklimiz yok ama en azından içinde nezaket ifade eden Hanımefendi sözcüğü ile tercüme etmek daha iyidir.” (Barclay)

ii. Anne demek kaba bir davranış değildi ama bir oğulun annesine böyle hitap etmesi de beklenen bir şey değildi. “Yine de bir oğulun annesine böyle hitap etmesinin alışılmadık bir durum olduğunu unutmamalıyız. Bu Müjde’de belirtilenler dışında bunun hiçbir örneği yok gibi görünmektedir.” (Morris)

iii. İsa kendisiyle Meryem arasında yeni bir ilişki olduğunu belirtmiştir. “Eğer Meryem şimdi ondan yardım istiyorsa, bunu aralarındaki anne-oğul ilişkisine dayanarak istememeliydi.” (Bruce)

iv. İsa, Meryem’e, “Bunu yapmayacağım. Zamanı değil” der gibiydi – ama sonra bu isteği yerine getirmek üzere harekete geçti. Meryem’e aslında söylediği şuydu: “Artık farklı bir ilişkimiz var. Göksel Babama danışayım.” İsa dua etmiş ve buna göre ne yapacağını biliyor olmalı çünkü daha sonra bu Müjde kitabında şu sözleri söylemişti:

·Size doğrusunu söyleyeyim, Oğul, Baba’nın yaptıklarını görmedikçe kendiliğinden bir şey yapamaz. Baba ne yaparsa Oğul da aynı şeyi yapar. (Yuhanna 5:19)

·Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam… amacım kendi istediğimi değil, beni gönderenin istediğini yapmaktır. (Yuhanna 5:30)

·Kendiliğimden hiçbir şey yapmadığımı, ama tıpkı Baba’nın bana öğrettiği gibi konuştuğumu anlayacaksınız. (Yuhanna 8:28)

·Çünkü ben her zaman O’nu hoşnut edeni yaparım. (Yuhanna 8:29)

v. “Gerçekten de Meryem O’nun harekete geçeceğinden çok emindi ve böylesine emin olduğu için orada hizmet edenlere, O’nun söylediği her şeyi yapmalarını söylemişti ama O kendi yöntemiyle, kendi amaçlarıyla ve kendi zamanında harekete geçecekti.” (Tasker)

vi. “İsa, halka açık hizmeti sırasında, sadece ya da öncelikle Meryem’in Oğlu değildi, cennetin gerçeklerini insanlara ulaştıracak olan ‘İnsanoğlu’ydu. Yeni tür bir ilişki kuruluyordu. Meryem bunu görmeden hareket etmemeli.” (Morris)

vii. “Tüm içten saygısına rağmen, yine de Meryem’den gelen tüm girişimleri kesin bir biçimde geri çevirdi çünkü onun egemenliği bedene göre değil, ruha göre bir egemenlik olacaktı. İsa’nın annesiyle ilgili olarak, Meryem doğal bir hataya düşmesine rağmen, bir an bile bu hatada ısrar etmediğine gönülden inanıyorum; hatta bunu Yuhanna’dan gizlemedi ama muhtemelen başkalarının onun hakkında yanlış bir izlenim edinip benzer bir hataya düşmemesi için bunu Yuhanna’ya söylemeye özen gösterdi.” (Spurgeon)

viii. Trench şu sözlerinde haklıydı, “Katolik ya da Ortodoks Hıristiyan âlemi, Rabbimizin bu ilk mucizesinde annesinin dualarına verdiği değerin ve bu duaları yerine getirmekten duyduğu memnuniyetin uzun zamandan beri farkındadır.” Ancak böyle bir durum, bu işi tamamen yanlış anlamak olur. İsa burada yaptıklarını anne-oğul ilişkisine dayanarak yapmadığını açıkça belirtmişti.

ix. Benim saatim daha gelmedi: “Bu ifade, yani benim saatim, Yuhanna kitabında genellikle Mesih’in ölüm zamanı için kullanılır. Ancak bu şekilde kullanılmasının nedeni, bu bölümlerde O’nun ölümünün, doğal olarak anlatının temelini oluşturan konu olmasından ileri gelir. Bu ifadeyle söz edilen, sabit ya da belirlenmiş bir zamandır; — ve bu nedenle burada, O’nun mucizelerle kendini göstermesinin belirlenmiş zamanıdır.”

d. Size ne derse onu yapın: Meryem’in kaydedilmiş sözleri çok azdır. Ancak kaydedilmiş olan sözlerine dikkat etmekte fayda var çünkü bu sözler Meryem’in kendisini değil, İsa’yı yüceltmektedir. Herkesin Meryem’in yönlendirişine uyması akıllıca olacaktır: Size ne derse onu yapın.

i. İsa’ya ulaşmak için kasıtlı olarak Meryem’den geçmek, İsa’yı katı yürekli, Meryem’i ise yumuşak yürekli olarak görmektir. Bu kavram “Kutsal Kitap’a tamamen yabancıdır. Pagan dinlerinde yaygın olan anne-oğul fikirlerinden gelmektedir.” (Barnhouse)

ii. “Meryem’in kaydedilen sözleri azdır; bu özel sözler, onları ortaya çıkaran anlık durumun ötesinde bir uygulamaya sahiptir.” (Bruce)

3. (6-7) Su kaplarının doldurulması.

Orada Yahudiler’in arınma törenine uygun olarak, her biri yirmi ya da otuz galon su alan taştan altı su kabı vardı. İsa onlara, “Su kaplarını suyla doldurun” dedi. Onlar da tası ağzına kadar doldurdular.

a. Taştan altı su kabı: İsa bu mucizeyi gerçekleştirmeye elindekileri kullanarak başladı. Birçok yolla daha fazla şarap sağlayabilirdi ama O orada olanlarla başladı.

b. Yahudiler’in arınma törenine uygun olarak: Su kapları Yasa sistemiyle bağlantılıdır çünkü bu kaplar dini törenler için arınmada kullanılırdı.

i. Her biri yirmi ya da otuz galon su alan: Spurgeon, Yuhanna’nın verdiği bu yaklaşık sayıda, vaizler için bir önem olduğunu görmüştür. “Her zaman doğru konuşalım; bazen ‘neredeyse’ ya da ‘şu civarda’ kelimeleri doğruluğumuzu kurtaracaktır. Bilmediğimiz zaman kesin konuşmayalım; ve bir ifadenin doğruluğu gerekli olduğunda ve bunu tam ifadelerle veremediğimizde, ‘her biri iki ya da üç ölçek’ gibi sözlerle verelim.” (Spurgeon)

c. Su kaplarını suyla doldurun: İsa’nın yönlendirmesine göre hareket eden hizmetliler bu mucize sırasında eşsiz bir bereket ortamındaydılar. İsa bu mucizede insanların işbirliğini istedi. Kapları Kendisi doldurabilirdi ya da kaplardaki sıvıyı kolayca yaratabilirdi. Ama hizmet edenler bu işi paylaşırsa, bereketi de paylaşacaklarını biliyordu.

i. Mucizeyi hizmet edenler yapmadı. Onların çabaları tek başına tamamen yetersizdi. Ama İsa’ya itaat ettikleri için mucizenin sevincini paylaştılar.

ii. Hizmet edenler özel bir bereketle kutsandılar çünkü hiç karşı çıkmadan ve sonuna kadar itaat ettiler (tası ağzına kadar doldurdular). Bu ifade, mucizenin mümkün olan en büyük ölçüde gerçekleşeceği anlamına gelir. Eğer tembellik edip su kaplarını sadece yarısına kadar doldurmuş olsalardı, kaplarda sadece yarısına kadar şarap olacaktı.

d. Onlar da tası ağzına kadar doldurdular: Tas ağzına kadar doluydu – daha fazla su ekleyecek bir yer yoktu – çünkü İsa suya bir şey ekleyerek bir mucize yapmayacaktı; suyu dönüştürecekti.

i. Bu, imanımız ve itaatimiz için bir örnektir. “Ona iman etmeniz istendiğinde, sonuna kadar iman edin. Onu sevmeniz söylendiğinde, onu sonuna kadar sevin. Ona hizmet etmeniz buyrulduğunda, tasın ağzına kadar hizmet edin.” (Spurgeon)

4. (8-10) Su şaraba dönüştü, hem de en iyi şaraba.

Sonra hizmet edenlere, “Şimdi biraz alıp şölen başkanına götürün” dedi. Onlar da götürdüler. Şölen başkanı, şaraba dönüşmüş suyu tattı. Bunun nereden geldiğini bilmiyordu, oysa suyu küpten alan hizmetkârlar biliyorlardı. Şölen başkanı güveyi çağırıp, “Herkes önce iyi şarabı, çok içildikten sonra da kötüsünü sunar” dedi, “Ama sen iyi şarabı şimdiye dek saklamışsın.”

a. Şimdi biraz alıp şölen başkanına götürün: Hizmet edenler açısından bu eylem iman gerektiriyordu. Eğer getirdikleri su çıksa şölen başkanının nasıl öfkeleneceğini bir düşünün! Yine de imanla İsa’nın sözüne itaat ettiler.

i. “Arhitriklinos[2], artık şarap haline gelmiş olan suyu tattığında, bu şarabın nereden elde edildiğini bilmiyordu ve bu nedenle onu yalnızca sıradan bir şarap olarak tarafsız bir şekilde değerlendirdi.” (Dods)

ii. İsa mucizenin denenmesinde, hem de hemen denenmesinde ısrar etti. Şarap haline getirilen suyun önce konuklara değil, şölen başkanına sunulmasını buyurdu. Değerlendirme en uygun yetkili tarafından test edilsin ve hemen yapılsın.

iii. “Şarabın oluşabilmesi için üzümün büyümesi ve olgunlaşması, uygun kaplarda ezilmesi, mayalanması gerekir — ama burada tüm bu süreçler, doğa yasalarını koyan ve insanın yetilerini yaratıp ortaya çıkaran aynı Güç tarafından bir anda sonuçlarıyla birlikte gerçekleştirilmiştir.” (Alford)

b. Suyu küpten alan hizmetkârlar biliyorlardı: İşlerini tam olarak yapan sadık hizmetkârlar mucizenin büyüklüğünü biliyorlardı. Şölen başkanı sadece şarabın iyi olduğunu biliyordu; bunun bir mucize olduğunu bilmiyordu. Bu bilgi hizmetkârlar için özel bir bereketti.

i. İsa’nın bu mucizeyi tam olarak nasıl gerçekleştirdiği açıklanmaz. Dönüşümün su kaplarında gerçekleştiğini varsayıyoruz ama şarabın servis edilmesi sırasında da gerçekleşmiş olabilir. Yine de kayıtlara göre, İsa özel bir söz söylemedi ya da dini bir tören gerçekleştirmedi; İsa sadece iradesini kullandı ve mucize gerçekleşti.

ii. “Musa acı suyun tadını tatlıya çevirdiğinde, bunu Rab’bin kendisine gösterdiği bir ağaç parçası aracılığıyla yaptı. Elişa pınarları pakladığında suya tuz attı. Burada ise bir aracı yok.” (Spurgeon)

iii. “Bu, tanrısallığın bir imzası değil mi? Hiçbir aracı olmadan, yalnızca iradesini ortaya koymasının yeterli oluşuyla maddeyi O’nun buyruğuna itaat edecek biçimde şekillendirmek…” (Maclaren)

iv. Çöldeki ilk denenmesinde Şeytan, İsa’dan taşları ekmeğe dönüştürmesini istemişti – bunu İsa’nın Kendisi için istemişti. Bu ilk mucizede ise Meryem İsa’dan suyu şaraba dönüştürmesini istedi – bunu başkaları için istedi. İsa ilkini reddetti, ikincisini ise yaptı.

v. “Açıktır ki, bir mucize gerçekleşiyorsa başka mucizeler gerçekleştirme gücü de vardır. Eğer Mesih kendi isteğiyle suyu şaraba dönüştürebiliyorsa, her şeyi ama her şeyi yapabilir. Eğer İsa bir kez doğanın ötesinde bir güç kullandıysa, bunu tekrar yapabileceğine kesinlikle inanabiliriz: gücünün sınırı yoktur.” (Spurgeon)

vi. Büyük miktarda şarap – bir düğün eğlencesinin tüketebileceğinden çok daha fazlası – bilerek planlanmıştı. Fazla şarabın satılması yeni evliler için muhtemel bir gelir kaynağıydı. Ayrıca, “Düğün sona erdikten sonra, dönüşümün gerçek olduğunun kanıtı olacaktı. Düğüne gelen konuklar hayal görmemişti. Düğün bitse bile işte şarap hala oradaydı.” (“Bu kadar büyük ellerden küçük hediyeler çıkmaz.” (Trapp)

c. Sen iyi şarabı şimdiye dek saklamışsın! Şölen başkanı damada herkesin önünde büyük bir iltifatta bulundu. Şarabın bitmesi herkese rezil olmak anlamına gelebilirdi; İsa’nın mucizesi bu utancı da dönüştürdü, çok daha güzel bir düğün eğlencesine çevirdi.

i. İsa şarap yaptığında, sonuç iyi bir şarap oldu. Bu, özellikle yüksek bir alkol oranına sahip olduğu anlamına gelmez ama iyi yapılmış bir şarap olduğu anlamına gelir.

ii. Bazıları İsa’nın burada oraya çıkardığı şeyin gerçekte üzüm suyu olduğunu göstermek için büyük çaba sarf etmektedir. Bazıları bu düşünce tarzını ikna edici bulsa da yazarın görüşü bu değildir. İyi şarap iyi şaraptır, iyi üzüm suyu değil. O günlerdeki şarabın (yaygın olarak servis edildiği şekliyle) seyreltilmiş olduğu (Barclay’e göre iki ölçü şaraba üç ölçü su) ve alkol içeriğinin günümüz şaraplarından çok daha düşük olduğu doğrudur ama yine de şaraptır.

iii. “Doğu ülkelerinde yaygın olarak kullanılan şaraba gelince, bir kişinin bu şarapla sarhoş olması için aşırı derecede içmesi gerekirdi. Bu durum mümkün olabilirdi çünkü insanların şarapla sarhoş olduğu durumlar vardı ancak bir kural olarak, sarhoşluk Kurtarıcı’nın zamanında ve önceki çağlarda nadir görülen bir ahlaksızlıktı.” (Spurgeon)

iv. “İsa’nın dünyaya getirdiği, dünyanın her zaman sahip olduğu türden, ama değer ve mükemmellik açısından hepsini geride bırakan çok şey yok mu?” İsa’dan önce de dünyada sevgi, neşe ve iyilik vardı ama bunların hepsi İsa’dan sonra tamamen farklı bir tür oldu. (Morrison)

d. Sen iyi şarabı şimdiye dek saklamışsın! Bu sözlerin gerisinde bir ilke var; her zaman Tanrı’nın halkı için en iyinin henüz gelmemiş olduğu ilkesi söz konusudur.

i. “Kardeşlerim, yaşamınızın son anında – daha doğrusu yaşamınızın ilk anında – ‘En iyi şarabı şimdiye dek sakladı’ dediğinizi hayal edebiliyorum. Onu yüz yüze gördüğünüzde, sizi rahatsız edecek ya da dikkatinizi dağıtacak hiçbir şeyin olmadığı o en yakın paydaşlığa kavuştuğunuzda, işte o zaman ‘En iyi şarabı şimdiye dek sakladı’ diyeceksiniz.” (Spurgeon)

ii. “Tanrı olmadan son, en kötüsüdür… Eğer günah, yarının ardındaki kötüyü gizliyorsa, mezarın ardındaki daha da kötüyü gizliyor olamaz mı?” (Morrison)

iii. “Size Şeytanın evinin duvarlarının gerisine bakmanızı öneririm ve onun bu kurala sadık olduğunu göreceksiniz; önce iyi şarabı ortaya sunar, sonra insanlar iyice sarhoş olduktan ve beyinleri onunla karıştıktan sonra, daha kötü olanı ortaya çıkarır.” (Spurgeon)

5. (11-12) Mucizelerin başlangıcı.

İsa bu ilk doğaüstü belirtisini Celile’nin Kana Köyü’nde gerçekleştirdi ve yüceliğini gösterdi. Öğrencileri de O’na iman ettiler. Bundan sonra İsa, annesi, kardeşleri ve öğrencileri Kefarnahum’a gidip orada birkaç gün kaldılar.

a. İsa bu ilk doğaüstü belirtisini Celile’nin Kana Köyü’nde gerçekleştirdi: İsa’nın Yuhanna Müjdesi’ndeki bu ilk doğaüstü belirtisi (yedi mucizeden ilki) eski yasadan, törenlerden ve arınma yöntemlerinden İsa’nın yeni yaşamına bir dönüşüm mucizesidir.

i. “Ama onun [Yuhanna] için mucizelerin hepsi ‘belirtidir’. Mucizeler kendilerinin ötesine işaret ederler. Bu özel mucize, İsa’da değişim dönüşüm yaratan bir güç olduğunu gösterir.” (Morris)

ii. Musa, suyu kana çevirerek Yasa’nın ölümle sonuçlandığını gösterdi (Mısır’dan Çıkış 7:17-21). Ancak İsa’nın ilk mucizesiyle suyu şaraba dönüştürmesi, O’nun yeni işinin sevincini ve mutluluğunu göstermiştir. Bu durum, Yuhanna’nın, Yuhanna 1:17’de söylediğini yansıtır: Kutsal Yasa Musa aracılığıyla verildi, ama lütuf ve gerçek İsa Mesih aracılığıyla geldi.

iii. Suyun Eski Antlaşma altında Tanrı’yla kurulan bir ilişki, şarabın ise Yeni Antlaşma altında Tanrı’yla kurulan bir ilişki olduğunu söyleyebiliriz.

·Şarap sudan sonraydı ve Yeni Antlaşma da Eski Antlaşma’dan sonradır.

·Şarap sudan geliyordu ve Yeni Antlaşma Eski Antlaşma’dan geliyor.

·Şarap sudan daha iyiydi; ve Yeni Antlaşma Eski Antlaşma’dan iyidir.

iv. Bu ilk doğaüstü belirti, Yuhanna Müjdesi’nde sunulan ve her biri okuyucuyu İsa Mesih’e imana getirmek için tasarlanmış olan yedi belirtinin ilkidir. Yuhanna bu amacı, Yuhanna 20:30-31’de açıklamıştır: İsa, öğrencilerinin önünde, bu kitapta yazılı olmayan başka birçok doğaüstü belirti gerçekleştirdi. Ne var ki yazılanlar, İsa’nın, Tanrı’nın Oğlu Mesih olduğuna iman edesiniz ve iman ederek O’nun adıyla yaşama kavuşasınız diye yazılmıştır.

v. Çoğu kişi Yuhanna Müjdesi’ndeki yedi belirtiyi şöyle sıralar:

·Yuhanna 2:1-11 – Suyun şaraba dönüştürülmesi.

·Yuhanna 4:46-54 – Soylu adamın oğlunun iyileştirilmesi.

·Yuhanna 5:1-15 – Beytesta havuzunda şifa.

·Yuhanna 6:1-14 – 5000 kişinin doyurulması.

·Yuhanna 6:15-21 – İsa’nın suyun üzerinde yürümesi.

·Yuhanna 9:1-12 – Doğuştan kör adamın iyileştirilmesi.

·Yuhanna 11:1-44 – Lazar‘ın ölümden diriltilmesi.

vi. Grekçe semeion [belirti] sözcüğü Yeni Antlaşma’da 74 kez geçer ve bu 74 kezden 23’ü Yuhanna’nın yazılarında yer alır. Geri kalanların çoğu diğer Müjde kitaplarında, bir kısmı da Elçilerin İşleri’nde ve Pavlus’un mektuplarında yer alır. “Yuhanna’da semeion ‘belirti’ ya da ‘işaret’ anlamına gelir… Semia imanı bina eder ama imanın temeli Tanrı’dır, semia değil.” (Kittel)

vii. “Bir olayın mecazi anlamının olabilmesi onun tarihsel olarak gerçekten yaşanmadığına kanıt değildir, sadece sembol olduğu sonucu çıkmaz. Zaten tüm olaylar ve tarihler birer sembol olarak yorumlanabilir.” (Dods)

viii. Bu ilk doğaüstü belirtisi: “Aziz Yuhanna’nın bu iddiası, ‘İsa’nın Çocukluk Dönemi İncili’ ve benzer eserlerde anlatılan apokrif mucizeleri ve buna benzer anlatıları itibar dışı bırakır.” (Afford)

b. Ve yüceliğini gösterdi: Yuhanna 2:1’e göre bu mucize üçüncü gün gerçekleşmiştir. Yuhanna, İsa’nın üçüncü gün yüceliğini gösterdiğini ve öğrencilerinin O’nun yüceliğini görünce O’na iman ettikleri fikrinin ipuçlarını verir.

i. İsa’nın yüceliği merhametinde bulunur ve bu mucize merhamet dolu bir mucizeydi. Şarap mutlak bir gereklilik değildi; kimse düğünde şarap içmese ölmeyecekti. Risk altında olan tek şey gelin ve damadın utancı, itibarı ve belki de mali durumuydu. Yine de İsa – ve Babası – herkesin gözleri önünde gerçekleşen bu ilk mucizesini ve belirtisini yapmak için tüm bunları yeterli gördü.

c. Öğrencileri de O’na iman ettiler: Elbette daha önce de inanıyorlardı ama artık inançları daha da derinleşmiş ve yeni bir ifadeyle kendini bulmuştu. Bu durum Hıristiyan yaşamında olağan bir durumdur. Tanrı yaşamlarımızda harika işler yapar ve biz de O’na her şeyimizle yeniden iman ederiz.

i. “Yeni Antlaşma’yı Grekçe okuyan sizler, buradaki ifadeye dikkat eder misiniz? ‘Öğrencileri O’na inandılar’ mı deniyor? Hayır. ‘O’nun varlığına güvendiler’ mi deniyor? Hayır. ‘Ona iman ettiler’ mi deniyor? Evet. Bizim okuduğumuz tercümede de böyledir; ama şöyle olması biraz daha doğru olur. Grekçe ‘eis’: Öğrencileri O’na iman ettiler, anlamına gelir. Öğrencileri öyle inanmışlardı ki, tam bir teslimiyetle sanki İsa’da erimiş gibiydiler.” (Spurgeon)

ii. Öğrencilerin imanı önemlidir, özellikle de mucizeden yararlanan ama iman ettiklerinden söz edilmeyen diğerleriyle karşılaştırıldığında anlamlıdır.

·Şölen başkanı iman etmedi.

·Damat iman etmedi.

·Hizmetkârların bile iman ettiği söylemez.

·O’nun öğrencisi olanlar iman ettiler.

iii. İsa’nın etrafındaki kişilerin her biri bize İsa ve O’nun işiyle ilgili önemli bir şey gösterir.

·Meryem bize, İsa’dan büyük şeyler yapmasını beklememizi ama bunları nasıl yapacağını O’na söylemememiz gerektiğini gösterir.

·Hizmetkârlar bize, İsa’ya herhangi bir itiraz olmadan ve sonuna kadar itaat etmemizi ve mucizenin bir parçası olmaktan zevk almamızı gösterirler.

·Damat bize, İsa’nın günü kurtarmayı sevdiğini gösterir.

·Şölen başkanı bize, İsa’nın en iyisini sona sakladığını gösterir.

·Öğrenciler bize, tüm bunların bir kurgu değil, gerçek olduğunu gösterir.

d. Bundan sonra İsa…Kefarnahum’a gidip: Celile Gölü’nün kuzey kıyısındaki Kefarnahum köyü İsa’nın yerleştiği yerdi (Matta 4:13).

i. “Tüm kutsal ailenin tamamının Nasıra’dan, İsa’nın Celile’deki hizmetinin büyük ölçüde merkezi olan Kefarnahum’a taşındığı anlaşılmaktadır.” (Bruce)

ii. “Eski Yunanaca metin, cümlenin biçimi ve kullanımıyla —– (tekil), bu taşınmanın Rabbimiz sayesinde olduğunu ve adı geçen diğer kişilerin O gittiği için gittiklerini ima eder.” (Trench)

iii. Kardeşleri: “Kardeşleri” ifadesi çeşitli şekillerde anlaşılmıştır. Bu en doğal şekilde, Yusuf ile Meryem’in çocukları olarak anlaşılır… Bu ifade Sinoptik Müjdeler’de birkaç kez geçer ve hiçbir zaman sözcüklerin başka bir anlam taşıması beklenecek bir nitelemeyle kullanılmaz.” (Morris)

iv. “Kuzen anlamına gelen sözcük (anepsios) Grekçe’de vardı ve gerek duyulması halinde kullanılabilirdi.” (Tenney) Diğer iki metin, en yalın anlamıyla ifade edecek olursak, İsa’nın Meryem aracılığıyla üvey kardeşlere sahip olduğunu söyler.

·Ama oğlunu doğuruncaya dek Yusuf ona dokunmadı. (Matta 1:25)

·İsa, Meryem’in ilk doğurduğu oğluydu (Luka 2:7).

B. Tapınağın temizlenmesi.

1. (13-17) İsa para bozanları ve kurbanlık hayvan satanları kovuyor.

Yahudiler’in Fısıh Bayramı yakındı. İsa da Yeruşalim’e gitti. Tapınağın avlusunda sığır, koyun ve güvercin satanları, orada oturmuş para bozanları gördü. İpten bir kamçı yaparak hepsini koyunlar ve sığırlarla birlikte tapınaktan kovdu, para bozanların paralarını döküp masalarını devirdi. Güvercin satanlara, “Bunları buradan kaldırın, Babam’ın evini pazar yerine çevirmeyin!” dedi. Öğrencileri, “Evin için gösterdiğim gayret beni yiyip bitirecek” diye yazılmış olan sözü hatırladılar.

a. Yahudiler’in Fısıh Bayramı yakındı: Yeruşalim, Fısıh Bayramı için gelen binlerce ziyaretçiyle dolup taşacaktı. Tapınağın bulunduğu tepe özellikle kalabalık olacaktı ve İsa tapınağın dış avlularında ticaret yapan birçok kişi gördü.

i. “Pazarın orada kuruluyor olması, ticarete dahil olacağı kesin olan suiistimaller bir yana bırakılsa bile, kutsal ve kutsal olmayan işlemlerin uygunsuz bir karışımına yol açacaktır.” (Alford)

ii. Para bozanları gördü: “Kulağa şaşırtıcı gelse de bazen iki buçuk milyon kadar Yahudi’nin Fısıh Bayramı’nı kutlamak için Kutsal Şehir’de bir araya gelmesi muhtemeldir.” (Barclay) Barclay’e göre, gelenlerin hepsi tapınak vergisini ödemek zorundaydı, bu vergi bir kişinin yaklaşık olarak iki günlük ücretine denkti – fakat özel tapınak parasıyla ödenmesi gerekiyordu. Para bozanların bu kadar çok satış yapmasının nedeni işte buydu.

iii. Birçok yorumcu tapınak bağışlarında yabancı para kullanımına izin verilmemesinin nedeninin bu madeni paraların üzerinde imparatorun ya da putperest tanrıların resimleri olmasından ileri geldiğini söyler. Ancak “Sur sikkelerine sadece izin verilmekle kalınmamış, özellikle Sur sikkesi kullanılması emredilmişti (Mişna, Bekhorot 8:7) ve bunların üzerinde putperest semboller bulunuyordu.” (Morris). Görünüşe göre mesele sikkenin üzerinde ne olduğu değil, içinde ne olduğuydu ve sadece iyi ağırlıkta ve kalitede olduğu bilinen sikkelere izin veriliyordu.

iv. “Bilindik bir şey olmasından dolayı bu durum giderek meşru bir hale geldi; ta ki, genç bir Nasıralı, Babasının evinin kutsallığı için onu tüketen bir gayret alevi hissedene dek hiç kimse tapınakta ticaret yapılmasında herhangi bir gariplik olduğunu düşünmedi.” (Maclaren)

v. Yahudiler’in Fısıh Bayramı: “Müjdecimiz Yuhanna, bayramlardan sürekli olarak ‘Yahudiler’in’ bayramı olarak söz eder – kendisi doğma büyüme bir Yahudi olduğu için değil (evet, kendisi bir Yahudi’ydi), okuyucularının çoğu Yahudi olmayan ve Yahudi kutsal yılının ayrıntılarına aşina olmayan kişiler olduğu için.” (Bruce)

b. İpten bir kamçı yaparak: İsa para bozanları tapınak avlusundan kovduğunda, bunu bir anlık öfkeyle yapmadı. İpten bir kamçı yapmak için yavaşça hareket edip zaman harcadı ve ne yapacağını iyice gözden geçirdi.

i. İlginçtir ki, bazı yorumcular İsa’nın İpten kamçıyı sadece hayvanlar üzerinde kullandığından hiç kuşku duymaz, bazıları ise hem insanlar hem de hayvanlar üzerinde kullandığından hiç kuşku duymaz. Yine de asıl vurgulanan, şiddetten çok İsa’nın yetkisinin gösterilmesidir.

c. Hepsini…kovdu, para bozanların paralarını döküp masalarını devirdi: Tapınağın dış avlusunda ticaretyapanlar, Yahudi olmayanların gelip tapınabilecekleri tek yeri mahvettiler. Bu alan (Yahudi olmayanların avlusu) pazar yerine çevrilmişti.

i. Temizlenmenin Fısıh kutlamalarının bir parçası olduğunu hatırlayın. Mayalandırılmış (maya ile yapılmış) her şeyin her zerresini evden dışarı çıkarmak günahtan arınmanın bir sembolü, bir resmiydi.

ii. Matta, Markos ve Luka, İsa’nın hizmetinin sonuna doğru gerçekleştirdiği bir başka tapınak temizliğini anlatır. Her iki olayda da bu tüccarların tapınak avlusundaki varlığı, Yahudi olmayanların dua edebileceği tek yeri bozmuştur. Ayrıca sahtekârlıkları orada bulunmalarını daha da kötüleştirmişti.

iii. “Yuhanna’nın yaptığı, önceki müjde yazarlarının gerçekleştirdiği varsayılan kronolojik bir hatayı düzeltmek ya da teolojik açıklama amacıyla onların anlattığı tarihte bilinçli bir değişiklik yapmak değildir, ancak mantıklı olarak, başka bir ‘temizlik’ olayından söz ettiğini düşünebiliriz.” (Tasker)

iv. “Burada söz edilen kötülük, bir aradan sonra tekrarlanması muhtemel olan bir kötülüktü. İsa’nın eylemi her ne kadar yararlı olsa da tapınaktaki uygulamalara kalıcı bir son vermiş olması muhtemel değildir.” (Morris)

d. Evin için gösterdiğim gayret beni yiyip bitirecek: İsa’nın öğrencileri Mezmur 69:9’daki bu dizeyi hatırladılar ve bu dizeyi, Tanrı’nın evinin paklığı ve Tanrı’nın evinde gerçekleştirilen tapınma ile ilgili İsa’nın duyduğu gayretle ilişkilendirdiler.

i. Yuhanna bir dönüşüm mucizesiyle (suyun şaraba dönüştürülmesi) başladı. Sonra İsa’nın bir arınma işi (tapınağın temizlenmesi) gerçekleştirdiğini gösterdi. İsa halkında her zaman bu şekilde çalışır: önce dönüşüm, sonra temizlik.

2. (18-22) İsa yeni bir tapınaktan ve onun geleceğinden söz eder.

Yahudi yetkililer İsa’ya, “Bunları yaptığına göre, bize nasıl bir belirti göstereceksin?” diye sordular. İsa şu yanıtı verdi: “Bu tapınağı yıkın, üç günde onu yeniden kuracağım.” Yahudi yetkililer, “Bu tapınak kırk altı yılda yapıldı, sen onu üç günde mi kuracaksın?” dediler. Ama İsa’nın sözünü ettiği tapınak kendi bedeniydi. İsa ölümden dirilince öğrencileri bu sözü söylediğini hatırladılar, Kutsal Yazı’ya ve İsa’nın söylediği bu söze iman ettiler.

a. Bunları yaptığına göre, bize nasıl bir belirti göstereceksin? Bu çok da kötü bir soru değildi. Satıcıları tapınak avlusundan kovan bir kişi, satıcıları tapınaktan kovma yetkisine sahip olduğunu iddia etmiş oluyordu. Yahudiler İsa’nın gerçekten bu yetkiye sahip olup olmadığını öğrenmek istiyorlardı. Sorun şu ki, bunu kanıtlaması için İsa’dan bir belirti istediler.

i. “Bir ‘belirti’ istemeleri yanlıştı: hangi belirti az önce tanık olduklarından daha anlamlı olabilirdi ki?” (Bruce)

b. Bu tapınağı yıkın, üç günde onu yeniden kuracağım: İsa’nın burada sözünü ettiği tapınak kendi bedeniydi. Muhtemelen bunu söylerken eliyle Kendisini bile işaret etmiştir. İsa bu dini liderlerin O’nun bedenini yıkıp yok etmeye çalışacaklarını biliyordu ama bunu başaramayacaklarını da biliyordu.

i. İşin ilginç yanı şu, dini liderlerin kendileri peygamberliğin gerçekleşmesi için araç olacaklardı. İsa, “Bu tapınağı yıkın” dediğinde, aslında onların tapınağı yıkmak için ellerinden geleni yapacaklarını biliyordu.

ii. İsa’nın yargılanması sırasında O’na yöneltilen suçlamalardan biri, tapınağı yıkacağını söylemesiydi (Matta 26:60-61, Markos 14:57-59). İsa çarmıha gerildiğinde, alaycılar İsa’ya imkansız gibi görünen bu vaadi hatırlattılar (Matta 27:40, Markos 15:29).

iii. Bu tapınağı yıkın: İsa tapınağa karşı değildi ama kesinlikle tapınağın ötesine bakıyordu. Samiriyeli kadına, insanların artık Samiriye’deki ya da Yeruşalim’deki bir tapınakta tapınmayacakları, Tanrı’ya Ruh’ta ve gerçekte tapınacakları bir günün gelmekte olduğunu söyledi.

iv. İsa’nın bedeni hala bir tapınaktır. Efesliler 2:19-22 ve 1 Petrus 2:5 ayetlerinin her ikisi de mecazi anlamda Mesih’in bedeni olarak adlandırılan kilise fikrini, İsa Mesih’in üzerine inşa edilmiş ve O’nun tarafından yapılmış bir tapınakla ilişkilendirir.

c. Onu yeniden kuracağım: İsa son derece emin bir şekilde kendisini ölümden diriltme gücüne sahip olduğunu iddia etmiş ve bu iddiasını Yuhanna 10:18’de tekrarlamıştır. Yeni Antlaşma’nın, aynı zamanda Baba Tanrı’nın İsa’yı ölümden dirilttiğini (Romalılar 6:4 ve Galatyalılar 1:1) ve Kutsal Ruh’un O’nu ölümden dirilttiğini (Romalılar 1:4 ve 8:11) belirtmesi önemli bir bilgidir. İsa’nın dirilişi Üçlü Birlik’in her bir Kişisi’nin birlikte çalışarak gerçekleştirdiği bir iştir.

i. Hiçbir insan kendisini ölümden dirilteceği iddiasında bulunamaz – hatta Tanrı’nın kendisini dirilteceğinden son derece emin olsa bile. İsa’nın bu iddiası olağanüstüdür, cüretkârdır ve Kendisinin Tanrılığının farkında olduğunun kanıtıdır.

ii. “İsa’nın düşmanlarını şaşırtmak için kullandığı paradoksal bir ifade sunma tarzı ve daha sonra bunu havarilerine açıklama tekniği, Yuhanna Müjdesinde sık sık karşımıza çıkar.” (Tenney)

d. İsa ölümden dirilince öğrencileri bu sözü söylediğini hatırladılar, Kutsal Yazı’ya … iman ettiler: Öğrencileri ancak İsa’nın ölümünden ve dirilişinden sonra hem Kutsal Yazıları hem de İsa’nın özel vaatlerini anladılar ve iman ettiler.

i. İnandıkları Kutsal Yazı ayetleri, öncelikle Mezmur 16:10, Tanrı’nın Kutsal Olanı’nın mezarda kalmayacağına dair vaadiydi.

ii. Kutsal Yazı’ya ve İsa’nın söylediği bu söze iman ettiler: “İsa’nın sözlerinin Kutsal Yazılar’la yan yana yerleştirilmesi ilginçtir ve bunun Mesihbilimsel sonuçları göz ardı edilmemelidir.” (Morris)

3. (23-25) İsa Kendisini iman eden birçoklarına teslim etmiyor.

Fısıh Bayramı’nda İsa’nın Yeruşalim’de bulunduğu sırada gerçekleştirdiği belirtileri gören birçokları O’nun adına iman ettiler. Ama İsa bütün insanların yüreğini bildiği için onlara güvenmiyordu. İnsan hakkında kimsenin O’na bir şey söylemesine gerek yoktu. Çünkü kendisi insanın içinden geçenleri biliyordu.

a. Belirtileri gören birçokları O’nun adına iman ettiler: İsa bunun zayıf ve yüzeysel bir iman olduğunu biliyordu. Böyle bir iman, göz alıcı bir şeye duyulan hayranlıktan başka bir şeye dayanmıyordu. Bunu bildiği için İsa…onlara güvenmiyordu.

i. “Eğer inanmak, sadece göz alıcı bir şeye duyulan hayranlıktan başka bir şey değilse, bu, insanlardan çok alkış toplayacaktır ama Tanrı’nın Oğlu bu tür bir imana güvenip Kendini teslim edemez.” (Morgan)

ii. Biraz iman ya da yüzeysel bir iman olması, hiç olmamasından daha iyi olabilir ama hiç kimse bunun yeterli olduğunu düşünmemelidir – ve İsa bunu bilir. “Luther’in ‘süt imanı’ dediği şey işte budur ve daha güvenilir bir şeye dönüşebilir.” (Dods)

b. Kendisi insanın içinden geçenleri biliyordu: İnsanın doğasını eskiden de biliyordu, şimdi de biliyor, İsa her şeye rağmen seviyor. En kötü yanlarını eskiden de biliyordu, şimdi de biliyor; yine de Tanrı’nın suretini düşmüş insanda bile görüyor.

i. İsa…onlara güvenmiyordu: “Diğer önderler ve öğretmenler, zaman zaman takipçilerinin sahip olduklarından daha fazla sadakat ve anlayış gösterdiklerini sanarak yanılgıya düşebilirler; ancak insanın en derin düşüncelerini bir kitap gibi okuyabilen İsa böyle değildir.” (Bruce)

ii. “Birçok kişi O’na iman etmek için geldiğinde, onlara güvenip Kendisini onlara teslim etmedi. İnsanların onayına tabi değildi.” (Morris)

iii. Kendisi insanın içinden geçenleri biliyordu: “Burada tanrısal bilgiden daha az bir şey ortaya konmamaktadır… metin şu ifadesiyle, İsa’nın tüm insanlarda olan her şeyi tam ve eksiksiz bildiğini iddia etmektedir.” (Alford)


[1] Aslında özgün metinde bu sözcük ‘Kadın’ olarak geçer ve burada yazar ‘Kadın’ sözcüğünün kullanımı hakkında yorum yapmaktadır. Benzer durum 2.c.ii için de söz konusudur. (Ç.n.)
[2] Arhitriklinos: Şölen başkanı. Antik Yunan ve Roma dönemlerinde baş garson veya ziyafet yöneticisi. (Ç.n.)

©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik