Yuhanna 19 – İsa Çarmıha Geriliyor
A. İsa çarmıha gerilmek üzere mahkum ediliyor.
1. (1-4) Pilatus, İsa’yı kamçılatarak ve aşağılatıp alay ettirerek kalabalığı yatıştıracağını sandı.
O zaman Pilatus İsa’yı tutup kamçılattı. Askerler de dikenlerden bir taç örüp O’nun başına geçirdiler. Sonra O’na mor bir kaftan giydirdiler. Önüne geliyor, “Selam, ey Yahudiler’in Kralı!” diyor, yüzüne tokat atıyorlardı. Pilatus yine dışarı çıktı. Yahudiler’e, “İşte, O’nu dışarıya, size getiriyorum. O’nda hiçbir suç bulmadığımı bilesiniz” dedi.
a. O zaman Pilatus İsa’yı tutup kamçılattı: Pilatus daha önce İsa hakkında, “Ben O’nda hiçbir suç görmüyorum” (Yuhanna 18:38) demişti ama masum olduğunu bildiği bir adam için bu ağır ve acımasız cezayı emretti. Pilatus’un İsa’ya yardım etmek istediği ve kalabalığın kamçılatma ile yatışacağını umduğu öne sürülmüştür.
b. İsa’yı… kamçılattı: Pilatus emri verdi ve İsa, Roma geleneklerine göre kamçılandı. Kamçı darbeleri, her birinin ucunda keskin kemik ya da metal parçaları bulunan çok sayıda deri bağlardan oluşan bir kamçıdan geliyordu. Bu darbeler, sırtın çiğ ete dönüşmesine neden oluyordu ve bir suçlunun çarmıha gerilmeden önce bile kamçılanarak ölmesi alışılmadık bir durum değildi.
i. Kamçılanmanın üç amacı vardı. Mahkûmları cezalandırmak ve mahkûmlardan suçlarını itiraf etmelerini sağlamak için kullanılırdı. Ayrıca çarmıha gerilme vakalarında kamçılama kurbanı zayıflatmak ve böylece çarmıhta daha çabuk ölmesini sağlamak için kullanılırdı. Pilatus mahkumunun bu şekilde cezalandırılmasının kalabalığı yatıştıracağını umuyordu. “O halde bu kamçılatma, ne ölüm cezasının bir parçası olarak, ne de gerçeği ortaya çıkarmak içindi; Pilatus, yanlış bir beklentiyle, bu küçük cezanın Yahudileri yatıştırabileceğini umarak bu emri verdi.” (Dods)
ii. “Bu ağır cezanın kurbanı alçak bir sütuna eğik bir duruşla bağlanır ve sopalarla dövülürdü ya da ucu kurşunla ağırlıklandırılmış ve keskin kemik parçalarıyla delici hâle getirilmiş kayışlarla kamçılanırdı, böylece her darbenin ardından korkunç yarıklar oluşurdu.” (Dods)
iii. “Kelimenin tam anlamıyla bir insanın sırtını şeritler halinde açmıştır. Çok azı bu ıstırap boyunca bilincini korumuştur; bazıları ölmüş ve birçoğu aklını yitirmiştir.” (Barclay)
iv. “Bu korkunç olayın sadece tek bir sözcük kullanılarak anlatılması, Müjde kitaplarının ölçülü anlatımının bir başka örneğidir. Okuyucunun duyguları sömürülmeye çalışılmaz.” (Morris)
c. Askerler de dikenlerden bir taç örüp O’nun başına geçirdiler. Sonra O’na mor bir kaftan giydirdiler. Önüne geliyor, “Selam, ey Yahudiler’in Kralı!” diyor, yüzüne tokat atıyorlardı: Bu olayla ilgili her şey İsa’yı aşağılamak içindi. Yahudi yöneticiler İsa’yla, Mesih olduğu için zaten alay etmişlerdi (Matta 26:67-68). Şimdi de Romalı güçler O’nun krallığıyla alay ediyorlardı.
·Askerler de dikenlerden bir taç örüp O’nun başına geçirdiler: Krallar taç takar ama onların tacı işkence tacı değildir. O bölgeye özgü dikenli çalıların uzun, sert ve keskin dikenleri vardır. Bu taç, onu takan Kral’ın başını kesen, delen ve kana bulayan bir taçtı.
·O’na mor bir kaftan giydirdiler: Krallar ve yöneticiler genellikle mor giyerlerdi çünkü bu renk kumaşları yapmak için kullanılan boyalar pahalıydı. Mor kaftan zalim bir ironi olarak tasarlanmıştı.
·“Selam, ey Yahudiler’in Kralı!” Krallar kraliyet unvanlarıyla selamlanırlar, bu yüzden O’na karşı kinlerinden dolayı İsa’yla bu unvanla alay ettiler. Bu alay hem İsa’yı hem de Yahudileri aşağılamak içindi – “Bula bula bulduğunuz en iyi Kral bu mu” diyorlardı.
·Askerler de yüzüne tokat attılar, sırf gaddarlıklarını ve kötülüklerini doya doya gidermek için İsa’yı dövdüler ve O’nunla alay ettiler.
·Matta Müjdesi, İsa’nın giysilerinin çıkarıldığını, alay etmek amacıyla eline krallık asası yerine bir kamış verildiğini, askerlerin İsa’nın önünde diz çökerek O’na alaycı bir saygı ve hürmet sunduklarını ve İsa’nın üzerine tükürdükleri bilgisini de ekler.
i. Bunların İsa’ya yaptıklarının tam tersini yapmak bizim elimizde. “Ah, keşke askerlerin O’na hakaret ederken gösterdiği çabanın yarısını biz de İsa’yı yüceltmek için göstersek! Gelin, onların sahte saygısı yerine Mesih’e gerçek bir saygı sunalım.” (Spurgeon)
d. O’nda hiçbir suç bulmadığımı bilesiniz: Pilatus, ilk olarak Yuhanna 18:38’de kaydedilen ifadeyi tekrarlayarak İsa’nın suçsuz olduğunu ilan etti. Bir yargıç olarak Pilatus’un, İsa’nın maruz kaldığı aşağılanma ve vahşet yerine, O‘nu hiçbir ceza vermeden serbest bırakması için hem gerekçesi hem de sorumluluğu vardı.
i. “Luka 23:4, 15, 20, 22; Yuhanna 19:4, 12-13 ayetlerinden öğrenebileceğimiz gibi, Pilatus Rabbimizi serbest bırakmak için beş kez girişimde bulundu.” (Clarke)
2. (5-6) Pilatus, İsa’yı kalabalığın karşısına çıkarıyor.
Böylece İsa, başındaki dikenli taç ve üzerindeki mor kaftanla dışarı çıktı. Pilatus onlara, “İşte o adam!” dedi. Başkâhinler ve görevliler İsa’yı görünce, “Çarmıha ger, çarmıha ger!” diye bağrıştılar. Pilatus, “O’nu siz alıp çarmıha gerin!” dedi. “Ben O’nda bir suç bulamıyorum!”
a. İsa, başındaki dikenli taç ve üzerindeki mor kaftanla dışarı çıktı: Pilatus, İsa’yı, dövülmüş, alay edilmiş, vücudunda kan, ter ve tükürük lekeleri olan bir halde kalabalığın karşısına çıkardı. Belki de Pilatus, bu üzücü görüntünün, kalabalığın İsa için üzülmesini sağlayacağını umuyordu.
i. “O tacı sonuna kadar takmaya devam etti: hem doğu hem de batı Kilisesinin en eski Babalarından ikisi olan Origen ve Tertullian, O’nun başında bu taçla çarmıha gerildiğini öne sürer.” (Trench)
ii. “Birçok taç kanla güvence altına alınmıştır, bu da öyledir ama başkalarının değil, kendi kanıyla; birçok taht acı çekerek kurulmuştur, bu da öyledir ama acıyı başkaları değil, kendisi çeker.” (Spurgeon)
b. İşte o adam: Pilatus, kalabalığı bu acıyı çeken Kişiye bakmaya ve dikkatle bakmaya (işte) davet etti. Pilatus, burada bir anlamda, tüm insanlığı işte o adama bakmaya, insanların İnsanını, Kusursuz İnsan’ı, tüm insanlığın sınanmış ve onaylanmış İdeal’ini görmeye davet eden Tanrı adına konuşmaktadır.
i. “Adam küçümseyici bir ifadedir. Pilatus aslında şöyle diyordu: ‘İşte o zavallı herif. Böyle bir kral karikatürünün İsrail için ya da Roma için gerçekten bir tehlike olduğuna inanabiliyor musunuz?’” (Tasker)
ii. “Eğer gerçekten insansanız, bu kadar acımasızca haksızlığa uğramış bir adama merhamet edin; ve eğer iyi insanlarsanız, suçsuz olanı serbest bırakın gitsin.” (Trapp)
iii. Pilatus, İsa’yı aşağılayarak onu kurtarabileceğini düşünmüştür. Günümüzde bazı insanlar da bunu yapar; İsa’nın Tanrı olmadığını ya da her konuda haklı olmadığını söyleyerek İsa’yı “kurtarabileceklerini”, O’nu modern, ilerici, bilimsel bir çağa uygun hale getirebileceklerini düşünürler. Bu tür girişimler Pilatus’un yaptığı kadar yanlıştır.
iv. “Pilatus’un niyeti ne olursa olsun, İsa’nın o haldeki görüntüsü kalabalığın yüreğinde İsa’ya karşı herhangi bir merhamet uyandıramadı ve O’nun ölmesi için bağırdılar.” (Morgan)
c. Başkâhinler ve görevliler İsa’yı görünce, “Çarmıha ger, çarmıha ger!” diye bağrıştılar: Kalabalığın ilk tepkisi aktarılmıyor; belki de böyle bir durumda bu olağanüstü, güçlü adama bir an için şefkat duymuşlardır. Kalabalık ne hissetmiş olursa olsun, dini liderler hemen “Çarmıha ger, çarmıha ger!” diye bağırdılar. Bu katıksız nefretti, insanın Tanrı’ya olan nefreti.
i. “Kalabalığın içinde biraz acıma duyguları kıpırdanmış olabilir ama dini liderler ve onların yakınları, tutukluyu görünce yeni bir nefret çığlığı atarak bu acıma duygusunu susturdular.” (Maclaren)
ii. “Böylece Tertullian’ın tanıklık ettiği gibi, sonra ilkel zalimler, toplumdaki tüm felaketlerin nedenini onlara yükleyerek, Ad bestias, ad bestias, Christianos ad leones, Canavarlara, canavarlara, Hıristiyanları, atın aslanlara, diye bağırdılar.” (Trapp)
d. O’nu siz alıp çarmıha gerin!… Ben O’nda bir suç bulamıyorum: Pilatus üçüncü kez İsa’nın tüm suçlamalar karşısında suçsuz olduğunu ilan etti.
i. “Pilatus, Yüksek Kurul’un bu cezayı infaz edemeyeceğini fark etmiş olmalı. İsa’yı görünüşte onlara havale etmesi aslında alaycı bir hareketti.” (Tenney)
3. (7-9) Pilatus, İsa’nın neyle suçlandığını öğreniyor.
Yahudiler şu karşılığı verdiler: “Bizim bir yasamız var, bu yasaya göre O’nun ölmesi gerekir. Çünkü kendisinin Tanrı Oğlu olduğunu ileri sürüyor.” Pilatus bu sözü işitince daha çok korktu. Yine vali konağına girip İsa’ya, “Sen nereden geliyorsun?” diye sordu. İsa ona yanıt vermedi.
a. Çünkü kendisinin Tanrı Oğlu olduğunu ileri sürüyor: Yuhanna’nın anlatımına göre, dini liderler bu sözleriyle İsa’ya karşı gerçek suçlamalarını ortaya koymuşlardır. O’nu Yahudilerin Kralı olduğunu iddia etmesinden dolayı değil, Tanrı olduğunu, Tanrı’nın eşsiz benzersiz Oğlu olduğunu iddia ettiği için öldürmek istiyorlardı.
i. “Yahudilerin bunu çok özel bir anlamda anladıkları kesindir. Mesih kendisini Tanrı’nın Oğlu olarak adlandırdığında, bunu Yüce Varlık ile pozitif eşitlik anlamına gelecek şekilde anladılar.” (Clarke)
b. Daha çok korktu: Pilatus, İsa’nın kendisinin Tanrı Oğlu olduğunu ileri sürdüğünü öğrendiğinde ne kızdı ne de bu durumu eğlenceli buldu, İsa’dan her zamankinden daha çok korktu. Pilatus, İsa’da bir şeyler gördü – dövülmüş, kanlar içinde ve üzerine tükürülmüş olsa bile – bu ona, karşısındaki Adam’ın bir insandan daha fazlası olduğunun doğru olabileceğini düşündürdü.
i. “Yeni Antlaşma Grekçesi’nde sık sık olduğu gibi daha çok korktu ifadesi bazen dilde bir üstünlük derecesi ifade eder ve çok çok korktu anlamına gelir; bu nedenle ‘aşırı derecede korktu’ şeklinde çevrilmesi yerinde olabilir.” (Tasker)
ii. “Dindar bir adam olduğu pek söylenemezdi ama mahkumun Tanrısal iddialarda bulunduğu haberi valiyi korkutmuştu… O günün her Romalısı tanrıların ya da onların çocuklarının insan kılığında ortaya çıktığı hikayelerini bilirdi.” (Morris)
c. Sen nereden geliyorsun: Pilatus, İsa’nın kendisini savunmasını ve Pilatus’a masum bir adamı serbest bırakması için daha fazla sebep vermesini istedi. İsa’nın, Kendisini Pilatus’un yargıladığı düzinelerce mahkumdan farklı kılan şeyin ne olduğunu açıklamasını istedi. Oysa İsa, Pilatus’a bu dünyadan olmayan bir krallığın Kralı olduğunu zaten söylemişti (Yuhanna 18:36); İsa nereden geldiğini zaten söylemişti. Bu nedenle İsa ona yanıt vermedi.
i. Yanıtı zaten biliyor olmasına rağmen, Pilatus’un doğru soruyu sorduğu söylenebilir. “Sorduğu soru neredeyse O’nun hakkında sorulabilecek en uygun soruydu çünkü İsa’nın nereden geldiğini bilmek O’nun hakkındaki en önemli şeyi bilmektir.” (Tasker)
4. (10-11) Pilatus ve İsa güç hakkında konuşuyorlar.
Pilatus, “Benimle konuşmayacak mısın?” dedi. “Seni salıvermeye de, çarmıha germeye de yetkim olduğunu bilmiyor musun?” İsa, “Sana gökten verilmeseydi, benim üzerimde hiçbir yetkin olmazdı” diye karşılık verdi. “Bu nedenle beni sana teslim edenin günahı daha büyüktür.”
a. Benimle konuşmayacak mısın? Pilatus, İsa’nın kendisini savunmak için konuşmayacağına inanamadı. İsa’nın diğer birçokları gibi yaşamı için yalvarmayacağına inanamadı. Pilatus ayrıca Roma’yı temsil eden ve yargılama yetkisine sahip biri karşısında, İsa’nın ne hayranlık ne de korku duymamasına da inanamadı
i. “Benimle sözcüğü Grekçe’de son derece vurguludur; Pilatus’u hayrete düşüren, İsa’nın, insan üzerinde böylesine üstün yetkiye sahip biriyle konuşmayı reddetmesidir.” (Tasker)
ii. İsa’nın suçlayıcıları ve yargıçları karşısındaki genel sessizliği, Yeşaya 53:7’deki peygamberlik sözünü yerine getirdi: Kırkıcıların önünde sessizce duran koyun gibi açmadı ağzını.
b. Yetkim olduğunu bilmiyor musun? Pilatus, İsa’nın yargıç olarak mahkum etme ve çarmıha germe yetkisinden korkmamasına şaşırmıştı. Kendi güç anlayışına göre, Pilatus güç sahibi konumun kendisinde olduğunu hissediyordu ve İsa’nın bunu görmemesine şaşırmıştı.
i. Pilatus güce sahip olduğunu düşünüyordu ama sahip olduğu şey yanlış yapma, zarar verme gücüydü. Doğru olanı yapacak gücü yoktu. Yapılması gereken doğru şey, masum olduğu açıkça belli olan bir adamı ölüme göndermek yerine serbest bırakmaktı ama Pilatus, dini liderlerin ve onların komuta ettiği kalabalığın gücü karşısında zayıftı. “Kalabalığın benden yapmamı istediği şeyi yapacak gücüm var” demek, hiçbir gücünüz olmadığını söylemektir.
ii. Tüm güce sahip olduğunu iddia eden adam, “Bunu gerçekten yapmak istememiştim” diyerek ellerini bu karardan temizlemeye çalıştı (Matta 27:24).
c. Sana gökten verilmeseydi, benim üzerimde hiçbir yetkin olmazdı: İsa, Pilatus’a gücün gerçek doğasını açıklayarak cevap verdi. Romalı valinin düşüncesine göre güç Roma’nın elindeydi. Gerçekte ise güç Tanrı’nın elindedir.
i. İsa, Pilatus’un gücü olduğunun farkındaydı; sadece bu gücün Pilatus’un ya da Roma’nın kendi doğasından gelmediğinde, Tanrı tarafından verildiğinde ısrar etti.
d. Beni sana teslim edenin günahı daha büyüktür: İsa, Pilatus’un günahsız olduğunu söylemedi; sadece dini liderlerin daha büyük günah işlediğini söyledi.
i. “Beni teslim eden ile Yahuda’ya ya da Kayafa’ya gönderme yapıyor olabilir ve müjde yazarının dili kasıtlı olarak muğlak görünmektedir.” (Tasker)
ii. “‘Teslim etmek’ (Grekçe, paradidomai) fiili, Yahuda’nın ihanet eylemini belirtmek için anlatının önceki bölümlerinde defalarca kullanılmıştır.” (Bruce)
5. (12-13) Pilatus, yargı kararını açıklamak için İsa’yı dışarı çıkarıyor.
Bunun üzerine Pilatus İsa’yı salıvermek istedi. Ama Yahudiler, “Bu adamı salıverirsen, Sezar’ın dostu değilsin!” diye bağrıştılar. “Kral olduğunu ileri süren herkes Sezar’a karşı gelmiş olur.” Pilatus bu sözleri işitince İsa’yı dışarı çıkardı. Taş Döşeme –İbranice’de Gabbata– denilen yerde yargı kürsüsüne oturdu.
a. Pilatus İsa’yı salıvermek istedi: Roma valisinin panik içinde olduğunu hissedebiliriz. Karısı gördüğü bir rüya nedeniyle sanığı serbest bırakmasını söylediğinde paniği daha da artmıştı (Matta 27:19-20). Daha önce gördüğü hiçbir tutukluya benzemeyen bu masum Adam’ın serbest bırakılması gerektiğini biliyordu – yine de O’nun çarmıha gerilmesini talep eden kalabalığın ve dini liderlerin tüm gücünü hissetti.
i. Bunun üzerine: “O andan itibaren” şeklinde zamansal bir anlamda ya da RSV tercümesinde olduğu gibi, “Bunun üzerine” şeklinde çıkarımsal bir anlamda tercüme edilebilir. İkincisi daha olasıdır. Pilatus, İsa’nın 11. ayette söylediklerinden gururu okşanmış hisseder ve bunun sonucunda O’nu serbest bırakmak için daha çok uğraşır.” (Tasker)
b. Bu adamı salıverirsen, Sezar’ın dostu değilsin: Bazı anlatılara göre (örneğin, Boice gibi), Pilatus sadece imparatorun torunuyla evlendiği için bu pozisyona getirilen sıradan bir kişiydi. Makamını sadece akrabalık bağıyla elinde tutan Pilatus, bu ilişkinin zarar görmesinden büyük endişe duyuyordu. Dini liderler ve kalabalık Pilatus’un zayıf noktasını biliyordu ve bu nokta üzerine gittiler.
i. “Dünyevi ölçütlerle bakıldığında, Sezar’ın adının geçmesi İsa’nın kaderini belirlemiş oldu.” (Morris)
ii. “‘Sezar’ın dostu’ ifadesi, Roma vatanseverliğine yapılan sıradan bir imadan daha fazlasıydı. Genellikle imparatorun bir destekçisi ya da ortağı, önemli yakın çevresinin bir üyesi anlamına geliyordu.” (Tenney)
iii. “Sezar’ın dostu olmayı çok istiyordu. Ama Sezar’ın dostu olmak bir yana Sezar’ı çok az tanıyordu. Ve daha da önemlisi, Sezar da onun dostu değildi.” (Boice)
c. İsa’yı dışarı çıkardı… yargı kürsüsüne oturdu: Pilatus yargı kararını açıklamaya hazırdı ve İsa’yı hem kalabalığın hem de yargı kürsüsünün önüne çıkardı. Gerçekte yargılanan İsa değil, Pontius Pilatus’un kendisiydi.
i. Gabbata: “Yani, yüksek bir yer; yüksek, yukarı kaldırılmış anlamına gelen gabah sözcüğünden türetilmiştir; ve büyük olasılıkla yargı kürsüsü mahkeme avlusunda oldukça yüksek bir konumdaydı ve vali yargı kürsüsüne basamaklarla çıkıyordu; ve belki de Taş Döşeme olarak adlandırılan şey bu basamaklardı.” (Clarke)
6. (14-16) Kalabalık İsa’yı reddediyor ve Pilatus, İsa’yı ölüme mahkum ediyor.
Fısıh Bayramı’na Hazırlık Günü’ydü. Saat on iki sularıydı. Pilatus Yahudiler’e, “İşte, sizin Kralınız!” dedi. Onlar, “Yok et O’nu! Yok et, çarmıha ger!” diye bağrıştılar. Pilatus, “Kralınızı mı çarmıha gereyim?” diye sordu. Başkâhinler, “Sezar’dan başka kralımız yok!” karşılığını verdiler. Bunun üzerine Pilatus İsa’yı, çarmıha gerilmek üzere onlara teslim etti.
a. Fısıh Bayramı’na Hazırlık Günü’ydü: Bu da daha önce Yuhanna 18:28’de bahsedilen zor kronolojik soruları tekrar gündeme getirir. Yine de Yuhanna’nın anlatmak istediği açıktır: Dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu (Yuhanna 1:29) Fısıh Bayramı’nda kurban edilmek üzere hazırdır.
i. Saat on iki sularıydı: Markos çarmıha gerilişin dokuzuncu saatte gerçekleştiğini belirttiği için (Markos 15:25), bu konu bazı tartışmalara yol açmıştır. Yuhanna 19:14 ile Markos 15:25’i uzlaştırmak için çeşitli girişimlerde bulunulmuştur.
·Bazıları Yuhanna’nın ve Markos’un farklı zaman hesaplamaları kullandığını düşünmektedir. “Westcott, bu müjdeci Yuhanna’nın, Yahudi geleneğinde olduğu gibi saatleri sabah 6’dan akşam 6’ya ve akşam 6’dan sabah 6’ya kadar hesaplamak yerine, gece yarısından öğlene ve öğlenden gece yarısına kadar hesapladığını varsaymak için iyi nedenler sunar – Polycarp’ın Şehit Edilmesi, eserinin yazıldığı sırada Küçük Asya’da kullanıldığını bildiğimiz ve bugün Batı’da hala takip edilen bir uygulama. Bu hesaba göre, Pilatus, İsa’nın cezasını verdiğinde saat… sabah 6 civarındaydı.” (Tasker)
·Bazıları Yuhanna’nın ve Markos’un hiçbir zaman kesin zaman işaretlerini amaçlamadığını düşünmektedir. “dokuzuncu saat” sabahın ortasına yakın bir zamandan daha kesin bir şey ifade etmeyebilirken, “on ikinci saat” öğleye doğru olan bir zamanı ifade edebilir. Her iki ifadenin de son derece dakik bir doğrulukla verildiğini düşünmek için bir neden olmadığı sürece, her iki ifadenin de sabahın geç saatlerinde, öğleye doğru bir zamana işaret ettiği söylenebilir. Burada bu ifadelerden birinin olağandışı bir dakiklik gösterdiğini düşünmeyi gerektirecek bir sebep yoktur.” (Morris)
·Bazıları sorunun metinleri çoğaltan yazmanlar tarafından yapılan erken dönem hatalarından kaynaklandığını ve Yuhanna’nın aslında üçüncü saati yazdığını düşünmektedir. “Eusebius, Theophylact ve Severus’un yaptığı gibi, elimizdeki nüshalarda çok eski bir hata olduğunu kesinlikle varsaymalıyız; ister 3 ve 6 rakamlarının yer değiştirmesi olsun — ki bunlar Yunan sayısal harflerle ifade edildiğinde birbirlerine oldukça benzer görünürler — ister başka bir sebep olsun, şu anda kesin olarak belirlenemez.” (Alford)
b. İşte, sizin Kralınız: Pilatus bu kurbanlık Kuzuyu halkın önüne kontrol etmeleri için sundu. Dikenli taçlı, kanlar içinde, dövülmüş ve sırtında mor bir paçavra olan bir adamı Kralları olarak sunarak İsa’yla ve kalabalıkla alay etmek istemiş olabilir. Kalabalık İsa’yı tüm acıları ve yüceliği içinde gördü ve çığlıklarla karşılık verdi: Yok et O’nu! Yok et, çarmıha ger!
i. “İşte, sizin Kralınız sözleri Yahudilere ironik bir şekilde söylenmiş gibi görünüyor – daha sonra çarmıh üzerine yazılan yaftadaki sözlerle aynı duyguyla.” (Alford)
ii. Onlar… bağrıştılar: “Muhtemelen, güvenilir kaynaklarla desteklenen geçmiş zaman kullanımına göre ‘durmadan bağırmaya devam ettiler’ anlamı dikkate alınmalıdır. Pilatus’u yıpratan, Yahudiler’in davayı siyasi bir mesele haline getirme konusundaki ısrarlarıydı.” (Tasker)
iii. İnsanların Tanrı’ya ve O’nun iyiliğine öfkelenip Tanrı’nın ölmesini düşünecek ya da dileyecek kadar Tanrı’ya kızgın oldukları zamanlar vardır. İnsanların Tanrı’nın yok olmasını istemeleri düşündüğümüzden çok daha yaygın bir durumdur; insanlar Tanrı’nın yok olmasını isterler.
c. Sezar’dan başka kralımız yok: Kalabalık İsa’yı reddetti ve Roma’ya karşı bir devrimci olan Barabba’yı seçti. Kalabalıklar arasında yaygın olan, aklını yitirmiş ve çelişkili bir şekilde, hem bir devrimciyi seçtiler hem de Sezar’a bağlılık yemini ettiler.
i. “Nefretle hareket ederek, Mesih umutlarını bile bile reddederler ve ulusal gurularını inkar ederler. Mesih’e sahip olmayanlar, bir zorbaya boyun eğmek zorundadırlar. O’na karşı isyan, köleliği getirir.” (Maclaren)
d. Bunun üzerine Pilatus İsa’yı, çarmıha gerilmek üzere onlara teslim etti: İsa, Pilatus’un önünde yargılanıyor gibi görünüyordu ama aslında Pilatus, İsa’nın önünde yargılanıyordu. Pilatus bu sınavında başarısız oldu. Kalabalıktan korktuğu için masum olduğunu bildiği bir Adamı işkenceyle ölüme gönderdi. Bu nedenle, kadim inanç bildirgeleri, İsa’nın Pontius Pilatus’un yönetimi altında çarmıha gerildiğini belirtmektedir.
i. “Pilatus’un yaptığını bugün siz de yapabilirsiniz. O, karakterinde kararlılık olmayan, inandığı şeylerin arkasında duracak cesareti bulunmayan, kötülüğe göz yuman ve kaybetme korkusuyla vicdanını dinlemeyen adama bir örnektir.” (Erdman)
B. Nasıralı İsa’nın çarmıha gerilmesi.
1. (17-18) İsa çarmıha geriliyor.
Askerler İsa’yı alıp götürdüler. İsa çarmıhını kendisi taşıyıp Kafatası –İbranice’de Golgota– denilen yere çıktı. Orada O’nu ve iki kişiyi daha çarmıha gerdiler. Biri bir yanda, öbürü öteki yanda, İsa ise ortadaydı.
a. İsa çarmıhını kendisi taşıyıp: İsa, Roma geleneklerine uyarak, çarmıhını mahkum edildiği yerden çarmıha gerildiği yere, yani Kafatası’na kadar taşıdı. Romalılar bir kişiyi çarmıha germeden önce çarmıhı adama taşıtırlar ve halkın, mahkumun suçuna ve sonuna dikkat etmesini amaçlarlardı.
i. “Mahkumun idam yerine taşıdığı şey normalde çarmıhın tamamı değil, yatay parçasıydı (patibulum); dik kazıklar muhtemelen zaten idam yerinde dikilmiş halde duruyordu.” (Bruce)
ii. “Tertullian’dan beri (adv. Jud., 10) çarmıhı taşıma, İshak’ın kurban için odun taşımasına benzetilmiştir.” (Dods)
b. O’nu… çarmıha gerdiler: Çarmıha germeyi Persler icat etti ama Romalıların bunu geliştirdiği ve bir sistem haline getirdiği söylenebilir. En kötü suçlular ve en alt sınıflar için ayrılmış bir infaz şekliydi. Çarmıha gerilme, kurbanın, tüm halkın gözü önünde, yavaşça, büyük bir acı ve aşağılanmayla ölmesi için tasarlanmıştı. Bu ölüm biçimi, Tanrı’nın İsa’nın ölmesi için buyurduğu ve İsa’nın Tanrı’nın isteğiyle boyun eğdiği ölüm biçimiydi.
i. Çarmıha gerilme o kadar korkunç ve aşağılayıcıydı ki, kibar Romalılar bunun hakkında toplum içinde konuşmazlardı. Romalı devlet adamı Cicero çarmıha gerilme hakkında şunları söylemiştir: “Bir Roma vatandaşını bağlamak suçtur; onu kamçılamak suçtur; onu idam etmek cinayettir: Bir Roma vatandaşını çarmıha germek için ne diyebilirim? O kadar iğrenç bir eylemdir ki, bunu ifade edecek bir kelime bulmak imkânsızdır.” Romalı tarihçi Tacitus çarmıha germeyi “Sadece kölelere uygun bir işkence” olarak adlandırmıştır.
ii. Müjde yazarları çarmıha gerilme hakkında ayrıntılı bir açıklama yapmazlar. Bunun birkaç nedeni vardır.
·O günün okuyucuları bu uygulamayı zaten bildiklerinden, herhangi bir açıklamaya ihtiyaç duymamışlardır.
·Müjde yazarları duyguları manipüle edebilecek bir dil ya da tasvir kullanmamaya özen göstermişlerdir; sadece olanları anlatırlar.
·İsa’nın çektiği en büyük acı içsel ve ruhsaldı; dışsal ve fiziksel acılarından bile daha büyüktü.
iii. Arkeologlar 1968 yılında, İsa’nın döneminde çarmıha gerilmiş bir adamın kalıntılarını keşfetmişlerdir. Kalıntılar üzerinde yapılan incelemeler, kurbanın oturur pozisyonda çarmıha gerildiğini, her iki bacağının yanlara doğru açıldığını ve çivinin her iki ayağının yanlarından topuğun hemen altından girdiğini ortaya çıkarmıştır. Kollar yana açılmıştı ve her bir kolun ön kısmına bir çivi çakılmıştı. İbrani Üniversitesi anatomi profesörü Dr. Nico Hass bu pozisyonu “zorlayıcı bir pozisyon, zor ve doğal olmayan bir duruş” olarak tanımlamıştır; bu pozisyon, acı çeken kişinin ıstırabını arttırmayı amaçlamıştır. (Tenney ve diğerleri)
iv. “Çarmıha gerilen kişinin üzerinde durduğu boynuz benzeri bir çıkıntı (sedile) olurdu. Bu, vücudun ağırlığının bir kısmını alır ve etin çivilerden dolayı yırtılmasını önlerdi.” (Morris)
v. Journal of the American Medical Association‘da, Dr. William Edwards’a göre, çarmıha gerilme sonucu meydana gelen ölüm birçok nedenden kaynaklanabilirdi: kan kaybından kaynaklanan akut şok, artık nefes alamayacak kadar bitkin düşme, susuzluk, strese bağlı kalp krizi veya kalp yırtılmasına yol açan koronar kalp yetmezliği. Kurban hızlı bir şekilde ölmezse, bacakları kırılırdı ve kurban kısa süre sonra nefes alamaz hale gelerek boğulma sonucu ölürdü.
c. İki kişiyi daha çarmıha gerdiler. Biri bir yanda, öbürü öteki yanda, İsa ise ortadaydı: O gün çarmıha gerilmesi planlanan üç kişi vardı: iki kişi daha ve Barabba. İsa, Barabba’ın yerini aldı. Bu, İsa’nın, ölümüyle günahkârlarla özdeşleşmesinin bir başka biçimiydi.
i. “Tüm insanlık orada temsil ediliyordu: günahsız Kurtarıcı, affedilmiş tövbekarlar, mahkumiyet altındaki günahkarlar.” (Plummer, aktaran Dods)
d. İsa ise ortadaydı: Bu kelime tam anlamıyla doğruydu; üç çarmıhtan ortada olan çarmıhta İsa vardı. Yine de bir kavram olarak, İsa’nın ortada olduğunu söylemenin birçok yolu bulunmaktadır.
·İsa, insanlığın ortasındaydı. İsa Kendisini sıradan insanlardan hiç uzak tutmadı ve önemli insanlar olduğu düşünülen kişilerle rahatlıkla etkileşime girdi. Beden almasından itibaren tüm yaşamı boyunca bizden biri olarak yaşadı. İsa erkeklerin ve kadınların, Yahudilerin ve Yahudi olmayanların, zenginlerin ve yoksulların, yüksek sınıftan olanların ve hiçbir sınıftan bile olmayanların, eğitimlilerin ve eğitimsizlerin, dindarların ve dindar olmayanların, suçluların ve masumların, ağlayanların ve alay edenlerin, derinden etkilenenlerin ve kayıtsız kalanların, O’ndan nefret edenlerin ve O’nu sevenlerin ortasında öldü.
·İsa günahkârların ortasındaydı. Düşmanları İsa’nın günahkarların ortasında olmasının O’nun çektiği acıları daha da ağırlaştıracağını düşündüler. Birlikte öldüğü aşağılık topluluğu görmenin O’nu daha çok rahatsız edeceğini düşündüler. Ölümünde dindarlar O’nunla alay ettiler ve öğrencileri O’nu terk ettiler; ancak İsa sonuna kadar günahkârların ortasındaki yerini bırakmadı.
·İsa karmaşanın ortasındaydı. Matta 27:46-49 ayetleri bize İsa’nın acı içinde Baba’sına yakardığında, çevresindeki insanların bunu anlamadığını ve hatta bazılarının bunu komik bulduğunu söyler.
·İsa inancı kabul edenle inancı reddedenin ortasındaydı. Matta 27:44 bize iki soyguncunun da O’nunla alay ettiğini söyler ama Luka 23:39-41 suçlulardan birinde bir değişiklik olduğunu anlatır. İsa son nefesini vermeden hemen önce, İsa’ya inancını açıklayan insan sesi, bir suçluya aitti. Öğrenciler gitmişti ve İsa’nın iyileştirdiği ve öğrettiği herkes ortalıktan kaybolmuştu. Dini liderler O’nunla alay etmiş, yüzüne tükürmüş ve sadık kadınlar bile kederlerinden susturulmuştu. Yine de diğer herkes susarken İsa hakkındaki gerçeği söyleyen tek bir insan sesi vardı.
·İsa kurtuluşun ve mahvoluşun ortasındaydı. Çarmıhtaki hırsız, İsa’nın ölümünden önce bu dünyadaki son yoldaşıydı – ve İsa onu kurtuluşa eriştirdi. Bir vaaz ile değil, daha önce verdiği her vaaz ve yaptığı her doğru işle. Bu belki de İsa’yı çarmıhta teselli eden tek şeydi. Yine de hırsızlardan biri kurtulmuş, diğeri ise kaybolmuştu ve İsa ikisinin ortasındaydı. Bir taraftan diğer tarafa geçmek için İsa aracılığıyla geçmeniz gerekir.
·İsa Tanrı ile insanın ortasındaydı. İsa çarmıhta günahımızın hak ettiği tüm cezayı üstlendi. İsa çarmıhta hem kâhin hem de sunu oldu.
·İsa, Tanrı’nın tarihinin ve işlerinin ortasındaydı. Ortada yer alan İsa’ya, sanki zavallı İsa için üzülmeliymişiz gibi acıyan gözlerle bakmamız gerekmez. Çarmıhın kazananı O’dur. Bu tüm zamanların en muhteşem zaferidir.
2. (19-22) Pilatus’un İsa’yı ve sözde işlediği suçu kamuya açık şekilde ilan etmesi.
Pilatus bir de yafta yazıp çarmıhın üzerine astırdı. Yaftada şöyle yazılıydı: NASIRALI İSA – YAHUDİLER’İN KRALI İsa’nın çarmıha gerildiği yer kente yakındı. Böylece İbranice, Latince ve Grekçe yazılan bu yaftayı Yahudiler’in birçoğu okudu. Bu yüzden Yahudi başkâhinler Pilatus’a, “‘Yahudiler’in Kralı’ diye yazma” dediler. “Kendisi, ‘Ben Yahudiler’in Kralı’yım dedi’ diye yaz.” Pilatus, “Ne yazdımsa yazdım” karşılığını verdi.
a. Pilatus bir de yafta yazıp çarmıhın üzerine astırdı: Bu yafta Roma geleneklerine göre yazıldı. Çarmıha gerilecek olan kişinin suçu yazılır ve çarmıhı idam yerine taşınırken boynuna asılırdı. Sonra yafta çarmıhın üst kısmına asıldı, böylece herkes çarmıha gerilme nedenini öğrenirdi.
i. “Mahkumun adını ve işlediği suçun niteliğini belirten bir levha taşıması âdettendi.” (Tenney)
ii. “Kamu duyuruları için yaygın olarak kullanılan alçı ile beyaza boyanmış bir tahta.” (Dods)
b. Yaftada şöyle yazılıydı: NASIRALI İSA – YAHUDİLER’İN KRALI: Pilatus İsa’nın ismini yazmıştır; bu isim İsa’nın Getsemani Bahçesi’nde teşhis edilmesi ve tutuklanması için kullanılan isimdir (Yuhanna 18:5). Ayrıca İsa’nın (en azından kendisine yöneltilen ilk suçlamada) Yahudilerin Kralı olduğunu iddia ettiği suçunu da yazmıştır (Yuhanna 18:33-34).
i. İsa ölümünde bile mütevazı ve silik bir yer olan Nasıra’yla özdeşleştirildi. Ölümünde bile İsa bir Kral olarak tanındı. Bu dünyanın kralları, tahtlarını başkalarının ölümü aracılığıyla alırlar. İsa kendi ölümü aracılığıyla tüm dünyaya Kral olarak ilan edildi.
ii. Bu unvan aynı zamanda İsa’nın günahsız doğasını gösteren yerinde bir ifadeydi. Her iki tarafta da suçluların suçları açıklanıyordu; İsa’nın çarmıhında ise sadece O’nun kim olduğu açıklanıyordu ve bu hiç de bir suç değildi çünkü gerçekti.
c. İsa’nın çarmıha gerildiği yer kente yakındı. Böylece… bu yaftayı Yahudiler’in birçoğu okudu: Romalılar çarmıha germenin halka açık bir olay olmasını istiyorlardı. Birçok kişinin zavallı kurbanı görmesini, işledikleri suçu okumasını ve uyarıyı almalarını istiyorlardı. Bu aynı zamanda İsa’nın şehrin surlarının dışında (İbraniler 13:12) ama şehre yakın ve muhtemelen sık kullanılan bir yola yakın bir yerde çarmıha gerildiğini doğrular.
d. İbranice, Latince ve Grekçe yazılan bu yaftayı: Pilatus, İsa’yla ilgili bu açıklamanın mümkün olduğunca halka duyurulmasını istemiştir. Bu aynı zamanda İsa Mesih ve O’nun çarmıha gerilmesi ve Kral olarak hüküm sürmesi ile ilgili mesajın her ulusa ve dile nasıl yayılacağının, en başından beri küresel bir mesaj olarak tasarlandığının bilinmeden bir şekilde yapılmış bir peygamberliğidir.
i. “Yerel halk için Aramice; memurlar için Latince; Doğu Akdeniz dünyasının ortak dili olarak Grekçe.” (Tenney)
ii. “Kutsal Yasayı yücelten Yahudiler için İbranice; bilgeliği yücelten Yunanlılar için Grekçe; en çok egemenliği ve gücü yücelten Romalılar için Latince.” (Trapp)
iii. Romalılar gibi eskiler genellikle kısaltmalar kullanırlardı, bu nedenle özgün harf dizilimini kesin olarak ortaya koymak güç olabilir. Yine de Adam Clarke bunu şu şekilde ifade etmektedir:
·İbranice, aydwhyd aklm ayrun ewsy
·Grekçe, ihsouv o nazwreov o basileuv twn ioudaiwn
·Latince, iehsus nazarenus rex iudaeorum
e. ‘Yahudiler’in Kralı’ diye yazma… Kendisi, ‘Ben Yahudiler’in Kralı’yım dedi’ diye yaz: Dini liderler, Pilatus’un yazdırdığı unvana itiraz ettiler. Bu unvanın yanlış olduğunu düşünüyorlardı çünkü İsa’nın Yahudilerin Kralı olduğuna inanmıyorlardı. Ayrıca bu söz, Roma’nın “Yahudilerin Kralını” bile aşağılama ve zulmetme gücünü gösterdiği için küçük düşürücü olduğunu düşünüyorlardı.
f. Ne yazdımsa yazdım: Pilatus sonunda, nispeten önemsiz bir konuda Yahudi yöneticilere karşı çıkma cesaretini bulmuştur. İnsan şöyle diyebilir, Pilatus istemeden de olsa, Gerçeğin Kralı’nı (Yuhanna 18:37) hem alçakgönüllülüğüyle hem de yüceliğiyle kim olduğunu doğru bir şekilde açıklayarak onurlandırdı.
i. “Yani, yazdığım şeyi değiştirmeyeceğim, diyordu. Roma yasaları hükmün bir kez verildikten sonra değiştirilmesini yasaklıyordu; ve bu yazı Rabbimiz’e karşı verilen hüküm olarak kabul edildiğinden dolayı değiştirilemezdi.” (Clarke)
3. (23-24) Askerler peygamberlik sözünü yerine getirmek üzere İsa’nın giysilerini parçalara böldüler.
Askerler İsa’yı çarmıha gerdikten sonra giysilerini alıp her birine birer pay düşecek biçimde dört parçaya böldüler. Mintanını da aldılar. Mintan boydan boya tek parça dikişsiz bir dokumaydı. Birbirlerine, “Bunu yırtmayalım” dediler, “Kime düşecek diye kura çekelim.” Bu olay, şu Kutsal Yazı yerine gelsin diye oldu: “Giysilerimi aralarında paylaştılar, Elbisem üzerine kura çektiler.”
a. Askerler… sonra: Romalıların çarmıha germe uygulaması, hem düzeni sağlamak hem de mahkumun gerçekten öldüğünden emin olmak için askerler tarafından denetlenirdi.
b. Giysilerini alıp: İsa çarmıhtayken hiçbir maddi varlığını kendisinde tutmadı. Sırtındaki giysiler bile alındı ve mintanı küçük bir kumar sonucu birine verildi.
i. “Erkekler normalde çıplak olarak çarmıha gerilirdi (Artemidorus II. 61). Ancak Yahudilerin hassasiyetleri, erkeklerin alenen çırılçıplak idam edilmemesini gerektiriyordu ve taşlanarak öldürülme cezasına çarptırılan erkeklere peştamal giydirilmesine izin veriliyordu (M. Sanhedrin VI. 3). Romalıların bu konuda Yahudilerin duygularına saygılı olup olmadıkları bilinmemektedir.” (Lane, Luka üzerine yorumda)
ii. “Apuleius ‘yeni doğmuş bir bebek ya da çarmıha gerilmiş biri gibi çıplak’ benzetmesini yapar.” (Dods)
iii. Bu, İsa’nın kurtuluşumuzu gerçekleştirmek için merdivenin en alt basamağına kadar indiğini gösterir. O’nda tam olarak zengin olabilmemiz için her şeyini – hatta son giysisini bile – bırakmış ve bizim için tamamen yoksul olmuştur. 2 Korintliler 8:9 bunu şöyle ifade eder: Rabbimiz İsa Mesih’in lütfunu bilirsiniz. O’nun yoksulluğuyla siz zengin olasınız diye, zengin olduğu halde sizin uğrunuza yoksul oldu.
c. Mintan boydan boya tek parça dikişsiz bir dokumaydı: İsa’nın giydiği başlıca giysi (mintan) o kadar iyi bir işlemeydi ki, dört askerin her biri İsa’nın diğer giysilerinden bir parça zaten almış olduğundan, mintanı dört parçaya bölmemek daha iyiydi.
i. İsa’nın dikişsiz mintanı bize O’nun yüce Başkâhinimiz olarak konumunu hatırlatır çünkü Mısır’dan Çıkış 28:31-32 Başkâhinin dikişsiz bir giysi giydiğini söyler.
d. Bunu yırtmayalım… Kime düşecek diye kura çekelim: Askerler Mezmur 22:18’deki peygamberlik sözünü bilmeden yerine getirdiler. Tanrı’nın Oğlu dünyanın günahları için ölürken, insanlar O’nun ayaklarının dibinde pervasızca gülüp eğlendiler.
4. (25-27) İsa annesini Yuhanna’ya emanet ediyor.
İsa’nın çarmıhının yanında ise annesi, teyzesi, Klopas’ın karısı Meryem ve Mecdelli Meryem duruyordu. İsa, annesiyle sevdiği öğrencinin yakınında durduğunu görünce annesine, “Anne, işte oğlun!” dedi. Sonra öğrenciye, “İşte, annen!” dedi. O andan itibaren bu öğrenci İsa’nın annesini kendi evine aldı.
a. İsa’nın çarmıhının yanında ise annesi… duruyordu: Oğlunun çarmıha gerildiğini gören Meryem’in çektiği acıyı anlamak zordur. Oğlunun çektiği acıya, aşağılanmaya, utanca, ıstıraba ve ölüme tanık olmuştur.
i. Meryem ile Yusuf, yeni doğan oğulları İsa’yı adamak için tapınağa getirdiklerinde, Şimon adında dindar bir adam İsa’yı gördü, O’nu kucağına aldı ve bebek İsa’yı kutsadı. Ancak Meryem’e de şunları söyledi: Senin kalbine de adeta bir kılıç saplanacak (Luka 2:35). Meryem, Oğlu’nun hizmeti boyunca reddedildiği, karşı çıkıldığı, iftiraya uğradığı ve aleyhinde komplolar kurulduğu için bunu yaşadı. Yine de bu, o ciddi vaadin nihai gerçekleşmesiydi. Çarmıhta İsa’ya bakanların hiçbiri Meryem kadar acı çekmedi.
b. Teyzesi, Klopas’ın karısı Meryem ve Mecdelli Meryem duruyordu: Bu sadık kadınlar İsa’yı onurlandırmak ve annesi Meryem’e destek olmak için çarmıhta çektiği acı boyunca İsa’nın yanındaydılar. Klopas’ın karısı Meryem ve Mecdelli Meryem de İsa’nın dirilişinin kanıtı olan boş mezara ilk gidenler arasındaydı.
i. “Buradaki ‘teyzesi’ olarak belirtilen kişinin, Salome (Markos 15:40) ve İsa öldüğünde diğer kadınlarla birlikte uzakta duran ‘Zebedi oğullarının annesi’ (Matta 27:56) olması muhtemeldir.” (Morris)
c. İsa… sevdiği öğrencinin yakınında durduğunu görünce: Bu şekilde bir anlatım, yazar Yuhanna’nın Müjde kitabında dört kez yaptığı gibi (Yuhanna 13:23, 19:26, 21:7, 21:20), anlatı içerisinde kendisinden söz etmenin alçakgönüllü bir yoluydu. Yuhanna bize İsa’nın çarmıha gerildiği sırada kendisinin orada olduğunu ve olanları kendi gözleriyle gördüğünü aktarır (Yuhanna 19:35).
d. Annesine, “Anne, işte oğlun!” dedi: İsa sonuna kadar bilinçli bir şekilde annesiyle ilgilendi ve çarmıhta bile dikkatinin kendisinde değil insanlar üzerinde olduğunu gösterdi. İsa’nın kendine odaklanmayı hak ettiği bir an varsa, o da buydu; yine de sonuna dek başkalarına odaklandı.
i. Clarke, Anne, işte oğlun sözleri hakkında şunları ifade eder: “Genelde sanıldığı gibi ne saygısızlık ne de ilgisizlik anlamı taşır. İbraniler arasında erkek ve kadın, bizim aramızdaki bay ve bayan kadar saygı duyulan unvanlardı.” (Clarke)
ii. Clarke ayrıca İsa’nın çarmıhtayken annesine seslenmediğini çünkü o koşullarda bu ismin duyulmasının sadece Meryem’in acılarını artıracağını ileri sürmüştür.
iii. “Yuhanna’ya, Meryem’i ağırlaması için özel bir talimat verilmemişti. Rab’bin, ‘İşte, annen’ diyerek Yuhanna’nın dikkatini Meryem’e çekmesi yeterliydi. Keşke her zaman öyle bir yürek durumunda olsaydık ki, özel emirlere ihtiyacımız olmasaydı, keşke bir ipucu yeterli olsaydı.” (Spurgeon)
e. O andan itibaren bu öğrenci İsa’nın annesini kendi evine aldı: Yuhanna ve Meryem, İsa’nın çarmıhta verdiği bu ciddi emre itaat etmişlerdir. Meryem’in İsa’dan sonra doğan başka çocukları da olmuştur ve İsa’nın hem üvey erkek kardeşlerinden hem de üvey kız kardeşlerinden söz edilmektedir (Matta 12:46-47, 13:55-56, Yuhanna 2:12 ve 7:3-10). Buna rağmen İsa, annesi Meryem’i, öğrencisi ve elçisi Yuhanna’ya emanet etmiştir.
·Belki de İsa bunu, O’ndaki ve Krallık’taki ilişkilerimizin kan bağından bile daha önemli olduğunu vurgulamak için yapmıştır.
·Belki de İsa bunu, çarmıha gerilirken İsa’yla birlikte duracak ve orada bulunacak kadar cesur olan (bildiğimiz) tek öğrencisini onurlandırmak için yapmıştır.
·Belki de İsa bunu, kardeşleri O’nun yeryüzündeki hizmeti sırasında öğrenci olarak O’nu izlemedikleri ve henüz O’na iman etmedikleri için yaptı ve İsa annesini bir imanlıya teslim etmek istedi.
·Belki de İsa bunu, Yuhanna’nın doğal bir ölümle ölecek ve İsa’nın kardeşlerinden bile daha uzun yaşayacak tek öğrenci olduğunu bilerek yaptı.
·Belki de İsa bunu, basit bir bilgelik ve öngörü ile yaptı.
i. İşte, annen! Öncelikle, İsa’nın Yuhanna’ya “Anneme iyi bak” demesine gerek yoktu. İsa’nın yapması gereken tek şey yeni ilişkiyi tanımlamaktı ve gerisinin uygun şekilde geleceğini biliyordu. Aynı şekilde, kutsal bir yaşam için İsa’nın bize özellikle vermesi gerekmeyen birçok buyruk vardır; ilişki doğru düzenlenirse, davranışlar da bundan kaynaklanacaktır.
5. (28-30) İsa’nın görkemli beyanı ve ölümü.
Daha sonra İsa, her şeyin artık tamamlandığını bilerek Kutsal Yazı yerine gelsin diye, “Susadım!” dedi. Orada ekşi şarap dolu bir kap vardı. Şaraba batırılmış bir süngeri mercanköşk dalına takarak O’nun ağzına uzattılar. İsa şarabı tadınca, “Tamamlandı!” dedi ve başını eğerek ruhunu teslim etti.
a. Her şeyin artık tamamlandığını bilerek: İsa büyük işinin, çarmıhtaki ölüm ve yaşam işinin tamamlandığını biliyordu. Daha sonra bu işi tamamlamış olarak canını vermek ve ölmek üzere hazırlık yaptı.
·Her şey tamamlanmadan önce bir zaman vardı (Luka 12:50).
·Her şeyin tamamlandığı, İsa’nın gerçekten Tanrı’nın gazabının ve yargısının hedefi olduğu, günahı bilmeyen Mesih’i bizim için günah sunusu yaptığı (2 Korintliler 5:21) bir zaman vardı; Öyle ki, Mesih sayesinde Tanrı’nın doğruluğu olalım.
·Her şeyin tamamlandığı ve İsa’nın Kendisini insanlık uğruna günah sunusu olarak eksiksiz bir şekilde sunduğu bir zaman vardı.
b. Susadım: İsa çilesinin başında acıyı dindirecek bir içkiyi kabul etmemişti (Markos 15:23) ama şimdi kavrulmuş dudaklarını ve kurumuş boğazını ıslatmak için büyük ölçüde sulandırılmış şarabın tadına bakmayı kabul etti, böylece dünyaya net ve yüksek bir sesle son bir haykırışla beyanda bulunabilecekti.
i. “Susuzluk, köylü ya da dilenci fark etmeksizin herkesin çekebileceği bir ıstıraptır; gerçek bir acıdır, bir hayal değildir ya da hayal dünyasının yarattığı bir kâbus değildir. Susuzluk soylulara özgü bir dert değildir, insanlığın ortak derdidir; İsa, insan soyunun en fakir ve en alçakgönüllüleriyle bile kardeş olmuştur.” (Spurgeon)
ii. “İştah günaha açılan kapıydı; bu nedenle Rabbimiz bu konuda acı çekiyordu. ‘Susadım’ ile kötülük yok edildi ve günahın bedeli ödendi.” (Spurgeon)
iii. Orada ekşi şarap dolu bir kap vardı: “Kaptan söz edilmesi görgü tanığını ele verir.” (Dods)
iv. Ekşi şarap: “Elbette burada bahsedilen şarap, Markos 15:23’te geçen ve İsa’nın reddettiği, uyuşturma özelliği olan, mür ile karıştırılmış şarapla karıştırılmamalıdır. Bu şarap, askerlerin normalde uzun süren infazlar esnasında tazelenmek için yanlarında bulundurdukları normal şaraptır.” (Tasker)
v. Mercanköşk dalına takarak: “Mercanköşkten söz edilmesi, her Yahudi’nin aklına Fısıh kuzusunun kurtarıcı kanını getirir.” (Barclay)
vi. Her şeyin artık tamamlandığı sözlerini susadım sözlüyle bağlayabiliriz. İsa “Susadım” dediğinde en kötüsü sona ermişti – bedel ödenmişti ve bunu ilan etmeye hazırdı. Günahkar, “Susadım” dediğinde en zor kısım geride kalmıştır çünkü susayan ruhunu İsa’ya getiren, O’nunla doyuma ulaşır.
c. Tamamlandı! İsa’nın son sözü (Grekçe’de tetelestai) bir galibin haykırışıydı. İsa çarmıhın ebedi amacını tamamlamıştı. Bugün, Tanrı’ya olan borcumuzu tam olarak ödeyen ve Tanrı ile insan arasında barışı sağlayan tamamlanmış bir iş, tüm Hıristiyan barışının ve inancının temeli olarak durmaktadır.
i. Tek bir kelime her şeyi değiştirebilir. Mahkemede “suçsuzum” demek her şeyi değiştirir. Oyun alanında duyulan “Adil karar” her şeyi değiştirir. Bir kadının evlilik teklifine “Evet” demesi her şeyi değiştirir. “Hoşça kal” her şeyi değiştirebilir. Yine de İsa’nın Yuhanna 19:30’da söylediği kadar tarihi etkileyen bir kelime olmamıştır.
ii. O ölmeden önce, perde ikiye ayrılmadan önce, O tamamlandı diye haykırmadan önce, müthiş bir ruhsal işlem gerçekleşti. Baba Tanrı, günahımızın hakkı olan tüm suçu ve gazabı Oğul Tanrı’nın üzerine yükledi ve O da bunu mükemmel bir şekilde kendi üzerine alarak Tanrı’nın gazabını bizim için eksiksiz bir şekilde karşıladı.
iii. “Bu, zafer kazanan bir Fatih’in haykırışıydı; yüksek bir sesle bağırıyordu. Onda ıstırapla ilgili hiçbir şey yoktur, içinde feryat yoktur. Bu, muazzam bir işi tamamlamış Olan’ın haykırışıdır.” (Spurgeon)
iv. “İsa dudaklarında Zafer haykırışıyla öldü. Bu ne yenilgiye uğramış birinin iniltisi ne de sabırlı bir teslimiyetin iç çekişiydi. Bu, gerçekleştirmek için geldiği işi artık tamamen tamamladığının muzaffer bir şekilde kabul edilmesiydi.” (Morris)
v. “Telew (teleo, ‘tamamlamak’) fiili birinci ve ikinci yüzyıllarda bir borcun ‘yerine getirilmesi’ ya da ‘ödenmesi’ anlamında kullanılmış ve genellikle makbuzlarda yer almıştır. İsa’nın ‘Tamamlandı’ (tetelestai, tetelestai) ifadesi ‘Tam olarak ödendi’ şeklinde yorumlanabilir.” (Tenney)
vi. Her şey tamamlanmış, tam olarak ödenmiş, yerine gelmişti.
·Semboller, vaatler ve peygamberlikler yerine gelmişti.
·Kâhinliğin kurbanları ve törenleri sona ermişti.
·İsa’nın kusursuz itaati tamamlanmıştı.
·Tanrı’nın adaletinin yerine getirilmesi tamamlanmıştı.
·Şeytan’ın, günahın ve ölümün gücü sona ermişti.
vii. “Aden’in kapılarından kurban kanı akmaya başlamış, yılların akıntısıyla daha da artmıştı. Ancak o andan itibaren bir damla daha dökülmesine gerek kalmadı. Semboller sona erdi çünkü sembollerin asıl anlamı İsa Mesih yerini almıştı” (Meyer)
viii. “O benim için yaptığı işi tamamladı mı? O zaman ben de onun için çalışmaya başlamalıyım ve işimi bitirene kadar sebat etmeliyim; kendimi kurtarmak için değil çünkü o iş tamamlandı ama kurtulduğum için.” (Spurgeon)
d. Başını eğerek: Bu ifade, uyumak üzere bir yastığa başını koymak gibi huzurlu bir eylemden söz eder. İsa başını yenilgiyle eğmedi; huzur içinde eğdi.
i. “Müjde kitaplarının başka yerlerinde İsa’nın ölüm sırasında başını eğmesi için kullanılan ifadenin aynısı, uykuda başını yaslamak için de kullanılır (Matta 8:20; Luka 9:58, ‘Tilkilerin ini, kuşların yuvası var, ama İnsanoğlu’nun başını yaslayacak bir yeri yok’); buradaki ima, İsa’nın ölüm uykusuna yatmaya hazır bir şekilde kendi isteğiyle başını yaslaması olabilir.” (Bruce)
ii. Başını eğmesi: “Bu kutsal ve ciddi anın her küçük detayı, tanığın zihninde kalıcı bir iz bırakmıştır ve biz de onun bu detaylı gözleminin ayrıntılarına sahibiz.” (Alford)
e. Ruhunu teslim etti: Hiç kimse İsa’nın canını O’ndan alamadı; İsa, hiç kimseye benzemeyen bir şekilde ruhunu teslim etti. Ölüm, Tanrı’nın günahsız Oğlu’nun üzerinde doğru bir etkiye sahip değildi. O günahkârların yerine geçti ama Kendisi bir günahkâr olmadı. Bu yüzden Kendisi ruhunu teslim etmediği sürece ölmesi mümkün değildi.
i. İsa’nın dediği gibi, “Canımı, tekrar geri almak üzere veririm… Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var. (Yuhanna 10:17-18)
ii. “Kendi istediği için, Kendi istediği zaman ve Kendi istediği şekilde yaşamını teslim etti.” (Augustine)
iii. “Kimse canımı O’ndan alamadı; O’nun ölümü Kendi isteğiyle gerçekleşen bir teslimiyetti: Canını verme yetkisine sahip olduğu bir teslimiyetti çünkü canını verme yetkisine de geri alma yetkisi de sahipti (Yuhanna 10:18).” (Trench)
iv. İsa’nın çarmıhta günahkarların yerine geçerek yaptığı iş ve ölüme kendini teslim edişi, O’nun hayatındaki en önemli eylemdi. Bu durum, kutsal metinler dışında kalan eski tarihsel belgelere bile yansımıştır. İncil dışı bu kaynakların hepsinde ortak olarak İsa’nın çarmıhtaki ölümü vurgulanır.
·Mara bar Serapion tarafından oğluna yazılmış bir mektupta (yaklaşık M.S. 73).
·Yahudi tarihçi Josephus tarafından (yaklaşık M.S. 90).
·Romalı tarihçi Tacitus tarafından (yaklaşık M.S.110-120).
·Babil Talmudu’nda (yaklaşık M.S.200).
C. İsa’nın çarmıha gerilerek öldürülmesinden hemen sonra yaşananlar.
1. (31-32) Cesetlerin çarmıhlardan indirilmesi gerekliliği.
Yahudi yetkililer Pilatus’tan çarmıha gerilenlerin bacaklarının kırılmasını ve cesetlerin kaldırılmasını istediler. Hazırlık Günü olduğundan, cesetlerin Şabat Günü çarmıhta kalmasını istemiyorlardı. Çünkü o Şabat Günü büyük bayramdı. Bunun üzerine askerler gidip birinci adamın, sonra da İsa’yla birlikte çarmıha gerilen öteki adamın bacaklarını kırdılar.
a. Hazırlık Günü olduğundan: Bu ifade Yuhanna’nın, Yuhanna 19:14’teki ifadesine gönderme yapar ve daha önce Yuhanna 18:28’de bahsedilen aynı zor kronolojik soruları gündeme getirir.
b. Cesetlerin Şabat Günü çarmıhta kalmasını istemiyorlardı: Normalde çarmıha gerilerek infaz edilenler, Roma devletine itaatsizliğin sonuçlarını gösteren korkunç bir uyarı olarak günlerce çarmıha kalırdı. Ancak Şabat Günü yaklaştığı için (ve Fısıh Bayramı ve haftasıyla bağlantılı olarak önemli bir gün – Hazırlık Günü olduğu için), dini liderler Romalılardan çarmıha gerilmiş üç kişinin iğrenç görüntüsünü oradan kaldırmalarını talep etti.
i. “Vicdanları İsa’nın öldürülmesiyle yaralanmamıştı ama dini kirlilik korkusu onları çok etkilemekteydi. Bir insan dini hassasiyetler taşıyor olabilir, ancak buna rağmen vicdanı ölmüş olabilir.” (Spurgeon)
c. Yahudi yetkililer Pilatus’tan çarmıha gerilenlerin bacaklarının kırılmasını…istediler: Çarmıha gerilen bir adamın bacaklarının kırılması ölümünü hızlandırırdı çünkü bacaklarından ya da ayaklarından destek alamadığı için nefes alması imkansız hale gelirdi.
i. “Çarmıha gerilmiş bir adamın tam anlamıyla nefes alabilmesinin tek yolu, kolları ve göğüs kasları üzerindeki gerilimi hafifletmek için bacaklarını kullanıp kendini yukarı itmesiydi. Eğer bacakları kırılırsa, bunu yapması mümkün olmazdı ve oksijen yetersizliği nedeniyle kısa sürede ölürdü.” (Tenney)
d. Askerler gidip birinci adamın, sonra da İsa’yla birlikte çarmıha gerilen öteki adamın bacaklarını kırdılar: Dini liderlerin isteğini yerine getiren askerler İsa’nın iki yanında çarmıha gerilmiş adamın ölümünü hızlandırdılar.
i. Bu görev, sert mizaçlı adamlar için bile acımasız bir işti. Muhtemelen demir bir çubuk ya da ağır bir sopa kullanıyorlardı. “Çabuk ölümü sağlamak için crucifragium yani bacakların ağır bir tokmakla kırılması işlemi uygulanırdı; çünkü bu yapılmazsa, çarmıha gerilen kişi bazı durumlarda otuz altı saate kadar hayatta kalabiliyordu.” (Dods) Hâlâ hayatta olan bir kişi için bacaklarının bu şekilde kırılması dehşet verici olmalı.
ii. “Lactantius, l. iv. c. 26, çarmıha gerilen suçluların bacaklarının ya da başka kemiklerinin kırılmasının yaygın bir gelenek olduğunu söyler; ve bu, onları acıdan kurtarmak için bir tür darbe gibi görünmektedir.” (Clarke) Bu, onların acılarını çabucak sonlandırmak amacıyla atılan bir tür merhamet darbesi olarak uygulanmıştı.
iii. Yuhanna 19:18‘e atfedilen birarkeolojik bulgu vardır: “Görünüşe göre çarmıha gerilen kişi bacak kırma uygulamasına maruz kalmıştı: bacaklarından biri tek darbeyle tamamen kırılmış, diğeri de o darbeyle çatlamıştı.” (Bruce)
iv. “Tövbekar hırsız o gün cennete girdi ama bu kolay olmadı; hatta denebilir ki, o korkunç darbe, Rab’bin ona verdiği vaadin çabucak gerçekleşmesini sağlayan araç oldu. O darbe olmasaydı, o da çarmıhta saatlerce hatta günlerce kalabilirdi.” (Spurgeon)
2. (33-34) Nasıralı İsa’nın ölümünün onaylanması.
İsa’ya gelince O’nun ölmüş olduğunu gördüler. Bu yüzden bacaklarını kırmadılar. Ama askerlerden biri O’nun böğrünü mızrakla deldi. Böğründen hemen kan ve su aktı.
a. İsa’ya gelince O’nun ölmüş olduğunu gördüler: Bu askerler (muhtemelen) daha önce birçok çarmıh infazını yönetmişlerdi. Bir kişinin ne zaman öldüğünü ve ne zaman hâlâ hayatta olduğunu biliyorlardı. İsa’nın zaten ölmüş olduğunu dair kararları, onların bu deneyimine dayanıyordu.
i. Markos 15:44-45, Pontius Pilatus’un, İsa’nın öldüğünü onaylaması için yüzbaşıya sorduğunu ve yüzbaşının da İsa’nın öldüğünü onayladığını ekler.
b. Askerlerden biri O’nun böğrünü mızrakla deldi: Çarmıha gerilen bir adamın ölümünden emin olmanın en bilinen yolu bacaklarına vurup kırmaktı. İlk iki kurbana bunu yaptıktan sonra, bu askerin İsa’ya da aynısını yapması tamamen normaldi – hatta muhtemelen bunu yapması emredilmişti. Ancak o İsa’nın bacaklarını kırmadı; bunun yerine İsa’nın böğrünü mızrakla deldi ve hiç bilmeden aşağıda bahsedilen bazı peygamberlik sözlerinin yerine gelmesini sağladı.
i. “Bu mızrak saplamasının açtığı yara bir el genişliğinde olduğu için (Yuhanna 20:25), askerin İsa’ya ölümcül olabilecek bir darbeyle vurarak onun öldüğünden emin olmak istemiş olduğu düşünülebilir.” (Dods)
c. Böğründen hemen kan ve su aktı: Bu, İsa’nın ölmüş olduğunun kesin bir kanıtı olarak kabul edildi. Mızrağın ucunun İsa’nın böğründe açtığı yaradan kanave suyabenzer bir sıvı aktı.
i. Bazıları bu durumu, İsa’ya olay yerinde yapılan bir otopsi olarak değerlendirir ve O’nun gerçek ölüm nedeninin kalbinin yırtılması (patlaması) olduğunu ortaya koyar. Böyle durumlarda kalbi çevreleyen zarın (normalde sıvı bir maddeyle doludur) kanla dolduğu düşünülür. Eğer bu zar açılır ve içindekiler dışarı akarsa, kan ve su gibi iki ayrı madde görünümü oluşur (çünkü bu sıvılar karışmaz; yağ ve su gibi ayrı dururlar). Normalde bu sadece hafif bir damlama şeklinde olurdu; ancak bu belirtinin gösterilmesi için belki de doğaüstü bir etki iş başındaydı.
ii. Augustus Toplady bu imgeyi Rock of Ages adlı olağanüstü ilahisinde kullanmıştır:
Çağların Kayası, benim uğruma delinip parçalandın sen, Gizleneyim o açılan sığınağına, bağrına. Dökülen kan ve su, Çifte şifa olsun günahlarıma, Temizlesin, artısın beni günahın gücünden, suçundan.
iii. Toplady’nin düşüncesi, günahın aklanması ve temizlenmesi için kâhinlik hizmetinde hem kanın hem de suyun sıklıkla kullanıldığı Eski Antlaşma’da açıkça görülmektedir. “Eski Antlaşma’daki bütün örnekleri bir araya getirdiğinizde, günahtan arınmanın belirgin olarak kanla ve suyla gerçekleştiğini görürsünüz. Kan her zaman göze çarpıyordu, onsuz günahın bağışlanması mümkün değildi; ama su da son derece önemliydi.” (Spurgeon)
iv. Spurgeon, bu olayın ne anlama geldiğiyle ilgili ek bir düşünce sunmuştur: “Eski ilahiyatçılardan biri, İsa Mesih’in ilk babamız Adem’i simgelendiğini söyler. Adem nasıl uykuya daldıysa ve o uyurken onun yan tarafından Havva yaratıldıksa, benzer şekilde, İsa da çarmıhta ölüm uykusuna daldığında mızrağın sapladığı yerden Kilisesi ortaya çıkmıştır.”
3. (35-37) Yuhanna’nın güven veren tanıklığı; Kutsal Yazılar’ın gerçekleşmesi.
Bunu gören adam tanıklık etmiştir ve tanıklığı doğrudur. Doğruyu söylediğini bilir. Siz de iman edesiniz diye tanıklık etmiştir. Bunlar, “O’nun bir tek kemiği kırılmayacak” diyen Kutsal Yazı’nın yerine gelmesi için oldu. Yine başka bir Yazı’da, “Bedenini deştiklerine bakacaklar” deniyor.
a. Bunu gören adam tanıklık etmiştir ve tanıklığı doğrudur. Doğruyu söylediğini bilir. Siz de iman edesiniz diye tanıklık etmiştir: Yuhanna, İsa’nın çarmıha gerilmesi sırasında orada bulunduğunu ve bu olayları kendi gözleriyle gördüğünü net bir şekilde ifade etmiştir. Ayrıca tanıklığının nedenini de açıklamıştır: okuyucu iman etsin diye.
i. Özellikle, önceki ayetlerde söz edilen kan ve su görüntüsü Yuhanna’yı etkilemiştir. Daha sonra mektuplarından birinde (1 Yuhanna 5:6) İsa’yı suyla ve kanla gelen olarak tarif etmiştir. Bu tarif birçok yorumcunun kafasını karıştırmış, Yuhanna’nın vaftizi mi kastettiğinden yoksa Yuhanna 19:34’te sözü edilen suya mı işaret ettiğinden emin olamamışlardır.
ii. Bununla birlikte, İsa’nın ölümü hem şekliyle hem kesinliğiyle, Hıristiyan inancının merkezindedir. Bu gerçekten iman edesiniz diyedir. Yuhanna’nın bu noktaya kadar İsa’nın ölümü hakkında söyledikleri bizi zaten imana götürmektedir.
·İsa’nın masumiyeti bizi inanmaya yönlendirir.
·Acı çekerken gösterdiği büyük asalet bizi inanmaya yönlendirir.
·Ölüm şekli – çarmıha gerilme – bizi inanmaya yönlendirir.
·O’nun çarmıhtaki unvanı bizi inanmaya yönlendirir.
·O’nun giysileri için kumar oynanması bizi inanmaya yönlendirir.
·Annesine duyduğu sevgi bizi inanmaya yönlendirir.
·“Tamamlandı!” diye haykırışı bizi inanmaya yönlendirir.
·Ruhunu huzur içinde teslim etmesi bizi inanmaya yönlendirir.
·Ölümünün kesinliği, O’nun gerçekten ölümden dirildiği konusunda bizi inanmaya yönlendirir.
b. Bunlar… Kutsal Yazı’nın yerine gelmesi için oldu: Dikkat çekici bir şekilde, isimsiz bir Romalı asker tarafından rastgele bir seçim gibi görünen şey – İsa’nın bacaklarını kırmak yerine böğrünün delinmesi Kutsal Yazılar yerine gelmesi için oldu.
c. O’nun bir tek kemiği kırılmayacak: Mezmur 34:20’deki bu peygamberlik sözü (Mısır’dan Çıkış 12:46 ve Çölde Sayım 9:12’nin yanı sıra) bilmeden ve tesadüfen (insan tarafından) gerçekleşmiştir. Yine de bunların tam olarak yerine gelmesi Tanrı’nın ilahi takdirini ve rehberliğini göstermektedir ve bizi iman etmeye yönlendirir.
i. Romalı askere çarmıha gerilenlerin bacaklarını kırması emredilmişti, ama nedense İsa’nın bacaklarını kırmadı. Bu, son derece dikkate değer bir şekilde peygamberlik sözünün gerçekleşmesiydi.
d. Bedenini deştiklerine bakacaklar: Zekeriya 12:10 ve 13:6’daki bu peygamberlik bilmeden ve kazara (insanlar açısından farkında olunmadan) gerçekleşmiştir. Yine de tam olarak yerine gelmesi Tanrı’nın ilahi takdirini ve rehberliğini gösterir ve bizi iman etmeye yönlendirir.
i. “Bedenini deşme işlemi tamamlanmıştır ancak Zekeriya’nın önceden bildirdiği gibi ‘yas’ ve ‘acı’ içerisinde ‘bakmak’ gelecekte gerçekleşecekti.” (Trench)
4. (38-42) İsa, çekingen iki öğrencisi tarafından şefkatle gömülür.
Bundan sonra Aramatyalı Yusuf, İsa’nın cesedini kaldırmak için Pilatus’a başvurdu. Yusuf, İsa’nın öğrencisiydi, ama Yahudi yetkililerden korktuğundan bunu gizli tutuyordu. Pilatus izin verince, Yusuf gelip İsa’nın cesedini kaldırdı. Daha önce geceleyin İsa’nın yanına gelen Nikodim de otuz litre kadar karışık mür ve sarısabır özü alarak geldi. İkisi, İsa’nın cesedini alıp Yahudiler’in gömme geleneğine uygun olarak onu baharatla keten bezlere sardılar. İsa’nın çarmıha gerildiği yerde bir bahçe, bu bahçenin içinde de henüz hiç kimsenin konulmadığı yeni bir mezar vardı. O gün Yahudiler’in Hazırlık Günü’ydü. Mezar da yakın olduğundan İsa’yı oraya koydular.
a. Aramatyalı Yusuf… İsa’nın öğrencisiydi, ama… bunu gizli tutuyordu: Dirilişinden önce, yeryüzündeki işinin bu son adımında Tanrı Oğlu pasif kalmıştır. Tanrı, daha önce gizli olan iki öğrenciyi (Aramatyalı Yusuf’u ve Nikodim’i) İsa’nın bedenini gün batımından ve Şabat’ın başlamasından önce alıp sahip oldukları kısıtlı süre içerisinde, Mesih’e ellerinden gelen en iyi defin armağanını sunmaları amacıyla yetiştirdi (Luka 23:54).
b. İsa’nın cesedini kaldırmak için Pilatus’a başvurdu: Geleneksel olarak, çarmıha gerilen suçluların cesetleri çürümeye terk edilirdi ya da vahşi hayvanların yemesi için bırakılırdı. Ancak Yahudiler Fısıh Bayramı sırasında böyle bir dehşetin sergilenmesini istemiyorlardı ve Romalılar’ın infaz edilen kişilerin cesetlerini uygun bir şekilde gömmeleri için arkadaşlarına ya da akrabalarına verdikleri biliniyordu.
i. “Roma geleneğine göre ceset kuşlara ve yırtıcı hayvanlara bırakılırdı.” (Dods)
ii. “O günkü Yahudiler ölülerin düzgün bir şekilde gömülmesine büyük önem verirlerdi. Birçoğu hemşerilerinin düzgün bir şekilde gömülmesini sağlamak için ellerinden geleni yaparlardı ve Yusuf’un bu davranışının bununla bir ilgisi olabilir.” (Morris)
iii. Tanrı bu adamları İsa’nın bedenini korumak için kullandı. “Aşil nasıl Hektor’u topuklarından tutup Truva surlarının çevresinde sürüklediyse, Şeytan da insanların Mesih’in ölü bedenini parçalamasını isterdi. Eğer istediği olsaydı, onu köpeklere ya da kargalara atardı; ama böyle olmamalıydı.” (Spurgeon)
c. İkisi, İsa’nın cesedini alıp: Tam olarak söylenmez ama Yusuf ile Nikodim’in bu işi bizzat kendilerinin gerçekleştirdiği ima edilir. Kendileri bu işi onlar adına yapacak hizmetkârlar bulabilecek varlıklı ve nüfuzlu kişilerdi (Matta 27:57, Markos 15:43, Yuhanna 3:1); yine de bu işi bizzat kendileri yaptılar.
i. “Anlatı, (Aziz Markos ve Aziz Luka gibi) bahsetmese de Yusuf’un, İsa’nın bedenini çarmıhtan kendisinin aldığını ima eder.” (Alford)
ii. İsa’nın kan içerisinde kalmış, kirlenmiş bedeninin çarmıhtan indirilip onu tutan demir çivilerden çıkarılması hem pratik hem de duygusal açıdan zor olmuş olmalı.
d. Yahudiler’in gömme geleneğine uygun olarak onu baharatla keten bezlere sardılar: Yusuf ile Nikodim, İsa’nın cesedini sarmak için ellerinden geleni yaptılar, Nikodim otuz litre kadar karışık mür ve sarısabır özü getirdi. Cesetin keten bezlere sarılmadan önce hazırlanması gerekiyordu. Yahudiler’in bir cesedi gömülmek üzere hazırlama geleneklerinden biri, cesedin üzerindeki tüm yabancı maddelerin çıkarılması ve bedenin dikkatle yıkanmasıdır.
i. O’nun tüm bedenine yakından baktılar ve başının her yerinde saplanmış diken parçaları bulup çıkardılar. O’nun kanla birbirine yapışmış saçlarını, yüzündeki korkunç morlukları, sakalının dökülmüş yerlerini, kurumuş ve çatlamış dudaklarını gördüler. Cesedi ters çevirdiklerinde omuzlarının ve kollarının, kırbaçlanma sırasındaki demir ve kemik kıymıklarıyla delik deşik olduğunu gördüler; her bir parça dikkatle çıkarıldı. Omuzlarından aşağıya doğru sırtı, çarmıha gerilmeden önce maruz kaldığı korkunç kamçılamadan dolayı kanlı, derisi açık bir yaraydı. Elleri ve ayakları parçalanmış ve kan içindeydi. Ön tarafında – göğüs kafesinin hemen altında – ölümünün onayı olan mızrak darbesinin açtığı derin bir yara vardı. En kötüsü de açılmayan gözleriydi; konuşmayan sesiydi.
ii. Bunun her iki adam üzerinde de ne kadar derin ve ömür boyu sürecek izler bıraktığını ve hayatlarının geri kalanında bu baharatların kokusunun zihinlerindeki her ayrıntıyı nasıl geri getirdiğini ancak hayal edebiliriz.
iii. Yasa konusunda uzman olan bu iki adam bunu yaparken, peygamberlik sözünü yerine getirdiklerini biliyor olmalıydılar; Yeşaya 53:9’da Mesih’in öldüğünde zenginin yanında olacağını söyleyen peygamberlik sözünü biliyor olmalıydılar. İsa’nın bedeni burada iki zenginin ellerindeydi – alışılageldiği üzere böyle düşük, kanlı bir işi bir hizmetkâra yaptırırlardı. Yine de bunu kendilerinin yapması gerektiğini biliyorlardı.
iv. Bu iki adam için bu işi yapmak garipti; ama Tanrı’nın planında İsa’nın buna sessizce boyun eğmesi de garipti. İsa her şeyi tamamladıktan ve yaşamını teslim ettikten sonra, ölümünden beş dakika – ya da beş saniye – sonra süper kahraman gibi bir güç ve yücelik parlamasıyla çarmıhtan inebilirdi. Ancak Baba Tanrı’nın planına göre, Yusuf’un Pilatus’la görüşüp bedeni mezara koymak için izin almasına yetecek kadar uzun bir süre çarmıhta cansız bir şekilde asılı kaldı. Bedeni son derece zahmetli bir şekilde alınıp Yahudi geleneklerine göre aceleyle gömülene dek o çarmıhta asılı kaldı.
v. Tanrı’nın planında İsa’nın gömülmesi o kadar önemliydi ki, bunun müjdenin temel bileşenlerinden biri olduğu söylenir (1 Korintliler 15:3-4). Bunun neden böyle önemli olduğu konusunda birçok neden düşünebiliriz.
·Bu gömülme Kutsal Yazılar’ı yerine getirdi. Yeşaya 53:9 şöyle der: “Ona kötülerin yanında bir mezar verildi, ama öldüğünde zenginin yanındaydı; bu da Mesih’in bir mezara gömüleceği anlamına geliyordu – ve öyle de oldu.
·Bu gömülme İsa’nın vaadini, öngörüsünü yerine getirmiştir. İsa, Yunus gibi kendisinin de üç gün boyunca gömüleceğini söylemişti (Matta 12:40) ve bu sözün yerine getirilmesi gerekiyordu.
·Bu gömülme, İsa’nın gerçekten öldüğünü gösteriyordu; gelecek olan dirilişin görkeminin kanıtıydı. Hiç kimse Aramatyalı Yusuf’a ya da Nikodim’e İsa’nın gerçekten ölmediğini söyleyemezdi.
·Bu gömülme önemliydi, çünkü gömme baharatları ve hazırlıkları O’nun kutsal bedenini çürümekten koruyordu; Mezmur 16:10’da söylendiği gibi: Sadık kulunun çürümesine izin vermezsin.
·Bu gömülme hem Aramatyalı Yusuf’a hem de Nikodim’e İsa’yla olan ilişkilerini ilan etmeleri için bir yol sağladı; onları gizli öğrencilik durumlarından dışarı çağırdı.
·Bu gömülme ve İsa’nın mezarda geçirdiği günler, öğrencilerin imanını ve bağlılığını sınadı; İsa’nın mezarda yattığını bildikleri o günlerde belli bir tür ölümle ölmelerine neden oldu.
·Bu gömülme ve İsa’nın mezarda geçirdiği günler, İsa’nın çarmıhta sadece günahı değil, ölümü de yendiğini kanıtlamanın yollarıydı. Mezara gömülme ve boş mezar İsa’nın günahı ve ölümü yendiğini gösterir.
·Mezarda geçirilen günler önemliydi çünkü İsa’nın mezarda geçirdiği süre boyunca yapması gereken önemli işler vardı. 1 Petrus 3:18-20 bize İsa’nın gidip bunları zindanda olan ruhlara da duyurduğunu söyler; tüm bunlar hakkında istediğimiz kadar açıklama olmasa da İsa’nın bedeni mezarda cansız yatarken, Ruhu’nun ölülerin mekânı olan Ölüler Diyarı’na gittiği anlaşılmaktadır. Orada, o sırada çarmıhta tamamlanmış işinin ışığında, sadık ölüleri cennete götürdü. Ayrıca derinliklerde hapsedilmiş olan kötü ruhlara yargı ve yaklaşan mahkûmiyet mesajını iletti.
·Bu gömülme, Tanrı Oğlu’nun insanın alçalışı ile kurduğu en son bağdı. İsa’nın çarmıhtaki büyük işinin bir bedel ödeme yönü vardı; ama sadece bununla kalmıyordu. Aynı zamanda radikal bir özdeşleşme yönü de vardır; İsa sizinle mümkün olan her şekilde bağlantı kurar ve sizi de kendisiyle bağlantı kurmaya davet eder. O bizimle birlikte, tamamen insan olmanın en aşağı noktasına kadar inip gömüldü. Bizler de O’nunla birlikte gömüldük – ruhsal olarak imanda, sembolik olarak vaftizde. O bizimle özdeşleşti; biz de imanla O’nunla özdeşleşiriz.
vi. Otuz litre kadar karışık mür ve sarısabır özü: “Bu muazzam miktar, ya zengin bir adamın İsa’ya olan bağlılığını gösterme şekliydi ya da bedenin ve sargıların tamamen bu maddelerle kaplanması gerektiği içindi.” (Dods)
vii. “Yüz Roma poundu’nun (34 kilogram) miktarı Nikodim’in hem servetini hem de İsa’ya verdiği değeri ortaya koymaktadır.” (Tenney)
e. Bahçenin içinde de henüz hiç kimsenin konulmadığı yeni bir mezar vardı: Matta 27:60 bize bu mezarın Aramatyalı Yusuf’a ait olduğunu söyler. Yusuf gibi zengin bir adamın muhtemelen kayaya oyulmuş bir mezarı olurdu; bu mezar çarmıha gerilme yerine yakın bir bahçenin içindeydi.
i. Bu tür mezarlarda küçük bir giriş ve cesetlerin konduğu bir veya birkaç oda olurdu. Cesetler baharatlar, merhemler ve keten bezlerle kısmen mumyalanmış halde bırakılırdı. Yahudiler cesetlere geleneksel olarak yıllarca dokunmaz, bedenler çürüyünce kemikler küçük bir taş kutuya konurdu. Bu kutular, diğer aile üyelerinin kemikleriyle birlikte mezarda tutulurdu.
ii. Mezarın kapısı tipik olarak ağır, daire şekilli bir taştan yapılırdı, bir oluk içinde ilerler ve bir kanala yerleştirilirdi, bu haliyle birkaç güçlü adam dışında hareket ettirilmesi mümkün olmazdı. Bu, kimsenin mezarı rahatsız etmemesini sağlamak için yapılırdı.
iii. İsa’nın çarmıha gerildiği yerde bir bahçe… vardı: “Yuhanna gibi derin görüşlü biri için bu yakınlık bir tesadüf değildi. Yuhanna bahçe ile çarmıh arasında içsel bir uyum olduğunu hissetmişti.” (Morrison)
iv. “İlk Adem’in düşüşü bir bahçede gerçekleşti ve ikinci Adem’in insanlığı Adem’in günahının sonuçlarından kurtarması da bir bahçede oldu.” (Tasker)
v. Henüz hiç kimsenin konulmadığı yeni bir mezar: “Eğer onu eski bir mezara gömselerdi, Yahudiler onun bir peygamberin ya da başka bir kutsal adamın kemiklerine dokunduğunu ve bu şekilde hayata döndüğünü söyleyeceklerdi.” (Spurgeon)
©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik
