Yuhanna 13 – İsa, Sevgi Dolu Hizmetkâr

Alexander Maclaren, Yuhanna 13-17 arasındaki bu olağanüstü kısım hakkında şunları yazmıştır: “İsa’nın konuşması başka hiçbir yerde bu kadar sade ve bu kadar derin değildir. Başka hiçbir yerde Tanrı’nın yüreği bize bu kadar açılmış değildir… Mesih’in o yukarı odada söylediği ölümsüz sözler, O’nun kelimeler kullanarak kendini açıklayışının en yüce ifşasıdır, hatta bu sözlerin yol açtığı Çarmıh O’nun eylemleri aracılığıyla kendini açıklayışının en mükemmel görünümüdür.”

A. İsa öğrencilerinin ayaklarını yıkıyor.

1. (1) İsa ve öğrencileri tutuklanmasından önce son kez görüşüyor.

Fısıh Bayramı’ndan önceydi. İsa, bu dünyadan ayrılıp Baba’ya gideceği saatin geldiğini biliyordu. Dünyada kendisine ait olanları hep sevmişti; sonuna kadar da sevdi.

a. Fısıh Bayramı’ndan önceydi: Bu ifade bize bir zaman noktası verir. İsa öğrencileriyle bir yemek yemek üzereydi ve uzmanlar bu yemeğin gerçekten Fısıh Bayramı’nda yenen bir yemek mi, yoksa Fısıh Bayramı yemeği olup da bir gün önce mi kutlandığı konusunda anlaşmazlığa düşmüşlerdir.

i. Zaman burada bir sorundur çünkü bazı bölümlerden İsa’nın Fısıh günü çarmıha gerildiği anlaşılmaktadır. Bazı bölümlerde ise İsa’nın Fısıh Bayramı’ndan bir gün sonra çarmıha gerildiği anlaşılmaktadır. Bu sorunun pek çok potansiyel çözümü vardır ama hangisinin gerçek yanıt olduğunu söylemek zordur.

ii. “‘Yaslanmak’ için kullanılan fiiller [Yuhanna 13:23] … bu yemeğin ‘Fısıh bayramından (resmi bayramdan) önce’ (ayet 1) olmasına rağmen, katılımcılar tarafından yine de bir Fısıh yemeği olarak değerlendirildiğini göstermektedir.” (Bruce)

iii. Bu tartışma Hıristiyanlar arasındaki pratik bir sonuca katkıda bulunmuştur. “Çok eski zamanlardan beri batı Hıristiyan âlemi Efkaristiya için mayasız ekmek kullanırken, doğu Hıristiyan âlemi çok eski zamanlardan beri ekmeğin mayalı olmasında ısrar etmiştir. Doğu, haklı olarak, Son Akşam Yemeği’nin ulusun Fısıh yemeğini yemesinden önceki gece yenildiğini iddia eder ve bu nedenle normal mayalı ekmekle yenildiği sonucunu çıkarır. Batı ise, haklı olarak, Rabbimizin ve Onikilerin yediği Fısıh’ın, gerçek bir Fısıh yemeği olduğunu savunur – nitekim İsa’nın Kendisi de bunu böyle adlandırır (Luka 22:15) ve tüm Sinoptik yazarlar da bu ifadede hemfikirdir. Dolayısıyla bunun, Musa’nın şeriatına uygun şekilde ve mayasız ekmekle yendiği sonucuna varılır.” (Trench)

b. İsa… saatin geldiğini biliyordu: İsa yaşamını bu saati bekleyerek yaşadı. Saatinin henüz gelmediğini biliyordu (Yuhanna 2:4). Bu noktaya kadar İsa eşsiz bir korumaya sahipti çünkü saati henüz gelmemişti (Yuhanna 7:30, 8:20). Artık İsa saatin geldiğini biliyordu. İsa, Yuhanna 12:23-27’de bu farkındalıktan söz etmiş ve hatta bu saate bu amaçla geldiğini söylemiştir.

i. Gerçekten de O’nun zamanı gelmişti. İsa’nın halka açık hizmeti sona ermişti. Yaklaşık 24 saat içinde çarmıha gerilecekti. Bu sonun başlangıcıydı ve İsa bu son değerli saatleri öğrencilerine hizmet etmek ve onları hazırlamak için kullandı.

c. Bu dünyadan ayrılıp Baba’ya gideceği: Yuhanna 13:1’de özel olarak çarmıhtan söz edilmez ama neredeyse her sözün üzerine çarmıhın gölgesi düşer. Çarmıhın gölgesini İsa’nın saatinin gelmiş olması üzerinde görürüz. Çarmıhın gölgesini Kendisine ait olanları hep sevmesinin üzerinde görürüz. Ayrıca çarmıhın gölgesini bu dünyadan ayrılmasının üzerinde de görürüz. Oldukça yumuşak bir dille ifade edilmiştir ancak bu yumuşak örtünün gerisinde demir gibi sert duran bir gerçeklik vardır. İsa bu dünyadan sadece çarmıh aracılığıyla ayrılacaktı.

i. “İnsan uzak bir seyahate çıkmadan önce ve dış dünyayla gerekli tüm işlerini hallettikten sonra, kalan birkaç saatini aile çevresinin tatlı yakınlığında geçirmek ister.” (Morrison)

d. Hep sevmişti: Şüphesiz İsa öğrencilerini sevmişti. Onlara önderlik etti, öğretti, onlarla ilgilendi ve onları korudu. İsa’nın onlara verdikleri, başka herhangi bir öğretmenin ya da liderin öğrencilerine verdiklerinden ya da verebileceklerinden çok daha fazlaydı.

e. Kendisine ait olanları hep sevmişti: İsa’nın tüm insanlar için duyduğu bir sevgi vardır ve bir de Kendisine ait olanlar için bir sevgisi vardır. İsa’nın sevgisi farklılık göstermez ama sevgi ilişkisinin dinamiği farklıdır. İsa’nın Kendisine ait olanlar için sevgisi daha büyüktür çünkü burada sevgisine bir karşılık vardır ve sevgi sevgiye karşılık verince güzeldir.

i. İsa bütün insanlar için bazı şeyler yapmıştır. Ayrıca bazı insanlar – dünyada kendisine ait olanlar için de her şeyi yapmıştır.

ii. “Tanrı’nın ‘dünyaya’ yönelik daha geniş sevgisi (Yuhanna 3:16), İsa’nın dostlarına yönelik bu yoğun sevgisiyle yer değiştirmez, ancak bu sevgiyi tam doluluğuyla deneyimleyenler onlardır.” (Bruce)

iii. Bu öğrenciler ve tüm öğrenciler gerçekten İsa’nındırlar ve Kendisine aittiler.

·Onlar İsa’ya aittiler çünkü onları İsa seçmişti.

·Onlar İsa’ya aittiler çünkü İsa Kendisini onlara vermişti.

·Onlar İsa’ya aittiler çünkü Babası onları İsa’ya vermişti.

·Onlar İsa’ya aittiler çünkü yakında onları satın alacaktı.

·Onlar İsa’ya aittiler çünkü onları fethetmişti.

·Onlar İsa’ya aittiler çünkü onlar Kendilerini İsa’ya teslim etmişlerdi.

f. Sonuna kadar da sevdi: İsa Kendisine ait olanları sevdi. Ama onları sevmesi henüz bitmemişti. Sonuna kadar sevecekti. Sonuna kadar ifadesinin ardındaki düşünce, “en sonuna kadar, en uç noktaya kadar” şeklindedir.

i. “‘Sonuna kadar’ tecümesi, özgün dildeki eis telos ifadesinin, İngilizce KJV tercümesindeki ‘sona kadar’ ifadesinden daha iyi bir çeviridir. Bu çeviri, İsa’nın öğrencilerini sadece dünyadaki hizmetinin sonuna kadar sevmeye devam ettiği anlamına değil, sevgisinin sınırının olmadığı anlamına gelir.” (Tenney)

ii. Sonuna kadar, İsa’nın dünyasal yaşamının sonuna kadar anlamına gelir. Öğrenciler O’ndan vazgeçmiş olsalar da O onlardan asla vazgeçmedi. Öğrenciler İsa’yı düşünmeyi bırakıp sadece kendilerini düşünseler de İsa onları düşünmeyi asla bırakmadı. Kimin sorunları daha kötü durumdaydı – İsa’nın mı yoksa öğrencilerin mi? Kim diğeri için daha çok endişeleniyordu? Onları sonuna kadar sevdi.

iii. Sonuna kadar, asla bitmeyecek bir sevgi anlamına gelir. İsa Kendisine ait olanı sevmekten asla vazgeçmeyecektir. Bu sevgi, gelip geçen, bugün var olup yarın olmayan türden bir sevgi değildir.

iv. Sonuna kadar, en uzak noktaya kadar erişen bir sevgi anlamına gelir. Bazı çevirilerde “Onları mümkün olan en ileri seviyede bir sevgiyle sevdi” ifadesi yer alır. İsa, sevgisinin kaynaklarının tamamını bizim için en sonuna kadar boşaltmıştır.

2. (2-3) Yahuda’nın yüreği ve İsa’nın yüreği.

Akşam yemeği sırasında İblis, Simun İskariot’un oğlu Yahuda’nın yüreğine İsa’ya ihanet etme isteğini koymuştu bile. İsa, Baba’nın her şeyi kendisine teslim ettiğini, kendisinin Tanrı’dan çıkıp geldiğini ve Tanrı’ya döneceğini biliyordu.

a. Akşam yemeği sırasında: Bazı eski elyazmalarında akşam yemeği sırasında yerine akşam yemeği devam ediyordu yazmaktadır. Bu muhtemelen daha mantıklıdır ve aradaki fark Grekçe elyazmalarında bir harftir.

i. “‘Akşam yemeği devam ediyordu’ ifadesi, ‘Akşam yemeği sırasında’ ifadesine kıyasla tercih edilebilir çünkü devamında (ayet 13:30) akşam yemeğinin sona ermediği açıkça belirtilmektedir. Önemli olan nokta, İsa sofradan kalkıp öğrencilerinin ayaklarını yıkamaya başladığında, akşam yemeği çoktan başlamıştı.” (Bruce)

ii. “Bazı el yazması metinlerde ‘sırasında’ (genomenou) ifadesi, bazılarında ise ‘hâlâ devam ederken’ (ginomenou) şeklinde yazılıdır. Her iki okuma da güçlü kaynaklarla kendini kabul ettirmiştir.” (Tasker)

b. İblis… Yahuda’nın yüreğine İsa’ya ihanet etme isteğini koymuştu bile: Şöyle bir çeviri daha iyi olabilir: İblis, Simun İskariot oğlu Yahuda’nın aklını İsa’ya ihanet etme konusunda çoktan ikna etmişti bile. Şeytan, İsa’ya ihanet edecek bir adam arıyordu ve muhtemelen uzun zamandan beri Yahuda’yı işleyip hazırlıyordu. Sonunda kararını verdi. Onun seçtiği kişi Yahuda’ydı.

i. Bruce, İsa’ya karşı kötü niyetin İblis’in yüreğinden kaynaklandığı ve İblis’in bu kötü niyeti kendi yüreğinden Yahuda’nın yüreğine aktardığı yorumunu benimser.

c. İsa, Baba’nın her şeyi kendisine teslim ettiğini… biliyordu: Bu gerçek, İsa’nın o anda öğrendiği bir şey değildi. İsa Kendi hizmetinden birkaç yıl önce, Baba’nın Oğul’u sevdiğini ve her şeyi O’na teslim ettiğini söylemişti. (Yuhanna 3:35) Ancak bu özel zamanda ve bu özel durumda Baba’nın her şeyi Kendisine teslim ettiğini bilmesi İsa için önemlidir.

i. İçinde bulunduğu saat nedeniyle önemliydi. İsa çarmıha gerilmenin acısıyla ve Baba Tanrı’nın adil gazabının önünde suçlu günahkârların yerinde durmanın dehşetiyle yüzleşmek üzereydi. Aynı zamanda İsa bu duruma bir mağdur olarak değil, bir galip olarak girmişti. İstediği zaman geri çekilebilirdi çünkü Baba her şeyi Kendisine teslim etmişti.

ii. İçinde bulunduğu durum nedeniyle önemliydi. İsa, öğrencilerine alçakgönüllü bir şekilde hizmet etmek için Kendisini alçaltmak üzereydi. Böyle alçakgönüllü bir şekilde hizmet ederken, bunu güçsüzlükten yapmadı. Baba her şeyi Kendisine teslim ettiği için, bunu tüm yetkinin kendi ellerinde olduğu bir konumdan yaptı.

iii. Müjde anlatıları genellikle, İsa’nın yaptıklarının ardındaki nedeni ya da düşünceyi söylemez. Bu sefer farklı. Yuhanna ilerleyen bölümlerde İsa’nın onların ayaklarını neden yıkadığını ve onlarla neden bu kadar sevgiyle konuştuğunu bize tam olarak anlatır. Belki de İsa’ya sordu ve O da ona söyledi.

iv. “Yuhanna, İsa’nın iç dünyası hakkında, Sinoptik Müjde kitaplarından çok daha fazla şey söyler çünkü ya daha çok gözlem yapmıştır ya da İsa ona sırrını açıklamıştır.” (Tenney)

d. Kendisinin Tanrı’dan çıkıp geldiğini ve Tanrı’ya döneceğini… biliyordu: İsa sadece yetkisini değil, Tanrı’yla olan ilişkisini de biliyordu. Tanrı’dan çıkıp gelen ve Tanrı’ya dönecek olan biri olarak kimliğini biliyordu. Baba Tanrı’yla olan geçmişini ve Baba Tanrı’yla olan geleceğini bilerek, şu anda O’nu yüceltmeye karar verdi.

i. Bazen insanlar daha iyi bir davranış talep ederken, “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye düşünür ya da der. İsa yüceliğini herkesten daha iyi biliyordu ve bu yüzden Kendisi başkalarından daha iyi muamele beklemek yerine onlara daha iyi davrandı.

ii. “Sofradan kalktı, köle kıyafetini giydi, köle duruşu benimsedi; bunlar tanrısal kökenine ve yüce çağrısının bilincine rağmen olmamıştır, bu bilinç nedeniyle olmuştur; çünkü gerçek anlamda bir kuldu, O, Yeşaya’nın peygamberliğinde tasvir edilen ideal Kul’dan başkası değildi.” (Tasker)

3. (4-5) İsa öğrencilerinin ayaklarını yıkıyor.

Yemekten kalktı, üstlüğünü bir yana koydu, bir havlu alıp beline doladı. Sonra bir leğene su doldurup öğrencilerin ayaklarını yıkamaya ve beline doladığı havluyla kurulamaya başladı.

a. Yemekten kalktı, üstlüğünü bir yana koydu: Yuhanna kısa ve akılda kalıcı ifadelerle İsa’nın o unutulmaz gecede yaptığı olağanüstü şeyi anlatmıştır. Yuhanna’nın bunları, bu olaydan yıllar sonra yazdığında hala her ayrıntıyı hatırlayabildiğini hissederiz.

i. “Yuhanna’nın anlattıkları, her şeyi şaşkınlık ve merakla izleyen bir görgü tanığının anlattıkları gibidir – kısa ve kesik kesik cümlelerle.” (Trench)

ii. “Tüm bu şaşırtıcı sahnenin her adımı Yuhanna’nın zihnine kazınmıştı. ‘Sonra bir leğene su doldurdu’, o leğen ev sahibinin gerekli hazırlıklar için bıraktığı bir malzemeydi.” (Dods)

b. Öğrencilerin ayaklarını yıkamaya başladı: Derin bir anlam barındıran bu anında, İsa Kendisini neredeyse aklını yitirmiş biri gibi gösteren bir şey yaptı. Evdeki en aşağı seviyedeki hizmetkârın işini yaptı. Öğrencilerin ayaklarını yıkamaya başladı.

i. Bu kritik anda, çarmıh işkencesinden önceki bu akşam, İsa kendisini düşünmedi. Öğrencilerini düşündü. Gerçekten de bu yaptığı, onları sonuna kadar sevmekti. Sonuçta, İsa’nın öğrencileri O’na kötü davranmışlardı ve O’nu tamamen terk ederek daha da kötü davranmak üzereydiler; yine de İsa onları sevdi.

ii. İsa, öğrencilerinin ayaklarını yıkama işine kendini bütünüyle verdi. Bu işi titizlikle yaptı. Önce yemekten kalktı. İsa sonra üstlüğünü bir yana koydu; bu giysiler O’nun için birkaç saat sonra giysilerinin çıkarılıp çarmıha gerileceğini hatırlatıyor olmalıydı. İsa daha sonra bir havlu alıp beline doladı. Son olarak bir leğene su doldurdu. Eğer İsa sadece bir hizmetkâr görüntüsü sergilemek isteseydi, tüm bu hazırlık işlerini bir hizmetkara ya da öğrencilerinden birine yaptırırdı. Sonra da biraz nemli bir bezle birkaç kirli ayağı çabucak silip geçiştirir ve işi bitmiş kabul ederdi. Bunlar, hizmetkârlık ve sevgi dolu bir liderlik imajı verirdi, ama İsa Kendisini bu işe tamamen verdi.

iii. Bu, tam anlamıyla bir hizmetkâr ruhunun göstergesiydi. Bir öğretmen ve öğrencileri arasındaki ilişkiyle ilgili Yahudi yasalarına ve geleneklerine göre, bir öğretmenin öğrencilerinden ayak yıkamalarını istemesi ya da bunu beklemesi mümkün değildi. Üstelik, Öğretmenin öğrencilerinin ayaklarını yıkaması ise tamamen akıl dışı bir davranış olarak kabul edilirdi.

c. Ve beline doladığı havluyla kurulamaya başladı: İsa masayı tek tek dolaşıp öğrencilerinin ayaklarını yıkayıp kurularken çok çarpıcı bir sahne yaşanmaktaydı. Luka 22:23, öğrencilerin odaya girip kimin en büyük olduğu konusunda tartıştıklarını söyler. İsa yaptığıyla gerçek büyüklüğü göstermiştir.

i. Evin en alt düzeydeki hizmetkârının, özellikle böyle resmi bir yemek için eve gelen konukların ayaklarını yıkaması âdettendi. İsa ve öğrencileri odaya girdiklerinde nedense bu gerçekleşmedi. Yemeklerini kirli ayaklarla yediler.

ii. Bu düşündüğümüzden daha garip bir durumdu. Birincisi, giydikleri sandaletler ve yürüdükleri yollar nedeniyle ayakları kirliydi. İkincisi, öğrenciler böyle resmi bir yemeği triklinium olarak bilinen bir masada yiyorlardı. Bu alçak (sehpa yüksekliğinde), U şeklinde bir masaydı. Konuklar otururdu ve yemekteki statüleri ev sahibine ya da toplantı sahibine ne kadar yakın olduklarına göre belirlenirdi. Masa alçak olduğu için sandalyede oturmadılar. Ayakları arkalarında olacak şekilde yastık üzerinde oturdular. Yıkanmamış ayaklar kolayca görülür ve belki de kokardı.

iii. Öğrencilerden hiçbiri birbirlerinin ayaklarını yıkamak ile ilgilenmedi. İçlerinden herhangi biri İsa’nın ayaklarını seve seve yıkayabilirdi. Ancak diğerlerinin ayaklarını yıkamak için hazır olmadan İsa’nın ayaklarını yıkamaları mümkün değildi ve bu da öğrencilerin kendi arasındaki hiyerarşide, kimin en yüksek konumda olduğu konusunda rekabet edenler arasında tahammül edilemez bir alçalış itirafı olurdu. Bu yüzden kimse kimsenin ayağını yıkamadı.

d. Öğrencilerin ayaklarını yıkamaya… başladı: Tüm bunlarda İsa, öğrencilerinin gözü önünde canlı bir örnek sergiledi. İsa eylemlerin sözlerden daha yüksek sesle konuştuğunu biliyordu. Bu yüzden gururlu ve tartışmayı seven öğrencilerine gerçek alçakgönüllülüğü öğretmek istediğinde, bunu sadece sözcüklerle anlatmakla kalmadı, aynı zamanca canlı canlı gösterdi. Bunu, Kendine ait olanlar uğruna gerçekleştirdiği tüm işlere bir örnek olacak şekilde gösterdi.

·İsa, dinlenme ve rahatlama yeri olan akşam yemeğinden kalktı.

·İsa, dinlenme ve rahatlama yeri olan cennetteki tahtından kalktı.

·İsa üstlüğünü bir yana koydu, örtüsünü çıkardı.

·İsa yüceliğini bir kenara koydu, göksel örtüsünü çıkardı.

·İsa bir havlu alıp beline doladı ve çalışmaya hazır hale geldi.

·İsa kul özünü aldı ve hizmet etmeye hazır olarak geldi.

·İsa bir leğene su doldurdu, ayak yıkamaya hazırdı.

·İsa bizi günahın suçluluğundan ve cezasından arındırmak için kanını döktü.

·İsa onların ayaklarını yıkadıktan sonra tekrar oturdu (Yuhanna 13:12).

·İsa bizi temizledikten sonra Baba Tanrı’nın sağına oturdu,

i. “Bu eylem, çarmıhta en yüce örneğini bulan alçakgönüllü hizmetin o büyük ilkesini ortaya koyan, canlı bir örnektir.” (Morris)

ii. “‘Tanrı’dan geldiğini ve Tanrı’ya gittiğini’ ve orada bu insanların önünde diz çökerken bile, ‘Baba’nın her şeyi O’na teslim ettiğini’ bilerek ne yaptı? Zafer mi kazandı? Görkemini mi gösterdi? Gücünü mü sergiledi? Hizmet mi talep etti? ‘Bir havlu kuşandı ve öğrencilerinin ayaklarını yıkadı’!” (Maclaren)

iii. “Tanrı’nın sureti bir kul suretiyle yer değiştirmedi, kul suretinde ortaya çıktı. Öğrenciler ayakları yıkarken, o anda anlamamış olsalar da beden almış Söz’ün yetkisinin ve görkeminin nadir bir şekilde ortaya çıktığını ve Baba’nın karakterinin ender bir şekilde beyan edildiğini gördüler.” (Bruce)

iv. Yıllar sonra Petrus, Hıristiyanlara alçakgönüllülük hakkında yazarken o gün olanı şu şekilde ifade etmiştir: Birbirinize bağımlı olun. Hepiniz birbirinize karşı alçakgönüllülüğü kuşanın (1 Petrus 5:5). Daha açık bir dille ifade edersek Petrus şöyle söylüyordu: “Alçakgönüllülük önlüğünü belinizin etrafına kuşanın.” İsa’nın o gün yaptığı şey Petrus’un aklında ve yüreğinde yer etmişti.

4. (6-8) İsa, Petrus’un itirazlarının üstesinden geliyor ve onun ayaklarını yıkıyor.

İsa, Simun Petrus’a geldi. Simun, “Ya Rab, ayaklarımı sen mi yıkayacaksın?” dedi. İsa ona şu yanıtı verdi: “Ne yaptığımı şimdi anlayamazsın, ama sonra anlayacaksın.” Petrus, “Benim ayaklarımı asla yıkamayacaksın!” dedi. İsa, “Yıkamazsam yanımda yerin olmaz” diye yanıtladı.

a. Benim ayaklarımı asla yıkamayacaksın: Belki de Petrus şöyle düşündü: “Diğer öğrenciler İsa’nın ayaklarını yıkmalarına izin vererek asıl noktayı kaçırdılar. O bizim itiraz etmemizi ve O’nun çok yüce olduğunu, bizim ise O’nun ayaklarımızı yıkayamayacak kadar değersiz olduğumuzu ilan etmemizi istiyor.” Bu nedenle Petrus bu çarpıcı çıkışı yaptı.

i. “Yaptığı ölçüsüz bir alçakgönüllülük, gururlu bir tevazuydu.” (Trapp)

ii. Aynı zamanda Petrus, İsa’nın Kendisini, Petrus için böyle bir şekilde alçaltması karşısında açıkça rahatsızlık duymuştu. İsa’nın hizmetkâr yüreğini bu şekilde göstermesi, Petrus’un ve diğerlerinin gururlu görünmesine neden oluyordu.

iii. “Benim sözcüğü vurgulu değildir. Ayaklarının yıkanması doğal bir konudur; Petrus’u rahatsız eden bunu yapmak üzere olan Kişidir.” (Alford)

b. Yıkamazsam yanımda yerin olmaz: Petrus bunu İsa’dan kabul etmek zorundaydı. İsa bizim için bir örnek oldu. Eğer İsa’nın bizi yıkamak için sunduğu alçakgönüllü hizmeti kabul etmezsek, O’nunla hiçbir payımız olmaz.

·Petrus, Tanrı’nın egemenliğinin müjdesini duyurdu ve İsa’nın adıyla kötü ruhları kovdu – ama yine de ayaklarının yıkanması gerekiyordu.

·Petrus, İsa’nın, Musa ve İlyas’la birlikte görkeme büründüğünü gördü, bu inanılmaz bir ruhsal deneyimdi – ama yine de ayaklarının yıkanması gerekiyordu.

·Petrus inanılmaz bir iman eylemiyle adım attı ve suyun üzerinde yürüdü – yine de ayaklarının yıkanması gerekiyordu.

i. Bu ayak yıkama alçakgönüllülük konusunda güçlü bir dersti ama bundan daha fazlasıydı. Aynı zamanda İsa’nın kendisi tarafından temizlenmemiş olanlarla hiçbir paydaşlığının, hiçbir derin bağının olmadığını da gösterir.

ii. “Aynı iyi niyetli ama sahte alçakgönüllü tutum, onun (ve birçok insanın) Rabden gelmesi gereken, İsa’da pay alabilmek için hayati olan ruhsal temizliği kabul etmesine engel olur.” (Alford)

iii. İsa, “Eğer büyük bir kutsallığa sahip değilseniz, Benim yanımda yeriniz yok” demediği için minnettarız. “Kutsal Kitap uzmanı değilseniz, Benim yanımda yeriniz yok” demediği için mutluyuz. İsa’nın yanında yerimizin olması O’ndan sadece bir şey almakla başlar, kendi başımıza bir şey elde etmekle değil.

iv. İsa’nın bu ifadesi bize, gerçek anlamda ayak yıkamanın o kadar da önemli olmadığını göstermektedir. Yahuda’nın ayaklarını o gün orada yıkadı ama Yahuda‘nın, İsa’nın yanında yeri olmadı çünkü Yahuda İsa’nın burada kastettiği anlamda onun ayaklarını yıkamasına izin vermedi.

v. “Önemli olan vücudun bir parçasının yıkanması değil, İsa’nın Kendini alçaltıp gerçekleştirdiği eylemin kabul edilmesidir.” (Morris)

5. (9-11) Petrus İsa’ya kendisini tamamen yıkamasını söyler.

Simun Petrus, “Ya Rab, o halde yalnız ayaklarımı değil, ellerimi ve başımı da yıka!” dedi. İsa ona dedi ki, “Yıkanmış olan tamamen temizdir; ayaklarının yıkanmasından başka şeye ihtiyacı yoktur. Sizler temizsiniz, ama hepiniz değil.” İsa, kendisine kimin ihanet edeceğini biliyordu. Bu nedenle, “Hepiniz temiz değilsiniz” demişti.

a. Ya Rab, o halde yalnız ayaklarımı değil, ellerimi ve başımı da yıka! Petrus tam olarak yıkanmayı arzu etmesine rağmen, İsa’nın istediğini yapmasına izin verme konusunda hâlâ isteksizdi. Petrus İsa’ya ne yapması gerektiğini söylemek istiyordu. İsa – Kendisi her ne kadar herkesin hizmetkârı olsa da – hâlâ Tanrı’nın atadığı önderdi ve hâlâ Tanrı’nın atadığı önderdir. Petrus’un bu duruma egemen olmasına ve işleri yanlış bir yola sokmasına izin vermeyecekti.

i. “Petrus’un alçakgönüllülüğü, İsa’nın onun ayaklarını yıkamasının ters bir durum olduğunu garipseyecek kadardı; ancak Efendisine karşı çıkmasının ve ona emir vermenin uygunsuzluğunun bilincine varamadı.” (Dods)

ii. “Az önce Efendisine çok fazla yapıyorsun diyordu, şimdi ise bu kadarı yetmez diyordu.” (Dods)

iii. Bazen başkalarının bize hizmet etmesini kabul ederek bir hizmetkâr yüreği gösteririz. Eğer sadece hizmet eder ve hizmet edilmeyi reddedersek, bu köklü ve iyi gizlenmiş bir gururun işareti olabilir. “İnsanın alçakgönüllülüğü hizmet vermekle başlamaz; hizmet almaya hazır olmakla başlar. Çünkü hizmet verirken çok fazla gurur ve küçümseme olabilir.” (Temple)

b. Yıkanmış olan;… ayaklarının yıkanmasından başka şeye ihtiyacı yoktur: Fiziksel yıkanmayı ruhsal temizlik için bir simge olarak kullanmış olan köklü Kutsal Kitap geleneğini izleyen İsa, başlangıçtaki yıkanma ile devam eden yıkanmanın birbirinden farklı olduğunu öğretmiştir. İsa’ya ve İsa’nın çarmıhta bizim için yaptıklarına olan imanla yıkanmamız gerekir; bu bir anlamda bir kereye mahsus olarak yapılır. Ancak daha sonra İsa’yla olan ilişkimiz ve O’na olan güvenimiz sayesinde ayaklarımızı sürekli olarak yıkamalıyız.

i. “Tanrı’nın kâhini ilk takdis edildiğinde baştan ayağa yıkanır ve böylece mabette hizmet etmek üzere vaftiz edilirdi; ama kurban sunmaya her gittiğinde ayaklarını ve ellerini tunç kazanda yıkaması gerekirdi.” (Spurgeon)

6. (12-14) İsa ne yaptığını açıklıyor ve öğrencilerini Kendisini örnek almaya çağırıyor.

Onların ayaklarını yıkadıktan sonra giyinip yine sofraya oturdu. “Size ne yaptığımı anlıyor musunuz?” dedi. “Siz beni Öğretmen ve Rab diye çağırıyorsunuz. Doğru söylüyorsunuz, öyleyim. Ben Rab ve Öğretmen olduğum halde ayaklarınızı yıkadım; öyleyse, sizler de birbirinizin ayaklarını yıkamalısınız. 

a. Size ne yaptığımı anlıyor musunuz? İsa’nın tüm yaşamı öğrencileri için bir ders ve örnekti. Burada, az önce yaptıklarından çıkaracakları derse özellikle dikkat çekmenin önemli olduğunu hissetti. Ayaklarının yıkanmasının biranlamı vardı ve İsa bunun anlaşılmasını şansa bırakmayacaktı.

b. Siz beni Öğretmen ve Rab diye çağırıyorsunuz. Doğru söylüyorsunuz, öyleyim: İsa öğrencilerinin Kendisine olan bağlılıklarını kabul etmiş ve teşvik etmişti. İsa onların Öğretmeni ve Rab’biydi ve bu anlamda onlar için başka bir Öğretmen ya da Rab yoktu.

c. Sizler de birbirinizin ayaklarını yıkamalısınız: Onların Öğretmeni ve Rab’bi olan İsa, aynı alçakgönüllü, fedakâr sevgiyi birbirlerine de göstermelerini buyurdu. İsa’nın örneği onların davranışlarına ve eylemlerine damgasını vurmalıydı. Bu durum, İsa Mesih’i izleyen (O’na Öğretmen ve Rab diyen) herkes için geçerliydi ve geçerlidir, ancak Tanrı’nın halkı arasında önder olan ya da olmak isteyenler için daha da fazla olmalıdır.

i. “Eğer Tanrı’nın halkının en sıradan, en fark edilmeyen insanları için yapabileceğimiz bir iyilik ya da sevgi varsa, bunu yapmaya istekli olmalıyız – Tanrı’nın hizmetkârlarına hizmetkâr olmalıyız.” (Spurgeon)

ii. Sizler de birbirinizin ayaklarını yıkamalısınız: Bazıları bunu ayak yıkama törenleriyle yerine getirmeye çalışır. Kuşkusuz bu doğru yürekle yapılırsa bir bereket olabilir ama İsa burada dini bir törenden söz etmemektedir. “Her yıl tiyatral bir ayak yıkama töreni düzenlerler ve bu boş ve çıplak töreni yerine getirdiklerinde görevlerini en iyi şekilde yaptıklarını düşünürler ve sonra kardeşlerini hor görmekte özgür olurlar. Ama bu kadarıyla kalmazlar, on iki kişinin ayağını yıkadıktan sonra, Mesih’in bedenine ait olan herkese acımasızca eziyet ederler ve böylece Mesih’in yüzüne tükürmüş olurlar. Bu törensel komedi Mesih’le utanç verici bir şekilde alay etmekten başka bir şey değildir. Her ne olursa olsun, Mesih burada sözleriyle her yıl düzenlenen dini bir töreni emretmez, yaşamımız boyunca kardeşlerimizin ayaklarını yıkamak için hazır olmamızı söyler.” (Calvin, aktaran Morris)

iii. “Piskoposların, başrahiplerin ve hükümdarların Kutsal Perşembe günü yoksulların ayaklarını yıkadığı, özenle kurgulanmış geleneksel ayak yıkama ayini, Rabbimizin eylemini anabilir ancak durumun doğası gereği ruhunu pek yansıtmaz.” (Bruce)

d. Birbirinizin ayaklarını yıkamalısınız: Öğrenciler gibi biz de İsa’nın ayaklarını yıkamaktan memnuniyet duyarız. Ama O bize birbirimizin ayaklarını yıkamamızı söyledi. Birbirimiz için yaptığımız her şey ve dünyanın kirini, yenilginin ve cesaretsizliğin tozunu temizlediğimiz her şey ayak yıkamadır.

i. Ayakları kirli olanların ayaklarını yıkamak yerine onları eleştirmek ne kadar da kolaydır. “Dünya da eleştirir: eleştiri basınının işidir ve özel çevrelerin de işidir. Dedikoducuların şöyle dediğini duyarsınız: ‘Şu lekeyi görüyor musunuz? Bu adam bu sabah ne kötü bir yürüyüş yapmış olmalı: ayaklarına bak! Bataklıktan geçmiş herhalde çünkü üzerinde çamur izleri var. İşte bu sözler dünyanın yoludur. Oysa İsa’nın yöntemi çok farklıdır. O tek kelime etmez, leğeni alır ve lekeleri temizlemeye başlar. Yargılamayın ve kınamayın, hatalı olanın onarılmasını ve iyileşmesini isteyin.” (Spurgeon)

ii. Eğer birbirimizin ayaklarını yıkayacaksak, suyun sıcaklığına dikkat etmeliyiz. Bazen kaynar suda birbirimizi yıkamaya çalışıyoruz – başımızdan dumanlar çıkıyor ve çok hararetli oluyoruz. Bazen ise buz gibi suda yıkamaya çalışıyoruz – onlara karşı çok soğuk ve mesafeli oluyoruz. Su ne soğuk ne de sıcak olmalıdır. Ayrıca insanların ayaklarının kuru temizlemeyle yıkanmadığını unutmamalıyız. İsa bizi suyla yıkayıp tanrısal sözle temizledi (Efesliler 5:26), biz de başkalarına hizmet ederken aynı “suyu” kullanmalıyız.

7. (15-17) İsa’nın alçakgönüllü hizmet örneğini izlemenin önemi.

“Size yaptığımın aynısını yapmanız için bir örnek gösterdim. Size doğrusunu söyleyeyim, köle efendisinden, elçi de kendisini gönderenden üstün değildir. Bildiğiniz bu şeyleri yaparsanız, ne mutlu size!”

a. Size yaptığımın aynısını yapmanız için bir örnek gösterdim: İsa öğrencileri için bir örnekten çok daha fazlasıydı ve öğrencilerin de bir örnekten daha fazlasına ihtiyaçları vardı. Yine de İsa bu öğrenciler ve O’nu izleyecek olan herkes için kesinlikle bir örnek olmaya devam etti. Öğrenciler hem davranışlarında hem de eylemlerinde İsa’yı örnek almalıdırlar.

i. “Ruhlarımızı Temizleyen olarak İsa Mesih’e güvenmeye istekli olduğunu iddia eden ama O’nun Örneğini yaşamlarımız için bir model olarak kabul etmeye pek de istekli olmayan ne de çok insan var.” (Maclaren)

b. Köle efendisinden, elçi de kendisini gönderenden üstün değildir: Eğer efendimiz ve bizi gönderen İsa, bu şekilde alçakgönüllülükle hizmet ettiyse, O’nun hizmetkârlarının ve gönderdiği kişilerin de böyle yapması çok daha uygundur.

i. Elçi de kendisini gönderenden: “Yuhanna’nın Müjde kitabında ‘Gönderilen kişi’ anlamına gelen (Grekçe apostolos) sözcüğünün geçtiği tek yer burasıdır ve bir unvan olarak ‘elçi’ anlamında kullanılmamıştır.” (Bruce)

ii. “Elçileri olarak gönderdiği kişilerin Kendisiyle ve Tanrı’yla özdeşleşeceklerinin güvencesini verir.” (Dods)

c. Bildiğiniz bu şeyleri yaparsanız, ne mutlu size: Alçakgönüllü olmak ve hizmetkâr olmak üzerinde konuşup durmak pek anlamlı değildir. Ama hizmetkâr olmayı uygulamamız Tanrı’yı hoşnut eder, çağrımızı yerine getirir, bereket ve mutluluk verir.

i. “Eğer kilisede şöyle bir pozisyon varsa, çalışanın çok emek vermesi ve bunun karşılığında hiçbir teşekkür almayacağı bir konum varsa, bu işi kabul edin ve bundan memnun olun. Çok az kişinin yapmak isteyeceği ya da yaptığında takdir görmeyeceği bir hizmeti yerine getiriyorsanız, bunu kutsal bir keyifle yapın. Alçakgönüllü bir işi arzulayın ve onu elde ettiğinizde devam etmekten hoşnut olun. En düşük mevkiler için acele etmeye gerek yok, bu tür işleri alarak kimsenin işini elinden almış olmazsınız.” (Spurgeon)

B. İsa, Yahuda’yı kayırır ve sonra onu gönderir.

1. (18-20) İsa masada bulunanlardan birinin O’na ihanet edeceğini açıklıyor.

“Hepiniz için söylemiyorum, ben seçtiklerimi bilirim. Ama, ‘Ekmeğimi yiyen bana ihanet etti’ diyen Kutsal Yazı’nın yerine gelmesi için böyle olacak. Size şimdiden, bunlar olmadan önce söylüyorum ki, bunlar olunca, benim O olduğuma inanasınız. Size doğrusunu söyleyeyim, benim gönderdiğim herhangi bir kimseyi kabul eden beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de beni göndereni kabul etmiş olur.”

a. Ben seçtiklerimi bilirim: İsa bir kişiyi seçtiğinde onu tanır. O kişilerin kim olduklarını ve ne yapacaklarını bilmeden seçim yapmaz. İsa’nın öğrencilerine, yakında gerçekleşecek olan ihanete şaşırmadığını söylemesi önemliydi.

b. Ekmeğimi yiyen bana ihanet etti: İsa bunu söylerken aklında Mezmur 41:9 vardı. Haince, beklenmedik bir saldırı ya da bir kişiden acımasız bir şekilde yararlanma anlamını taşıyordu. Kutsal Kitap kültürünün konukseverlik ve ortak sofra kurallarına göre, “Benimle ekmek yiyen biri daha sonra bana karşı ihanet ederse, bu büyük bir ihanet ve kalleşliktir” anlamına geliyordu.

c. Size şimdiden, bunlar olmadan önce söylüyorum ki, bunlar olunca, benim O olduğuma inanasınız: İsa öğrencilerine, içlerinden birinin Kendisine ihanet edeceğini, bunu yeni öğrendiği için söylemedi. Bunu başından beri biliyordu. İsa bunu onlara, sadık öğrencilerinin İsa’ya olan güvenlerini kaybetmemeleri için söyledi.

d. Benim gönderdiğim herhangi bir kimseyi kabul eden beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de beni göndereni kabul etmiş olur: İsa tüm öğrencilerine – sadık olanlara da Yahuda’ya da – işinin henüz bitmediğini hatırlattı. Yahuda kazanamayacaktı; İsa’nın işi devam edecekti ve öğrenciler İsa’nın temsilcileri olarak gönderileceklerdi. Ayrıca Yahuda’nın, İsa’yı reddetmenin Kendisini gönderen Tanrı’yı reddetmek anlamına geldiğini bilmesini istedi.

2. (21-26) İsa, Yahuda’yı kendisine ihanet eden kişi olarak tanıtıyor ve Yahuda’ya son bir kez sevgisini gösteriyor.

İsa bunları söyledikten sonra ruhunda derin bir sıkıntı duydu. Açıkça konuşarak, “Size doğrusunu söyleyeyim, sizden biri bana ihanet edecek” dedi. Öğrenciler, kimden söz ettiğini merak ederek birbirlerine baktılar. Öğrencilerinden biri İsa’nın göğsüne yaslanmıştı. İsa onu severdi. Simun Petrus bu öğrenciye, kimden söz ettiğini İsa’ya sorması için işaret etti. O da İsa’nın göğsüne yaslanmış durumda, “Ya Rab, kimdir o?” diye sordu. İsa, “Lokmayı sahana batırıp kime verirsem odur” diye yanıtladı. Sonra lokmayı batırıp Simun İskariot’un oğlu Yahuda’ya verdi.

a. Ruhunda derin bir sıkıntı duydu: Yahuda’nın İsa’ya ihanet etmesi O’nda derin bir sıkıntı yarattı. İsa, çarmıh acılarını çevreleyen olaylarla ilgili hissiz ya da duygusal olarak kopuk değildi. Yahuda’yı seviyordu ve kendisinden çok Yahuda’nın iyiliği için üzülüyordu.

i. “Yuhanna, İsa’yı duruma hakim olarak resmetmesine rağmen, O’nu içinden geçtiği olaylardan etkilenmemiş olarak düşünmemizi istemez.” (Morris)

b. Size doğrusunu söyleyeyim, sizden biri bana ihanet edecek: İsa, içlerinden birinin hain olduğunu açıklayarak, bu olayların kontrolünün kendisinde olduğunu gösterdi; gafil avlanmamıştı.

c. Kimden söz ettiğini merak ederek birbirlerine baktılar: Öteki öğrenciler için bu kişinin Yahuda olup olmadığı açık değildi. Bu anlamda Yahuda’da şüpheli bir şey yoktu. İsa’nın, içlerinden herhangi birinin yapabileceği bir tür kaza sonucu, kasıtsız ihaneti mi kastedip kastetmediğini merak ettiler (Matta 26:22).

d. Simun Petrus bu öğrenciye, kimden söz ettiğini İsa’ya sorması için işaret etti: Petrus’un, (burada İsa onu severdi sözleriyle tarif edilen öğrenci olan) Yuhanna’ya sorduğu soru, önleyici bir tedbir alma arzusundan kaynaklanmış olabilir. Petrus, İsa’ya gizlice soramayacağı için Yuhanna’ya sordurdu.

i. “Petrus’un hainin kimliği hakkında bilgi almak için İsa’nın sevdiği öğrenciye işaret etmesi, Petrus’un, İsa’nın hemen yakınında olmadığını göstermektedir; aksi takdirde O’nunla doğrudan konuşabilirdi.” (Tasker)

ii. İsa onu severdi: Yuhanna, Müjde kitabında bu ifadeyi dört kez kullanmıştır ve her biri de bir şekilde çarmıhla bağlantılıdır.

·Burada, üst kattaki odada (Yuhanna 13:23).

·İsa’nın çarmıha gerilmesi sırasında (Yuhanna 19:26).

·Boş mezarda (Yuhanna 20:2).

·Celile Gölü’nde dirilmiş olan İsa’yla birlikteyken (Yuhanna 21:20).

iii. “Birçok nedenden dolayı bu öğrencinin Yuhanna olması gerektiğini biliyoruz ama yine de kim olduğunu söylemiyor. Yuhanna’yı İsa’nın sevgisinin arkasına gizliyor, bu da Yuhanna’nın Mesih’in sevgisiyle yüceltildiğini ama bununla bencilce övünmediğini kanıtlar.” (Spurgeon)

e. O da İsa’nın göğsüne yaslanmış durumda… sordu: Bunun gibi özel ya da dini bir yemekte, U şeklinde bir masanın etrafında yerde uzanırlar, sol dirseklerine yaslanıp sağ elleriyle yemek yerlerdi. Öyle görünüyor ki, Yuhanna İsa’nın yanındaki pozisyonundan, arkasına yaslanıp İsa’yla sessizce konuşabilecek ve yine de duyulabilecek kadar yakın olabiliyordu.

i. İsa’nın iki yanında birer öğrenci oturuyordu. “Onlardan biri kutsal Yuhanna, öbürü şeytan Yahuda’ydı. Biri Vahiy’i görendi, diğeri ise azap oğluydu.” (Spurgeon)

ii. “Şeref köşesi asıl kişinin solunda ve dolayısıyla biraz gerisindeydi. İkinci yer ise asıl kişinin sağındaydı ve konuk orada başını ev sahibinin göğsüne koyardı. Açıkça görüldüğü gibi bu, İsa’nın sevdiği öğrencinin bulunduğu konumdu.” (Morris)

iii. “Hahamların kaynaklarında da açıkça belirttikleri gibi, sofradaki normal duruş şekli oturmaktı; uzanmak ise eğlenceler, düğün ziyafetleri ve benzeri özel yemekler için ayrılmış bir duruş şekliydi.” (Bruce)

iv. “‘Uzanmak’ gibi kullanılan fiiller, bu yemeğin ‘(resmi) Fısıh bayramından önce’ (Yuhanna 13:1) olmasına rağmen, katılımcılar tarafından yine de bir Fısıh yemeği olarak değerlendirildiğini göstermektedir.” (Bruce)

f. Lokmayı sahana batırıp kime verirsem odur: Lokmayı sahana batırıp vermek, ziyafette kadeh kaldırmak gibiydi, özel bir onur ifade ederdi. Bu bir nezaket ve saygı göstergesiydi.

i. “Yahuda’nın baş köşede oturuyor olması pek olası görünmüyor. Matta’nın anlatımından, İsa’nın onunla diğer öğrenciler duymadan konuşabildiği anlaşılmaktadır (Matta 26:25).” (Morris)

ii. “Ev sahibinin konuğunu onurlandırmak için lokmayı kendisine sunması adetinde olduğu gibi, İsa’nın lokmayı sahana batırıp Yahuda’ya sunması, kötülüğü iyilikle yenmeye çalışan ilahi sevginin bir işaretidir.” (Tasker)

iii. Bazen insanların bize karşı olmadıkları halde bize karşı olduklarını düşünürüz ve bu bizi kuşkulandırır, tatsızlaştırır ve korkutur. İsa Yahuda’nın kendisine karşı olduğunu biliyordu ama yine de sevgisini ve iyiliğini azalmak yerine daha da artırdı. Hatta İsa, Yahuda’nın hain olduğunu diğer öğrencilere açıklamaksızın ona tövbe etme şansı bile verdi.

iv. Yemekte önce öğrencilerinin ayaklarını yıkanmasıyla, çarmıhtan önce görülmemiş derecede fedakâr bir sevgi ve hizmet sergilemişti. Şimdi, Yahuda’ya, yemeğe batırılmış lokmayı vermesi, çarmıhtan önce düşmanlara duyulan sevginin doruk noktasını göstermektedir.

v. İsa, hainin kimliğini Yuhanna’ya bildirmiş ve görünüşe göre diğer öğrencilerden hiçbirine söylememişti. Yuhanna Yahuda’yı durdurmamış ya da ona karşı çıkmamıştır ve bunun nedenini de açıklamamıştır. Belki de İsa’nın söylediklerini hemen kavrayamadı ya da o kadar şaşırtıcı buldu ki, bir an için kafası karıştı.

3. (27-30) Yahuda’nın ayrılışı.

Yahuda lokmayı alır almaz Şeytan onun içine girdi. İsa da ona, “Yapacağını tez yap!” dedi. Sofrada oturanların hiçbiri, İsa’nın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı. Para kutusu Yahuda’da olduğundan, bazıları İsa’nın ona, “Bayram için bize gerekli şeyleri al” ya da, “Yoksullara bir şey ver” demek istediğini sandılar. Yahuda lokmayı aldıktan hemen sonra dışarı çıktı. Gece olmuştu.

a. Yahuda lokmayı alır almaz Şeytan onun içine girdi: İsa’ya ihanet etmek Yahuda’nın yüreğinde zaten vardı (Yuhanna 13:2). Ancak Yahuda, İsa’nın sevgisini ve lütfunu reddettiğinde, içinde bir şeyler koptu ve Şeytan onun içine girdi.

i. “Yahuda bu ikramı kabul etmekle, sevginin çekiciliğine karşı tamamen duyarsız olduğunu gösterir ve o andan itibaren tamamen Şeytan’ın oyuncağı olur.” (Tasker)

ii. “Efendisi ona izin vermemiş olsaydı, Şeytan onun içine giremezdi. Düşmana ‘Hayır’ demeye istekli olsaydı, Efendisinin tüm şefaat gücü onu güçlendirmek için orada, o an hazırdı.” (Bruce)

b. Yapacağını tez yap: İsa, Yahuda’nın artık vicdanına ya da yüreğine hitap edemeyeceğini biliyordu. Yahuda rotasını belirlemişti, bu işi bitirmek en iyisiydi. Yahuda artık efendinin kendisi olduğuna inanıyordu; İsa, Yahuda’nın yaptıklarıyla uğraşmak zorunda kalacaktı. Yahuda’nın kendini kandırması ne kadar çabuk sona ererse o kadar iyiydi.

i. Matta 26:25 bize, İsa’nın Yahuda’ya söylediği başka bir şeyi anlatır. İsa içlerinden birinin O’na ihanet edeceğini söylediğinde (Yuhanna 13:21), hepsi, “Beni demek istemedin ya?” diye sordular (Matta 26:22). İsa’nın hemen yanında oturan Yahuda bunu sorduğunda, İsa ona özel olarak, “Söylediğin gibidir” dedi (Matta 26:25). Asıl önemli nokta şu ki, Yahuda İsa’nın bildiğini (Yahuda’nın Efendisine ihanet edeceğini bildiğini) biliyordu.

ii. “O anda Yahuda’ya iki şey cazip geldi: Biri, fark edildiğine inandı; diğeri, hala sevildiğine dair harika bir güvenceyle doldu çünkü kendisine uzatılan lokma armağanı bir dostluk göstergesiydi. Kalbini her ikisine de kapadı; ve kalbini Mesih’e kapadığı gibi Şeytan’a açtı.” (Maclaren)

c. Sofrada oturanların hiçbiri… anlamadı: Eğer anlasalardı (özellikle de Petrus) Yahuda’yı durdururlardı. Yahuda’nın ya yemeğin masraflarını ödemek ya da yoksullara bir şeyler vermek için tüm grup adına yapması gereken bir işi olduğuna inanıyorlardı.

i. “Yoksullara bir şey ver” demek istediğini: “Rabbimizin ve öğrencilerinin halkın yardımlarıyla yaşadıkları iyi bilinir; yine de bu şekilde ellerine geçenlerden sadaka verdiler. Buradan öğreniyoruz ki, kendileri hayırseverlik geliriyle yaşayanların bile, daha derin sıkıntı ve yoksulluk içinde olanlarla biraz paylaşmaları beklenir.” (Clarke)

d. Hemen sonra dışarı çıktı: Yahuda, İsa’nın sevgisini ve lütfunu gösteren lokmanın tadı hala ağzındayken, öğrenci arkadaşlarından ayrıldı, Efendisini terk etti ve gecenin karanlığında kayboldu. Belki de daha önce yemekte yaşananlar Yahuda’nın karar vermesine neden olmuştu – belki de ayak yıkayan bir Mesih’le, böylesine alçakgönüllü bir davranışta bulunan bir Mesih’le hiçbir şey yapmak istemiyordu.

i. “Ancak onun eylemi tesadüfen gelişen bir ihanetten çok daha fazlasıydı; o kendini kötülüğün gücüne satmıştı.” (Tenney)

ii. Yahuda bize, düşmüş insanın bir örnekten ve hatta iyi bir öğretiden daha fazlasına ihtiyacı olduğunu gösterir. Yahuda en iyi örneğe ve en büyük Öğretmene sahipti ama yine de kaybolmuştu.

C. Yeni bir emir.

1. (31-32) İsa çarmıhı yüce bir aşağılanma değil, yüceliğin en doruk noktası olarak ilan ediyor.

Yahuda dışarı çıkınca İsa, “İnsanoğlu şimdi yüceltildi” dedi. “Tanrı da O’nda yüceltildi. Tanrı O’nda yüceltildiğine göre, Tanrı da O’nu kendinde yüceltecek. Hem de hemen yüceltecektir.”

a. İnsanoğlu şimdi yüceltildi: Yahuda oradan ayrıldığında, İsa tutuklanması, yargılanması, aşağılanması, mahkûm edilmesi, dövülmesi, çarmıha gerilmesi ve gömülmesi için her şeyin hazır olduğunu biliyordu. Yaklaşan ölümden yüceltileceği saat olarak söz etmişti (Yuhanna 12:23). Artık bunun gerçekleşme sırası gelmişti.

i. “Bazılarının düşündüğü gibi, Yahuda’nın orada bulunması Mesih’in yüceltilmesiyle başlayan kurtuluş sürecini engellemedi, tam tersine Yahuda’nın oradan ayrılmasıyla başlattığı eylem bu kurtuluş sürecinin GERÇEK BAŞLANGICIYDI.” (Alford)

b. Yüceltildi… yüceltildi… yüceltildiğinde… yüceltecek… yüceltecektir: İsa iki ayette yücelikten beş kez söz etmiştir. Dünya çarmıha baktı ve haklı olarak sadece aşağılanmayı, rezil olmayı, lanetlenmeyi gördü. İsa çarmıha baktı ve çarmıhta nelerin gerçekleşeceğini bildiği için içtenlikle yücelik diyebildi.

i. Çarmıh İsa’nın yüreğini en mükemmel şekilde ortaya çıkardı; ve İsa için tanınmak yüceltilmek demekti. İsa’nın sevgisi yeni bir şekilde ortaya çıkmak üzereydi. “Eğer İsa’nın ölümü O’nu yüceltiyorsa, bunun nedeni, ne kadar adil olursa olsun yaşamla gerçekleşmeyen; ne kadar bilge ve şefkatli olursa olsun sözlerle gerçekleşmeyen; ne kadar onarıcı ve iyileştirici olursa olsun mucizelerle tam olarak yapılamayan bir şeyin bu ölümle gerçekleşmiş olmasıdır.” (Maclaren)

ii. “İsa yücelikten söz ederken çarmıha bakmaktadır. Origen bu yücelik fikrini ifade etmek için çarpıcı bir ifade olan ‘alçakgönüllü yücelik’ ifadesini kullanır.” (Morris)

iii. “Ölümünü yüceliği olarak adlandırır, dikenli tacını Süleyman’ın ihtişamlı tacından daha değerli görür; sırtındaki yaraları süs, yüzüne aldığı darbeleri külçe altın, bedenindeki kesikleri mücevher, üzerine atılan tükürükleri hoş bir merhem, çarmıhı tahtı olarak görür.” (Trapp)

2. (33) İsa yakında ayrılacağını açıkça bildiriyor.

“Çocuklar! Kısa bir süre daha sizinleyim. Beni arayacaksınız, ama Yahudiler’e söylediğim gibi, şimdi size de söylüyorum, benim gideceğim yere siz gelemezsiniz.”

a. Çocuklar: Müjde kitaplarında, İsa’nın öğrencilerine çocuklar diye hitap ettiği tek yer burasıdır. Bunu bir hakaret olarak söylememiştir. Bunu bir şefkat, ilgi ve onların şu anki bağımlılıklarını ve olgunlaşmamışlıklarını kabul etme duygusuyla söylemiştir.

b. Kısa bir süre daha sizinleyim… benim gideceğim yere siz gelemezsiniz: Bu sözler, öğrencilerde bir deprem etkisi yaratmış olmalı. İsa’yı izlemek için her şeylerini bırakmışlardı ve O, Mesih olarak İsrail’in siyasi kontrolünü ele geçirdiğinde, O’nun yönetiminde yüksek rütbeli memurlar olmayı bekliyorlardı. Üç yıl sonra şimdi ise O’nun gitmekte olduğunu duydular.

3. (34-35) İsa yeni bir buyruktan söz ediyor.

“Size yeni bir buyruk veriyorum: Birbirinizi sevin. Sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin. Birbirinize sevginiz olursa, herkes bununla benim öğrencilerim olduğunuzu anlayacaktır.”

a. Yeni bir buyruk: Burada yeni sözcüğü için Grekçe’de özel bir sözcük kullanılmaktadır, yeni ya da farklı olmaktan ziyade tazelik ya da eskimiş olanın tersi anlamına gelir. Bu buyruk yeni icat edilmiş değildir ama yeni ve taze bir şekilde sunulacaktır.

i. “‘Yeni’ (kainen) temel olarak ‘yeni’ ya da ‘farklıdan’ ziyade tazelik ya da ‘eskimişin’ zıddı anlamına gelir.” (Tenney)

ii. “Yeni buyruk’ (Vulgate’da geçen haliyle mandatum novum) Son Akşam Yemeği’nin yıldönümüne adını vermiştir: Maundy Thursday[1].” (Bruce)

b. Birbirinizi sevin: Yeni buyruğun İsa’yı olağanüstü bir şekilde sevmek anlamına gelen bir buyruk olduğunu düşünmüş olabiliriz. Bunun yerine, İsa öğrencilerini ve bizi, birbirimizi sevmeye yönlendirerek, İsa Mesih’in takipçileri arasında özel bir sevginin bulunması gerektiğini vurgulamıştır.

c. Sizi sevdiğim gibi: Sevme buyruğu yeni değildi; ama İsa tarafından sergilenen sevginin kapsamı yeniydi, tıpkı çarmıhta sergilenecek sevgi gibi. Sevgi İsa’nın bıraktığı örnek ile yeniden tanımlanıyordu.

i. “Komşumuzu kendimiz gibi sevmeliyiz ama Hıristiyan kardeşlerimizi Mesih’in bizi sevdiği gibi sevmeliyiz ve bu sevgi kendimizi sevmemizden çok daha fazlasıdır.” (Spurgeon)

d. Herkes bununla benim öğrencilerim olduğunuzu anlayacaktır: İsa, öğrencileri olmanın belirleyici işaretinin sevgi olacağını söylemişti. Bu, dış dünyaya duyulan sevginin önemsiz ya da ilgisiz olduğu anlamına gelmiyordu, ama ilk sırada değildi. Öğrenciliğin başka ölçütleri de vardır ama onlar bu işaretten sonra gelir.

·Eğer birbirimize sevgimiz olursa İsa bizi öğrencileri olarak işaretleyecektir.

·Eğer birbirimize sevgimizle olursa kendimizi İsa’nın öğrencisi olarak tanıtabileceğiz.

·Dünya, birbirimize olan sevgimizle bizim O’nun öğrencileri olduğumuzu anlayabilir.

i. “Tertullian kendi döneminde (Yuhanna’nın Müjde kitabının yayınlanmasından bir yüzyıl sonra) putperestlerin Hıristiyanlar için, ‘Bakın birbirlerini nasıl da seviyorlar!’ dediklerini aktarır.” (Bruce)

4. (36-38) Petrus’un İsa’yı inkâr edeceği önceden bildiriliyor.

Simun Petrus O’na, “Ya Rab, nereye gidiyorsun?” diye sordu. İsa, “Gideceğim yere şimdi ardımdan gelemezsin, ama sonra geleceksin” diye yanıtladı. Petrus, “Ya Rab, neden şimdi senin ardından gelemeyeyim? Senin için canımı veririm!” dedi. İsa şöyle yanıtladı: “Benim için canını mı vereceksin? Sana doğrusunu söyleyeyim, horoz ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin.”

a. Ya Rab, nereye gidiyorsun: Petrus (ve diğer öğrenciler) İsa’yı henüz anlamamışlardı. Petrus belki de İsa’nın onlar olmadan uzun bir yolculuğa çıkacağını düşünüyordu. Petrus daha fazla açıklama istedi.

b. Gideceğim yere şimdi ardımdan gelemezsin, ama sonra geleceksin: Petrus anlamadı ama İsa anladı. İsa, Petrus’un şimdi ölümüne kadar kendisinin ardından gidemeyeceğini ama daha sonra gideceğini anlamıştı.

c. Ya Rab, neden şimdi senin ardından gelemeyeyim: Petrus kendisinin İsa’nın öğrencisi olduğunu biliyordu ve öğrencinin görevi öğretmenin ardından gitmekti. Petrus kendisini İsa öğrencisi olmaya o kadar adamıştıki, O’nun ardından gitmekle kalmadı ama senin için canımı veririm sözü de onun için gerçek olacaktı.

i. Petrus’a inanıyoruz. O anda İsa için canını verebilirdi ama daha sonra başarısız oldu çünkü adanmışlığı duygulara dayanıyordu ve yakında ortaya çıkacak olan krizde duygular onu başarısızlığa uğratacaktı.

ii. Yahuda’nın İsa’yı inkârının kasıtlı ve planlı olduğunu söyleyebiliriz; Petrus’un İsa’yı inkârı ise kazara olmuş ve kendiliğinden gelişmiştir. Petrus’un inkârı korkunçtu ama Yahuda’nın yaptığıyla şeyle aynı değildi.

iii. İlerleyişi artık duygular üzerine değil, İsa’nın çarmıhtaki işi ve Kutsal Ruh’un gücü üzerine kurulduğunda farklı bir Petrus görürüz. “Petrus onun için ölmeden önce, Mesih Petrus için ölmelidir.” (Clarke)

d. Beni üç kez inkâr edeceksin: Petrus kendinden emin bir şekilde İsa’yı izleyeceğini ve hatta onun için öleceğini söyledi. Ancak denenme geldiğinde İsa yüzünden kendisiyle alay edilmesine dayanamadı. Ona göre bir hizmetçi kızın dili bir celladın kılıcından daha keskindi. Ertesi sabah gün ağarmadan önce İsa’yı tanıdığını üç kez inkâr edecekti.

i. “Petrus karşı çıktığında, Rabbimiz ona, içinde gizlenen tüm zayıflığı ondan daha iyi bildiğini gösterdi.” (Morgan)

ii. “Horoz ötmesi, Romalıların dört gece nöbetinden üçüncüsüydü, gece yarısı ile şafak vaktinin ortasıydı.” (Bruce)

iii. İnkâr onun belleğine kazındı. Petrus, Elçilerin İşleri 3’te vaaz verirken onları İsa’yı inkâr etmekle suçladı (Elçilerin İşleri 3:14). Yaşamının sonlarına doğru bazı tehlikeli kişileri Rab’bi inkâr edenler olarak tanımlamıştı (2 Petrus 2:1).


[1]Türkçe: ‘Kutsal Perşembe’, (Ç.n.)

©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik