Yuhanna 12 – Saat Geldi

A. Beytanya’da bir akşam yemeği.

1. (1-2) Lazar yemek yiyor, Marta hizmet ediyor.

İsa, Fısıh Bayramı’ndan altı gün önce, ölümden dirilttiği Lazar’ın bulunduğu Beytanya’ya geldi. Orada kendisi için bir ziyafet düzenlediler. Marta hizmet ediyordu. İsa’yla birlikte sofrada oturanlardan biri de Lazar’dı.

a. Fısıh Bayramı’ndan altı gün önce: Yuhanna bize bu haftanın İsa’nın ölümünden ve gömülmesinden hemen önceki hafta olduğunu söyleyerek belli bir zaman belirtmiştir. Yuhanna’nın Müjdesi’nin neredeyse yarısı bu son haftaya ayrılmıştır. Matta, Müjde’sinin %33’ünden fazlasını, Markos yaklaşık %40’ını ve Luka %25’inden fazlasını bu son haftaya ayırmıştır – İsa’nın tüm yaşamının yedi gününe.

b. Orada kendisi için bir ziyafet düzenlediler: İsa, çarmıha gerilmesinden bir haftadan kısa bir süre önce, muhtemelen Lazar’ın ölümden dirilişini kutlamak için Beytanya’da bir akşam yemeğine katıldı. İsa’nın aklında onca şey varken ve Fısıh Bayramı için Yeruşalim’e gelmesiyle başına gelecekleri biliyorken, bu yemeğe katılması bile dikkat çekicidir. Çoğu kişi insan içine karışmak istemezdi.

i. “Sofrada bencilce herkesten uzak durarak ev sahiplerini üzmek istemedi. Ziyafetin nedeni, 1. ve 2. ayetlerde iki kez söz edilen Lazar’ın dirilmesidir.” (Maclaren)

ii. Orada kendisi için: “(A.V. tercümesinin atladığı) ‘bu nedenle’ ifadesi, Lazar’ın kurtulması nedeniyle ev halkının İsa’yı akşam yemeğinde ağırlayarak gösterdikleri minnettarlığa işaret eder.” (Trench)

c. Marta hizmet ediyordu: Bu yemeğin cüzamlı Simun’un evinde olduğu anlaşılmaktadır (Matta 26:6 ve Markos 14:3). Kendisinin arkadaşları Marta, Lazar ve Meryem de yemeğe katılmışlardı. Marta ev sahibesi gibi göründüğü için, bazıları cüzamlı Simun’un Meryem, Marta ve Lazar’la akraba olduğunu, hatta Marta’nın kocası olduğunu düşünmüştür. Bilinen geleneklere göre hareket edildiyse, bu yemek köyün erkeklerine sunulmuştu ve Marta ile öteki kadınlar hizmet ediyordu.

i. Hayalimizde Marta’yı İsa’ya en iyi yemekleri getirirken ve daha fazla yemesi için O’na baskı yaparken düşünebiliriz. İsa’ya hizmet ettiği için çok minnettardı ve çok mutluydu. Hizmeti takdir edilmiş ve değer görmüştü.

ii. “Yuhanna, Markos ve Matta gibi, Beytanya’daki ev sahibinin cüzamlı Simun olduğunu belirtmez. Luka 7’deki öyküde ev sahibi Ferisi Simun, Markos’ta bahsedilenden neredeyse büyük bir kesinlikle farklı bir Simun’dur. Simun çok yaygın bir Yahudi ismiydi.” (Tasker)

iii. “Önemli sayılabilecek tek tutarsızlık, Sinoptik Müjde yazarlarının bu bayramı sadece Fısıh’tan iki gün öncesine yerleştiriyor gibi görünmeleridir. Ancak onlar bu ziyafeti parantez içinde aktarıp, Yahuda’nın ihanetini tetikleyen bir neden olarak açıklamak amacıyla anlatırlar ve bu nedenle kronolojik sıralamaya sıkı sıkıya bağlı kalmazlar.” (Dods)

2. (3) Meryem İsa’nın ayaklarını meshediyor.

Meryem, çok değerli saf hintsümbülü yağından yarım litre kadar getirerek İsa’nın ayaklarına sürdü ve saçlarıyla ayaklarını sildi. Ev yağın güzel kokusuyla doldu.

a. Meryem, çok değerli saf hintsümbülü yağından yarım litre kadar getirerek İsa’nın ayaklarına sürdü: Meryem yemeğin ortasında İsa’ya olağanüstü bir armağan verdi. Misafirin ayaklarını yıkamak alışılmadık bir şey değildi ama bunu yemek sırasında yapmak, ayakları yıkamak için çok değerli saf hintsümbülü yağı sürmek ve saçlarını bir tür havlu gibi kullanıp saçlarıyla konuğun ayaklarını silmek görülmüş birşey değildi.

·Meryem’in hediyesi son derece mütevazıydı. Bir misafir eve girdiğinde, genellikle misafirin ayakları suyla yıkanır ve başı bir parça yağ ya da parfümle meshedilirdi. Burada Meryem bu değerli yağı kullandı ve İsa’nın ayaklarına sürdü. Kendisi için çok değerli olan yağı, sadece İsa’nın ayaklarına dökmeye uygun gördü. “Ayaklarla ilgilenmek en düşük kölenin göreviydi. Bu nedenle Meryem’in eylemi büyük bir bağlılığın yanı sıra büyük bir alçakgönüllülüğü de ifade ediyordu.” (Morris)

·Meryem’in armağanı ölçüsüz denecek kadar aşırıydı. Çok değerli bir yağ olan saf hintsümbülü yağından çok miktarda (yarım litre kadar) kullanmıştı. Baharatlar ve yağlar genellikle maddi yatırım olarak kullanılırdı çünkü küçüktüler, taşınabilirdiler ve satılmaları kolaydı. Yahuda bu yağın 300 dinar değerinde olduğuna inanıyordu (Yuhanna 12:5), bu da bir işçinin bir yıllık maaşına denkti.

·Meryem’in armağanı son derece saf ve özveriliydi. Sadece pahalı yağı hediye etmekle kalmamış, saçlarıyla İsa’nın ayaklarını silmiştir. Bu, saçlarını herkesin içinde açtığı anlamına gelir ve Yahudi bir kadının pek yapmayacağı bir şeydir.

i. Hintsümbülü yağı: “Hem Yuhanna hem de Markos bu yağı pistikos sıfatıyla tanımlar (Markos 14:3). İşin tuhafı, hiç kimse bu sözcüğün ne anlama geldiğini bilmemektedir. Dört olasılık bulunmaktadır. Sadık ya da güvenilir anlamına gelen pistos sıfatından geliyor olabilir ve bu yüzden hakiki anlamına gelebilir. İçmek anlamına gelen pinein fiilinden geliyor olabilir ve bu nedenle sıvı anlamına gelebilir. Bir tür ticari ürün ismi olabilir ve sadece pistik nard yağı olarak çevrilmesi gerekebilir. Antepfıstığı anlamına gelen bir kelimeden geliyor olabilir ve antepfıstığımdan çıkarılan özel bir tür esans olabilir. Her ne olursa olsun, bu yağ özellikle değerli bir yağ türüydü.” (Barclay)

ii. “Doğru, çok pahalıydı ama onun için harcanıyorsa, harcanan tek bir kuruş bile fazla değildi. Yarım litre kadardı ama ona sunulmak üzere bu miktar hiçbir zaman fazla sayılmazdı. Kokusu çok güzeldi ama ona sunulacak bir şey hiçbir zaman fazla güzel değildir.” (Spurgeon)

iii. “Yahudi bir hanımın toplum içinde saçlarını asla açmaması, bu eylemi daha da çarpıcı hale getirmektedir. Görünüşe göre bu gevşek bir ahlakın göstergesiydi. Ancak Meryem halkın tepkisini hesaba katmaya gerek bile görmedi. Yüreği Rabbine yöneldi ve bu güzel ve dokunaklı hareketle duygularının bir kısmını ifade etti.” (Morris)

iv. Tüm bu anlatılanlarda Meryem, İsa’ya adanmışlığın canlı bir örneğidir. “Meryem’in yaşamı üç unutulmaz resimle tasvir edilmiştir ve her birinde de Meryem, İsa’nın ayaklarının dibindedir.” (Eerdman)

·Luka 10:39: Meryem İsa’nın ayaklarının dibine oturup öğrendi.

·Yuhanna 11:32: Meryem İsa’nın ayaklarına kapanıp kendini teslim etti.

·Yuhanna 12:3: Meryem İsa’nın ayaklarını yağ sürdü ve İsa’yı onurlandırdı.

v. “Onun ayaklarının dibinde oturup onu dinlemelisiniz, bu olmadan onun ayaklarına yağ süremezsiniz; o tanrısal öğretisini sizin içinize işlemelidir, bu olmadan onun ayaklarına asla değerli bir yağ süremezsiniz.” (Spurgeon)

b. Ev yağın güzel kokusuyla doldu: Koku alma duyusu bellekte uzun süreli izler bırakır, Yuhanna da Meryem’in sürdüğü hoş kokulu yağın tüm evi nasıl güzel bir kokuyla sardığını unutamamıştı.

3. (4-6) Yahuda Meryem’in pahalı hediyesine itiraz ediyor.

Ama öğrencilerinden biri, İsa’ya sonradan ihanet eden Yahuda İskariot, “Bu yağ neden üç yüz dinara satılıp parası yoksullara verilmedi?” dedi. Bunu, yoksullarla ilgilendiği için değil, hırsız olduğu için söylüyordu. Ortak para kutusu ondaydı ve kutuya konulandan aşırıyordu.

a. İsa’ya sonradan ihanet eden Yahuda İskariot: Yahuda kısa bir süre sonra İsa’ya ihanet edecekti. Meryem’in İsa’ya olan bağlılığının ışığıyla kıyaslandığında Yahuda’nın ihaneti çok karanlıktı. Yahuda’nın Meryem’in hediyesine itiraz etmesinin sebebi, Meryem’in sade ve güçlü sevgi gösterisi muhtemelen Yahuda’yı utandırmıştı.

i. Yeni Antlaşma’da Yahuda’nın İsa’ya ihaneti dışında kötü bir şey yaptığından söz edilen tek yer burasıdır ve bu bile gizlice yapılmıştır. Yahuda yüreğindeki karanlığı İsa dışında herkesten başarıyla saklamıştır. Dış görünüş çoğu zaman aldatıcıdır. Pek çok insan gizli günahlarını saklayan dindar bir dış görünüşe sahiptir.

ii. “Kurtarıcısını satacaktı. Ve kendince adil bir takas yaptı ama hepsi korkunç bir kayba uğradı: Austin’in[1] dediği gibi, Yahuda para aldı ama kurtuluşunu sattı, Ferisiler ise İsa’yı tutukladı ama mahvoluşlarını satın aldı.” (Trapp)

b. Bu yağ neden üç yüz dinara satılıp: Bu garip bir sahneydi. Sonra Yahuda bu utanç verici sessizliği, maddi değerlere önem veren bir anlayışla bozdu ama Tanrı’nın neye değer verdiğini önemsemiyordu. Bunun İsa için gösterilmemesi gereken aşırı büyük bir sevgi ve bağlılık olduğunu düşündü.

i. “Kişisel çıkarları gözünü kör etmiş olan Yahuda, Meryem’in yaptığını eleştirdi ve böylece Rab’bin ruhuna tamamen karşı olduğunu ortaya koydu.” (Morgan)

ii. Yahuda’nın tüm bunlar biraz fazla değil mi tavrı bulaşıcıydı. Matta 26:8, Yahuda’nın bu itirazında yalnız olmadığını gösterir. Diğerleri de Yahuda’nın mantıklı yaklaştığını düşünmüş gibi görünüyor. “Gördüklerinin şoku onları utandırıp kısa bir sessizliğine sevk etmiş olmalı ve bu sessizlik birçok kişinin duygularını dile getir bir sesle bozuldu.” (Bruce)

iii. Bazen bu düşünce, İsa için hiçbir şeyin fazla iyi olmadığını iddia ederek her türlü gösterişi ve lüksü haklı çıkarmak için çarpıtılır — ve bu çarpıtma, kendilerini O’na hizmet edenler olarak gösterenler için de geçerlidir. Bunun öğrencilerden herhangi biri için değil, doğrudan İsa için yapıldığını fark ederiz. Ayrıca bunun, yoksulların yararına ya da İsa’nın krallığının genişletilmesi için satılabilecek bir sanat eseri gibi bir şey değil, bir anda gerçekleşen bir eylem olduğunu da fark ederiz.

c. Bunu, yoksullarla ilgilendiği için değil, hırsız olduğu için söylüyordu. Ortak para kutusu ondaydı ve kutuya konulandan aşırıyordu: Yuhanna’nın o sırada Yahuda’nın hırsız olduğunu bilmediğini düşünmekte haklıyız; bu gerçek henüz öğrenciler için gizliydi. Yine de İsa’nın Yahuda’nın hırsız olduğunu bildiğini ama buna rağmen onu paradan sorumlu kişi olarak atadığını düşünebiliriz.

i. Luka 8:2-3 cömert kadınların, İsa’nın ve öğrencilerinin maddi ihtiyaçlarının bir kısmını karşıladığını söyler. Bu para Yahuda tarafından saklanacak ve yönetilecekti.

ii. “Bir adam bencil bir açgözlülükte çok ileri gitmiş ve dürüstlüğü geride bırakmışsa, kendini Tanrı’ya tamamen teslim eden sevginin ona ahmakça görünmesine şaşmamak gerekir.” (Maclaren)

iii. “Taşımak [aşırmak] olarak çevrilen Grekçe sözcük (bastazo) hem ‘taşımak’ hem de ‘götürmek’ anlamına gelir. Yahuda her ikisini de yapmıştır!” (Tasker) “βάσταζεν sözcüğünün ‘alıp götürmek’ ya da ‘ortadan kaldırmak’ anlamını taşıyabileceği tartışma götürmez.” (Dods)

iv. “‘Taşımak’ [aşırmak] fiili, geçmiş zamanın süreklilik bildiren halinde kullanılmıştır ve bu taşıma işini alışkanlık haline getirdiğini gösterir” ve oradan da başka bir yere aktarmayı alışkanlık haline getirmiştir. (Trench)

v. Muhtemelen Şeytan açgözlülük ve hoşnutsuzluk sayesinde Yahuda’nın yaşamında bir yer edinmişti. “Hoşnutsuzluktan sakın. Hoşnutsuzluk kendisini cennetten attıran Şeytan’ın günahıydı. O zamandan beri bu huzursuz ruh sıkıntılı sularda balık tutmaktan hoşlanır.” (Trapp)

vi. Bazı olay sırası anlatımlarına göre Yahuda ertesi gün dışarı çıktı ve İsa’ya ihanet etmek için dini liderlerle 30 parça gümüşe anlaşmak için pazarlık yaptı (Matta 26:14-16, Markos 14:10-11). “Ortaya çıkan izlenim şudur, kişisel kazanç elde etme yollarından birini kaybeden Yahuda hızla başka bir kaynak elde etmek için acele etti.” (Morris)

4. (7-8) İsa Meryem’i savunuyor ve onun ne yaptığını açıklıyor.

İsa, “Kadını rahat bırak” dedi. “Bunu benim gömüleceğim gün için saklasın. Yoksullar her zaman aranızdadır, ama ben her zaman aranızda olmayacağım.”

a. Kadını rahat bırak: Eğer İsa’ya olan sevgimizde aşırıya kaçarsak, İsa bizi eleştirmeyecektir; Yahuda’nın yaptığı buydu. Meryem gibi olmak (İsa’ya olan sevgimizde aşırı olmak) Yahuda gibi olmaktan (İsa’ya böylesine büyük bir sevgi gösteren başkalarını eleştirmek) çok daha iyidir.

b. Bunu benim gömüleceğim gün için saklasın: Ölen kişinin cenaze töreninde cenaze masraflarına yüksek sesle itiraz etmek nasıl kabalıksa, Yahuda’nın ya da bir başkasının İsa henüz hayattayken Meryem’in sevgisine ve bağlılığına bir fiyat biçmesi de uygunsuzdu.

i. “Cenaze sırasında yapılan sıra dışı harcamalar kimseye garip gelmezken, neden bu eylem yadırgansın? O merhem zaten sonunda onun bedenine sürülecekti; ama şimdi, hâlâ hayattayken ve sevgiyi hissedebilecekken üzerine döküldü.” (Bruce)

ii. Markos 14:9 şöyle der: “Size doğrusunu söyleyeyim, Müjde dünyanın neresinde duyurulursa, bu kadının yaptığı da onun anılması için anlatılacak.” Bu vaadi kayıt altına alan Müjdeci Markos, Meryem’in adını dile getirmez; Meryem’in adını dile getiren Yuhanna ise vaadi kaydetmez. İsa isimlerimizi kendi yüreğinde taşıdığı sürece, isimlerimizin hatırlanıp hatırlanmaması pek önemli değildir.” (Maclaren)

iii. Yuhanna’nın yağın kokusunun evi doldurmasıyla ilgili yazdıkları Markos 14:9’da söylenenleri ifade etme biçimi olabilir. “Hahamlara ait bir deyiş vardır: ‘İyi bir yağın kokusu yatak odasından yemek salonuna kadar yayılır, iyi bir isim ise dünyanın bir ucundan diğer bir ucuna kadar yayılır’.” (Morris)

5. (9-11) Hem İsa’yı hem de Lazar’ı öldürmek için kurulan komplo.

Yahudiler’den büyük bir kalabalık İsa’nın Beytanya’da bulunduğunu öğrendi ve yalnız İsa için değil, O’nun ölümden dirilttiği Lazar’ı da görmek için oraya geldi. Başkâhinler ise Lazar’ı da öldürmeyi tasarladılar. Çünkü onun yüzünden birçok Yahudi gidip İsa’ya iman ediyordu.

a. Başkâhinler ise Lazar’ı da öldürmeyi tasarladılar: Başkâhinlerin çoğu Saduki’ydi ve Sadukiler dirilişe inanmıyorlardı. Lazar ölümden sonra yaşamın canlı bir örneğiydi ve onun etrafta olması teolojik sistemleri için utanç vericiydi. Onlar için bu utanç verici sorunun tek bir çözümü vardı: Lazar’ı da öldürmek.

i. “Bu ne büyük bir çılgınlık haliydi, cennetin kendisine karşı silahlanmak! Sırf Tanrı onu canlandırdığı için bir insanı öldürmeye kalkışmak!” (Trapp) “Bu şeytani öneride imansızlığın inatçılığı en aşırı biçimiyle sergilenmektedir.” (Dods)

ii. “İnsanlar Mesih’ten nefret ettiklerinde, O’nun kutsadığı kişilerden de nefret ederler ve onların tanıklığını susturmak için her yola başvururlar.” (Spurgeon)

iii. “Bu adamlar, dört gün mezarda kaldıktan sonra kendisini diriltenin, onu binlerce kez öldürseler de tekrar diriltebileceğini anlamayacak kadar kör müydüler?” (Clarke)

b. Onun yüzünden birçok Yahudi gidip İsa’ya iman ediyordu: Bu durum başkâhinlerin sorununu daha da kötüleştirdi. Lazar’ı ölümden diriltme mucizesi birçok insanı İsa’ya çekmişti. Bu nedenle, bu dini liderlerin görüşüne göre, Lazar’ın da durdurulması gerekiyordu.

i. Gidip İsa’ya iman ediyordu: “‘Gidip İsa’ya iman ediyordu’ ifadesi Semitizm[2] olabilir, ‘İsa’ya iman edenler git gide artıyordu’ anlamına gelir.” (Bruce)

B. Zaferli giriş.

1. (12-16) Kalabalık, İsa’yı gelecek olan Kral olarak karşılıyor.

Ertesi gün, bayramı kutlamaya gelen büyük kalabalık İsa’nın Yeruşalim’e gelmekte olduğunu duydu. Hurma dalları alarak O’nu karşılamaya çıktılar. “Hozana! Rab’bin adıyla gelene, İsrail’in Kralı’na övgüler olsun!” diye bağırıyorlardı. İsa bir sıpa bulup üzerine bindi. Yazılmış olduğu gibi, “Korkma, ey Siyon kızı! İşte, Kralın sıpaya binmiş geliyor.” Öğrencileri ilkin bunları anlamadılar. Ama İsa yüceltildikten sonra bu sözlerin O’nun hakkında yazıldığını, halkın bunları O’nun için yaptığını hatırladılar.

a. Ertesi gün, bayramı kutlamaya gelen büyük kalabalık: Bu kalabalık, Yahudiliğin en büyük bayramı olan Fısıh Bayramı için gelen büyük bir kalabalıktı. Birçoğu Celile’den gelmişti. Geldiklerinde yanlarında kuzular da getirmişlerdi. Yahudi yasasına göre, Fısıh kuzusunun kurban edilmeden önce en az üç gün aileyle birlikte yaşamasını gerektiriyordu (Mısır’dan Çıkış 12:3-6). İsa Yeruşalim’e gelip kente girdiğinde, kurbanlık kuzular onun ve diğer herkesin etrafını saracaktı.

i. “Yahudi tarihçi Josephus, bir yıl Fısıh Bayramı için kesilen kuzuların sayımının yapıldığını ve bu rakamın 256.500 olduğunu söyler. Başka bir deyişle, bu kadar büyük bir sayı, kuzuların tüm gün boyunca Yeruşalim’e akın akın sürüldüğü anlamına gelir. Sonuç olarak, İsa kente girdiğinde her yanı kuzularla dolu olmalı, Kendisi de kuzuların en önemlisiydi.” (Boice)

b. Hurma dalları alarak: Çok sayıda insan (büyük kalabalık) vatansever bir geçit töreni gibi bir şey için toplanmıştı. Hurma dalları Makabiler zamanından beri Yahudi milliyetçiliğinin bir simgesiydi. Kalabalık İsa’ya siyasi ve ulusal bir kurtarıcı olarak bakıyordu ama ruhsal bir kurtarıcı olarak görmüyorlardı.

i. “İsa’nın kral yönünden habersiz olmalarına rağmen onu bir kral olarak selamladılar. Görünüşe göre İsa’yı, yardımıyla yabancı güçlerden tamamen bağımsız olabilecekleri potansiyel bir milliyetçi lider olarak görüyorlardı.” (Tasker)

ii. “Makabiler zamanından beri hurma ya da hurma dalları ulusal bir sembol olarak kullanılmıştır. M.Ö. 164 yılında tapınağın yeniden adanmasını kutlayan tören alayında (2 Makabiler 10:7) ve yine M.Ö. 141 yılında Simon yönetiminde tam siyasi bağımsızlığın kazanılması kutlanırken (1 Makabiler 13:51) hurma dalları yer almıştı. Daha sonra, Roma’ya karşı birinci ve ikinci isyanlar sırasında (M.S. 66-70 ve 132-135) Yahudi isyancılar tarafından basılan sikkelerde ulusal semboller olarak hurma ortaya çıktı.” (Bruce)

c. “Hozana! Rab’bin adıyla gelene, İsrail’in Kralı’na övgüler olsun!” Bu büyük ve coşkulu kalabalık İsa’yı, Mesih’i anlatan mezmur olan Mezmur 118:25-26’daki sözlerle selamladı. Hozana haykırışı “şimdi kurtar” anlamına geliyordu ve kalabalık o gün İsa’yı muzaffer bir Mesih olarak karşıladı.

d. İsa bir sıpa bulup üzerine bindi: İsa bunu hem peygamberlik sözünü (Zekeriya 9:9) bilinçli bir şekilde yerine getirmek hem de krallığının karakterini göstermek için yaptı. Bu ruhsal bir krallıktı, askeri bir krallık değildi. Savaş için değil, barış için gelmişti.

i. “Eşek normalde savaşçı bir kişi tarafından kullanılmazdı. Bir barış adamının, bir rahibin, bir tüccarın ya da benzerlerinin kullandığı bir hayvandı. Önemli bir kişi tarafından da barışçıl amaçlarla kullanılabilirdi. Bir fatih kente ya bir savaş atıyla girer ya da belki de birliklerinin başında yaya olarak yürürdü. Eşek barışı haber verir.” (Morris)

ii. “O bir fatih olarak değil, bir barış elçisi olarak geldi. Bir eşeğe bindi, kraliyet atına değil, iş gezisine çıkmış sıradan birinin atına binip geldi.” (Tenney)

e. İsrail’in Kralı: Bu ifade, kalabalığın “şimdi kurtar!” diye bağırırken Romalıların baskısından siyasi kurtuluşu düşündüğünü göstermektedir. Oysa Romalılar, ne ordusu ne güç sembolleri olmadan gelen sözde bir kraldan muhtemelen korkacak pek bir şey olmadığını düşünüyorlardı.

i. “‘Siyon kızı’ Yeruşalim kentinin kişileştirilmiş halidir; Eski Antlaşma’da, özellikle de geç dönem peygamberlerinde sık sık rastlanır.” (Tenney)

2. (17-19) Kalabalık, İsa’nın peşinden giderken dini liderler dehşete düşüyor.

Lazar’ı mezardan çağırıp ölümden dirilttiği sırada İsa’yla birlikte bulunan kalabalık buna tanıklık etti. İsa’nın bu doğaüstü belirtiyi gerçekleştirdiğini duyan halk O’nu karşılamaya çıktı. Ferisiler ise birbirlerine, “Görüyorsunuz, elinizden hiçbir şey gelmiyor. Bütün dünya O’nun peşine takıldı” dediler.

a. İsa’nın bu doğaüstü belirtiyi gerçekleştirdiğini duyan halk O’nu karşılamaya çıktı: Kalabalıklar İsa’ya hayrandı çünkü Lazar’ı ölümden diriltmesinin, İsa’nın özlemle bekledikleri zaferli Mesih olabileceğini kanıtladığına inanıyorlardı.

i. “Ölü bir adamı hayata geri çağırabilen biri, kutsal kenti Sezar’ın boyunduruğundan kesinlikle kurtarabilirdi.” (Bruce)

b. Bütün dünya O’nun peşine takıldı. İsa’nın popülerliği düşmanlarını rahatsız ediyordu. Bu onlarda ellerinden hiçbir şey gelmediği hissini yarattı. İsa’nın düşmanlarının hüsrana uğradığını görmek bizi mutlu eder.

i. “Ferisiler elbette abartıyorlardı ama Kayafa’nın Yuhanna 11:50’deki sözleri gibi, dünya onun peşine takıldı (Yuhanna 12:19) sözleri de bilinçsizce peygamberlikte bulunuyordu.” (Tasker)

ii. “Birkaç Yahudinin etkilenmesinden endişe duyuyorlardı. Ancak onların sözleri, İsa’nın dünyayı fethetmekte olduğuna dair Yuhanna’nın kanaatini ifade etmektedir.” (Morris)

C. Saat geldi.

1. (20-23) Grekler İsa’yı karşılamaya geliyorlar.

Bayramda tapınmak üzere Yeruşalim’e gidenler arasında bazı Grekler vardı. Bunlar, Celile’nin Beytsayda Kenti’nden olan Filipus’a gelerek, “Efendimiz, İsa’yı görmek istiyoruz” diye rica ettiler. Filipus gitti, bunu Andreas’a bildirdi. Andreas ve Filipus da gidip İsa’ya haber verdiler. İsa, “İnsanoğlu’nun yüceltileceği saat geldi” diye karşılık verdi.

a. Bayramda tapınmak üzere Yeruşalim’e gidenler arasında bazı Grekler vardı: Bu bazı Grekler’in kim olduğu bize söylenmez. Yahudiliğe dönmüş Grekler olabilirler. Yahudiliğe büyük saygı duyan ama din değiştirmeyip sünnet olmayan Tanrı’dan korkan Grekler olabilirler. Meraklarıyla tanınan Grek gezginler de olabilirler.

i. “Onun hakkında çok şey duyduk ve hakkında bu kadar garip şeyler duyduğumuz kişiyi görmek istiyoruz. Ruhun nihai kurtuluşu, Tanrı’nın huzurunda, genellikle basit bir merakla başlar. Birçok kişi sadece İsa’dan bahseden, mucizelerinden ve merhametlerinden söz eden birini görmek ya da dinlemek ister. Ancak dinlediklerinde, gelecek dünyanın gücünü hissederler ve Müjde’nin hakikatlerine yürekten iman eden kimseler olurlar.” (Clarke)

ii. “Bu olayda Grekler’in İsa’ya olan merakı, herkesin İsa hakkında konuşmasından dolayı artmış olabilir. Ama daha özel bir nedeni de olabilir. 19 ve 20. ayetler arasında bir ya da iki gün geçmişti: İsa artık Yeruşalim yolunda değil, tapınak bölgesinde her gün öğretiyordu. Ve bu arada, Markos 11:15-17’ye göre, alıcı ve satıcıları, para bozanları tapınak avlusundan, daha doğrusu dış avludan kovmuştu; böylece burası ilahi bir amaç olan ‘bütün ulusların dua evi’ (Yeşaya 56:7) olma görevini yerine getirebilecekti. Bu Grekler bu eylemin, kendileri gibi putperest kökenli Yahudi olmayan insanlar adına yapıldığını farkettiler mi? Gerçek Tanrı’ya tapınmak için geldiklerinde, yalnızca dış avluda bulunmaya mecbur kalıyorlardı.” (Bruce)

b. Efendimiz, İsa’yı görmek istiyoruz: Bu Grekler İsa’nın adını duymuşlardı, belki de bir öğretmen ve mucizeler gerçekleştiren biri olarak ününü duymuşlardı. İsa hakkında bildikleri, Kendisi hakkında daha fazla şey öğrenmek istemelerine neden oldu, bu yüzden Filipus’a (Grekçe adı olan tek öğrenci) gelip İsa’yı görmek istediler.

i. “İsa’nın yaşamının sonunda Batı’dan gelen bu adamlar, İsa’nın yaşamının başlangıcında Doğu’dan gelen Yıldızbilimciler gibi aynı şeyi şeyi ortaya koydular: – ama onlar Kral’ın beşiğine değil, Kral’ın Çarmıhı’na gelmiştiler.” (Stier, Alford’dan alıntı)

c. Saat geldi: İsa daha önce en az iki kez saatin hazır olmadığını söylemişti (Yuhanna 2:4 ve 7:6). İsa, Yahudi olmayanların bu arayış içerisindeki ilgilisini, İnsanoğlu’nun yüceltileceği saatin geldiğinin işareti olarak aldı.

i. “Bu Müjde kitabında İsa’yı dünyanın Kurtarıcısı olarak görüyoruz ve belli ki Yuhanna Greklerle olan bu temasın doruk noktasını başlattığını anlamamızı istiyor… İsa bunu görevinin doruk noktasına ulaşması ve artık Grekler de dahil olmak üzere dünya için öleceğinin kanıtı olarak görüyor.” (Morris)

ii. Saatinin henüz gelmemiş olması O’nu daha önce şiddetten kurtarmıştı (Yuhanna 7:30, 8:20). Artık saat geldiğine göre, İsa için son kurbanı verme zamanı gelmişti.

iii. İsa, arayış içindeki Yahudi olmayan bu kişilere hiçbir zaman gerçek anlamda bir yanıt vermedi ama çarmıhın öte tarafında verecekti. Eğer insanlık Oğul Tanrı’da yeni yaşama kavuşacaksa, İsa’nın önce ölmesi (yüceltilmesi) gerekiyordu.

d. İnsanoğlu’nun yüceltileceği saat geldi: İsa’nın kastettiği, insanların gözünde yüceltilmek değildi. İnsanların gözünde yüceltilme zaten Yeruşalim’e zaferle girdiğinde gerçekleşmişti. Ancak İsa’nın burada işaret ettiği yüceltilme, çarmıhta yüceltilmesiydi. Dünyanın sadece utanç verici bir aşağılanma olarak gördüğü şeyi, İsa yüceltilme olarak görüyordu.

i. Saat geldi: “‘Geldi’ fiili geçmişte gerçekleşip etkisi süren bir olayı ifade eden bir zaman kipinde yazılmıştır, yani ‘o saat geldi ama gelip geçmedi, hâlâ içindeyiz’. Artık dönüş yok.” (Morris)

2. (24-26) İsa ölümle yüzleşmeye neden istekli olduğunu açıklıyor.

“Size doğrusunu söyleyeyim, buğday tanesi toprağa düşüp ölmedikçe yalnız kalır. Ama ölürse çok ürün verir. Canını seven onu yitirir. Ama bu dünyada canını gözden çıkaran onu sonsuz yaşam için koruyacaktır. Bana hizmet etmek isteyen, ardımdan gelsin. Ben neredeysem bana hizmet eden de orada olacak. Baba, bana hizmet edeni onurlandıracaktır.”

a. Buğday tanesi toprağa düşüp ölmedikçe: Nasıl ki bir tohum ölüp gömülmedikçe asla bir bitkiye dönüşmezse, İsa’nın ölümü ve gömülmesi de O’nun yüceltilmesi için gerekliydi. Diriliş gücü ve bereketi gerçekleşmeden önce ölüm olmalıdır.

i. “24. ayette belirtilen ilke geniş bir uygulama alanına sahiptir; özellikle, İsa için söz konusuysa, takipçileri için de söz konusu olmalıdır.” (Bruce)

b. Canını seven onu yitirir. Ama bu dünyada canını gözden çıkaran onu sonsuz yaşam için koruyacaktır: Yaşamımızı gözden çıkamaya çağrılmamız, yaşamımızı önemsemememiz anlamında değil, yaşamımızı Tanrı için gönüllü olarak feda etmemiz anlamındadır. Yaşamımız bizim için değerlidir, özellikle de İsa’ya verebileceğimiz bir şey olduğu için.

i. İsa, bu dünyada canını gözden çıkaran sözleriyle bizim hayata olan tutumumuza odaklanmıştır. Bu dünyadaki yaşamımızı göz ardı etmeli, evimizin bu dünyada olmadığını, cennette olduğunu, burada sadece konuk ve yolcu olduğumuzu fark etmeliyiz (İbraniler 11:13-16).

ii. “Öncelikleri doğru olan kişi, Tanrı’nın işlerine karşı öyle bir sevgi besler ki, bu hayatın işlerine karşı duyduğu tüm ilgi, kıyaslandığında nefret gibi görünür.” (Morris)

c. Bana hizmet etmek isteyen, ardımdan gelsin: Hıristiyan olmak İsa’ya hizmet etmektir, İsa’yı izlemektir. Bu, işinizde çalışmayı, ailenizle ilgilenmeyi ya da okulda okumayı bırakmanız anlamına gelmez. O’na hizmet etmek, tüm bunları İsa’nın bir hizmetkârı, İsa’nın bir takipçisi olarak yapmanız anlamına gelir.

i. “Mesih’i Kurtarıcısı olarak kabul eden herkes, O’na hizmet etmeye istekli olmalıdır. Biz hizmet ederek kurtulmadık, hizmet etmek için kurtulduk.” (Spurgeon)

ii. Bana hizmet etmek isteyen: “Diakonos özellikle sofrada ya da başka bir yerde hizmet eden kişidir; doulos ise uzaktan hizmet edendir: diakonos sözcüğünün kullanımı işte bu nedenle bu ayette daha uygundur. Diakonos’un görevi alçaltıcı ve acı verici görünebilir ama Baba tarafından değer görmek ya da onurlandırılmak yaşamını taçlandırır.” (Dods)

iii. Öğrencilerin, “İsa çarmıha gidiyor. Çok şükür benim çarmıha gitmeme gerek yok” şeklinde düşünmeleri gayet mümkündü. Ama sonra İsa, “Ardımdan gelin” dedi.

iv. “Düşünün bir Adam tüm insanlığın önünde duruyor, sakin ve kararlı bir şekilde onlara şöyle diyor: ‘Ben insanın olması gereken İdeal haliyim; Ben beden almış Mükemmelliğim; ve sizlerin hepiniz – koşullarınız, kültürünüz ve karakteriniz ne kadar farklı olursa olsun – Beni örnek ve rehberiniz olarak alacaksınız.” (Maclaren)

d. Ben neredeysem bana hizmet eden de orada olacak: İsa, hizmet edeni, İsa’nın olduğu yerde olmak isteyen bir kişi olarak açıklamıştır. Budurum, hizmet edenin efendisinden kurtulmak istediği zoraki bir kölelik değildir. Bu, sadece Efendisine yakın olmak isteyen O’nu seçen, istekli bir hizmettir.

i. Ben neredeysem: “Bu sözcük, Rabbimiz’in o andaki yerine değil, O’nun esas, gerçek yerine, yani (Yuhanna 17:24) Baba’nın yüceliğindeki yerine işaret eder.” (Alford)

e. Baba, bana hizmet edeni onurlandıracaktır: Bu olağanüstü bir vaattir. İsa’ya hizmet etmenin ödülü Baba Tanrı tarafından onurlandırılmaktır. Bu onur hem ödül hem de takdirdir.

3. (27-28a) İsa o çok önemli saatte, kararını açıkça ifade ediyor.

“Şimdi yüreğim sıkılıyor, ne diyeyim? ‘Baba, beni bu saatten kurtar’ mı diyeyim? Ama ben bu amaç için bu saate geldim. Baba, adını yücelt!”

a. Yüreğim sıkılıyor: İsa bu önemli saati şükranla karşıladı ancak bu O’nu rahatsız ediyordu çünkü çarmıhın ne tür acılar içereceğini biliyordu. Yuhanna bize İsa’nın Getsemani’deki duasından söz etmez ancak İsa’nın bu duasının ardındaki düşünce Yuhanna 12:27-28’de ifade edilir.

i. “Bir insan olarak dehşet verici bir ölüm olasılığı onun yüreğini sıkıyordu. Doğa, ölüme karşı doğal bir tepkiyle tiksinti duyar: Tanrı, doğanın kendisini koruması için bir ilke olarak bu tiksintiyi doğaya yerleştirmiştir; ve tehlikelerden kaçınmamızı sağlayan tüm o içgüdümüzü ve dikkati buna borçluyuz.” (Clarke)

b. Ne diyeyim? ‘Baba, beni bu saatten kurtar’ mı diyeyim? Bunun çok önemli bir saat olduğunu bilen İsa, bu saatten kaçmayı isteyemezdi çünkü bu amaç için bu saate gelmiş olduğunu biliyordu. İsa’nın tüm yaşamına ve hizmetine gölge düşüren çarmıh, şimdi de İsa’nın yaşamında bir gerçeklik haline gelecekti.

i. “Görünüşe göre bu sözler, İsa’nın bakıp da etmeyi reddettiği, retorik bir soru şeklinde sunulmuş varsayımsal bir duayı temsil ediyor.” (Morris)

ii. “O’nun Beden Almasının asıl amacı, dünyaya gelişinin ve bu saate kadar devam etmesinin nedeni, bu Acıyı karşılamaktı.” (Trench)

c. Baba, adını yücelt: İsa, çarmıha sadece birkaç gün kaldığını düşünürken, asıl baktığı nokta Baba Tanrı’nın adını ve karakterini yüceltmekti.

4. (28b-30) Baba gökten gelen bir sesle İsa’ya tanıklık ediyor.

Bunun üzerine gökten bir ses geldi: “Adımı yücelttim ve yine yücelteceğim.” Orada duran ve bunu işiten kalabalık, “Gök gürledi” dedi. Başkaları, “Bir melek O’nunla konuştu” dedi. İsa, “Bu ses benim için değil, sizin içindi” dedi. 

a. Bunun üzerine gökten bir ses geldi: Bu ses, İsa’nın vaftizinde ve dağda görünümünün değişmesinde duyulan Göksel sesten sonra, İsa’nın Tanrı Oğlu olduğunun herkes tarafında açıkça duyulduğu üçüncü İlahi tanıklıktı.

b. Adımı yücelttim ve yine yücelteceğim: Bu söz, Baba Tanrı’dan gelen bir güvenceydi. Çarmıha yaklaşırken, İsa’nın en büyük kaygısı Baba’yı yüceltmekti ve bunu zaten yaptığı ve yapmaya devam edeceği konusunda güvence aldı.

i. Yücelteceğim: “Mesih yüceltildi: 1. Ölümü sırasında gerçekleşen olağanüstü olaylarla. 2. Dirilişiyle. 3. Göğe yükselişiyle ve Tanrı’nın sağında oturuşuyla. 4. Kutsal Ruh’un elçilerin üzerine inişinde ve 5. Müjde’ye eşlik eden ve Mesih’in krallığının dünyada kurulmasını sağlayan şaşırtıcı başarıda.” (Clarke)

ii. Ve yine yücelteceğim: “Buradaki yine sözcüğü sadece bir tekrarı anlatmaz, yüceliğin zirveye ulaşacağını, bir kez daha ve bu kez tam anlamıyla eksiksiz ve nihai biçimde gerçekleşen bir zirveyi ifade eder.” (Alford)

c. Bu ses benim için değil, sizin içindi: Bazılarına göre Tanrı’nın sesi gök gürültüsü gibiydi. Bazıları ise bu sesin bir tür melek konuşması olduğunu düşündü. Ses, kendisini fark edebilenler için, o kritik günlerden önce İsa’ya güvenmelerini sağladı.

i. “Elçilerin İşleri 9:7, 22:9’da Saul’un yanındakiler fiziksel olarak bir şey duydu ama Ses’i anlayacak kadar değil çünkü Ses onlara yönelik değildi.” (Trench)

5. (31-33) İsa ölümünü açıkça ilan ediyor.

“Bu dünya şimdi yargılanıyor. Bu dünyanın egemeni şimdi dışarı atılacak. Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman bütün insanları kendime çekeceğim.” İsa bunu, nasıl öleceğini belirtmek için söylüyordu.

a. Bu dünya şimdi yargılanıyor: Bu dünyanın ruhu, çarmıhta İsa’ya davranış biçiminden dolayı yargılanmıştır. Çarmıh sadece dünyayı yargılamakla kalmadı, aynı zamanda Şeytan’ı da mağlup etti (bu dünyanın egemeni şimdi dışarı atılacak). Dünyanın (İsa’ya karşı olan kültürün) ve Şeytan’ın yenilgisi Tanrı’nın ve Tanrı halkının zaferiydi.

i. İsa’nın sözünü ettiği anlamda bu dünya ifadesini, İsa’ya karşı olan kültür olarak tanımlayabiliriz. Bu kültürün bir lideri vardır, lider bu dünyanın egemeni olan Şeytan’dır– Şeytan, Tanrı’nın en büyük düşmanıdır (Yuhanna 14:30, 16:11; 2 Korintliler 4:4, Efesliler 2:2, 6:12).

b. Bu dünyanın egemeni şimdi dışarı atılacak: Büyük düşman Şeytan, İsa’nın çarmıhta gerçekleştirdikleriyle bir anlamda dışarı atıldı. Şeytan, Tanrı’nın halkı üzerindeki her türlü hak iddiasından da kovulup atıldı.

i. “Ancak mevcut düzenin karanlık ruhsal hükümdarı (archon) tarafından yönetilen dünyanın İsa hakkındaki hükmü, daha yüksek bir mahkemede bozulacaktır ve o karanlık ruhsal hükümdarın kendisi yerinden edilecektir.” (Bruce)

ii. “İnsan itaatsizliği sebebiyle, bu dünyanın egemenine boyun eğdiği için Tanrı tarafından Aden Bahçesi’nden kovulmuştu (Yuhanna 12:31); şimdi ise İsa’nın çarmıhtaki kusursuz itaati sayesinde, bu dünyanın egemeni sahip olduğu üstünlükten indirilecektir.” (Tasker)

iii. Koloseliler 2:14-15 ayetleri, Şeytan’ın çarmıhta mağlup edilişini canlı bir biçimde betimler: Kurallarıyla bize karşı ve aleyhimizde olan yazılı antlaşmayı sildi, onu çarmıha çakarak ortadan kaldırdı. Yönetimlerin ve hükümranlıkların elindeki silahları alıp onları çarmıhta yenerek açıkça gözler önüne serdi.

c. Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman: Kaldırılmak için kullanılan fiilin bilinçli olarak çift anlamı vardır. Hem gerçek anlamda bir yükseltilme (çarmıhta yukarı kaldırılma gibi) hem de yüceltilme (rütbe ya da saygınlık olarak yükseltilme) anlamına gelir. İsa çarmıhta yukarı kaldırıldığında (yükseltildiğinde, yüceltildiğinde) bütün insanları Kendisine çekeceğini vaat etmiştir.

i. “Bu nedenle ψωθ [kaldırılmak] sözcüğünde, her ne kadar doğrudan O’nun çarmıhta yüceltilmesine gönderme yapılsa da bir kraliyet tahtına yükseltilmiş olmanın alt iması vardır… O’nun kraliyet tahtı çarmıh olacaktı ve insanları hizmetkarları olarak Kendisine çekeceği şey çarmıhtı.” (Dods)

ii. Yukarı kaldırıldığım zaman: “Zaman, ifadesi genelde olduğu gibi, ‘kesin olan bir zaman’ anlamında kullanılmış. İsa’nın zihninde çarmıha gerilmesi konusunda hiçbir belirsizlik yoktur.” (Tasker)

iii. İsa çarmıhta gerçekleştireceği işin sağlayacağı yararın Yahudi halkına bereket ve kurtuluş sağlamanın çok ötesine geçeceğini biliyordu. Bütün insanları Kendine çekecekti.

iv. Bütün insanları kendime çekeceğim: “Çarmıh Hıristiyanlığın mıknatısıdır. İsa Mesih insanları kendine çeker ama bunu esas olarak Çarmıh’ı aracılığıyla yapar… Tüm tarihin gösterdiği gibi, dünyanın günahını bağışlatan İsa’nın Çarmıh üzerindeki ölümünü ortadan kaldırırsanız Hıristiyanlığı mıknatıssız bırakırsınız. Geriye bir mıknatıs değil, bir demir hurda parçası kalır.” (Maclaren)

v. Bütün insanları: “Mesih İsa’da, Tanrı’nın merhametinden hiçbir sınıf ya da canlı dışlanmamıştır. ‘Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman bütün insanları kendime çekeceğim’; ve kilisenin tarihi bunun ne kadar doğru olduğunu kanıtlamaktadır: Mesih’e gelenler listesinde krallar da vardır köylüler de, beyler de vardır garsonlar da.” (Spurgeon)

d. İsa bunu, nasıl öleceğini belirtmek için söylüyordu: İsa sadece öleceğini değil, aynı zamanda çarmıh üzerinde öleceğini, yerden yukarı kaldırılarak öleceğini de biliyordu. İsa ölümünün ne kadar acı verici ve aşağılayıcı olacağını biliyordu ama yine de Tanrı’nın isteğine itaat etti.

6. (34-36) Mesih sonsuza dek mi yaşayacak?

Kalabalık O’na şöyle karşılık verdi: “Kutsal Yasa’dan öğrendiğimize göre Mesih sonsuza dek kalacaktır. Nasıl oluyor da sen, ‘İnsanoğlu yukarı kaldırılmalıdır’ diyorsun? Kimdir bu İnsanoğlu?” İsa, “Işık kısa bir süre daha aranızdadır” dedi. “Karanlıkta kalmamak için ışığınız varken yürüyün. Karanlıkta yürüyen nereye gittiğini bilmez. Sizde ışık varken ışığa iman edin ki, ışık oğulları olasınız.” İsa bu sözleri söyledikten sonra uzaklaşıp onlardan gizlendi.

a. Kutsal Yasa’dan öğrendiğimize göre Mesih sonsuza dek kalacaktır: Halka sadece Kutsal Yasa’dan (Eski Antlaşma’dan) Mesih’in zaferinden söz eden bölümler öğretilmişti. O’nun çektiği acılardan söz eden bölümlerden (Mezmur 22 ve Yeşaya 53 gibi) çoğunlukla habersizdiler. Bu da İsa’nın gerçekten Mesih, İnsanoğlu olup olmadığını merak etmelerine neden oluyordu.

i. “Yeşaya 9:7; Hezekiel 37:25; Daniel 7:14 gibi Mesih’in egemenliğinin sonsuz olduğundan söz eden bazı ayetler vardı, muhtemelen bu ayetleri başka konularla karıştırdılar ve şu sonuca vardılar: Mesih ölemez çünkü Kutsal Yazılar O’nun tahtının, krallığının ve egemenliğinin sonsuz olacağını söylüyor.” (Clarke)

ii. Siyasi bir önderi coşkuyla karşılayan bu kalabalık, O’nun kurban edilip ölmesini düşünmek istemiyordu. Böyle bir durum onların Mesih anlayışıyla uyuşmuyordu.

iii. İnsanoğlu: “Diğer ayetlerin yanı sıra bu ayet de ‘İnsanoğlu’ ifadesinin Mesih’i çağrıştıran bir unvan olduğunu, ancak anlamının tam olarak kesin olmadığını ve ‘Mesih’ ile tam olarak özdeş olmadığını göstermektedir.” (Dods)

b. Işık kısa bir süre daha aranızdadır… ışığınız varken yürüyün: İsa onlara kısa bir süre daha onlarla birlikte olacağına dair güvence verdi. O’nun yeryüzündeki hizmetinin ışığı sönmek üzereydi.

i. Işık varken İsa’ya iman etmeliyiz çünkü ışık sonsuza dek sürmeyecektir. Tanrı’nın Ruhu her zaman insanla birlikte olmayacaktır (Yaratılış 6:3) ve O’nun çağrısı bize ulaştığı sürece yanıt vermeliyiz.

ii. Işığın oğulları: “Sami dillerindeki ‘oğullar’ deyimi, bir kişinin ‘babasına’ ait özelliklerini belirtmek için kullanılır. Biz kendi kültürümüze özgü bir deyişle muhtemelen ‘ışığın insanları’ deriz, örneğin ‘düzgün biri’ ya da ‘vicdanlı bir insan’ derken olduğu gibi.” (Tasker)

7. (37-41) Yuhanna onların imansızlıklarını Eski Antlaşma peygamberliği ışığında açıklıyor.

Gözleri önünde bunca doğaüstü belirti gerçekleştirdiği halde O’na iman etmediler. Bütün bunlar Peygamber Yeşaya’nın söylediği şu söz yerine gelsin diye oldu: “Rab, verdiğimiz habere kim inandı? Rab’bin gücü kime açıklandı?” İşte bu yüzden iman edemiyorlardı. Nitekim Yeşaya başka bir yerde de şöyle demişti: “Tanrı onların gözlerini kör etti Ve yüreklerini nasırlaştırdı. Öyle ki, gözleri görmesin, Yürekleri anlamasın Ve bana dönmesinler. Dönselerdi, onları iyileştirirdim.” Bunları söyleyen Yeşaya, İsa’nın yüceliğini görmüş ve O’nun hakkında konuşmuştu.

a. Gözleri önünde bunca doğaüstü belirti gerçekleştirdiği halde O’na iman etmediler: Yuhanna, Müjdesi boyunca İsa’nın, Kendisine iman etmemizi sağlayacak birçok belirti gerçekleştirdiğini anlatır (Yuhanna 2:11, 4:54, 6:14). Yine de birçok kişi O’na iman etmedi. Yuhanna, Yeşaya’dan iki alıntı yaparak (Yeşaya 53:1 ve 6:9-10) bunun peygamberlik sözüyle önceden haber verildiğini açıklamıştır.

i. “Kilisenin neredeyse tamamen Yahudi olmayanlardan oluştuğu yüzyıllar süren Hıristiyan tarihinden sonra, kilisede çok az sayıda Yahudi’nin bulunmasının gayet normal olduğunu kabul etmeye başladık. Ancak Yeni Antlaşma’yı kaleme alanlar için durum pek de böyle görünmüyordu.” (Morris)

b. Rab’bin gücü kime açıklandı? Yuhanna, Yeşaya 53:1’den alıntı yaparak, bir kişi iman ediyorsa, bu imanın, Tanrı’nın o kişilere Kendisini ve gerçeğini açıklamış olmasından kaynaklandığını vurgulamıştır. İsa birçok belirtiyle ve öğretişiyle Kendisini onlara açıklamıştı.

c. Tanrı onların gözlerini kör etti. Ve yüreklerini nasırlaştırdı: Yuhanna, Yeşaya 6:9-10’dan alıntı yaparak, insanların imansız kalmasının nedeni, Tanrı’nın, gerçeğini görmeyi ve O’na dönmeyi reddedenleri yargılamasından kaynaklandığını vurguladı. Tanrı, onların kararını – ister İsa’dan yana, ister O’na karşı olsun – güçlendirecekti. Bu ilkenin ışığında, Yeşaya’nın tarif ettiği gibi iman edemiyorlardı.

i. “Onlardan hiçbirinin kaderinde iman etmemek yoktu; aşağıda (Yuhanna 12:42) bazılarının gerçekten iman ettiği açıkça belirtilmektedir. Ama Eski Antlaşma’daki öngörünün yerine gelmesi gerekiyordu ve bu da aslında iman etmeyenler için gerçekleşti.” (Bruce)

ii. “Körlüğün bu insanların iradesi dışında ya da iradelerine karşı gerçekleştiğini kastetmiyor. Yüreklerinin nasırlaşması da böyledir. Bu insanlar kötülüğü seçtiler. Bu onların kendi bilinçli seçimleriydi, kendi hatalarıydı.” (Morris)

d. Bunları söyleyen Yeşaya, İsa’nın yüceliğini görmüş ve O’nun hakkında konuşmuştu: Yeşaya 6’da kaydedilen peygamberlik sözü gibi, Peygamber Yeşaya, Rab’bi, Yahve’yi gördü (Yeşaya 6:1-13). Yuhanna’ya göre, Yeşaya, İsa’nın beden almadan önceki yüceliğini görmüştü ve İsa’nın Yahve olduğunu isabetli bir şekilde kavramıştı.

i. “Yeşaya’nın 6. bölümde gördüğü görüm, Yuhanna tarafından bir bütün olarak, Üçlü Birlik olan Tanrı’nın görümü olarak yorumlanır. Peygamber Yeşaya, Baba’nın görkeminin yanı sıra Mesih’in görkemini de görmüştür.” (Tasker)

8. (42-43) Önderlerden bazılarının İsa’ya zayıf imanı.

Bununla birlikte, önderlerin bile birçoğu İsa’ya iman etti. Ama Ferisiler yüzünden, havra dışı edilmemek için iman ettiklerini açıkça söylemediler. Çünkü insandan gelen övgüyü, Tanrı’dan gelen övgüden daha çok seviyorlardı.

a. Bununla birlikte, önderlerin bile birçoğu İsa’ya iman etti. Ama Ferisiler yüzünden… iman ettiklerini açıkça söylemediler: İsa’nın hizmetinin bu noktasında, O’na gizlice iman eden birçok kişi vardı. O’nun gerçekleştirdiği mucizeleri gördüler ve öğretişini duydular ancak başkalarının kendilerine karşı ne düşüneceklerinden ve ne yapacaklarından korktukları için İsa’ya bağlılıklarını ve güvenlerini açıkça ilan etmediler (açıkça söylemediler).

i. “Gizli bir şekilde öğrenci olmak bir çelişkidir çünkü ‘ya gizlilik öğrenciliği öldürür ya da öğrencilik gizliliği’ öldürür.” (Barclay)

ii. Piskopos Trench daha anlayışlı yaklaşır: “Yorumcular bu çekingen kişiler konusunda fazla serttir. Hıristiyanların hepsi mi kahraman? Hiç mi zayıf tüten imanı[3] olan kimse yok?” (Trench)

b. İnsandan gelen övgüyü, Tanrı’dan gelen övgüden daha çok seviyorlardı: İsa, kendisine hizmet eden herkesin Tanrı tarafından onurlandırılacağını söylemişti (Yuhanna 12:26). Yine de diğer insanlardan gelen övgüyü, Tanrı’dan gelen övgüden daha çok seven birçok kişi vardı.

i. İnsandan gelen övgüyü… seviyorlardı: “Nedir ki bu insan övgüsü, kötü kokan bir insan nefesinden başka? Ödülleri de bundan ibarettir.” (Trapp)

9. (44-50) İnanç için son bir çağrı: İsa kalabalığa son ve tutkulu bir çağrı yapıyor.

İsa yüksek sesle, “Bana iman eden bana değil, beni gönderene iman etmiş olur” dedi. “Beni gören beni göndereni de görür. Bana iman eden hiç kimse karanlıkta kalmasın diye, dünyaya ışık olarak geldim. Sözlerimi işitip de onlara uymayanı ben yargılamam. Çünkü ben dünyayı yargılamaya değil, dünyayı kurtarmaya geldim. Beni reddeden ve sözlerimi kabul etmeyen kişiyi yargılayacak biri var. O kişiyi son günde yargılayacak olan, söylediğim sözdür. Çünkü ben kendiliğimden konuşmadım. Beni gönderen Baba’nın kendisi ne söylemem ve ne konuşmam gerektiğini bana buyurdu. O’nun buyruğunun sonsuz yaşam olduğunu biliyorum. Bunun için ne söylüyorsam, Baba’nın bana söylediği gibi söylüyorum.”

a. İsa yüksek sesle: Bunlar Yuhanna’nın Müjdesi’nde İsa’nın halka söylediği son sözlerdir. Kalabalığa yaptığı bu son konuşmada İsa, Yuhanna Müjdesi’nde yer alan önceki vaazlarındaki konuları vurgulamıştır. Konuşması öğretisinin bir hatırlatmasını, karar vermeleri için bir meydan okumayı, O’na karşı karar verenlere bir uyarıyı ve O’na yönelik karar verenler için bir vaadi içeriyordu.

i. Yüksek sesle: “Özgün dildeki geniş zaman yapısı, bu haykırışın ısrarlı olduğunu ifade eder.” (Tasker)

ii. “Genel olarak Kurtarıcımız haykırmadı [bağırmadı]. Sokaklarda bağırıp çağırmaz, sesini yükseltmezdi. Ancak bazı yerlerde, yücelik saatinde, Müjde kitapları bize O’nun yüksek sesle haykırdığını söyler (Yuhanna 7:37).” (Morrison)

b. Beni gören beni göndereni de görür: İsa, Baba Tanrı ile olan birliğini vurgulamıştır. İsa’ya iman etmek, İsa’nın kendisine iman etmekten daha çok, İsa’yı gönderene iman etmek demekti.

i. “Onu çarmıha germelerinin sebebi bu (Tanrı ile bir olduğunu söylemesi) olmasına rağmen, söylediği hiçbir şeyi geri almadı; tam tersine, ölümün kıyısında bile bunu güçlü bir şekilde tekrar ifade etti!” (Clarke)

c. Dünyaya ışık olarak geldim: İsa kendi gerçekliğini ve insanın İsa’yı izlemesi gerekliliğini, aksi takdirde insanın karanlıkta kalacağını vurgulamıştır.

d. Ben dünyayı yargılamaya değil, dünyayı kurtarmaya geldim: İsa sadece yargılamak için geldiyse beden alma gerekli değildi. Yargılaması için tanrılığına insanlığı eklemesine gerek yoktu ama insanlığı kurtarması için beden alması gerekiyordu. Yine de o kişiyi son günde yargılayacak olan, söylediğim sözdür – İsa’yı reddetmenin kaçınılmaz sonuçları vardır.

i. “Onun son sözü bir yargılama değildir. Şefkatli bir çağrıdır.” (Morris)

ii. “Dördüncü Müjde kitabında her zaman bu temel paradoks vardır; İsa sevgiyle gelmiştir ancak gelişi bir yargıdır.” (Barclay)

e. Kendiliğimden konuşmadım: İsa, Baba Tanrı’ya olan teslimiyetini vurgulamıştır. O’nun yetkisi Baba Tanrı’ya olan teslimiyetiyle bağlantılıydı.

i. Ne söylemem ve ne konuşmam gerektiğini: “İlk nokta (ne söylemem gerektiği) öğretinin ne olduğuyla, ikinci nokta (ne konuşmam gerektiği) ise bu öğretinin nasıl sunulacağıyla ilgilidir.” (Dods)


[1] “Austin” burada Aziz Augustin’e işaret eder. (Ç.n.)
[2]Semitizm burada, İbranice veya Aramice gibi Sami dillerinin düşünce yapısının ve cümle kuruluşunun başka bir dile olduğu gibi aktarılması anlamına geliyor. Özgün dildeki kelime dizilişi veya ifade tarzı korunmuş ama hedef dilde biraz “yabancı” kalmış (Ç.n.)
[3]Yeşaya 42:3’ten geliyor: “Ezilmiş kamışı kırmayacak, tüten fitili söndürmeyecek. Tanrı, imanı zayıf olanı da merhametle kabul eder, tüten fitili söndürmez. (Ç.n.)

©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik