Elçilerin İşleri 6 – Görevlilerin Atanması ve İstefanos’un Tutuklanması

A. Görevlilerin atanması.

1. (1) Dul kadınlara yardım dağıtılmasıyla ilgili bir anlaşmazlık.

İsa’nın öğrencilerinin sayıca çoğaldığı o günlerde, Grekçe konuşan Yahudiler, günlük yardım dağıtımında kendi dullarına gereken ilginin gösterilmediğini ileri sürerek İbranice konuşan Yahudiler’den yakınmaya başladılar.

a. Grekçe konuşan Yahudiler… İbranice konuşan Yahudiler’den yakınmaya başladılar: Elçilerin İşleri Kitabı’nın bu noktasına kadar, Şeytan’ın kiliseye saldırıları birçok farklı cepheden geldi. Doğrudan muhalefet ve korkutmanın birçok biçimini denedi ve kiliseyi içeriden yozlaştırmaya çalıştı. Bu stratejilerin hepsi kilisenin çalışmalarını durdurmak ya da yavaşlatmak konusunda başarısız kaldı. Şimdi ise Şeytan, bir grup Hristiyan’ı diğerine karşı kışkırtarak “bölmeyi ve ele geçirmeyi” ummaktaydı.

i. Elçilerin İşleri 5 ve 6 ile birlikte ilk Hristiyanlar için eski güzel günlerin sona erdiğini söyleyebiliriz. Artık iç yozlaşma, anlaşmazlıklar ve potansiyel bölünmelerle uğraşmak zorundaydılar. Bunları ele alış biçimleri her şeyde belirleyici oldu.

ii. İsa’nın öğrencilerinin sayıca çoğaldığı o günlerde ifadesi, Tanrı’nın Egemenliğinin ilk Hristiyan topluluğu aracılığıyla yürüttüğü işin hala son derece başarılı olduğunu ve sorunlarla iyi başa çıktıklarını gösterir.

iii. Büyümeden söz edilmesi, ilk kilisenin organize olduğunu hatırlatır. Kaç kişinin kurtulduğunu biliyorlardı; belli yerlerde ve belli zamanlarda bir araya geliyorlardı. Para ve mallar toplanıyor ve ihtiyacı olanlara dağıtılıyordu. Günahla yüzleşiliyor ve günah karşı mücadele ediliyordu. Bütün bunlar en azından belli bir düzeyde örgütlenme olduğunu göstermektedir.

b. Grekçe konuşan Yahudiler… İbranice konuşan Yahudiler’den: İbranice konuşan Yahudiler, Yahudi kültürünü benimsemeye daha meyilli olan Yahudilerdi ve çoğunlukla Yahudiye’den geliyorlardı. Grekçe konuşan Yahudiler ise Yunan kültürünü benimsemeye daha meyilli olan ve çoğunlukla Diaspora’dan (Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanından) gelen Yahudilerdi.

i. Basitleştirmek gerekirse, İbranice konuşan Yahudiler, Grekçe konuşan Yahudiler’i, Yunan kültürüyle ruhsallıktan ödün veren kişiler olarak görme eğilimindeydiler ve Grekçe konuşan Yahudiler de İbranice konuşan Yahudiler’i, kendilerini kutsal gösteren gelenekçiler olarak görüyorlardı. İki grup da birbirinden zaten doğal bir şekilde şüphe duyuyordu ve Şeytan bu şüpheden faydalanmaya çalıştı.

ii. İbranice konuşan Yahudiler ve Grekçe konuşan Yahudiler unvanları kullanılsa da bunlarınİsa’yı takip eden Hristiyanlar olduğunu hatırlamak gerekir. Hepsi Yahudi kökenliydi ama hepsi İsa’yı Mesih olarak benimsemişti.

c. Günlük yardım dağıtımı: İlk kilise, dullarına yardım etme sorumluluğunu ciddiye almıştı çünkü dulların genelde başka destekleri yoktu; ama aynı zamanda bu dul kadınlardan kiliseye sadakatle hizmet etmelerini de beklemişti (1 Timoteos 5:3-16).

i. Burada dini liderlerle İsa’nın ilk takipçileri arasında giderek büyüyen bir bölünmenin ipucu bulunmaktadır. Dulların ve yetimlerin bakımı Yahudi yaşamının önemli bir parçasıydı ve ihtiyaç içerisindeki kişilere yardım dağıtımını normalde tapınak yetkilileri organize ederdi. Ancak öyle görünüyor ki, Hristiyan dullar Yahudi liderler tarafından önemsenmiyordu; muhtemelen bunun nedeni, elçilerin İsa’yı duyurmaya devam etmelerinin yarattığı rahatsızlıktı.

d. Kendi dullarına gereken ilginin gösterilmediğini ileri sürerek: Görünüşe göre, Grek geçmişine sahip bazı Hristiyanlar, İbrani Hristiyanlar arasındaki dullara daha iyi bakıldığına inanıyorlardı.

i. “Bu ihmalin kasıtlı olduğu öne sürülmemektedir… büyük olasılıkla bunun nedeni kötü yönetimdir veya denetim eksikliğidir.” (Stott)

ii. “Bu büyüklükteki bir toplulukta, birilerinin ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi kaçınılmazdı.” (MacArthur)

iii. Şeytan bir çatışma başlatmak için kasıt olmayan bir hatayı kullanmayı çok sever. İbranice konuşan Yahudiler yüreklerinde haklıydılar ve Grekçe konuşan Yahudiler de kendi gerçeklerinde haklıydılar. Tüm bunlar, kiliseyi bölecek bir çatışma ortamı için mükemmel koşullardı.

2. (2-4) Elçiler, Görevlilerin atanmasını sağlıyor.

Bunun üzerine Onikiler, bütün öğrencileri bir araya toplayıp şöyle dediler: “Tanrı’nın sözünü yayma işini bırakıp maddi işlerle uğraşmamız doğru olmaz. Bu nedenle, kardeşler, aranızdan Ruh’la ve bilgelikle dolu, yedi saygın kişi seçin. Onları bu iş için görevlendirelim. Biz ise kendimizi duaya ve Tanrı sözünü yaymaya adayalım.”

a. Tanrı’nın sözünü yayma işini bırakıp maddi işlerle uğraşmamız doğru olmaz: Elçiler, dua ve Tanrı sözünü yayma hizmeti olan temel çağrılarına kendilerini adamaları gerektiğini dile getirdiler. Zamanlarını dul kadınların pratik ihtiyaçlarını yönetmek için harcamaları yanlış olacaktı.

i. Bazıları bunun, Onikiler arasında bir üstünlük mücadelesi için kanıt olduğuna, kendilerini bu tür işlerin üstünde gördüklerine inanır. Muhtemelen böyle değildi ve bu sorumlulukları devretmekle akıllıca davrandılar. Tanrı bu elçileri, kilisenin her şeyi olmaları için çağırmadı. Tanrı başka şekillerde hizmet etmeleri için başkalarını da yetiştirmiştir ve yetiştirecektir.

ii. Bir pastörün zamanı, aslında masalara hizmet etmek gibi görevlerle tüketilmemelidir. Ancak böyle bir işi kendine yakıştıramayan bir pastörde yanlış bir şey vardır.

iii. Bu, dul kadınlar için yemek servisi yapılması ve yemek masalarının temizlenmesi ile ilgili değildi. Buradaki sözler, dulların bakımıyla ilgili maddi ve pratik ayrıntıların idare edilmesini ele almak ile ilgilidir. “O dönemde ‘masa’, para bozan bir kişinin para topladığı ya da bozdurduğu yer anlamına geliyordu. Görevliler, toplulukta ihtiyaç sahiplerine para ve erzak dağıtımını denetlemek üzere seçilmişlerdir.” (Ogilvie)

b. Biz ise kendimizi duaya ve Tanrı sözünü yaymaya adayalım: Elçilerin dua ve Tanrı sözünü yayma hizmetiyle meşgul olmaları, bu işleri ne kadar enerjik bir şekilde yaptıklarını ve müjdeyi doğru bir şekilde duyurmanın ve dua etmenin ne kadar yorucu olduğunu gösterir.

i. İdari işler bir yana bırakılsa bile, hizmet çok zahmetli bir iştir. Genç bir adam, Donald Grey Barnhouse’a, “Kutsal Kitap’ı sizin gibi öğretebilmek için dünyaları verirdim” dedi. Dr. Barnhouse onun gözlerinin içine bakarak cevap verdi: “Çok iyi edersin çünkü bunun sana maliyeti tam olarak bu olacak.”

ii. Biz ise kendimizi duaya… adayalım: Onlar kendilerini Tanrı sözünü yayma hizmetinden daha fazlasına adadılar. “Bu nedenle pastörler, her gün öğretmek için biraz zaman harcadıklarında, görevlerini daha fazlasını yapmalarına gerek kalmayacak şekilde yerine getirdiklerini düşünmemelidirler.” (Calvin)

c. Kardeşler, aranızdan… seçin: Elçiler (Onikiler), genel imanlı grubuyla (bütün öğrencilere) konuştular ve insanlardan çok sayıda görüş ve katkı gelmesini sağlayarak çözüm aradılar. Hatta – muhtemelen özellikle kendilerine yanlış yapıldığını düşünenlerden – bu görevi üstlenecek iyi karakterli kişiler önermelerini istediler.

i. Bu yaptıklarıyla, sorunu çözmek için harika bir yol seçmişlerdi. Şikayet edenleri atmadılar. İki ayrı topluluğa bölünmediler. Mutsuz insanları dışlamadılar. Bir komite kurup sorunu ölesiye tartışmadılar.

ii. Kuşkusuz birileri, dul kadınlara yardım dağıtımı konusuna, doğrudan elçilerin daha fazla önem vermelerini önermişti. Bunu yapmak yerine, onlar daha fazla insanı görevlendirdiler ve hizmet işine daha fazla insanı dahil ettiler. Karşılanmamış ihtiyaçları gidermek, daha fazla insanı hizmet işine katmak için harika bir yoldur.

d. Ruh’la ve bilgelikle dolu, yedi saygın kişi: Elçiler tarafından tarif edilen nitelikler seçilecek kişilerin karakterine odaklanmış niteliklerdir. Elçiler insanların dış görünüşlerinden ya da imajlarından çok iç nitelikleriyle ilgilenmişlerdi.

i. Ruh’la ve bilgelikle dolu, olmanın ardındaki fikir, bu kişilerin hem ruhsal hem de pratik düşünme özelliğine sahip olmaları gerektiğidir. Bu, bulunması zor bir bileşim olabilir.

ii. Yedi kişi: Muhtemelen yedi kişi seçmelerinin sebebi, her birinin haftanın farklı bir günü dulların ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri içindi.

e. Onları… görevlendirelim: Son karar elçilere aitti. Elçiler, topluluğun bu kişileri aday göstermesini istedi (aranızdan seçin) ama karar gerçekten elçilere aitti. Elçiler, büyük bir bilgelik içerisinde, topluluğun katkısını istemiş ve buna değer vermiş olsa da burada söz konusu olan toplulukçu bir yönetim şeklini hayata geçirmek değildi.

f. Onları bu iş için görevlendirelim: Maddi işlerle uğraşmak üzere yedi kişi seçilecekti. Atandıkları görev basit, pratik bir hizmetti; ancak özellikle bölünme tehlikesi nedeniyle ruhsal anlamda iyi niteliklere sahip olmaları gerekiyordu.

i. Bu nedenle, bu kişilerin saygın bir ada sahip olmaları gerekiyordu. Kilise ailesinin güven duyduğu kişiler olmalıydılar.

ii. “Elçiler kendi haklarını korumaya çalışmıyorlardı. Kendi bakış açılarını bile korumuyorlardı. Sadece sorunu çözmek istiyorlardı.” (Boice)

3. (5-7) Görevlilerin seçilmesi.

Bu öneri bütün topluluğu hoşnut etti. Böylece, iman ve Kutsal Ruh’la dolu biri olan İstefanos’un yanısıra Filipus, Prohoros, Nikanor, Timon, Parmenas ve Yahudiliğe dönen Antakyalı Nikolas’ı seçip elçilerin önüne çıkardılar. Elçiler de dua edip ellerini onların üzerine koydular. Böylece Tanrı’nın sözü yayılıyor, Yeruşalim’deki öğrencilerin sayısı arttıkça artıyor, kâhinlerden birçoğu da iman çağrısına uyuyordu.

a. Bu öneri bütün topluluğu hoşnut etti: Sadece insanların hoşuna gitti diye bunun iyi bir karar olduğunu söyleyemeyiz. Ama Tanrı, elçilerin bilgeliğini, insanlar arasındaki anlaşma yoluyla onayladı. Elçiler topluluğun görüşüne göre değil, Rab’bin yönlendirmesine göre hareket ediyorlardı. Yine de herkes temel bir fikir birliği içinde olduğundan dolayı Rab’bin, elçileri nasıl yönlendirdiği konusunda hemfikirdiler.

b. İstefanos… Filipus, Prohoros: Yedi kişinin hepsinin isimleri Grekçe’ydi, bu da onların muhtemelen Grekçe konuşan Yahudilerden olduklarını gösterir. Halk (ve elçiler), dul kadınlara yardım dağıtımıyla ilgilenmeleri için Grekçe konuşan Yahudileri atayarak, yüreğinde kırgın olan Grekçe konuşan Yahudilere karşı büyük bir duyarlılık gösterdiler.

i. “Kilisede Aramice konuşan Hristiyanların sayısının Grekçe konuşan Hristiyanlardan daha fazla olduğunu tahmin ediyorum ancak kilise bir bütün olarak ‘Grekçe konuşan liderler seçelim’ dedi.” (Boice)

c. Seçip elçilerin önüne çıkardılar. Elçiler de dua edip ellerini onların üzerine koydular: Bu durumda, halk adayları belirledi ve elçiler Tanrı’nın rehberliği ve onayı için dua ettikten sonra ellerini onların üzerlerine koyarak bu kişileri onayladı.

i. Hizmetleri esas olarak dul kadınların pratik ihtiyaçlarını karşılamak olsa da elçilerin, ellerini onların üzerine koymaları önemliydi. Pratik hizmet ruhsal hizmettir. Buradaki aynı Grekçe sözcük hem yardım dağıtımı (Elçilerin İşleri 6:1) hem de hizmet (Elçilerin İşleri 6:4) için kullanılır. Her iki ayette de bu sözcüğün gerisindeki fikir, ister pratik yollarla ister ruhsal yollarla olsun, hizmettir.

ii. İnsanlar, bu temel ve pratik şekillerle Rab’be hizmet etme konusunu “ruhsal olmayan” bir yük olarak görmek yerine bir ayrıcalık olarak görmelidir. İsa, çarmıhtan ayrı olarak, öğrencilerinin ayaklarını yıkayıp sevginin en büyük ölçüsünü göstermiştir (Yuhanna 13:1-5).

iii. Elçilerin İşleri’nin bu bölümünün hiçbir yerinde bu kişiler diyakon olarak adlandırılmaz ancak çoğu kişi onların 1 Timoteos 3:8-13’te tarif edilen diyakonluk görevini ilk yerine getiren kişiler olduğunu düşünür. Diyakon kelimesi en temel anlamıyla “hizmetkar” demektir ve bu kişiler kesinlikle birer hizmetkardı. Pavlus’un, 1 Timoteos 3:13’te Görevlilere özel olarak ilettiği sadık hizmet vaadinin aynısını onların da talep etme hakkı vardı: Görevlerini iyi yapanlar, kendileri için iyi bir yer edinir, Mesih İsa’ya imanda büyük cesaret kazanırlar.

d. Tanrı’nın sözü yayılıyor, Yeruşalim’deki öğrencilerin sayısı arttıkça artıyor, kâhinlerden birçoğu da iman çağrısına uyuyordu: Şeytan’ın bölerek saldırmaya çalıştığı sırada, olası ters gidebilecek her şeyi düşündüğümüzde, bu konuyu çözmeye çalışan herkes büyük övgüyü hak eder.

i. Şikayeti olanlar, yani Grekçe konuşan Yahudiler doğru olanı yaptılar: Şikayet etmek ve sızlanmak yerine ihtiyacı dile getirdiler ve elçilerin çözümüne güvendiler.

ii. Karşı taraftakiler, İbranice konuşan Yahudiler, doğru olanı yaptılar: Grekçe konuşan Yahudilerin geçerli bir ihtiyaçları olduğunu kabul ettiler ve elçilerin çözümüne güvendiler.

iii. Seçilmiş yedi kişi doğru olanı yaptı: Göz kamaştırıcı olmayan bir hizmete çağrıyı kabul ettiler.

iv. Elçiler doğru olanı yaptı: Asıl görevlerinden uzaklaşmadan ihtiyaca yanıt verdiler.

e. Böylece Tanrı’nın sözü yayılıyor: Bu durum bilgelikle ve kırgın olanlara karşı duyarlılıkla ele alındığı için, potansiyel olarak topluluğu bölme ihtimali olan bir mesele yatıştırıldı ve müjde yayılmaya devam etti. Hatta Kâhinlerden birçoğu İsa’ya iman etti.

i. “Kilise, Kutsal Ruh’la dolu diyakonlar verdi, imana gelen kahinler aldı…. Öğrenciler, Kutsal Ruh’la diyakonlar seçti, Kutsal Ruh’la dolu şehitler ve müjdeciler aldı.” (Pierson)

ii. “Bu insanlar maddi işlerle uğraşmak – sıradan işler yapmak – için seçilmişti ama onlar sıra dışı işler yaparken – insanlar arasında belirtiler ve harikalar gerçekleştirirken – görüldüler.” (Pierson)

iii. Şeytan’ın stratejisi başarısız oldu. Kiliseyi bölmeye çalıştı ve işe yaramadı. Ancak Şeytan’ın ikinci stratejisi de başarısız oldu. Elçiler Tanrı’nın onlar için belirlediği hizmet odağından – Tanrı’nın sözüne ve duaya odaklanmaktan – uzaklaşmadılar.

B. İstefanos’un tanıklığı ve tutuklanması.

1. (8-10) İstefanos’un Tanrı için tanıklığı.

Tanrı’nın lütfuyla ve kudretle dolu olan İstefanos, halk arasında büyük belirtiler ve harikalar yapıyordu. Ne var ki, Azatlılar Havrası diye bilinen havranın bazı üyeleri ve Kirene’den, İskenderiye’den, Kilikya’dan ve Asya İli’nden bazı kişiler İstefanos’la çekişmeye başladılar. Ama İstefanos’un konuşmasındaki bilgeliğe ve Ruh’a karşı koyamadılar.

a. Tanrı’nın lütfuyla ve kudretle dolu olan İstefanos, halk arasında büyük belirtiler ve harikalar yapıyordu: Tanrı, elçiler aracılığıyla büyük belirtiler ve harikalar yapıyordu ama aynı zamanda dullara yardım etmek için seçilen hizmetkarlardan biri olan İstefanos gibi insanlar aracılığıyla da yapıyordu. Tanrı, İstefanos’u lütufla ve kudretle dolu olduğu için kullandı.

i. Luka’nın orijinal metninde, İstefanos’un lütufla ve kudretle mi dolu olduğu mu yoksa imanla ve kudretle mi dolu olduğundan hangisinin söylendiği üzerine küçük bir metin tartışması vardır. Anlam büyük ölçüde aynıdır çünkü imanla yaşamak Tanrı’nın lütfunda yürümektir.

b. İstefanos’la çekişmeye başladılar: İstefanos, Azatlılar Havrası’ndan gelen Yahudilerle çekişti. Kutsal Ruh’tan güç alarak, rakiplerinden daha büyük bir bilgelik gösterdi (İstefanos’un konuşmasındaki bilgeliğe ve Ruh’a karşı koyamadılar).

i. İstefanos’un bu Yahudilerden daha zeki, daha iyi eğitimli ya da daha iyi bir tartışmacı olduğuna dair – kendinden kaynaklanan – hiçbir belirti yoktur. Tartışmadaki üstünlüğünü, konuşmasındaki Ruh’a bağlamalıyız.

ii. Kilikya’dan gelenler: “Kilikya’dan söz edilmesi, buranın Pavlus’un imana gelmeden önceki havrası olabileceğini akla getirmektedir. Pavlus, Kilikya’da bulunan Tarsus kentinden gelmişti.” (Lovett)

2. (11-14) Tartışmada yenilgiye uğrayan muhalif Yahudiler, İstefanos’a karşı yalan suçlamalarda bulunuyorlar.

Bunun üzerine birkaç kişiyi el altından ayartarak onlara, “Bu adamın Musa’ya ve Tanrı’ya karşı küfür dolu sözler söylediğini duyduk” dedirttiler.

Böylelikle halkı, ileri gelenleri ve din bilginlerini kışkırttılar. Gidip İstefanos’u yakaladılar ve Yüksek Kurul’un önüne çıkardılar. Getirdikleri yalancı tanıklar, “Bu adam durmadan bu kutsal yere ve Yasa’ya karşı konuşuyor” dediler. “‘Nasıralı İsa burayı yıkacak, Musa’nın bize emanet ettiği töreleri de değiştirecek’ dediğini duyduk.”

a. Birkaç kişiyi… ayartarak… söylettiler: İstefanos’un karşıtları adil bir mücadeleyi kazanamadılar, bu yüzden halkın görüşünü İstefanos’a karşı şekillendirmek için yalanlar ve gizli stratejiler kullandılar.

i. Normalde Luka’nın, İstefanos karşıtlarının bu adamlara gizlice ne söylettiğini bilmesi mümkün değildi. Muhtemelen bunu bilmesinin sebebi Tarsuslu Saul adındaki bir kişinin bu muhalifler arasında olmasıydı. Aralarından bazıları Pavlus’un memleketi olan Kilikya bölgesindendi. Saul (daha sonra Elçi Pavlus olarak bilinecekti), bu olayı Luka’ya anlatmış olabilir.

b. Halkı… kışkırttılar: İstefanos’un muhalifleri, halkın düşüncesini kendi taraflarına çekene dek İsa’nın takipçilerine karşı hiçbir şey yapamıyordu. Daha önce elçilere karşı yapılan zulüm sınırlı kalmıştı çünkü halk onlardan yanaydı (Elçilerin İşleri 2:47, 5:26).

i. Halkın görüşü kolayca şekillendirilebilir. İsa’yı öven aynı kalabalıklar (Luka 19:35-40) çok geçmeden O’nun çarmıha gerilmesini istemişti (Luka 23:18-23). Elçileri seven kalabalıklar (Elçilerin İşleri 2:47, 5:26) İstefanos’a karşı haykırdılar. İşte bu yüzden kilisenin vizyonunu ya da odağını asla popüler görüşlerin şekillendirmesine izin vermemeli, kilisenin odağının Tanrı’nın sonsuz sözüne dayanması olmasını sağlamalıyız.

c. Bu adamın Musa’ya ve Tanrı’ya karşı küfür dolu sözler söylediğini duyduk… Bu adam durmadan bu kutsal yere ve Yasa’ya karşı konuşuyor… ‘Nasıralı İsa burayı yıkacak, Musa’nın bize emanet ettiği töreleri de değiştirecek’ dediğini duyduk: İstefanos’a yöneltilen suçlamalar bunlardı. Dikkate değer nokta, aynı suçlamaların birçoğunun İsa’ya da yöneltilmiş olmasıdır (Matta 26:59-61). İsa’nın suçlandığı şeylerin aynısıyla suçlanmak iyi bir şeydir.

i. Onu şunlarla suçladılar çünkü İstefanos açıkça bunları öğretiyordu:

·İsa, Musa’dan daha büyüktür (Musa’ya… karşı küfür dolu sözler).

·İsa, Tanrı’dır (Tanrı’ya karşı küfür dolu sözler).

·İsa tapınaktan daha büyüktür (bu kutsal yere… karşı konuşuyor).

·İsa, yasanın gerçekleşmesidir (Yasa’ya karşı konuşuyor).

·İsa, onların dini gelenek ve göreneklerinden daha büyüktür (Nasıralı İsa burayı yıkacak… töreleri de değiştirecek).

ii. Elbette İstefanos hiçbir zaman Musa’ya ve Tanrı’ya karşıbir öğretişte bulunmadı ama İsa’yı yüceltmesi çarpıtılıyordu. İstefanos hiçbir zaman bu kutsal yere (tapınağa) karşı küfürlü sözlerle konuşmadı ama o gün birçok Yahudi’nin yaptığı gibi tapınağı bir put haline de getirmedi. İstefanos’un sözleri çarpıtıldı ve ona karşı yanlış suçlamalar yöneltildi.

iii. “İstefanos, kendisine yöneltilen, İsa’nın tapınağı yıkacağını söyleme suçlamasına yol açan sözleri ne şekilde kullanmış olursa olsun, kesinlikle İsa’nın sözlerinin iç anlamını kavramış ve açıklamıştı.” (Bruce).

iv. Bazı yorumcular, İstefanos’un mesajının – İsa’nın, tapınağın ve yerel tapınmanın yerini aldığına yönelik sözlerinin – elçilerin ilan etmekten çekindikleri bir doktrin olduğunu ima eder ya da doğrudan belirtirler. Bu yersiz bir spekülasyondur. Elçilerin sergiledikleri cesaret, çok tartışmalı ya da tehlikeli olabileceği korkusuyla onların hiçbir gerçeği saklamadıklarının inkar edilemez bir kanıtıdır.

3. (15) İstefanos’un suçlandığı andaki yüzü.

Kurul’da oturanların hepsi, İstefanos’a baktıklarında yüzünün bir melek yüzüne benzediğini gördüler.

a. Kurul’da oturanların hepsi, İstefanos’a baktıklarında: İstefanos karşılaşabileceği en yüksek dini mahkeme önünde yargılanıyordu; saygın, eğitimli ve güçlü kişiler tarafından sorgulanıyordu. Haksız yere suçlanmıştı ve halk desteğini kaybetmiş gibi görünüyordu.

b. Yüzünün bir melek yüzüne benzediğini gördüler: İstefanos’un yüzünde pek çok resimde gördüğümüz yumuşak, ılımlı, meleksi bir ifade yoktu; sert bir yargı ve gazap ifadesi de yoktu. Bunun yerine yüzü, Tanrısını tanıyan ve ona güvenen birinin mükemmel huzurunu ve güvenini yansıtıyordu. Yüzünde, Musa’nın Tanrı’yı yakından gördüğünde yüzüne yansıyan görkemin aynısı vardı.

i. “Tanrı’ya yakın olan ve Tanrı’nın huzurunda bulunmanın bir sonucu olarak O’nun görkeminin bir kısmını yansıtan kişiyi açıklayan bir ifade (Mısır’dan Çıkış 34:29 ve devamı).” (Marshall)

c. Bir meleğin yüzüne, aynı zamanda İstefanos’un mükemmel bir huzur içinde olduğu anlamına gelir. Yüzü korku ya da dehşetle dolu değildi çünkü yaşamının Tanrı’nın ellerinde olduğunu ve İsa’nın halkını asla terk etmediğini biliyordu.

©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik