Elçilerin İşleri 8 – Filipus ve Samiriyeliler

A. Saul kiliseye zulmediyor.

1. (1) Kilise zulüm görüyor ve dağılıyor.

İstefanos’un öldürülmesini Saul da onaylamıştı.

O gün Yeruşalim’deki kiliseye karşı korkunç bir baskı dönemi başladı. Elçiler hariç bütün imanlılar Yahudiye ve Samiriye’nin her yanına dağıldılar.

a. İstefanos’un öldürülmesini Saul da onaylamıştı: Filipililer 3:6’da Pavlus, İsa’dan önceki yaşamıyla ilgili olarak, dini inancında çok gayretli olduğunu ve kiliseye zulmettiğini söyler. Saul’un, İstefanos’un infazını denetlemesi bu zulmün sadece bir örneğiydi.

i. Onay göstermek Saul’un tutumunu ifade eder ancak bu sözcüğün çevirisi muhtemelen yeterince güçlü değildir. Grekçe suneudokeo sözcüğünün gerisinde yatan fikir “uygun bulmak, hoşnut olmaktır”. Bazı insanlar istemeden zulmedenlerdir ama Saul bunlardan biri değildi; Hristiyanlara saldırmaktan zevk alıyordu.

ii. Tarsuslu Saul – ki çoğumuz onu Romalı adı olan Pavlus’la tanırız – daha sonra kiliseye yaptığı bu zulümden derin bir pişmanlık duydu. Daha sonra şöyle yazmıştır: “Ben elçilerin en önemsiziyim. Tanrı’nın kilisesine zulmettiğim için elçi olarak anılmaya bile layık değilim” (1 Korintliler 15:9).

iii. Elçilerin İşleri 26:11 Pavlus’un belki de en çok pişmanlık duyduğu şeyi dile getirir: Bütün havraları dolaşıp sık sık onları cezalandırır, inandıklarına küfretmeye zorlardım. Öylesine kudurmuştum ki, onlara zulmetmek için bulundukları yabancı kentlere bile giderdim. Pavlus, inandıklarına küfretmeye zorladığı kişileri düşünerek uykusuz geceler geçirmiş olabilir.

b. Kiliseye karşı korkunç bir baskı dönemi başladı: İstefanos’un ölümü sadece bir başlangıçtı. Zulmün kapıları artık Hristiyanlar’a karşı açılmıştı. Saul Hristiyanlara zulmeden pek çok kişiden sadece biriydi.

i. Bu dönem, Hristiyanlar’a bir bütün halinde yapılan ilk zulümdü. Daha önce elçiler tutuklanmış, dövülmüş ve zulüm görmüşlerdi; burada ise her imanlı şiddet görmekle ve belki de ölümle tehdit ediliyordu.

ii. Ekvador ormanlarının derinliklerindeki ıssız bir nehrin kıyısında, 8 Ocak 1956 Pazar günü, yerliler İsa’yı anlatmaya gelen beş müjdeciyi öldürdüler. Birçok kişiye göre bu ölüm, anlamı olmayan bir trajedi olarak kalacaktı. Pek çok kişinin gördüğü tek şey, sadece çalışmaları yarıda kesilen beş genç müjdeci ya da geride bıraktıkları beş dul kadın ve babasız çocuklardı. Ancak Tanrı, ölümleriyle bile bu beş adam aracılığıyla inanılmaz bir iş yaptı ve bu bereket, kocası öldürülen beş kadından biri olan Elisabeth Elliot gibi insanlar aracılığıyla hala yankılanıyor.

iii. Aynı şekilde, İstefanos’un ölümü de ilk bakışta anlamsız görünebilir. Genç yaşta güçle ve iyi hitabetle yürüttüğü hizmeti aniden yarıda kesilmişti. Hizmeti de başarısızlıkla sonuçlanmış gibi görünüyordu – üstelik hemen iman eden hiç kimse de olmamıştı ve ortaya çıkan tek şey kiliseye karşı daha fazla zulüm olmuştu. Ancak her zaman olduğu gibi, şehitlerin kanı kilisenin tohumu oldu.

c. İmanlılar Yahudiye ve Samiriye’nin her yanına dağıldılar: Artık Hristiyanlar yapmakta isteksiz oldukları bir şeyi – İsa’nın bildirisini çevre bölgelerin her yanına ulaştırmak zorunda kalmışlardı.

i. Dağıldılar: Boice’e göre Grekçe’de “dağılmak” anlamına gelen iki farklı sözcük vardır. İlk sözcük, küllerin havaya saçılması gibi, bir şeyin dağılıp yok olması anlamında dağılma fikrini taşıyordu. Diğer sözcük ise tohum ekme ya da dikme anlamında dağılma fikrine sahiptir. Bu ayette kullanılan Grekçe sözcük budur.

ii. İsa, Elçilerin İşleri 1:8’de izleyicilerine, Yeruşalim’in ötesine bakmalarını ve müjdeyi Yahudiye’ye, Samiriye’ye ve tüm dünyaya ulaştırmalarını açıkça söylemiştir. Ancak o ana kadar İsa’nın izleyicileri bunu yapmamışlardı.

iii. Müjde’nin yayılmasıyla ortaya çıkan iyi ürün, bazılarının bu zulmü Tanrı’nın isteği olarak görmesine yol açar. Tanrı bizi Kendi isteğine yönlendirmek için zorlayıcı koşulları kullanabilir ve kullanacaktır. Bazen Tanrı’nın bizden yapmamızı istediği şeyi yapmadan önce kendi rahatımızdan sarsılmamız gerekir.

2. (2) İstefanos’un gömülmesi.

Bazı dindar kişiler, İstefanos’u gömdükten sonra onun için büyük yas tuttular.

a. Bazı dindar kişiler: Görünüşe göre bu Yahudiler, İstefanos’un öldürülmesi karşısında dehşete düşmüşlerdi. Belki de bu sözler, Luka’nın bize o dönemdeki tüm Yahudilerin Hristiyanlığa düşman olmadığını hatırlatmak için kullandığı bir yöntemdir.

b. Onun için büyük yas tuttular: Yahudi yasası infaz edilen biri için açıkça yas tutulmasını yasakladığından, Luka’nın aktardıkları, bazı dindar kişilerin İstefanos’un öldürülmesinden dolayı açıkça pişmanlık duyduklarını göstermektedir.

3. (3-4) Saul zulmüne devam ediyor.

Saul ise inanlılar topluluğunu kırıp geçirmeye başladı. Ev ev dolaşarak, kadın erkek demeden imanlıları dışarı sürüklüyor, hapse atıyordu.

Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı.

a. Kırıp geçirmeye: Grekçe’de bir kenti yakıp yıkan bir orduyu ya da avının etini parçalayan vahşi bir hayvanı ifade eden bir sözcüktür. Saul kadınlar da dahil olmak üzere Hristiyanlar’a acımasızca saldırdı.

i. “Sadece kadınları esirgememekle kalmadı, kurbanlarının ölümünü istemekten – ve sağlamaktan da – geri durmadı (Elçilerin İşleri 9:1, 22:4, 26:10).” (Stott)

ii. “İster ‘yakıp yıkmak’ ister ‘yok etmek’ olsun, bu fiilin zamanı devam eden geçmiş zamandır, yani bir kez yakıp yıkmakla kalmadı, yakıp yıkmaya devam etti.” (Boice)

b. Dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı: Sonuç Tanrı’nın yüceltilmesi içindi çünkü zulüm sadece müjdenin bildirisinin yayılmasına hizmet etti. Yeruşalim’den ayrılanların resmi vaizler olarak yola çıktıklarını düşünmemeliyiz. Çoğu, gittikleri her yerde İsa hakkında konuşan, “kendini birden müjdecilikte bulan” kişilerdi.

i. “Tanrı sözünü vaaz ediyorlardı ifadesi yanıltıcıdır; Grekçe ifade iyi haberi paylaşmaktan daha fazlasını ifade etmez.” (Stott)

ii. Biz de tıpkı bu ilk Hristiyanlar gibi olabiliriz. İsa’nın yaşamlarımızda yaptıklarının iyi haberini paylaşabiliriz. Çoğu insan İsa’ya resmi bir vaiz ya da müjdeci aracılığıyla gelmez; İsa’ya tıpkı bizim gibi insanlar aracılığıyla gelirler.

iii. “Tanrı’nın Ruhu’nun gücünün gerçekten var olduğu her kilisede, Rab bu gücün az ya da çok her yere yayılmasını sağlayacaktır. Rab asla bir kilisenin kapalı bir ceviz gibi ya da bir kutusundan çıkarılmayan merhem gibi olmasını istemez. Müjdenin değerli kokusu havayı güzelleştirmek için dökülmelidir.” (Spurgeon)

B. Filipus müjdeyi Samiriyeliler’e duyuruyor.

1. (5-8) Filipus müjdeyi Samiriyelilere getiriyor.

Filipus, Samiriye Kenti’ne gidip oradakilere Mesih’i tanıtmaya başladı. Filipus’u dinleyen ve gerçekleştirdiği belirtileri gören kalabalıklar, hep birlikte onun söylediklerine kulak verdiler. Birçoklarının içinden kötü ruhlar yüksek sesle haykırarak çıktı; birçok felçli ve kötürüm iyileştirildi. Ve o kentte büyük sevinç oldu.

a. Filipus: Filipus, Grekçe konuşan Yahudi dul kadınlarla ilgili anlaşmazlık ortaya çıktığında, İstefanos gibi, kilise ailesine pratik şekilde hizmet etmek için seçilen kişilerden biriydi (Elçilerin İşleri 6:5). Zulümden kaçmak zorunda kalanlardan biri oldu (Elçilerin İşleri 8:1) ve Samiriye’ye yerleşti.

b. Oradakilere Mesih’i tanıtmaya başladı: Yahudiler müjdeyi bir kez daha reddettikten sonra, Tanrı’nın, İsa’daki kurtuluş teklifini Samiriyeliler’den başlayarak diğer halklara da yaydığını görüyoruz.

c. Samiriye kenti: Bundan yaklaşık 750 yıl önce Asurlular kuzey İsrail’in Samiriye bölgesini fethettiler ve tüm zengin ve orta sınıf Yahudileri bölgeden sürdüler. Sonra uzaklardan putperest bir nüfusu buraya taşıdılar. Bu putperestler kuzey İsrail’de kalan en alt sınıf Yahudilerle evlendiler ve bu insanlardan Samiriyeliler ortaya çıktı.

i. Genel anlamda ifade edersek, o günkü Yahudiler Samiriyeliler’den nefret ediyorlardı. Onları gerçek Tanrı’ya tapınmayı bozan, ödün veren karışık bir halk olarak görüyorlardı. “Yahudiler ile Samiriyeliler arasında neredeyse nefrete varan derin bir önyargı vardı.” (LaSor)

ii. Yakup ve Yuhanna (ve diğer öğrenciler) bir zamanlar Samiriyelilerin Tanrı’nın yargısıyla yakılmaları gerektiğini düşünmüşlerdi (Luka 9:51-56).

iii. İsa’nın kuyudan su çekmeye gelen Samiriyeli kadınla sohbeti (Yuhanna 4) ve bir Samiriyeli’nin iyi komuşuluk örneğiyle ilgili öyküsü (Luka 10:25-37) o dönemde Yahudiler ile Samiriyeliler arasındaki doğal gerilimi göstermektedir.

iv. Yine de Filipus oradakilere Mesih’i tanıttı. İsa, Filipus’un içinde işlediği için, onun yüreğinde ya da zihninde bu tür önyargılara yer yoktu. Samiriyelilere karşı ırkçı değildi.

d. Filipus’u dinleyen ve gerçekleştirdiği belirtileri gören kalabalıklar: Filipus müjdeyi sunmaya geldi ve bunu çarpıcı bir şekilde onaylayan belirtiler ve mucizeler gerçekleşti. İnsanlar İsa’yı bulduklarında o kentte büyük sevinç oldu.

i. Kuşkusuz böyle bir ürünün ortaya çıkmasının bir nedeni, İsa’nın kendi hizmeti sırasında Samiriye’de tohum ekmiş olmasıydı (Yuhanna 4:1-26). Şimdi ise Filipus hasadı topluyordu.

ii. O kentte büyük sevinç, Yeruşalim’de gerçekleşen büyük üzüntü ve acıdan kaynaklanıyordu. Ruhsal gücün gerçeğe dönüşmesinden (gerçekleştirdiği belirtilerden) kaynaklanıyordu. Ama bu güç özellikle Filipus oradakilere Mesih’i tanıtırken ortaya çıktı.

iii. “Sevgili dostlarım, Tanrı’nın Sözü’nde bulduğum tüm doktrinleri size vaaz etmekten zevk duyuyorum; ama her zaman Mesih’in kişiliğini doktrinden üstün tutmayı arzuluyorum; doktrin, Mesih’in bize öğretiş vermek üzere bir Peygamber olarak oturduğu, altındaki sandalyeden başka bir şey değildir.” (Spurgeon)

2. (9-13) Büyücü Simun iman ediyor.

Ne var ki, kentte bir süreden beri büyücülük yapan ve Samiriye halkını şaşkına çeviren Simun adlı biri vardı. Simun, büyük adam olduğunu iddia ediyordu. Küçük büyük, herkes onu dikkatle dinler, “Büyük Güç dedikleri Tanrı gücü işte budur” derlerdi. Uzun zamandan beri onları büyücülüğüyle şaşkına çevirdiği için onu dikkatle dinlerlerdi. Ama Tanrı’nın Egemenliği ve İsa Mesih adıyla ilgili Müjde’yi duyuran Filipus’un söylediklerine inandıkları zaman, erkekler de kadınlar da vaftiz oldular. Simun’un kendisi de inanıp vaftiz oldu. Ondan sonra sürekli olarak Filipus’un yanında kaldı. Doğaüstü belirtileri ve yapılan büyük mucizeleri görünce şaşkına döndü.

a. Simun adlı biri: Bu Simun adlı kişinin o bölgede yerel çapta bir ünü vardı. Sadece Tanrı’nın gücüne sahip biri olarak el üstünde tutulmakla kalmıyordu ama kendisi hakkında “Büyük Güç dedikleri Tanrı gücü işte budur” gibi sözler kullanıyorlardı.

b. Bir süreden beri büyücülük yapan: Kutsal Kitap’ta büyücülük, okült, sihir gibi uygulamalarla ve genellikle zihin ve ruh haline etki eden ilaçların alınmasıyla ilişkilendirilir. Simun’un sahip olduğu gerçek güç her ne ise, Tanrı’dan değil Şeytan’dan geliyordu.

i. Kullanılan özel sözcükler Simun’un bir büyücü olduğunu gösterir. Eski dünyada büyücü olarak bilinen bir astronom ve bilim adamı sınıfı vardı (Matta 2:1) ancak yerel büyücüler ve sihirbazlar da bu unvanı kullandılar. Bu unvanı sıradan insanların cehaletini ve batıl inançlarını avlamak için kullandılar.

ii. “Ramsay, büyücüleri (özellikle de antik dünyanın yaygın batıl inançlarına hitap eden daha alt seviyede olanlarını) o dünyada var olan ve ya yok eden ya da Hristiyanlık tarafından yok edilmesi gereken en güçlü etki olarak tanımlar.” (Williams)

c. Onları büyücülüğüyle şaşkına çevirdiği için onu dikkatle dinlerlerdi: Samiriyeliler yanlışlıkla Simun’un gerçek bir ruhsal güce sahip olduğunu ve bunun Tanrı’dan geldiğini düşündüler – ancak durum böyle değildi.

d. Ama Tanrı’nın Egemenliği ve İsa Mesih adıyla ilgili Müjde’yi duyuran Filipus’un söylediklerine inandıkları zaman: Daha önce Simun ve yaptığı büyüler karşısında şaşkınlığa düşenler şimdi Filipus’a ve onunduyurduğu Müjde’ye inanıyorlardı. Filipus, Müjde’nin mesajını getirdi ve onlar da bu mesaja inandılar.

i. İman edenler vaftiz olup imanlarını ilan ettiler. “İmanlarında herhangi bir eksiklik olduğuna dair hiçbir ipucu yoktur. Kuşkusuz Filipus hiçbirini tanımıyordu, yoksa onları vaftiz etmezdi.” (Williams)

e. Doğaüstü belirtileri ve yapılan büyük mucizeleri görünce şaşkına döndü: Simun, Filipus’un vaazları ve şaşırtıcı mucizeleri karşısında ikna olmuş, iman ettiğini açıklamış, vaftiz edilmiş ve Filipus’un yanında kalmıştır. Simun, Filipus’un ve hizmetinin bir takipçisi olmuştur.

i. Bu noktada – Elçilerin İşleri 8:13’e kadar – Simun’un inancının yanlış ya da samimiyetsiz olduğunu gösteren hiçbir şey yoktur. Yine de onun inancı, zaman içinde davranışları ve verdiği yanıtlarla sınanacaktır.

3. (14-17) Petrus ile Yuhanna’nın ellerini üzerlerine koymasıyla Samiriyeliler Kutsal Ruh’u alıyorlar.

Yeruşalim’deki elçiler, Samiriye halkının, Tanrı’nın sözünü benimsediğini duyunca Petrus’la Yuhanna’yı onlara gönderdiler. Petrus’la Yuhanna oraya varınca, Samiriyeli imanlıların Kutsal Ruh’u almaları için dua ettiler. Çünkü Ruh daha hiçbirinin üzerine inmemişti. Rab İsa’nın adıyla vaftiz olmuşlardı, o kadar. Petrus’la Yuhanna onların üzerine ellerini koyunca, onlar da Kutsal Ruh’u aldılar.

a. Petrus’la Yuhanna’yı onlara gönderdiler: İsa’nın, Petrus’a (ve diğer elçilere) göklerin egemenliğinin anahtarlarını vermesi (Matta 16:19) gerçekten de bu günlerde gerçekleşenler için verildi. Burada, daha önce Tanrı’nın halkından dışlanmış olanları (Samiriyelileri) resmen Tanrı’nın egemenliğine kabul ettiler.

b. Çünkü Ruh daha hiçbirinin üzerine inmemişti: Açıkça anlaşılıyor ki, bu Samiriyeli imanlılar, elçiler gelip onlara hizmet edene dek, yaşamadıkları bir Kutsal Ruh deneyimi yaşadılar.

c. Petrus’la Yuhanna onların üzerine ellerini koyunca: Genellikle Kutsal Ruh’un imanlıyı güçlendirmesi ve doldurması, eller imanlı üzerine konulduğunda ve onun için dua edildiğinde gerçekleşir (Elçilerin İşleri 9:17, 1 Timoteos 4:14, 2 Timoteos 1:6). İmanlı üzerine el koyup dua etme yoluyla, Tanrı’nın bize vermek istediği özel lütfu ve armağanları almaya her zaman hazır olmalıyız.

d. Onlar da Kutsal Ruh’u aldılar: Bunun tam olarak nasıl görünür bir hale geldiğini bilmiyoruz. Belki de bazı ruhsal armağanlar ortaya çıkmıştır (1 Korintliler 12:7-10).

e. Kutsal Ruh’u aldılar: Görünüşe göre, bu Hristiyanların, Kutsal Ruh’u, kurtuluşlarından sonraki bir deneyimle, ilerleyen bir dönemde almış olmaları birçok tartışmaya neden olmuştur; bu konuda farklı açıklamalar getirilmiştir.

i. Bazıları onların Filipus’un müjdeyi duyurması sırasında asla gerçekten yeniden doğmadıklarını (imana gelmediklerini) söyler. Petrus ve Yuhanna geldiklerinde, İsa’ya gerçekten iman ettiler ve sonra Kutsal Ruh’u aldılar.

ii. Bazıları ise gerçekten yeniden doğduklarını söyler. Daha sonraki bir deneyimde, bugün imanlıların izlemesi gereken bir modelle Kutsal Ruh’u aldılar.

iii. Bazıları onların Filipus’un müjdeyi duyurmasına yanıt olarak imana geldiklerini ancak Petrus ile Yuhanna, Kutsal Ruh armağanını onlara verene dek Tanrı’nın eşsiz bir hareketle bu armağanı sakladığını söylerler. Tanrı’nın bununla amacı, Yeruşalim’deki kilise ile Samiriye’deki yeni kilise arasında sürekliliği sağlamak ve onları bölünmeye karşı korumaktı.

iv. Bazıları onların gerçekten yeniden doğduklarını ve imana geldikleri sırada Kutsal Ruh’u aldıklarını ancak Petrus ile Yuhanna’nın ellerini onların üzerlerine koymaları sırasında Kutsal Ruh’un özel armağanlarının ve lütuflarının verildiğini söyler.

v. Son seçenek olanları en iyi açıklayan seçenek gibi görünmektedir. Samiriyeliler o anda her ne deneyim ettilerse, bu deneyim, kurtuluşu aldıkları sırada Kutsal Ruh’un “olağan” bir şekilde verilmesinden daha fazlası olmuş gibi görünmektedir. Bu yaşanan, Kutsal Ruh’un, her zaman arzulamamız ve istememiz gereken bir doluluğudur.

4. (18-19) Simun’un bencilce isteği.

Elçilerin bu el koyma hareketiyle Kutsal Ruh’un verildiğini gören Simun onlara para teklif ederek, “Bana da bu yetkiyi verin, kimin üzerine ellerimi koysam Kutsal Ruh’u alsın” dedi.

a. Elçilerin bu el koyma hareketiyle Kutsal Ruh’un verildiğini gören Simun: Petrus ile Yuhanna, Samiriyeliler’in üzerine ellerini koyup onlar için dua ettiklerinde, Simun bir şeyler olduğunu fark etti. Bu şey onu çok etkilemişti.

b. Onlara para teklif ederek: Simun, Kutsal Ruh’un sadece alınıp satılabilen bir güç olduğunu düşündü. Ruh’un işleyişini kontrol edebilmek istedi ve Kutsal Ruh’u, insanın yaşamını yöneten bir Kişi olarak değil, insanın kendi istediği gibi kullanabileceği bir güç olarak gördü.

i. Simoni, kilise makamlarını ya da ayrıcalıklarını satın alma ya da satma günahını ifade eden sözcüktür çünkü bu Simun’a özgü aynı ruhla yapılır. Bu günah bazen günümüzde de işlenmektedir ama daha yaygın olarak insanlar paranın bereketi izlemesi yerine bereketin parayı izlediğini düşünmektedirler.

c. Kimin üzerine ellerimi koysam Kutsal Ruh’u alsın: Simun aslında Kutsal Ruh’u kendisi için değil, Kutsal Ruh’un gücünü kendi istediği zaman başkalarına verebilmek için istiyordu. Bu ona büyük bir ruhsal yetki sağlayacaktı.

i. “Günah, kişisel amaçlar için ruhsal güce sahip olma arzusudur.” (Morgan)

5. (20-23) Petrus’un Simun’a yanıtı.

Petrus, “Paran da yok olsun, sen de!” dedi, “Çünkü Tanrı’nın armağanını parayla elde edebileceğini sandın. Senin bu işte bir payın, bir hakkın yok. Yüreğin, Tanrı’nın gözünde doğru değildir. Bu kötülüğünden tövbe et ve Rab’be yalvar, yüreğindeki bu düşünce belki bağışlanır. Senin kin dolu, kötülüğe tutsak biri olduğunu görüyorum.”

a. Tanrı’nın armağanını parayla elde edebileceğini sandın: Elbette Simun bu düşüncesinde yanılıyordu. Tanrı’nın armağanları Tanrı’dan imanla ve karşılıksız olarak alınır.

i. Yeşaya 55:1’de yazdığı gibi: Ey susamış olanlar, sulara gelin, Parası olmayanlar, gelin, satın alın, yiyin. Gelin, şarabı ve sütü parasız, bedelsiz alın.

ii. Tanrı’dan aldıklarımız, paramızı nasıl kullanacağımızı etkileyecektir; ama Tanrı’nın armağanlarını satın alamayız, parayla elde edemeyiz.

b. Paran da yok olsun, sen de: Simun o kadar hatalıydı ki, bu sert azarı hak etmişti. Phillips, Paran da yok olsun, sen de ifadesini şöyle çevirir: Senin de paranın da canı cehenneme.

i. Petrus’un cesur sezgisini seyretmek zor ya da garip olmuş olmalı. Bugün çok az kişi genç bir Hristiyan olduğu düşünülen birini böylesine sert bir şekilde azarlar. Yine de Simun ve yanındakiler için duyması zor olsa da Petrus gerçeği ona sevgiyle söylemeye niyetliydi.

c. Senin bu işte bir payın, bir hakkın yok. Yüreğin, Tanrı’nın gözünde doğru değildir: Petrus’un Simun’u azarlaması, önemli ve ilginç olan bir soruyu yanıtsız bırakır – Simun gerçek bir Hristiyan mıydı, gerçekten yeniden doğmuş muydu?

i. Simun imana geldiğine dair pek çok kanıt göstermişti – en azından dışarıdan bakıldığında böyleydi.

·Simun, Filipus’un duyurduğu müjdeye inandığını ifade etti (Elçilerin İşleri 8:13).

·Filipus, Simun’u bir tür takipçi olarak kabul etti (Elçilerin İşleri 8:13).

·Simun Hristiyanlar’ın toplantılarına katıldı (Elçilerin İşleri 8:18).

ii. Bütün bu nedenlerden dolayı Filipus, Simun’u bir Hristiyan – İsa’nın bir izleyicisi – olarak kabul etti ve onu vaftiz etti (Elçilerin İşleri 8:13). Bugün bizim yaşadığımız gibi, Filipus da Simun’un ruhsal yüreğini tam olarak göremiyor ve onun imanında samimi olduğunu kesin olarak bilemiyordu ama Simun imanını ilan etmesini inandırıcı kılacak kadar çok şey göstermişti.

iii. Yine de Petrus’un”Senin bu işte bir payın, bir hakkın yok. Yüreğin, Tanrı’nın gözünde doğru değildir” sözlerini, Simun’un tövbe eden ve içten iman eden gerçek bir tövbekar olmadığının kanıtı olarak almak mümkündür. O halde Simun’un durumu, “sırf iman etti diye ya da Hristiyanlardan beklenen belirli hareketleri yerine getirdi diye, bu nedenle Tanrı’nın gözünde doğru olduğunu düşünen herkes için bir uyarıdır. Durum böyle değildir.” (Boice)

iv. “İnsanlar İsa’nın yüceliğine yaklaşabilirler, entelektüel olarak ikna olabilirler; hatta O’nun üstün ahlaki idealini benimsemeye karar verebilirler; O’nun bıraktığı mükemmel örneği uygulamaya karar verecek kadar ileri gidebilirler. Ancak bunlar insanı Hristiyan yapmaz.” (Morgan)

v. Boice aynı zamanda şunları da gözlemlemiştir: “Petrus ona, ‘Senin bu hizmette hiçbir payın yok’ dediğinde, Petrus’un üst kattaki odada İsa’nın Petrus’un ayaklarını yıkamasına itiraz ettiğinde, İsa’nın Petrus için kullandığı aynı sözleri kullanması ilginçtir. İsa, ‘Yıkamazsam yanımda yerin olmaz’ demişti (Yuhanna 13:8). Bunlar güçlü sözler. Yine de Petrus imansız değildi; o sadece Tanrı’nın isteğinin dışındaydı.” (Boice)

vi. Kuşkusuz Simun yanlış yönde ilerliyordu, bu yüzden bu azarlamaya ihtiyacı vardı. “Paran da yok olsun, sen de” ifadesinden yola çıkarak cehenneme doğru gittiğini söyleyebiliriz.

d. Kin dolu, kötülüğe tutsak biri: Bu, Simun’un yüreğinde ne olduğunu tam olarak tarif ediyordu. Bunlara rağmen Petrus, onun içinden acılık ya da kötülüğe tutsaklık cini çıkarmaya çalışmadı. Bunun yerine Petrus onu tövbeye (tövbe et), duaya (Rab’be yalvar) ve doğruluğa (yüreğindeki bu düşüncelerle ilgilen) çağırdı.

i. Belki de gurur Simun’un, İsa’ya gerçekten inanmasını engelliyordu. Filipus’un ve müjdenin gelişinden önce Simun, o bölgede hayranlık duyulan kutsal bir adamdı ve uzun zamandan beri kendisine hayranlık duyuluyordu (Elçilerin İşleri 8:11), öyle ki insanlar onun için bu adam “Büyük Güç dedikleri Tanrı gücü işte budur” diyorlardı (Elçilerin İşleri 8:10). Gururlu bir kişi, dışa dönük bir iman gösterisi sergileyebilir çünkü insanların gözünde “doğru” olan şey budur ama yüreğinin gizli yerinde İsa Mesih’e boyun eğmeyebilir.

6. (24-25) Simun’un yanıtı ve Samiriye’deki işin özeti.

Simun, “Benim için Rab’be yalvarın da söylediklerinizden hiçbiri başıma gelmesin” diye karşılık verdi. Petrus’la Yuhanna tanıklık edip Rab’bin sözünü bildirdikten sonra, Samiriye’nin birçok köyünde de Müjde’yi duyura duyura Yeruşalim’e döndüler.

a. Benim için Rab’be yalvarın da söylediklerinizden hiçbiri başıma gelmesin: Simun, Tanrı’nın önünde yüreğini gerçekten alçaltmak yerine, Petrus’tan kendisi için yakarmasını ve günahının sonuçlarından kurtulması için dua etmesini istedi. Bu durum, Simun’un Kutsal Ruh’un verdiği uyarıyı gerçekten hissettiğini ancak henüz Tanrı’nın önünde kendi yüreğini alçaltmaya istekli olmadığını gösterir. Petrus, Simun’un yüreğini onun yerine alçaltamazdı.

i. Simun’un içinde bulunduğu durum ne kadar kötü olursa olsun, bu kötülüğünden tövbe edebilir ve Rab’be yalvarabilirdi, öyle ki yüreğindeki bu düşünce belki bağışlansın (Elçilerin İşleri 8:22). Tövbe kapısı ve Tanrı’yla doğru bir yüreğe sahip olma kapısı Simun için açıktı, yeter ki bunu kabul etsin – ama bunu kendisi yerine Petrus yapamazdı.

ii. “Söylediği sözler halk dilinde ‘kaçış’ olarak adlandırabileceğimiz türdendi. Kendisine söyleneni yapmayı reddediyor ve suçu Petrus’a atıyordu.” (Boice)

iii. Vaiz sizin için inanamaz, sizin için tövbe edemez; kendi başına yapması gereken yeterince tövbe var. Vaiz sizin için dua edebilir ama Petrus’un Simun’a söylediği gibi siz de kendiniz için dua etseniz iyi olur.

iv. Simun’a ne olduğunu bilmiyoruz. Elçilerin İşleri 8:24’te açıklanan yürekten ikna oluşu sürdürüp sürdürmediğini bilmiyoruz. Kilise geleneği, onun uzak uçlara gittiğini ve ilk Hristiyanlar arasında tehlikeli bir sahte öğretmen haline geldiğini söyler. Tövbe etmiş ve Tanrı’ya karşı yüreğini düzeltmiş olması mümkündür.

b. Petrus’la Yuhanna tanıklık edip Rab’bin sözünü bildirdikten sonra… Yeruşalim’e döndüler: Petrus ile Yuhanna, Samiriye’de başarılı ve verimli bir hizmet gerçekleştirdiler. Yine de Samiriye kentinin ilerisindeki yerlere ulaşmaya devam etmek yerine Yeruşalim’e döndüler.

C. Filipus Etiyopyalı’ya müjdeyi duyuruyor.

1. (26-28) Kutsal Ruh tarafından yönlendirilen Filipus, Etiyopyalı bir devlet görevlisine gönderiliyor.

Bu arada Rab’bin bir meleği Filipus’a şöyle seslendi: “Kalk, güneye doğru, Yeruşalim’den Gazze’ye inen yola, çöl yoluna git.” Filipus da kalkıp gitti. Giderken Etiyopyalı bir hadım gördü. Bu adam Etiyopya Kraliçesi Kandaki’nin vezirlerinden biriydi. Kraliçenin bütün hazinelerinden sorumluydu. Yeruşalim’e, tapınmaya gelmişti. Geri dönerken arabasında oturmuş, Peygamber Yeşaya’nın Kitabı’nı okuyordu.

a. Kalk, güneye doğru… git: Filipus’un Samiriye’deki büyük başarıyı bırakıp ıssız çöle gitmeye itiraz edeceğini düşünmek mümkündü ama Tanrı’nın her şeyde bir planı vardır. Filipus Tanrı’nın planına boyun eğdi.

i. “Filipus ön saflarda duran bir insandı. Her açıdan vazgeçilmez biri gibi görünüyordu. Ancak tam da bu anda Tanrı onu bölgeyi terk etmeye çağırdı.” (Boice)

ii. Böylesine bereketli, verimli bir hizmetten ayrılma çağrısını duyan biri, muhtemelen konuşanın Rab değil de Şeytan olduğunu düşünür. “Şimdi olmaz”, “Benden söz etmiyorsun” ya da “Orası olmaz” diye düşünebilir.

b. Çöl yoluna git: Verimli bir hizmeti bırakıp çöle gitmek insan bakış açısından bakıldığında akılsızcadır ama Tanrı yönlendirilirse akıllıcadır. Başarılı bir hizmet yerini bırakıp çöl yoluna gitmekten daha akılsızca ne olabilir?

i. “Yeruşalim’den Gazze’ye giden iki yol vardı ve Ruh, Filipus’a nadiren kullanılan yoldan gitmesini buyurdu.” (MacArthur)

ii. “Eğer Mesih engelleniyorsa, bunun nedeni, bazı Filipus’ların gitmek istememesidir!” (Morgan)

iii. “Pentikost gününden itibaren Ruh’un kalabalıklar üzerindeki etkisini gördük; şimdi ise Ruh’un birey üzerindeki hareketlerini izliyoruz, tek tek kişilere olan ilgisini ve onları yönlendirmesini görüyoruz – Ruh’un bir imanlıya nasıl yol gösterdiğini ve arayış içerisinde olan birini nasıl yönlendirdiğini gözlemliyoruz.” (Pierson) Ruh tarafından yönlendirilen tek kişi Filipus değildi. Etiyopyalı adam da Ruh tarafından yönlendirildi ama bunun farkında değildi.

c. Etiyopyalı bir hadım gördü. Bu adam… Yeruşalim’e, tapınmaya gelmişti: Filipus, çöl yolunda, Yeruşalim’den memleketine dönen ve yolda Kutsal Kitap okuyan, Yahudiliğe geçmiş, Etiyopyalı bir adamla karşılaştı!

i. Günümüz Etiyopya’sından çok daha büyük olan o dönemdeki Etiyopya, Süleyman’ın Egemenliğinin görkemini gören ve İsrail’in Tanrısı’na iman eden Saba Kraliçesi’nin geldiği ülkeydi. Yahudi inancından kısımların yüzyıllar boyunca kraliçenin bu hizmetkarı gibi insanlara aktarılmış olması mümkündür.

ii. “Soylu bir arayış içinde olan asil bir adamdı.” (Hughes) Etiyopyalı’nın Yeruşalim’e yaptığı ziyarette Tanrı’yı bulup bulmadığını söyleyemeyiz ama Tanrı’nın sözünü bulduğu kesindir – ve Tanrı’nın sözünü okumak onu Tanrı’ya götürecektir.

d. Vezirlerinden biriydi… bütün hazinelerinden sorumluydu: Etiyopyalı başarılı bir adamdı. Ancak başarısının yaşamındaki tüm sorulara yanıt vermediği açıktı. Yaşamında bazı gerçek ruhsal yanıtlara ihtiyacı olduğunu biliyordu ve Tanrı’yı arıyordu.

i. Kraliçe, Etiyopya’da kraliyet ailesine mensup bazı kadınlara verilen bir unvandı.

e. Peygamber Yeşaya’nın Kitabı’nı okuyordu: Etiyopyalı, Tanrı’nın sözüne açlık duyuyordu. Normalde kitap tomarı kendisine çok paraya mal olmuş olmalı, bu yüzden kitaba sahip olması Tanrı’nın sözünü gerçekten okumak ve öğrenmek istediğini gösteriyor.

2. (29-31) Etiyopyalı, Filipus’u Kutsal Kitap’ı açıklamaya davet ediyor.

Ruh Filipus’a, “Git” dedi, “Şu arabaya yetiş.”

Filipus koşup arabanın yanına geldi ve hadımın Peygamber Yeşaya’yı okumakta olduğunu işitti. “Acaba okuduklarını anlıyor musun?” diye sordu. Hadım, “Biri bana yol göstermedikçe nasıl anlayabilirim ki?” diyerek Filipus’un arabaya binip yanına oturmasını rica etti.

a. Ruh Filipus’a… dedi: Filipus’un doğrudan Etiyopyalı’nın arabasına gidip onunla konuşması gerçekten cesaret isteyen bir durumdu ama Kutsal Ruh ona böyle yapmasını söyledi.

i. Etiyopyalı zengin bir adamdı, güçlü biriydi ve bir açıdan da ünlü biriydi. Yine de Filipus onun da herkes kadar İsa’ya ihtiyacı olduğunu biliyordu. Önemli kişiler olarak kabul edilen kişilerle İsa hakkında konuşmaktan asla korkmamalıyız.

ii. İsa hakkında cesaretle konuşmaktan sık sık çekiniriz ve dünya bize böyle şeyler hakkında konuşmamamız gerektiğini söyler. Ancak dünya kendi mesajını bize empoze etmekten çekinmez. Dünya bize günah konusunda ne kadar cesur davranıyorsa, biz de dünyaya karşı İsa konusunda o kadar cesur olmalıyız.

b. Okumakta olduğunu işitti: Eski dünyada yüksek sesle okumak yaygındı. Filipus, Etiyopyalı’nın ne okuduğuna biraz kulak verince anladı.

c. Peygamber Yeşaya’yı okumakta olduğunu işitti: Filipus o anda Tanrı’nın kendisine açık bir kapı, hazır bir yürek verdiğini fark etti. Açıkça görüldüğü gibi, Filipus ile Etiyopyalı arasındaki bu buluşmayı Tanrı ayarlamıştı; bu, Tanrı’nın müjdecilik için kapıları nasıl açtığına dair harika bir örnektir. Tanrı Filipus’u yönlendirdi çünkü Tanrı zaten açık bir kapı ayarlamıştı.

i. Müjde’yi duyururken en büyük görevlerimizden biri açık kapılar için dua etmektir. Açık kapılar için dua ettikten sonra, Tanrı’nın sunduğu fırsatları görmeye çalışmalıyız.

ii. Filipus bir müjdeci olarak etkiliydi çünkü Kutsal Ruh’un yapmak istediği şeylerine nasıl uyum sağlayacağını biliyordu. Kendi kaprisleri ve duygularıyla değil, gerçekten Ruh tarafından yönlendiriliyordu.

d. Acaba okuduklarını anlıyor musun? Etiyopyalı’nın Kutsal Kitap’ı okuması iyi bir şeydi ama ona anlayış sağlanmadığı sürece okumasının pek bir yararı olmayacaktı. Ancak Tanrı anlamasını sağlayacak birini (Filipus’u) getirmişti.

i. “Bu iyi bir soruydu – saldırgan bir soru değildi, Etiyopyalı yetkilinin eğer ilgilenmesi halinde okuduğu metni açıklamak için ince ama nazik bir teklifti.” (Boice)

ii. Biri bana yol göstermedikçe nasıl anlayabilirim ki? Bu soru, Kutsal Kitap’ı anlamak isteyen herkesin sorması gereken doğru sorudur. Birçok şeyi anlamadan önce bize öğretilmesi gerekiyorsa asla kendimizi kötü hissetmemeliyiz.

iii. Kutsal Kitap’ın köklü gerçeklerini kendi başımıza anlamamız harika bir şeydir ancak Tanrı’nın, İsa’nın takipçileri arasında bulunan öğretmenler için de bir yeri ve amacı vardır.

iv. Kutsal Kitap’ımızdan daha fazla anlayış edinmek amacıyla Kutsal Kitap’ın içine dalmalıyız. Kelebekler bahçedeki çiçeklerin üzerinde dolaşıp durur ve hiçbir şey almadan giderler ama arılar çiçeğin içine dalar ve gerekli besini oradan çıkarıp taşırlar. Kutsal Kitap’ımızın üzerinde gezinirsek hiçbir şey elde edemeyiz; doğrudan içine dalmalıyız.

3. (32-35) Filipus, Yeşaya bölümünden başlayarak Etiyopyalı’ya İsa’yı müjdeliyor.

Kutsal Yazılar’dan okuduğu bölüm şuydu:

“Koyun gibi kesime götürüldü;

Kırkıcının önünde kuzu nasıl ses çıkarmazsa,

O da öylece ağzını açmadı.

Aşağılandığında adalet O’ndan esirgendi.

O’nun soyunu kim anacak?

Çünkü yeryüzündeki yaşamına son verildi.”

Hadım Filipus’a, “Lütfen açıklar mısın, peygamber kimden söz ediyor, kendisinden mi, bir başkasından mı?” diye sordu.

Bunun üzerine Filipus anlatmaya koyuldu. Kutsal Yazılar’ın bu bölümünden başlayarak ona İsa’yla ilgili Müjde’yi bildirdi.

a. Koyun gibi kesime götürüldü: Tanrı harika şekilde planlamıştı, Etiyopyalı, Yeşaya 53’ü okuyordu ve gelecek olan Mesih’in kendini kurban olarak sunup günahları yüklenme işini şaşırtıcı ve özel peygamberliklerle öğreniyordu.

b. Lütfen açıklar mısın, peygamber kimden söz ediyor, kendisinden mi, bir başkasından mı? Yeşaya 53:7-8’deki bu bölümle ilgili olarak, o günkü Yahudiler bu acı çeken hizmetkarın kimliğini farklı şekillerde anlıyorlardı.

·Bazıları acı çeken hizmetkarın İsrail ulusunun kendisi olduğunu düşünüyordu çünkü İsrail savaşlarda, sürgünde ve zulümde büyük acılar çekmişti.

·Bazıları acı çeken hizmetkarın, kendisi hakkında yazan Yeşaya olduğunu düşündü.

·Bazıları acı çeken hizmetkarın, Mesih olduğunu düşündü ancak bunu kabul etmekte zorlandılar çünkü Mesih’in acı çektiğini düşünmek istemediler.

c. Kutsal Yazılar’ın bu bölümünden başlayarak: Filipus, Yeşaya’nın bu bölümünden çok daha fazla şey anlattı ama bu ayetlerden başladı. Etiyopyalı’yla ortak bir noktadan başladı ama İsa hakkında konuşmaya doğru ilerledi. Kutsal Yazılar’ın bu bölümünden başlayarak İsa hakkında konuşmak kolaydı.

i. Kutsal Kitap’ın tamamı bir şekilde İsa’ya işaret ettiği için, herhangi bir bölümden başlayıp İsa’ya giden yolu bulabiliriz.

d. Ona İsa’yla ilgili Müjde’yi bildirdi: Filipus’un etkili vaazı İsa’nın kim olduğunu (kuzu gibi…. İsa’yla ilgili Müjde’yi bildirdi) ve bizim için ne yaptığını (koyun gibi kesime götürüldü) açıklamaktan ibaretti. İsa’nın kim olduğunu ve bizim için ne yaptığını açıklamak müjdenin özüdür.

i. Günümüzde pek çok vaiz, bizim Tanrı için ne yapmamız gerektiğine odaklanır ancak müjde Tanrı’nın İsa Mesih’te bizim için yaptıklarıyla başlar ve bunun üzerine kurulur.

ii. Filipus, Samiriye’de Mesih’i vaaz etti (Elçilerin İşleri 8:5) ve bu Etiyopyalıya da İsa’yla ilgili Müjde’yi bildirdi. Yeruşalim’de de vaaz ettiği İsa’nın aynı İsa olduğundan emin olabiliriz. Farklı kitleler için farklı bir İsa’ya ya da farklı bir bildiriye ihtiyacı yoktu.

4. (36-38) Etiyopyalı iman ediyor ve vaftiz oluyor.

Yolda giderlerken su bulunan bir yere geldiler. Hadım, “Bak, burada su var” dedi. “Vaftiz olmama ne engel var?” Sonra arabanın durmasını buyurdu. Filipus’la hadım birlikte suya girdiler ve Filipus hadımı vaftiz etti.

a. Hadım… dedi: Etiyopyalı’nın kendisi müjdeye yanıt vermeye hazırdı. Bu Kutsal Ruh’un bir işiydi, Filipus’un becerisine bir övgü değildi.

b. Bak, burada su var. Vaftiz olmama ne engel var? Bu, Etiyopyalı’nın gerçekten inandığını ve inancını ilan etmek için vaftiz olmak istediğini gösterir. Tanrı’nın gerçeğini gördü ve bunun kendisi için olduğunu biliyordu.

i. “Belki de Filipus müjde açıklamasını, Petrus’un Pentikost’ta yaptığı gibi vaftiz çağrısıyla bitirmiştir.” (Hughes)

c. Bütün yüreğinle iman edersen, vaftiz olabilirsin: Filipus, Etiyopyalı’nın vaftiz olmadan önce bütün yüreğiyle iman etmesi konusunda ısrar etti. Özetle bu olan, müjdeye nasıl yanıt vermemiz gerektiğini açıklar: Bütün yüreğimizle iman etmek.

i. Şeytan aklında imana sahiptir ama yüreğinde gerçekten nefret eder. Tanrı, gerçeğinin sadece kafamızda değil, yüreklerimizde de olmasını ister. İsa’nın dünyanın günahları için öldüğünü zihinsel olarak biliyor olabiliriz ama günahlarımızı temizlemek için öldüğünü yüreklerimizde biliyor muyuz?

d. İman ediyorum ki, İsa Mesih Tanrı’nın Oğludur: Bu iman ikrarı, tüm anlamlarıyla ele alındığında, Tanrı’ya gelmek isteyen herkes için temel inançtır. İsa kişiliğine, Mesih olarak yaptığı her şeye inanmalıyız. O’nun Göksel Oğul olduğuna ve tüm yüreğiyle iman eden herkesin kurtuluşunu gerçekleştirmek üzere Baba’dan gönderilen Tanrı Oğlu olduğuna inanmalıyız.

i. Etiyopyalı “İsa Mesih” dediğinde, İsa’nın Mesih olduğunu itiraf etmiştir. İsa’nın, Yeşaya’nın tarif ettiği ve İsa’nın gerçekleştirdiği kişi – günahları taşıyan hizmetkar olduğunu aklı ve yüreğiyle kabul etmiştir.

e. Suya girdiler: Filipus’un Etiyopyalı’yı suyun içine daldırarak vaftiz ettiği açıktır. Bu vaftiz, su serperek değil, suyun içine daldırma şeklinde olmuştur.

5. (39-40) Filipus’un gizemli ayrılışı.

Sudan çıktıkları zaman Rab’bin Ruhu Filipus’u hemen oradan uzaklaştırdı. Filipus’u bir daha görmeyen hadım sevinç içinde yoluna devam etti. Filipus ise kendini Aşdot Kenti’nde buldu. Sezariye’ye varıncaya dek bütün kentleri dolaşarak Müjde’yi duyurdu.

a. Rab’bin Ruhu Filipus’u hemen oradan uzaklaştırdı. Filipus’u bir daha görmeyen hadım… yoluna devam etti. Filipus ise kendini Aşdot Kenti’nde buldu: Etiyopyalı ve Filipus birlikte sudan çıkarken, birden Rab’bin Ruhu Filipus’u alıp götürdü. Daha sonra doğaüstü bir şekilde eski Filist kenti Aşdot’a (Azotus olarak da bilinir) götürüldü.

i. Bu olay, garip, belki de Kutsal Yazılar’da daha önce hiç görülmemiş bir olaydır. Ancak benzer bir şey, öğrencilerin teknesi, varması gereken yere aniden ulaştığında da gerçekleşmiş bir olaydı (Yuhanna 6:15-21) ve benzer bir şey, kilise, göğe alınma sırasında bulutlar içinde alınıp götürüldüğünde de gerçekleşecektir (1 Selanikliler 4:15-18).

b. Sevinç içinde yoluna devam etti: Filipus’un gizemli bir şekilde oradan ayrılmasından sonra bile Etiyopyalı’nın yaşadığı sevinç, imanının Filipus’ta değil, Tanrı’da sağlam bir şekilde kök saldığını gösterir.

i. Bugün Mısır’da büyük zulüm gören Kıpti Hristiyanlar, ruhsal miraslarını bu Etiyopyalı devlet yetkilisine dayandırırlar.

c. Sezariye’ye varıncaya dek bütün kentleri dolaşarak Müjde’yi duyurdu: Bu sözler, Filipus’un sadece Samiriye kentlerinde değil, Sezariye gibi Yahudi olmayan kentlerde de müjdeyi duyurmaya başladığını anlatır. Olanlar, İsa’nın Elçilerin İşleri 1:8’de buyurduğu gibi, müjdenin dünyanın dört bucağına dek yayılmasının başlangıcıdır.

i. Yeni Antlaşma’da, özellikle “Müjdeci” unvanı verilen tek kişinin Filipus olmasına şaşmamak gerek (Elçilerin İşleri 21:8). Elçilerin İşleri kitabının sonlarına yaklaştığımızda, Elçilerin İşleri 21:8, Filipus’u hâlâ müjdelerken, Sezariye’de müjdeleme işini sürdürürken bulur.

©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik