Yuhanna 18 – İsa’nın Tutuklanması ve Yargılanması

A. Bahçedeki ihanet ve tutuklama.

1. (1-3) İsa bahçeye giriyor, Yahuda ve askerler onu izliyor.

İsa bu sözleri söyledikten sonra öğrencileriyle birlikte dışarı çıkıp Kidron Vadisi’nin ötesine geçti. Orada bir bahçe vardı. İsa’yla öğrencileri bu bahçeye girdiler. O’na ihanet eden Yahuda da burayı biliyordu. Çünkü İsa, öğrencileriyle orada sık sık buluşurdu. Böylece Yahuda yanına bir bölük askerle başkâhinlerin ve Ferisiler’in gönderdiği görevlileri alarak oraya geldi. Onların ellerinde fenerler, meşaleler ve silahlar vardı.

a. Kidron Vadisi’nin ötesine: İsa Yeruşalim’den çıkıp Kidron Vadisi’ni geçti. Burada bulunan küçük dere tapınağın tahliye kanalıydı ve akıtılan binlerce Fısıh kuzusunun kanından dolayı kıpkırmızı bir haldeydi. Bu, İsa’ya, yakında sunacağı kurbanı canlı bir şekilde hatırlatmaktaydı.

i. “Sunaktan Kidron deresine inen bir kanal vardı ve Fısıh kuzularının kanı bu kanaldan akardı. İsa, Kidron deresini geçtiğinde dere hâlâ kurban edilen kuzuların kanıyla kıpkırmızıydı.” (Barclay)

ii. “Dere ona yaklaşmakta olan kurbanını hatırlatacaktı çünkü içinden tapınaktan gelen kan ve artıklar akıyordu.” (Spurgeon)

b. Orada bir bahçe vardı: Yuhanna burayı Getsemani Bahçesi olarak adlandırmamıştır ama diğer Müjde yazarları buranın adını belirtmiştir (Matta 26:36 ve Markos 14:32). İsa, öğrencileriyle orada sık sık buluşur, belki de geceyi zeytin ağaçlarının altında ya da yakındaki bir mağarada geçirirdi.

i. Luka 21:37, bu Fısıh haftası boyunca İsa’nın geceleri öğrencileriyle birlikte Zeytin Dağı’nda geçirdiğini söyler. Ancak muhtemelen sadece o hafta boyunca değil, orada sık sık buluşuyorlardı. Bu ifade, “İsa’nın sadece o ziyaretteki alışkanlığını belirtmek için söylenmiş olsaydı garip olurdu. Büyük olasılıkla İsa’nın yıllar boyunca bu bahçeyi düzenli olarak kullandığı ima ediliyordu.” (Morris)

ii. Bilindik bir yerdi. “Yaklaşan kurban için kendini adadıktan sonra, artık düşmanlarından saklanmaya çalışmadığı ama Yahuda’nın O’nu bulabileceğini düşündüğü bir yere gittiği açıktır.” (Bruce)

iii. “Aziz Yuhanna bahçedeki ıstıraptan hiç bahsetmez; muhtemelen diğer tüm Müjde yazarları tarafından çok fazla anlatıldığını gördüğü için.” (Clarke)

c. Böylece Yahuda yanına bir bölük askerle… oraya geldi: Yahuda, İsa’yı yakalamak ve tutuklamak amacıyla bir grup askerle birlikte bahçeye geldi. Hem bir bölüğü (çok kalabalık bir Romalı asker grubu) hem de tapınak güvenlik gücünden görevlileri yönlendiriyordu. Neden böyle büyük bir güçle geldikleri doğrudan yanıtlanmamıştır; dini liderler ya da Romalılar bir tür savaş ya da çatışma beklemiş ya da bundan korkmuş olmalılar.

i. Fenerler, meşaleler: “Bunlarla, Mesih’in kendisini gizlediği köşeleri ve mağaraları araştırmayı amaçlamışlardı çünkü başka bir amaç için fenerlere ve meşalelere ihtiyaçları olamazdı, O zaman, ayın evresinin on dördüncü günüydü, Nisan ayıydı ve sonuç olarak ay dolunaydı ve parlıyordu.” (Clarke)

ii. Bu bir bölük asker kılıç ve sopalarla donatılmıştı ve İsa bunun ne kadar gereksiz olduğunu belirtti: Bundan sonra İsa kalabalığa dönüp şöyle seslendi: Niçin bir haydutmuşum gibi beni kılıç ve sopalarla yakalamaya geldiniz? Her gün tapınakta oturup öğretiyordum, beni tutuklamadınız (Matta 26:55).

iii. Bölük: “Bu sözcük, eğer doğru kullanılırsa, üç anlama gelebilir. Roma taburu için kullanılan Grekçe sözcük budur ve bir Roma taburunda altı yüz kişi bulunuyordu. Eğer yardımcı askerlerden oluşan bir alay ise, bir speira bin kişi, iki yüz kırk süvari ve yedi yüz altmış piyadeden oluşuyordu. Bazen, çok daha nadir olarak, bu sözcük iki yüz kişiden oluşan ve maniple adı verilen bir müfreze için de kullanılıyordu.” (Barclay)

iv. “τν σπεραν’daki [bölük] sözcüğünde kullanılan ek, Yeruşalim’deki Antonia kalesini garnizon olarak kullanan tabura işaret etmektedir. ‘Görevliler’ (πηρέτας) Levi oymağından seçilen Tapınak polisinden oluşan kişilerdir.” (Trench)

v. Bu, Yahuda’nın, İsa’nın doğasını yanlış anladığını ve aynı zamanda O’nun gücünü hafife aldığını göstermektedir. Eğer İsa, Yahuda’ya ve ihanet eden Şeytan’a karşı fiziksel olarak savaşacak doğada olsaydı, bir bölük asker pek yeterli olmazdı.

vi. Günahsız bir İnsan, yeri kararlaştırılmış bir bahçede Şeytan’ın temsilcisiyle savaşmak üzereydi (Luka 22:3). Böyle bir karşılaşma daha önce gerçekleştiğinde, günahsız insan başarısız oldu. Ama İkinci Adem başarısız olmayacaktı.

2. (4-6) İsa Yahuda’yla ve askerlerle konuşuyor.

İsa, başına geleceklerin hepsini biliyordu. Öne çıkıp onlara, “Kimi arıyorsunuz?” diye sordu. “Nasıralı İsa’yı” diye karşılık verdiler. İsa onlara, “Benim” dedi. O’na ihanet eden Yahuda da onlarla birlikte duruyordu. İsa, “Benim” deyince gerileyip yere düştüler.

a. İsa, başına geleceklerin hepsini biliyordu: Yahuda, İsa’yı hazırlıksız yakalamayı umuyordu ama bu imkânsızdı. İsa’nın tüm yaşamı bu saat için hazırlanmıştı ve İsa bu an için hazırdı.

b. Kimi arıyorsunuz: Öne çıkan İsa bu soruyu en az iki nedenden dolayı sormuştur. Olası bir şiddetin öğrencilerine değil, Kendisine yönelmesini istiyordu, bu yüzden Kendisini tanıtmak istedi. İsa ayrıca Yahuda ve askerlerin kötü niyetlerini açıklamalarını da istemiştir.

c. Nasıralı İsa: Bu isim, İsa’nın yaygın olarak bilinen ismiydi. İsa normalde bir öğretmen, marangoz rolüyle veya herkes tarafından bilinen soyuyla (Yusuf oğlu İsa) tarif edilmiyordu. İsa kendisini Nasıra ile özdeşleştiren bu unvanı seçmiş ve almıştır.

i. “Küçümsemek için ona Nasıralı İsa diyorlardı. İsa bunu kabul etti ve bir taç gibi giydi. Bizim de aynı şeyi yapmamız gerekmez mi?” (Trapp)

d. Benim: İsa onlara özgün dilde iki sözcükten oluşan ilginç bir ifadeyle yanıt vermiştir (ego eimi). Bu ilginç bir yanıttır çünkü İsa Ben O’yum dememiş, sadece Benim demiştir. İsa, bu ifade ile Yuhanna Müjdesinde kaydedilen Ben’im sözleri, özellikle de Yuhanna 8:58’le (ama aynı zamanda Yuhanna 6:48, 8:12, 9:5, 10:9, 10:11-14, 10:36, 11:25, 14:6 ayetleriyle) bağlantı kurarak bilinçli bir şekilde Tanrı olduğunu ilan etmiştir.

i. “Askerler, kaçan bir köylüyü gizlice yakalamaya gelmişlerdi. Karanlıkta, kaçmak yerine onlara doğru gelen ve tanrısal bir dille konuşan etkileyici bir kişiyle karşılaştılar.” (Morris)

ii. “Grekçe ego eimi ifadesi Ben O’yum şeklinde çevrildiğinde, Grekçe Kutsal Kitap’a bilgisine aşina olanlar için tanrısallığı çağrıştırabilir çünkü bu sözcük Septuagint’te Tanrı’nın kutsal adının çevirisidir (bkz. Mısır’dan Çıkış 3:14).” (Tasker)

e. İsa, “Benim” deyince gerileyip yere düştüler: İsa, tanrısal kimliğini (Ben’im sözüyle) açıkladığında, Yahuda ve askerlerin hepsi gerileyip düştü. Bu sözcükle öyle bir ilahi kudret, ihtişam ve Tanrı’nın varlığı ortaya çıkmıştı ki, İsa’nın düşmanları O’nun karşısında ayakta duracak güç bulamadılar.

i. “Kurtarıcımız burada Tanrılığının görkeminden küçük bir ışık hüzmesi saçtı ve 500 adam onun önünde düştü.” (Trapp)

ii. Bu, İsa’nın durumu tamamen kontrol altında tuttuğunu gösterir. Genel olarak İsa’nın, Yahuda önderliğinde tutuklamaya gelen bu orduyla gitmesi gerekmiyordu. Sadece ağzından çıkan sözlerle ifade ettiği gibi Tanrı’nın gücüyle onları alt edebilir ve kolayca oradan uzaklaşabilirdi.

iii. “Rabbimiz onlara Kendi sonsuz gücünün bu kanıtını sergilemeyi seçti, öyle ki, ağzından çıkan soluğun onları şaşkına çevirdiğini, geri püskürttüğünü ve yere serdiğini görerek, kudretini kullanmak isterse, güçlerinin ona üstün gelemeyeceğini bilsinler.” (Clarke)

iv. “Bu olayın mucizevi doğası hakkındaki soru, bunun bir mucize olup olmadığı değil (çünkü bir mucize olarak görülmesi gerektiği açıktır), ancak bu, Rabbimizin özellikle amaçladığı bir eylem miydi, yoksa O’nun insanüstü yüceliğinin ve yanıtındaki görkemli sükûnetin bir sonucu muydu, bilinmez.” (Alford)

v. “Rabbimiz’in yaşamının neresinde O’nun alçakgönüllü alçalışını her zamankinden daha vurgulu bir şekilde gösteren bir olay varsa, bu alçalışın yanında O’nun yüceliğinin görkemini gösteren bir şey de vardır.” (Maclaren)

·İsa alçakgönüllü bir bebek olarak doğdu ama doğumu melekler tarafından duyuruldu.

·İsa’ya bir hayvan yemliğinde beşik yapıldı ama doğumunu işaret eden şey gökte bir yıldızdı.

·İsa bir günahkâr gibi vaftize boyun eğdi, sonra da Tanrı’nın O’nu onayladığı sesini duydu.

·İsa yorgun düştüğünde uyudu ama fırtınayı dindirmek için uyandı.

·İsa, ölünün mezarının başında ağladı, sonra da ölüyü yaşama çağırdı.

·İsa tutuklanmak üzere teslim oldu, sonra “Benim” dedi ve tüm askerleri yer düştü.

·İsa çarmıhta öldü ama çarmıhta günahı, ölümü ve Şeytan’ı yendi.

3. (7-9) İsa kendi isteğiyle onu tutuklamaya gelen orduyla birlikte gidiyor.

Bunun üzerine İsa onlara yine, “Kimi arıyorsunuz?” diye sordu. “Nasıralı İsa’yı” dediler. İsa, “Size söyledim, benim” dedi. “Eğer beni arıyorsanız, bunları bırakın gitsinler.” Kendisinin daha önce söylediği, “Senin bana verdiklerinden hiçbirini yitirmedim” şeklindeki sözü yerine gelsin diye böyle konuştu.

a. Onlara yine… sordu: İsa, askerlerin paniğe kapılıp öğrencilerine zarar vermesini istemiyordu. İsa, askerlerin dikkatini yine Kendisine çekti ve muhtemelen yanıtlamakta tereddüt ettikleri bir soruyu onlara yine sordu.

b. Size söyledim, benim: İsa daha önce de aynı sözleri söylemişti (Benim, ego eimi) ama Yahuda ve askerler daha önce olduğu gibi bu sefer yere düşmemişlerdi. Bu durum, bu sözcüklerde sihirli bir şey olmadığını, daha önce olanın, Tanrı’nın gücünün bilinçli bir şekilde sergilenmesiyle yere düşmeleri olduğunu gösterir.

c. Eğer beni arıyorsanız, bunları bırakın gitsinler: Yuhanna 18:6’da anlatılan gücün açığa çıkmasından sonra, İsa tutuklanması konusunda karşı çıkmaya devam etmedi. İsa, öğrencilerini korumak için kendi isteğiyle teslim oldu. Bu, çarmıhta nihai zirvesini bulacak olan aynı fedakâr sevgiydi. Bu, aynı zamanda İsa’nın askerleri neden yere düşürdüğünü de açıklar; gücün açığa çıkması İsa’nın kendisini değil, öğrencilerini korumak içindi.

i. Bunları bırakın gitsinler: “Bu sözler yalvarma sözlerinden çok yetki sözleridir. Kendimi gönüllü olarak size teslim ediyorum ama bu öğrencilerimden birini rahatsız edemezsiniz. Onları incitmek sizin zararınıza olur. Bırakın yollarına devam etsinler. Size gücümü zaten kanıtladım: Koyunlarım için canımı feda edeceğimden dolayı, gücümü kendim için kullanmayacağım ama bunların en küçüğüne bile zarar vermenize izin vermeyeceğim.” (Clarke)

ii. “Bir anlamda onların güvenliği için kendini feda etti. Baba’ya onları koruyacağına dair söz vermişti (Yuhanna 17:12) ve hayatını gönüllü olarak teslim ederek bu garantiyi yerine getirdi.” (Tenney)

iii. Öğrenciler, bunları bırakın gitsinler sözlerini oradan ayrılma işareti olarak aldılar. Muhtemelen olabildiğince hızlı ve sessiz bir şekilde oradan ayrıldılar.

d. Senin bana verdiklerinden hiçbirini yitirmedim: İsa bunu yaparak Yuhanna 6:39 ve Yuhanna 17:12’de söylediklerini yerine getirmiş oldu.

4. (10-12) Petrus, İsa’yı tutuklayan gruptan birine saldırıyor.

Simun Petrus yanında taşıdığı kılıcı çekti, başkâhinin Malkus adındaki kölesine vurup sağ kulağını kopardı. İsa Petrus’a, “Kılıcını kınına koy! Baba’nın bana verdiği kâseden içmeyeyim mi?” dedi. Bunun üzerine komutanla buyruğundaki asker bölüğü ve Yahudi görevliler İsa’yı tutup bağladılar.

a. Simun Petrus yanında taşıdığı kılıcı: Öğrencilerin bazen kılıç taşıdığı görülmektedir ve Luka 22:38 ayeti bu olayda onlarda en az iki kılıç olduğunu göstermektedir. Hırsızlar ve saldırganlar söz konusu olduğundan dolayı yanında kılıç taşımak mantıklıydı.

b. Kılıcı çekti, başkâhinin… kölesine vurup: Diğer Müjde yazarlarının aktardığı kayıtlar, bunu öğrencilerden birinin yaptığından söz eder ancak Yuhanna bu saldırıyı yapanın Simun Petrus olduğunu söyleyen tek Müjde yazarıdır. Petrus daha önce İsa’ya ne pahasına olursa olsun O’nu savunacağına dair verdiği sözü yerine getirmek istemiştir: Seninle birlikte ölmem gerekse bile seni asla inkâr etmem! (Matta 26:35).

i. “Petrus’un diliyle kanıtlayamadığı imanını kılıcıyla kanıtlamaya çalışması son derece düşüncesizce bir davranıştır.” (Calvin, aktaran Morris)

ii. “Ama (soylu ve ünlü yazar Lord Brook’un dediği gibi) Petrus’un kılıcıyla Malkus’un kulağını kesmesi üzücü bir alametti çünkü Malkus bir kralı ya da krallık otoritesi simgeliyordu. Papa’nın kendisini Augustus ya da imparator olarak adlandırılan her şeyin üzerinde bir konuma çıkarması ise burada anlatmaya gerek kalmayacak kadar iyi bilinen bir gerçektir.” (Trapp)

c. Sağ kulağını kopardı: Bunun, kılıcı sağ elinde tutan Petrus’un başkâhinin kölesine arkadan saldırmış olması anlamına geldiği düşünülmüştür (ancak bunu kanıtlamak mümkün değildir) çünkü Petrus’un yüzü köle Malkus’a dönük olsaydı sağ kulağını koparması neredeyse imkânsız olurdu. Petrus’un kasıtlı olarak asker olmayan birini seçmiş ve ona arkadan saldırmış olması oldukça mümkündür. Bu pek de övgüye değer bir cesaret gösterisi değildi.

i. Yuhanna’nın sadece başkâhinin kölesi Malkus’un adını anması önemli olabilir. Bu durum, Yuhanna’nın, başkâhinin ev halkıyla bağlantısı olduğuna dair bir başka kanıttır (Yuhanna 18:16). Ayrıca Malkus’un daha sonra Hıristiyan olduğunu da gösterebilir çünkü Müjde kitaplarında ve Elçilerin İşleri’ndeki kişilerin adları genellikle ilk Hıristiyan toplulukları arasında tanındıkları için açıkça belirtilir.

d. Kılıcını kınına koy: İsa, Petrus’u yaptığı şey için övmedi; ona durmasını söyledi. Bu, İsa’yı tutuklamaya gelenleri korumak için olduğu kadar Petrus’u da korumak içindi. Hepsinden önemli olan, İsa’nın, Baba’nın İsa’ya verdiği kâseyi, yani katlanacağı acı ve yargı payını içebilmesiydi.

i. “Petrus’un düşüncesizce hareket etmesi, Efendisi’ne herhangi bir iyilik yapmaktan çok, kendisini ve arkadaşlarının başını ciddi bir belaya sokacaktı ama başarı şansı daha yüksek görünse bile, İsa, Babası’nın kendisine verdiği işi tamamlamasına engel olacak hiçbir şeye izin vermeyecekti.” (Bruce)

ii. Müjde yazarı Yuhanna, Petrus’un saldıran taraf olarak suçlu olduğunu söylemiş ama İsa’nın başkâhinin kölesinin kesik kulağını mucizevi bir biçimde iyileştirdiğini söylememişti (Luka 22:51).

e. Komutanla buyruğundaki asker bölüğü ve Yahudi görevliler İsa’yı tutup: Burada iki farklı grup anlatılmaktadır. Komutan, Romalı bir yüzbaşıydı, Yahudi görevliler ise tapınağın güvenlik güçleriydi.

i. Komutan: “‘Komutan’ (chiliarchos) sorumlu subaydı, kendisinin Yeruşalim’deki Roma garnizonunun amiri olması muhtemeldir (Elçilerin İşleri 22:24, 26, 27, 28; 23:17, 19, 22’de aynı sözcüğün kullanılmasına bakın). Bu teknik ifade, Romalıların, Yahudi hiyerarşisinin eylemini desteklediği izlenimini güçlendirmektedir.” (Tenney)

f. Bağladılar: İsa’yı peşinden birçok asker toplayacak kadar tehlikeli görüyorlardı, bu yüzden İsa’yı gözaltında bağladılar ve O’na bir tehditmiş gibi davrandılar. Ancak İsa sadece Babası’nın isteğine teslim olduğu için bağlı kaldı; hastaları iyileştiren ve ölüleri dirilten eller, elbette bağları da koparabilirdi.

i. Ruhsal uygulama kısmı için İsa’nın iki şekilde bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

·İsa sevgi bağlarıyla bağlanmıştı.

·İsa bizim esaret bağlarımızla bağlanmıştı.

ii. “Bu bağlanma işi, Irenaeus’un da söylediği gibi, Tanrının geri çekildiği anda yapıldı çünkü İsa, öğrencilerini kurtardığı gibi kendisini de kolayca kurtarabilirdi ama söz konusu kurban sunağa iplerle bağlanıp getirilerek sunulmalıydı. O, bir suçlu gibi elleri ve kolları bağlanarak zincire vuruldu.” (Trapp)

iii. “Hanan tarafından bağlarının çözüldüğüne ne de bir an bile hafifletildiğine ya da gevşetildiğine dair herhangi bir işaret bulamıyorum; aksine O, Kendisini sıkı sıkıya bağlayan zalim iplerle bağlı bir halde, büyük salondan Kayafa’nın ikamet ettiği sarayın öteki kanadına gönderildi.” (Spurgeon)

B. İsa’nın Hanan’ın önünde yargılanması; Petrus’un inkarı.

1. (13-14) İsa, Hanan’a götürülüyor.

O’nu önce, o yıl başkâhin olan Kayafa’nın kayınbabası Hanan’a götürdüler. Halkın uğruna bir tek adamın ölmesinin daha uygun olacağını Yahudi yetkililere telkin eden Kayafa idi.

a. O’nu önce… Hanan’a götürdüler: Hanan resmi başkâhin değildi, Kayafa’nın kayınpederiydi ve Kayafa’yı göreve getiren kişiydi.

i. “Hanan Yeruşalim’deki tahtın arkasındaki güçtü. Kendisi M.S. 6-15 yılları arasında başkâhinlik yapmıştı. Dört oğlu da başkâhinlik yapmıştı ve Kayafa onun damadıydı.” (Barclay)

ii. “Talmud‘da şöyle bir bölüm vardır: ‘Vay Hanan’ın evine! Vay onların yılan gibi tıslamasına! Onlar Baş Kahinler; oğulları hazinenin bekçileri; damatları Tapınağın koruyucuları; ve görevlileri halkı sopalarla dövüyor.’ Hanan ve ev halkı kötü bir şöhrete sahipti.” (Barclay)

iii. “Her halükarda, Rab önce Hanan’a götürüldü ve bu eylemin bir sebebi olduğuna eminiz. Bir bakıma Hanan, İsa’ya düşmanlıkta başı çekiyordu; öylesine kötü niyetli, gaddar ve ilkesizdi ki, zulmedenlerin başı sayılabilirdi.” (Spurgeon)

b. Halkın uğruna bir tek adamın ölmesinin daha uygun olacağını Yahudi yetkililere telkin eden Kayafa idi: Kayafa’nın bilmeden yaptığı bu peygamberlik, Yuhanna 11:49-53’te yer almaktadır. Kayafa bilmeden, İsa’nın halk uğruna ölmesinin iyi olduğu gerçeğini dile getirmiştir.

i. Kayafa bilmeden ağzından çıkan bu peygamberlikle mantıklı bir şekilde konuşmuştur (çoğunluğun iyiliği bir kişinin iyiliğinden daha ağır basar); ama ahlaki açıdan konuşmamıştır (masum bir Adamı, Tanrı’nın Mesih’ini ölüme göndermek yanlıştı).

ii. Yuhanna’nın bize Kayafa’nın, Yuhanna 11:49-52’de söylediklerini hatırlatmasının bir nedeni de İsa’ya karşı verilecek hükmün çoktan verilmiş olduğunu göstermektir. Bu adil bir yargılama olmayacaktı. “İsa böyle bir yargıçtan pek bir şey bekleyemezdi. Burada adaletin sarsılmaz olduğunu görmeye hazır bir idealist değil, daha önceden İsa’nın öldürülmesi lehine konuşmuş, çıkarcı bir siyasetçi vardı.” (Morris)

2. (15-16) Petrus ile Yuhanna, İsa’yı, başkâhinin evine kadar izliyor.

Simun Petrus’la başka bir öğrenci İsa’nın ardından gidiyorlardı. O öğrenci başkâhinin tanıdığı olduğu için İsa’yla birlikte başkâhinin avlusuna girdi. Petrus ise dışarıda, kapının yanında duruyordu. Başkâhinin tanıdığı öğrenci dışarı çıkıp kapıcı kızla konuştu ve Petrus’u içeri getirdi.

a. Simun Petrus’la başka bir öğrenci İsa’nın ardından gidiyorlardı: Petrus Getsemani Bahçesi’nde kılıcıyla ve başkâhinin kölesinin kulağını kopararak kendini utandırdı. Sadakatini gösterme gayretiyle, ikinci bir şans umuduyla, İsa’yı tutulduğu yere kadar takip etti. Çoğu kişi buradaki başka bir öğrencinin, başkâhinle ve ev halkıyla daha önceden bağlantısı olan (başkâhinin tanıdığı) Yuhanna olduğuna inanır.

i. “Ailesinin iş ilişkileri ya da muhtemel evlilik bağları yoluyla başkâhinlikle bağlantısı olabilir.” (Tenney)

ii. “Belki de babası Zebedi’yle birlikte şişman kâhinlere en iyi ve en lezzetli balıkları sunmaya alışkın oldukları için (çünkü bu diğer öğrenci, önce diğerleriyle birlikte kaçan ve şimdi efendisine ne olacağını görmek için gelen Yuhanna’ydı).” (Trapp)

b. Kapıcı kızla konuştu ve Petrus’u içeri getirdi: Yuhanna’nın başkâhinle ve hizmetkârlarıyla olan bağlantısı, Petrus ile Yuhanna’nın böyle bir gecede başkâhinin mülküne nasıl erişebildiğini açıklar.

3. (17-18) Petrus İsa’yla olan ilişkisini birinci kez inkâr ediyor.

Kapıcı kız Petrus’a, “Sen de bu adamın öğrencilerinden değil misin?” diye sordu. Petrus, “Hayır, değilim” dedi. Hava soğuk olduğu için köleler ve nöbetçiler yaktıkları kömür ateşinin çevresinde durmuş ısınıyorlardı. Petrus da onlarla birlikte ayakta ısınıyordu.

a. Sen de bu adamın öğrencilerinden değil misin: Başkâhinin evinin avlusunun kapısına bakan sıradan bir kapıcı kız Petrus’u sorguladı. Petrus’un sadakatinin bu ilk sınavı kolay görünüyordu; hiçbir yanıt vermeyebilir, bir şeyler mırıldanabilir ya da “O’nu tanıyorum” diyebilirdi.

i. Sen de bu adamın öğrencilerinden: Buradaki de bağlacı, Yuhanna’nın kapıcı kız tarafından zaten İsa’nın öğrencisi olarak bilindiği anlamına gelir. “Hizmetçi kız muhtemelen ‘başka bir öğrencinin’ İsa’nın bir takipçisi olduğunu biliyordu ve onun Petrus’u getirdiğini gördüğünde, sanki şöyle dedi: ‘Yok artık, bir tane daha mı! (Bruce)

ii. Bu adamın öğrencileri: “Grekçe’de ‘bu adam‘ küçümseyici bir ifadedir, daha çok ‘bu herif’ ya da ‘bu şahıs’ anlamına gelir.” (Tasker)

iii. “Şapşal bir kapıcı kız, az önceki cengaveri dize getirdi.” (Trapp)

b. Hayır, değilim: Petrus, kapıcı kızın olumsuz yapıdaki sorusuna kendi olumsuz ifadesiyle karşılık verdi. İsa’ya sadık kalmadı, O’nun öğrencisi olduğunu inkâr etti. Bu olay kapıda gerçekleşmiş gibi görünmektedir ve Petrus’un üzerinde fazla düşünmediği hızlı gelişen bir konuşma olabilir ama bu bile İsa’yla olan ilişkisinin açık bir inkârıydı.

i. “İlk inkâr, görünüşe göre, sadece utanç duygusundan dolayı aceleyle ve neredeyse istemeden gerçekleşmişti.” (Alford)

c. Petrus da onlarla birlikte ayakta ısınıyordu: Petrus’un orada bulunmasının tek nedeni hava soğuk olduğu için ve ısınmak istediği için değildi. Petrus ayrıca göze çarpmak ve fark edilmek istemediği için küçük kalabalığın arasına karışmak istiyordu. Fark edilmek tehlikeliydi çünkü tutuklanan ve başı ciddi dertte olan adamın öğrencisiydi.

i. Petrus… ayakta: “Luka oradakilerin ve Petrus’un oturduğundan oldukça emindir; Matta da Petrus için aynı şekilde oturduğunu söyler. Yuhanna ise oradakilerden ve Petrus’tan ayakta duruyorlarmış gibi söz eder: ama Yuhanna’nın kullandığı bu sözcükler… öylesine sık bir şekilde deyimsel olarak sadece ‘durmak’, ‘kalmak’, ‘orada bulunmak’, ‘olmak’ anlamında kullanılır ki, burada gerçekten fiziksel olarak ‘ayakta durmak’ anlamı çıkarmak doğru olmaz – Yuhanna’nın müjdesinde bu sözcüğün geçtiği diğer on dokuz yerde olduğu gibi.” (Trench)

4. (19-21) Hanan İsa’yı sorguya çekiyor.

Başkâhin İsa’ya, öğrencileri ve öğretisiyle ilgili sorular sordu. İsa onu şöyle yanıtladı: “Ben söylediklerimi dünyaya açıkça söyledim. Her zaman bütün Yahudiler’in toplandıkları havralarda ve tapınakta öğrettim. Gizli hiçbir şey söylemedim. Beni neden sorguya çekiyorsun? Konuştuklarımı işitenlerden sor. Onlar ne söylediğimi biliyorlar.”

a. Başkâhin İsa’ya, öğrencileri ve öğretisiyle ilgili sorular sordu: Hanan, belki de korku ya da kıskançlık nedeniyle İsa’nın öğrencileri hakkında bilgi edinmek istedi. Sonra İsa’nın öğretisi hakkında, yani İsa’nın, din kurumunu ilgilendirebilecek ne gibi şeyler öğrettiğini öğrenmek istedi.

i. Hanan tutukluyu huzuruna çağırıp, “Bize ne suçun olduğunu ve seninle birlikte olan herkesi anlat bakalım” dedi. İsa verdiği yanıtta öğrencilerinden hiç söz etmedi. Onları mümkün olan her şekilde korudu.

ii. “Hanan adı umut veriyordu çünkü yumuşak huylu ve merhametli anlamına geliyordu oysa Rab İsa’yı sözleriyle tuzağa düşürmeye girişen ilk kişi o oldu – tabi eğer başarabilseydi.” (Spurgeon).

b. Ben söylediklerimi dünyaya açıkça söyledim: İsa, Hanan’a sorgulama sırasında, açıkça gizli bir doktrini ya da öğretisi olmadığını söyledi. O öğretisini havralarda ve tapınakta herkese açık bir biçimde öğretmişti. Hatta İsa, gizli hiçbir şey söylemedim bile dedi.

i. “Gerçek cesur ve açıktır; sapkın öğreti ise kendini gizler ve ışıktan nefret eder.” (Trapp)

c. Beni neden sorguya çekiyorsun? Konuştuklarımı işitenlerden sor: İsa bunu söylerken işbirliği yapmayı reddetmiyordu, sadece yasal hakkını savunuyordu. Tanıklar dinlenip tanıkların doğru söyledikleri anlaşılana dek suçlanan kişiye karşı resmi bir suçlamada bulunulamazdı.

i. Başkâhinin görevi, önce savunma makamının tanıklarını çağırmaktı. Yahudi yasalarına göre sanıklara yönelik bu temel yasal korumalar İsa’nın duruşmasında gözetilmemiştir. “Bu nedenle İsa, öğretisi söz konusuysa, kanıtların normal şekilde dinlenilmesi gerektiğini iletti.” (Bruce)

ii. “Çünkü Talmud, Yüksek Kurul. C. iv. S. 1 şöyle der: ‘Ceza davaları, yalnızca gündüz vakitlerinde hava aydınken başlatılabilir ve yalnızca gündüz vakitlerinde hava aydınken karara bağlanabilir. Eğer kişi beraat ederse, hüküm o gün içinde açıklanabilir; ama eğer mahkum edilirse, hüküm ertesi gün gündüz bir vakte kadar açıklanamaz. Ayrıca hiçbir hükmün cezası, ne Şabat Günü arifesinde ne de herhangi bir bayram arifesinde infaz edilemez.” (Clarke)

5. (22-24) İsa’nın Hanan’ın huzurundaki ifadesinin sonu.

İsa bunları söyleyince, yanında duran görevlilerden biri, “Başkâhine nasıl böyle karşılık verirsin?” diyerek O’na bir tokat attı. İsa ona, “Eğer yanlış bir şey söyledimse, yanlışımı göster!” diye yanıtladı. “Ama söylediklerim doğruysa, niçin bana vuruyorsun?” Bunun üzerine Hanan, O’nu bağlı olarak Başkâhin Kayafa’ya gönderdi.

a. Yanında duran görevlilerden biri: Bu isimsiz görevli İsa’nın çarmıha gerilmesiyle sonuçlanacak olan fiziksel tacizi başlattı. İsa, Tanrı olduğu için bu kişinin adını biliyordu ama Tanrı’nın Mesih’ine karşı ne yaptığının farkında olmayan kişilerden biri olduğu için (Luka 23:34), kendisine lütfetti ve onun adı buraya yazılmadı.

b. O’na bir tokat attı: Adı yazılmadı ama suçu kaydedildi. Hiçbir uyarıda bulunmadan İsa’ya avucunun içiyle sert bir tokat attı ve İsa’yı başkâhine saygısızlık etmekle suçladı.

i. “Bu darbe, ardından gelecek olan aşağılamaların işaretiydi.” (Alford)

c. Eğer yanlış bir şey söyledimse, yanlışımı göster… Ama söylediklerim doğruysa, niçin bana vuruyorsun: İsa hem adı açıklanmayan görevliden hem de Hanan’dan bu fiziksel şiddeti haklı göstermesini istedi. İsa, bu utanç verici gerçeği ortaya çıkardı: kendi adalet ilkelerini ve uygulamalarını Nasıralı İsa için uygulamadıklarını gösterdi.

d. Hanan, O’nu bağlı olarak Başkâhin Kayafa’ya gönderdi: Hanan’ın İsa’ya verecek hiçbir yanıtı yoktu. İsa’yı daha resmi bir yargılama için başkâhinlik görevini yürüten kişiye gönderdi ve İsa’yı tehlikeli bir suçluymuş gibi bağlı halde gönderdi.

6. (25-27) Petrus, İsa’yı ikinci kez inkâr ediyor.

Simun Petrus hâlâ ateşin yanında durmuş ısınıyordu. O’na, “Sen de O’nun öğrencilerinden değil misin?” dediler. “Hayır, değilim” diyerek inkâr etti. Başkâhinin kölelerinden biri, Petrus’un, kulağını kestiği adamın akrabasıydı. Bu köle Petrus’a, “Bahçede, seni O’nunla birlikte görmedim mi?” diye sordu. Petrus yine inkâr etti ve tam o anda horoz öttü.

a. Simun Petrus hâlâ ateşin yanında durmuş ısınıyordu: İsa’yı Hanan’ın evinde uzaktan izleyen Petrus, küçük kalabalığın arasına karışmayı ve fark edilmemeyi umuyordu. Ancak Petrus onların arasında olduğu için onu fark ettiler.

i. Luka 22:61, Petrus’un İsa’yı muhtemelen uzaktan görebildiğini ifade eder. Petrus büyük olasılıkla İsa’ya beklenmedik bir şekilde atılan sert tokadı görmüş ve tüm bu olayın düşündüğünden daha şiddetli ve karmaşık olacağını anlamıştır. Bu görüntünün yarattığı şok, ateşin yanında durmuş ısınmaya çalışan Petrus’un stres ve panik düzeyini artırmıştır.

b. Sen de O’nun öğrencilerinden değil misin: Ateşin başındaki bu isimsiz kişi, kapıdaki hizmetçi kızla aynı soruyu sordu (Yuhanna 18:17), hatta onun gibi olumsuz bir soru yapısında sordu. Petrus ikinci kez Hayır, değilim dedi ve İsa’yla olan bağlantısını inkâr etti.

i. Sen de O’nun öğrencilerinden: İkinci kez öğreniyoruz ki, orada başka bir öğrenci daha bulunmaktadır ve bu kuşkusuz Yuhanna’dır. Petrus, Yuhanna’nın orada olduğunu ve İsa’nın öğrencisi olarak bilindiğini biliyordu ama kendisi bu şekilde bilinmek istemiyordu.

c. Başkâhinin kölelerinden biri, Petrus’un, kulağını kestiği adamın akrabasıydı: Bu bilgi, başkâhinle ve ev halkıyla bağlantısı olan Yuhanna’nın bileceği türden bir bilgidir (Yuhanna 18:15-16).

d. Bahçede, seni O’nunla birlikte görmedim mi: Malkus’un akrabası, kendi akrabasına saldıran adama özellikle dikkat etmiş olmalı. Avludaki gece ateşinin ışığında bile Petrus’u, Malkus’a arkadan kılıçla saldıran adam olarak tanıdı.

i. Seni…görmedim mi: “Özgün dilde ‘ben‘ ifadesi üzerinde bir vurgu vardır: “Seni kendi gözlerimle görmedim mi?” der gibi. (Alford)

e. Petrus yine inkâr etti: Matta 26:74 Petrus’un bu üçüncü inkârını, küfürler ve sövgüyle yaptığını söyler. Bunu, İsa’yla hiçbir bağlantısı olmadığını düşündürmek için yapmıştır. Bu noktada aslında Petrus’un imanı değil, cesareti sarsılmıştır diyebiliriz.

f. Tam o anda horoz öttü: O an, İsa’nın Yuhanna 13:38’de söyledikleri yerine gelmiş oldu ve Petrus hemen İsa’nın yukarı kattaki odada söylemiş olduğu sözleri hatırlamış olmalı.

C. İsa, Pilatus’un huzuruna çıkarılıyor.

1. (28) İsa Romalı liderin önünde.

Sabah erkenden Yahudi yetkililer İsa’yı Kayafa’nın yanından alarak vali konağına götürdüler. Dinsel kuralları bozmamak ve Fısıh yemeğini yiyebilmek için kendileri vali konağına girmediler.

a. İsa’yı Kayafa’nın yanından alarak: Sorgulamadan sonra Hanan, İsa’yı iki bölümden oluşan bir yargılama için Kayafa’ya gönderdi (Yuhanna 18:24). İlki, Matta 26:57-68 ayetlerinde kaydedilen aceleyle toplanmış bir kurul toplantısıydı. İkincisi ise Yüksek Kurul’in gündüz vakti yaptığı resmi toplantıydı (Luka 22:66).

i. Yuhanna Müjdesi, İsa’nın sadece Kayafa’ya gönderilişinden ve Kayafa’nın da İsa’yı Pilatus’a göndermesinden söz eder. Yuhanna İsa’nın Romalı lider Pontius Pilatus’un huzuruna çıkışına odaklanmıştır.

b. Vali konağına: Bu sözcük Pilatus’un Yeruşalim’deki karargâhını anlatmak için kullanılır ve büyük ihtimalle, resmi görevlerini yürüttüğü ve yargılama yetkisini kullandığı Roma Kalesi Antonia’yı tarif eder.

i. “‘Praetorium’ sözcüğü bir Roma askeri valisinin (Yahudiye valisi gibi) karargâhını ifade eder. Roma ordugâhında praetorium, komutanın ordugâhın merkezinde bulunan karargâhıydı.” (Bruce)

ii. “Philo bize Pilatus’un bir keresinde Hirodes’in sarayına kalkanlar astığını söyler (Leg. Ad Gai., 299). Birkaç yıl sonra Florus vali olduğunda yine aynı sarayda kalmıştır (Josephus, Bell. Ii, 301, 328). Pilatus’un orada kalmış olduğunu kanıtlamak için yeterli delil yoktur ve tüm mesele belirsiz olarak kabul edilmelidir.” (Morris)

c. Dinsel kuralları bozmamak… için kendileri vali konağına girmediler: Yuhanna, Yahudi yöneticilerin ikiyüzlülüğünü ortaya koymak için ironik bir dokunuşta bulunmuştur. Dini törenleri etkileyen kirlenme konusuyla ilgili nispeten küçük emirleri yerine getirmeyi reddettiler ama Tanrı’nın Mesih’ini reddederek ve masum bir İnsanı ölüme mahkûm ederek çok daha büyük emirleri çiğnediler.

i. “Bu nedenle duruşma binanın önünde, açık havada başlamıştır.” (Dods)

ii. ” İğrenç bir ikiyüzlülük! Dışsal kirliliklere titizlikle dikkat ediyorlar ama masum kanı dökerek vicdanlarını kirletmekten çekinmiyorlar. Bu, sineği süzüp de deveyi yutmak değil de nedir? ” (Trapp)

iii. “Westcott, Yuhanna’nın vali konağına girmiş ve olup bitenleri gözlemleyebilecek bir konumda olduğu varsayımında bulunur.” (Morris)

d. Fısıh yemeğini yiyebilmek için: Bu ifade bir tartışmayı da beraberinde getirir: Son Akşam Yemeği bir Fısıh yemeği miydi ve İsa Fısıh Bayramı’nda mı yoksa Fısıh Bayramı’nın ertesi günü mü çarmıha gerildi? Yuhanna 18:28’deki bu ifade, Fısıh Bayramı’nın henüz gelmediğine, İsa’nın çarmıha gerileceği günün Fısıh günü olduğuna işaret eder gibidir ve bu da Son Akşam Yemeği’nin Fısıh Bayramı’ndan bir gün önce gerçekleştiğini düşündürür. Yine de bazı bölümler Son Akşam Yemeği’nin Fısıh yemeği olduğunu gösteriyor gibi görünmektedir (Matta 26:18, Markos 14:12, 14:16, Luka 22:15). Bu zor kronolojik sorunun en iyi çözümü, İsa’nın Fısıh Bayramı’nda çarmıha gerildiği ve bir gece önce yedikleri yemeğin gün batımından sonra (Yahudi takvim hesaplamasına göre günün başlangıcı) düzenlenen Fısıh yemeği olduğu gibi görünmektedir. Fısıh kuzularının her iki günde de kurban edildiğini tahmin edebiliriz; Fısıh Bayramı’nda Yeruşalim’deki tapınakta kurban edilen kuzuların sayısının çok fazla olması (daha sonra Josephus tarafından 200.000’den fazla olduğu belirtilmiştir) nedeniyle bu bir zorunluluktur.

i. “Piskopos Pearce, Yahudiler için Paskalya kurbanını Perşembe akşamı ile Cuma akşamı arasında herhangi bir zamanda yemenin yasaya uygun olduğunu varsayar. Bu iznin, bu amaçla kurban edilmesi gereken çok sayıda kuzu nedeniyle gerekli olduğunu da tahmin etmektedir.” (Clarke)

ii. Tasker başka bir olasılık daha öne sürmüştür: “Ancak şu da olabilir, bu ayetteki fısıh ile yedi gün süren Fısıh bayramının tamamı kastedilmiş olabilir; ve fısıh yemeğini yemek ifadesi, daha önce gerçekleşmiş olabilecek ana Fısıh yemeğine değil, Fısıh döneminde yenecek diğer yemeklere işaret ediyor olabilir.”

2. (29-32) Dini liderler konuyu Pilatus’a açıklıyor.

Bunun üzerine Pilatus dışarı çıkıp yanlarına geldi. “Bu adamı neyle suçluyorsunuz?” diye sordu. Ona şu karşılığı verdiler: “Bu adam kötülük eden biri olmasaydı, O’nu sana getirmezdik.” Pilatus, “O’nu siz alın, kendi yasanıza göre yargılayın” dedi. Yahudi yetkililer, “Bizim hiç kimseyi ölüm cezasına çarptırmaya yetkimiz yok” dediler. Bu, İsa’nın nasıl öleceğini belirtmek için söylediği sözler yerine gelsin diye oldu.

a. Bunun üzerine Pilatus dışarı çıkıp yanlarına geldi: Dini liderler İsa’yı Roma valisi Pontius Pilatus’a getirdiklerinde olumlu bir sonuç beklemek için nedenleri vardı. Seküler tarih Pilatus’u, insanların ahlaki duygularına karşı tamamen duyarsız, zalim ve acımasız bir adam olarak tanıtır.

i. Pilatus, Sezar Augustus’un torunuyla evlenmişti. “Evlilik yoluyla kurduğu nüfuzlu bağlantılar olmasaydı, Yahudiye valiliği gibi nispeten önemsiz bir göreve bile asla gelemezdi.” (Boice)

ii. Antik çağda yaşamış İskenderiyeli Yahudi bilgin Philo, Pilatus’u şöyle tarif etmiştir: “Yolsuzluğu, küstahlıkları, tecavüzleri, insanlara hakaret etme alışkanlığı, gaddarlığı, yargılanmamış ve suçsuz insanları sürekli öldürmesi ve hiç bitmeyen karşılıksız ve en ağır insanlık dışı davranışları.” (Barclay)

iii. “Zayıf bir adamdı ve zayıflığını inatçılık ve şiddet gösterileriyle örtmeye çalışıyordu… görev süresi, ardı ardına gelen birkaç vahşi kan dökme olayıyla anılmıştır (bkz. Luka 13:1).” (Bruce)

b. Bu adamı neyle suçluyorsunuz: Pilatus, Romalı karakter yapısına uygun olarak, konuya doğrudan girdi. Suçlamayı bilmek istedi. Yuhanna onların bu sorudan kaçışını şöyle kaydetmiştir: Bu adam kötülük eden biri olmasaydı, O’nu sana getirmezdik.

i. “Tutuklama konusunda kendisinin işbirliğini sağlamışlardı. Şimdi ise görünüşe göre şunu bekliyorlardı: tutuklanması için yardım ettiği adamın tehlikeli olduğu ve idam edilmesi gerektiği konusunda Pilatus’un onların sözüne inanmasını bekliyorlardı.” (Morris)

ii. “Böylece Pilatus’u yargıç değil, zaten hukuka aykırı olarak geçirdikleri hükmün infazcısı yapma niyetindeydiler.” (Clarke)

iii. “‘Biz O’nu mahkum ettik; bu kadarı yeter. Bizim buyruğumuza uyup hükmü yerine getirmeni bekliyoruz. O zamandan beri ‘kilise otoritesi’ ‘seküler otoriteye’ sık sık böyle demiştir ve ne yazık ki sivil otorite her zaman Pilatus kadar bilge olmamıştır.” (Maclaren)

c. O’nu siz alın, kendi yasanıza göre yargılayın: Pilatus onların kaçamak yanıtlarına, meseleyi kendilerinin çözmesi gerektiğini söyleyerek karşılık verdi. Eğer Pilatus için önemli olan bir suçlama getirmezlerse, O’nu kendi yasalarına göre yargılamaları ve Romalıları rahatsız etmemeleri gerekiyordu.

i. Yuhanna bunu aktarmaz ama sonunda dini liderler, İsa’nın suçlanma nedeninin ne olduğu konusunda Pilatus’a daha net bir yanıt verdiler: “Bu adamın ulusumuzu yoldan saptırdığını gördük. Sezar’a vergi ödenmesine engel oluyor, kendisinin de Mesih, yani bir kral olduğunu söylüyor(Luka 23:2).

d. Bizim hiç kimseyi ölüm cezasına çarptırmaya yetkimiz yok: Pilatus, dini liderlerin belli bir suçlama talebine henüz yanıt vermeden neden O’nu kendi yasalarına göre yargılamak istemediklerini öğrenmek istedi. İsa’nın ölmesini istiyorlardı ama Romalılar onların kendi yasalarına göre bir suçluyu idam etmelerine izin vermiyordu.

i. “Josephus, idam davalarında Vali’nin rızası olmadan bir mahkeme kurmanın yasal olduğunu söyler.” (Alford)

ii. Dini liderlerin Romalı yetkililerin onaylamamasını göze aldıkları ve suçlu gördükleri kişileri izinsiz olarak idam ettikleri zamanlar olmuştur. Elçilerin İşleri 7:54-60 böyle bir taşlayarak öldürme olayını kaydeder. Yahudi liderler birini bu şekilde izinsiz olarak öldürdüklerinde, genellikle taşlayarak öldürme şeklinde olmuştur.

iii. Dini liderler, kısmen Yasa’nın Tekrarı 21:22-23’teki laneti İsa’nın üzerine yüklemek amacıyla İsa’nın çarmıha gerilmesi için baskı yapmış olabilirler. O bizim için lanetlenerek bizi Yasa’nın lanetinden kurtarmıştır (Galatyalılar 3:13).

iv. “Yahudiye kralı Archelaus, Viyana’ya sürüldüğünde ve Yahudiye bir Roma vilayeti haline getirildiğinde, yaşam ve ölüm gücü büyük olasılıkla Yahudilerden alındı; ve bu, Yeruşalim’in yıkımından elli yıldan fazla bir süre önce oldu.” (Clarke)

e. Bu, İsa’nın… söylediği sözler yerine gelsin diye oldu: İsa’nın Romalılar tarafından çarmıha gerilerek öldürülmesini talep etmeleri, İsa’nın kendi sözlerini yerine getirecekti (Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman, Yuhanna 12:32). Eğer Yahudiler İsa’yı önceden kendileri öldürmüş olsalardı, İsa taşlanarak öldürülmüş olacak ve O’nun ölüm şekliyle ilgili bu peygamberlik gerçekleşmemiş olacaktı.

i. Yuhanna bir soruya verilen yanıta işaret etmiştir: Eğer İsa’nın düşmanları Yahudi dini liderlerse, o zaman İsa neden Romalılar tarafından çarmıha gerilerek öldürüldü? Yuhanna, İsa’ya karşı pek çok muhalefet olduğunu ama bunların hiçbirinin Romalılar’dan gelmediğini anlatır. İsa’nın çarmıha gerilerek öldürülmesine yol açan olaylar dizisi biraz garip ve ilginçti.

3. (33-35) Pilatus soruyor, İsa açıklıyor.

Pilatus yine vali konağına girdi. İsa’yı çağırıp O’na, “Sen Yahudiler’in Kralı mısın?” diye sordu. İsa şöyle karşılık verdi: “Bunu kendiliğinden mi söylüyorsun, yoksa başkaları mı sana söyledi?” Pilatus, “Ben Yahudi miyim?” dedi. “Seni bana kendi ulusun ve başkâhinlerin teslim ettiler. Ne yaptın?”

a. Pilatus yine vali konağına girdi: Yuhanna, İsa’nın Pilatus’un huzurundaki iki ayrı sorgusunu bir bütün olarak aktarır; bu iki sorgulama arasında İsa, Hirodes Antipa’nın huzuruna çıkarılır (Luka 23:8-12). Pilatus bu meseleyi Hirodes’e vermeyi umuyordu çünkü Hirodes İsa’nın memleketi olan Celile’yi yönetiyordu. Hirodes ise İsa’yı Pilatus’a geri göndermiştir ve muhtemelen bu, ikinci sorgunun başlangıcıdır.

b. Sen Yahudiler’in Kralı mısın: Pilatus, İsa’yı tutuklamak için çok sayıda Romalı askerden oluşan bir müfreze göndererek bu davaya zaten dahil olmuştu (Yuhanna 18:3). Bu, dini liderlerin tehlikeli olduğunu iddia ettikleri adamı ilk kez görüşüydü. Yine de Pilatus’un sorusu davadan emin olmadığını açıklıyordu.

i. Pilatus, kral olduğunu iddia eden ne çetin devrimciler görmüştü. “M.Ö. 4 yılında Hirodes’in ölümünün ardından Yahudiye’de yaşanan anarşiden söz eden Josephus şöyle der: ‘Onlardan herhangi biri, birlikte hareket ettiği bir grup isyancının başına geçerek kendini kral ilan edebilir.” (Bruce)

ii. Bu soruyu sordu çünkü İsa bir devrimciye ya da bir suçluya benzemiyordu. Roma egemenliği karşısında Yahudilerin Kralı olduğunu iddia edecek kadar aptal olabilecek tek kişiler bunlardı. Pilatus bu tür adamları daha önce görmüştü ve İsa’nın onlar gibi olmadığının farkındaydı.

iii. “Pilatus asi ve dikbaşlı bir isyankarla karşılaşmayı bekliyordu ama bunun yerine kendinden emin bir yüce duruşun sakin azametiyle karşılaştı. Kendisine yöneltilen suçlamayla tutuklunun karakterini bağdaştıramadı.” (Tenney)

c. Bunu kendiliğinden mi söylüyorsun: İsa, Pilatus’un gerçekten öğrenmek isteyip istemediğini ya da soruyu İsa’yı mahkum etmiş olanlar adına sorup sormadığını bilmek istedi. Sorunun nereden geldiğine bağlı olarak yanıt farklı olabilirdi.

i. “Eğer bu soruyu Pilatus kendi inisiyatifiyle soruyor olsaydı, ‘Sen Sezar’a karşı komplo kuran siyasi bir Kral mısın’ anlamına gelirdi! Eğer Kayafa’nın yönlendirmesiyle soruyor olsaydı, ‘Sen İsrail’in Mesih olan Kralı mısın?’ anlamına gelirdi. İlk soruya verilecek yanıt ‘Hayır’ olurdu. İkinci soruya verilecek yanıt ise, ‘Evet’ olurdu.” (Pilcher, aktaran Morris)

d. Ne yaptın? Pilatus, bir Romalı olarak Yahudilerin ruhsal ya da sosyal fikirleriyle ilgilenmediğini söylemiş oluyordu. Pilatus basitçe, eğer dini liderler İsa’nın ölmesini istiyorlarsa, İsa’nın yanlış bir şey yapmış olması gerektiğini anlıyordu ve bunun ne olduğunu öğrenmek istedi.

i. İsa, “Ne yaptın?” sorusuna müthiş bir yanıt verebilirdi.

·O günahsızdı, Tanrı’ya ya da insanlara karşı asla yanlış yapmadı.

·Hastaları iyileştirdi, körlerin gözlerini açtı, fırtınayı dindirdi, suyun üzerinde yürüdü, kalabalıkları doyurdu, cinleri mağlup etti ve ölüleri diriltti.

·Gerçeği o kadar açık ve güçlü bir şekilde öğretti ki, dinleyicilerini şaşırttı.

·Çürüme ile korkusuzca yüzleşti.

·Yaşamını, Tanrı’nın planıyla dünyayı altüst etme (belki de asıl düzenine sokma) yazgısına sahip olan birkaç adama akıttı.

·O hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları uğruna fidye olarak vermeye geldi.

ii. “Tutukluya ne yaptığını sormak ne tuhaf! Keşke, Pilatus bu soruya bağlı kalıp hükmünü kararlılıkla bu sorunun yanıtına dayandırsaydı, kendisi için iyi olurdu!” (Maclaren)

4. (36) İsa krallığını Pilatus’a açıklıyor.

İsa, “Benim krallığım bu dünyadan değildir” diye karşılık verdi. “Krallığım bu dünyadan olsaydı, yandaşlarım, Yahudi yetkililere teslim edilmemem için savaşırlardı. Oysa benim krallığım buradan değildir.”

a. Benim krallığım bu dünyadan değildir: İsa, Pilatus’a açıkça bir kral olduğunu ve “Benim krallığım” deme hakkına sahip olduğunu söyledi. Ayrıca Pilatus’a, krallığının rakip bir siyasi krallık olmadığını, krallığının geçmişte de şimdi de bu dünyadan olmadığını açıkça söyledi.

·Bu dünyanın krallıklarının aksine, İsa’nın krallığı cennetten kaynaklanır (Benim krallığım bu dünyadan değildir).

·Bu dünyanın krallıklarının aksine, İsa’nın krallığının temelinde barış vardır (Krallığım bu dünyadan olsaydı, yandaşlarım savaşırlardı).

i. “O’nun Krallığı’nın bu dünyanın üzerinde olduğu yadsınamaz; ama bu dünyanın gücüyle kurulacaktır.” (Alford)

b. Benim krallığım buradan değildir: Pilatus’un İsa’nın krallığının buradan olmadığını duyunca rahatladığını ve tatmin olduğunu düşünebiliriz. Pilatus bu nedenle Roma’nın İsa’dan ve O’nun krallığından korkacak bir şeyi olmadığı sonucuna varmış olabilir.

i. Romalılar, krallıklar ve krallıkların gücü hakkında bilgi sahibi olduklarını sanıyorlardı; ordular, donanmalar, kılıçlar ve savaşlar krallıkların gücünü ölçüyordu. İsa’nın bildiği ise – bu dünyadan olmasa da – Kendi krallığının Roma’dan daha güçlü olduğu ve Roma ortadan kalktığında da genişlemeye ve etki etmeye devam edeceğiydi.

ii. Benim krallığım buradan değildir: Augustine bu ayetten, dünyasal krallıkların güç, gurur, insan övgüsü bekleme, egemenlik arzusuna ve kişisel çıkara dayandığını gözlemlemiştir – bunların hepsi de Pilatus ve Roma İmparatorluğu tarafından sergilenmiştir.

iii. İsa ve çarmıh tarafından örneklenen göksel krallık, sevgi, fedakârlık, alçakgönüllülük ve doğruluk üzerine kuruludur – ve bu krallığı, Yahudiler yüzkarası, öteki uluslar da saçmalık sayarlar (1 Korintliler 1:23).

iv. “Söylediklerinden çıkan en açık sonuç şudur: O, bu dünyaya başka bir âlemden gelmiştir; ona kulak vermeyenler gerçeğe ait değildir ve eğer Pilatus gerçekten hakikati arıyor olsaydı, İsa’ya dikkatle kulak verirdi.” (Tenney)

5. (37-38) İsa ve Pilatus gerçeği tartışıyor.

Pilatus, “Demek sen bir kralsın, öyle mi?” dedi. İsa, “Kral olduğumu sen söylüyorsun” karşılığını verdi. “Ben gerçeğe tanıklık etmek için doğdum, bunun için dünyaya geldim. Gerçekten yana olan herkes benim sesimi işitir.” Pilatus O’na, “Gerçek nedir?” diye sordu. Bunu söyledikten sonra Pilatus yine dışarıya, Yahudiler’in yanına çıktı. Onlara, “Ben O’nda hiçbir suç görmüyorum” dedi.

a. Demek sen bir kralsın, öyle mi: Pilatus’un ilgisini çeken ifade işte buydu. Barışı korudukları ve Roma’nın egemenliğine meydan okumadıkları sürece, Yahudiler arasındaki dini liderlere, hatta çıldırmış olanlara bile aldırmıyordu. Pilatus, rakip bir kralın tehdit oluşturabileceğini düşündü ve bunu araştırmak istedi.

i. “Pilatus’un sorusundaki sen sözcüğü vurguludur ve alaycıdır. ‘Bu şekilde yakalanmış, elleri bağlanmış, burada canı tehlikede bir suçlu olarak duran sen mi bir kralsın?” (Alford)

ii. “Soru bundan daha alaycı olamazdı. Pilatus içten içe Yahudileri hor görüyordu ama karşısında kendi halkından zulüm gören, çaresiz ve kimsesiz zavallı bir Yahudi vardı; onunla bağlantılı olarak bir krallıktan söz etmek alay etmek gibi geliyordu.” (Spurgeon)

b. Kral olduğumu sen söylüyorsun: İsa kral olduğunu inkâr etmedi. Kral olarak doğduğunda ve farklı tür bir Kral olduğunda ısrar etti. Gerçeğe tanıklık etmek için Gerçeğin Kralı olmak üzere geldi.

i. “O, Pilatus’un önünde ne kendini savundu ne de merhamet diledi; sadece gerçeğin tanınmasını istedi.” (Tenney)

ii. “Halkımın düşüncelerini etkilemek ve yaşamlarını yönlendirmek için yalnızca gerçeği kullanırım.” (Clarke)

c. Ben gerçeğe tanıklık etmek için doğdum, bunun için dünyaya geldim: Bundan yıllar sonra Pavlus genç Timoteos’u şu sözlerle teşvik etmişti: Pontius Pilatus önünde yüce inanca tanıklık etmiş olan Mesih İsa (1 Timoteos 6:13). İsa’nın yüce inanca tanıklığı, O’nun bir kral oluşuydu, krallığı gökten geliyordu ve bu krallık dünyasal güçle değil, sonsuz gerçekle ilgili bir krallıktı.

i. Ben gerçeğe tanıklık etmek için doğdum, bunun için dünyaya geldim: “‘Ben‘ iki yerde de vurguludur ve Pilatus’un küçümseyici ‘sen’ hitabına karşı yüce bir duruşla söylenmiştir.” (Alford)

ii. “Rabbimiz, Kendisinin bir Kral olarak doğduğunu ve belli bir amaçla doğduğunu ima eder. Bu sözler, Tanrı’nın Oğlu’nun Beden Alması’nın güçlü ve anlam yüklü bir kanıtıdır.” (Alford)

iii. “Her iki ifade de başka yerlerde paralellik gösterebilir ama bu iki ifadenin birleşimi alışılmadıktır ve böyle bir durumda beklenmediktir.” (Morris)

d. Gerçek nedir: Pilatus’un alaycı sorusu, İsa’nın Gerçeğin Kralı olma iddiasının Pilatus’a göre aptalca olduğunu düşündüğünü gösteriyordu. Muhtemelen Pilatus gerçeğin olmadığını değil, İsa’nın dile getirdiği türde ruhsal bir krallık şeklinde gerçeğe inanmadığını kastetmişti. Pilatus için askerler ve ordular gerçekti, Roma gerçekti, Sezar gerçekti ve siyasi güç gerçekti.

i. “Pilatus işini biliyordu ve gerçeğin doğasını tartışmak bu işin bir parçası değildi. Bu yüzden sorguyu sert bir şekilde sonlandırdı.” (Bruce)

ii. “Bu, konuyu geçiştirmenin bir yoluydu. Pilatus öğrenmek istediği şeyi öğrenmişti. İsa devrimci değildir. Devlet için bir tehlike oluşturmamaktadır. O’nu serbest bırakmakta hiçbir sakınca yoktur; hatta adil olan serbest bırakılmasıdır.” (Morris)

iii. Gerçek nedir: Günümüzde pek çok kişi Pilatus’un sorusunu sormaktadır, ancak farklı bir bakış açısıyla. Pek çok şeyin sadece kişisel tercih ya da bakış açısına göre doğru olduğuna dikkat çekerek, tüm gerçeğin kişisel ve bireysel olduğunu düşünürler. Tanrı söz konusu olduğunda tek bir mutlak gerçek olmadığını düşünürler; sadece benim gerçeğim ve senin gerçeğin deyip hepsini aynı değerde görürler. Bu düşünce günümüzde güçlü olsa da şöyle diyen Rab’bi inkâr eder: Ben gerçeğe tanıklık etmek için doğdum, bunun için dünyaya geldim.

e. Ben O’nda hiçbir suç görmüyorum: Pilatus İsa’nın ölmesini isteyen dini liderlerle konuştu ve onlara İsa’nın suçsuz olduğunu açıkça söyledi. Pilatus, İsa’nın ölümü hak edecek bir suç işlemediğini söylemenin çok ötesine geçti; O’nda hiçbir suç bulamadı. Pilatus İsa’nın masum olduğunu biliyordu.

6. (39-40) Pilatus İsa’yı serbest bırakmaya çalışıyor ama kalabalık Barabba’nın salınması için bağırıyor.

“Ama sizin bir geleneğiniz var, her Fısıh Bayramı’nda sizin için birini salıveriyorum. Yahudiler’in Kralı’nı sizin için salıvermemi ister misiniz?” Onlar yine, “Bu adamı değil, Barabba’yı isteriz!” diye bağrıştılar. Oysa Barabba bir hayduttu.

a. Ama sizin bir geleneğiniz var, her Fısıh Bayramı’nda sizin için birini salıveriyorum: İsa’da farklı – ve masum – bir şeyler olduğuna karar veren Pilatus, bir tutukluyu serbest bırakma geleneğinin, masum olduğunu bildiği bu Adam’ı kurtarmaya yardımcı olabileceğini umuyordu.

i. “Bu salıverme geleneği konusunda başka bir yerden edindiğimiz bir bilgi yok; ancak Josephus (Antiquities 20.9,3) bir Fısıh Bayramı’nda Albinus’un bazı soyguncuları serbest bıraktığını aktarır.” (Dods)

ii. “Bu geleneğin kökeni ya da nedenine ilişkin hiçbir şey bilinmemektedir. Yorumcular bu konuda bir varsayım okyanusunda yüzmüşlerdir. Emeklerini boşa harcadılar ve hiçbir bilgiye ulaşamadılar.” (Clarke)

b. Yahudiler’in Kralı’nı sizin için salıvermemi ister misiniz: Pilatus, Yahudilerden oluşan kalabalığa hitap etmek için soruyu bu şekilde ifade etti. Kendi Kralları olarak adlandırılan bir Adam’ın çarmıha gerilerek öldürülmekten kurtarılmasını isteyeceklerini düşünmüştü.

i. “Tüm zayıf insanlar gibi, vicdanı rahat değildi ve doğru olanı yapmak ama bunu yaptığı için acı çekmemek amacıyla beyhude bir çaba içine girdi.” (Maclaren)

c. Bu adamı değil, Barabba’yı isteriz: Kalabalık İsa’yı reddetti ve onun yerine Barabba’yı seçti. Pilatus onların İsa’yı bağışlayacağını umuyordu ama kalabalık bunun yerine O’nu mahkûm etti.

i. Matta 27:20 bunun kalabalığın kendiliğinden verdiği bir tepki değil, dini liderler tarafından bilinçli olarak teşvik edilen bir tepki olduğunu söyler: Başkâhinler ve ileri gelenler ise, Barabba’nın salıverilmesini ve İsa’nın öldürülmesini istesinler diye halkı kışkırttılar (ayrıca Markos 15:11).

ii. Kalabalık İsa yerine Barabba’yı seçtiğinde, bu tüm insanlığın günaha düşmüş doğasını yansıtıyordu. Barabba ismi ses bakımından babanın oğlu ifadesini andırıyordu. Onlar, Baba’nın gerçek Oğlu yerine, babanın sahte ve şiddet yanlısı bir oğlunu seçtiler. Bu, halk arasında Mesihkarşıtı olarak adlandırılan nihai Barabba’nın gelecekte kabul edilmesinin habercisidir.

iii. Bugün insanlar hâlâ İsa’yı reddediyor ve başka birini seçiyorlar. Onların Barabba’ları şehvet olabilir, sarhoşluk olabilir, benlik ve yaşamın rahatlığı olabilir. “İnsanlar bedenlerinin arzularını, ruhlarının yaşamasına tercih ederken, bu çılgın seçim her gün yapılmaktadır.” (Trapp)

d. Barabba bir hayduttu: Markos 15:7 bize onun ayaklanma sırasında adam öldüren isyancılardan biri olduğunu söyler. Romalılar Barabba’yı bir terörist olarak düşünürken, birçok Yahudi onu bir özgürlük savaşçısı olarak görüyordu.

i. “Barabba’nın yerel direniş hareketinin bir üyesi olduğu anlaşılıyor. Romalılara muhalefeti nedeniyle Yahudilerin çoğu için bir kahraman olacaktı.” (Morris)

ii. “Bu sözcüğü neredeyse kesin bir şekilde (Josephus’un alışkanlıkla yaptığı gibi) Yahudi direniş hareketine mensup bir isyancıyı belirtmek için kullanır. Aynı sözcük Markos 15:27’de (krş. Matta 27:38) İsa’yla birlikte çarmıha gerilen iki kişi için kullanılır.” (Bruce)

iii. “Büyük olasılıkla Barabba Romalılar tarafından yakalanmış ve idam edilmek üzere tutulan bir gerilla ‘direniş savaşçısıydı’.” (Tenney)

iv. Barabba en az üç suçla yargılanmıştır: Hırsızlık (Yuhanna 18:40), isyan (Markos 15:7) ve cinayet (Markos 15:7). “Siz de ben de Barabba’nın yanında yer almayı hak ediyoruz. Tanrı’ya ait olan yüceliği çaldık, göğün yönetimine başkaldırdık. Eğer kardeşinden nefret eden kişi katilse, o günahı biz de işledik.” (Spurgeon)

v. İsa’nın bir kişinin yerine ölmesinin ne anlama geldiğini bilen biri varsa o da Barabba’ydı. Bir terörist ve katildi ama İsa çarmıha gerildi, o serbest bırakıldı. İsa’nın gerildiği çarmıh muhtemelen Barabba için hazırlanmıştı.

©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik