Elçilerin İşleri 5 – Kilise Karşı Çıkışlara Rağmen Büyüyor
A. Hananya ile Safira’nın yalanı.
1. (1-2) Hananya ile Safira’nın yaptıkları.
Hananya adında bir adam, karısı Safira’nın onayıyla bir mülk sattı, paranın bir kısmını kendine saklayarak gerisini getirip elçilerin buyruğuna verdi. Karısının da olup bitenlerden haberi vardı.
a. Hananya adında bir adam, karısı Safira’nın onayıyla bir mülk sattı: Barnaba’nın cömertliğini ve ona gösterilen saygıyı gördükten sonra (Elçilerin İşleri 4:36-37), Hananya ve Safira da aynı saygıyı görmek istediler.
b. Paranın bir kısmını kendine saklayarak: Bir Mülk sattılar ama sadece bir kısmını kiliseye getirirken, tüm geliri fedakarca kiliseye verdiklerini ima ettiler.
i. Eski Grekçe’de kendine saklamak anlamına gelen nosphizomai sözcüğü “zimmetine geçirmek” anlamına gelir. Aynı sözcük Eski Antlaşma’nın Grekçe çevirisinde Akan’ın hırsızlığı için de kullanılmıştır (Yeşu 7:21). Yeni Antlaşma’da nosphizomai’nin kullanıldığı diğer tek yer, hırsızlık yapmak anlamına gelir (Titus 2:10).
ii. “Yeşu kitabı için Akan’ın öyküsü neyse, Elçilerin İşleri kitabı için de Hananya’nın öyküsü odur. Her iki anlatıda da bir aldatma eylemi, Tanrı halkının zaferli ilerleyişini kesintiye uğratır.” (Bruce)
c. Karısının da olup bitenlerden haberi vardı: Açıkça görüldüğü gibi, her iki eş de bu aldatmacanın ortağıydı. Her ikisi de gerçekte son derece cömert olmasalar da büyük bir cömertlik görüntüsü vermek istiyorlardı.
i. “Hananya ve Safira’nın satıştan elde edilen gelirin tamamını Tanrı’ya getirmeye söz verdikleri ancak daha sonra fikirlerini değiştirip sadece bir kısmını teslim ettikleri gibi bir ima da olabilir.” (Bruce)
ii. “Para sevgisi bir kez insanı ele geçirdi mi, yapamayacağı ya da yapmayacağı kötülük yoktur.” (Horton)
iii. Calvin’e göre, bu olanlar, Hananya’nın günahı ile hem Tanrı’yı hem de kiliseyi kandırma girişiminin ötesinde, “paket halinde bir kötülükler dizisidir”:
·Tanrı’yı hor görmek.
·Kutsala yönelik saygısızca gasp.
·Sapkın kibir ve hırs.
·İman eksikliği.
·İyi ve kutsal bir düzenin bozulması.
·İkiyüzlülük.
2. (3-4) Petrus, Hananya’yla yüzleşiyor.
Petrus ona, “Hananya, nasıl oldu da Şeytan’a uydun, Kutsal Ruh’a yalan söyleyip mülkün parasının bir kısmını kendine sakladın?” dedi. “Mülk satılmadan önce sana ait değil miydi? Sen onu sattıktan sonra da parayı dilediğin gibi kullanamaz mıydın? Neden yüreğinde böyle bir düzen kurdun? Sen insanlara değil, Tanrı’ya yalan söylemiş oldun.”
a. Hananya, nasıl oldu da Şeytan’a uydun? Görünüşe göre Tanrı, Petrus’a Hananya’nın yaptıkları hakkında doğaüstü bir bilgi vermişti. Bilgi sözü olarak adlandırılan bu ruhsal armağandan 1 Korintliler 12:8’de söz edilmektedir.
i. Petrus bunu söylediğinde Hananya yıkılmış olmalı. Kuşkusuz verdiği olağanüstü hediye için övgü bekliyordu ama bunun yerine azar gördü. Petrus, Hananya gibi imanlılar arasında olan bir insan aracılığıyla bile Şeytan’ın iş başında olduğunu gördü.
ii. Onun günahı, cömertliği için halkın övgüsünü arzulamak olduğundan dolayı, işlediği günahın herkesin önünde açığa vurulması uygun olacaktı. “Gizli günahların gizlilik içinde, bireysel günahların şahsi olarak, sadece halkı ilgilendiren günahların ise herkesin huzurunda ele alınması kuralı genel olarak iyi bir kuraldır.” (Stott)
b. Nasıl oldu da Şeytan’a uydun, Kutsal Ruh’a yalan söyleyip? Petrus Hananya’yı kiliseye ya da elçilere değil, Kutsal Ruh’un kendisine yalan söylemekle suçladı.
i. Petrus, açıkça Kutsal Ruh’un bir Kişi olduğuna inanıyordu çünkü yalan söylemek ancak bir kişiye söylendiğinde mümkündür. Ayrıca Kutsal Ruh’un Tanrı olduğuna da inanıyordu (Sen insanlara değil, Tanrı’ya yalan söylemiş oldun).
c. Mülk satılmadan önce sana ait değil miydi? Sen onu sattıktan sonra da parayı dilediğin gibi kullanamaz mıydın? Petrus mülkün ve değerinin sadece Hananya’ya ait olduğunu açıkça kabul etti; Hananya, mülk ile ilgili istediğini yapmakta tamamen özgürdü. Suçu parayı alıkoymak değil, aldatıcı bir şekilde hepsini verdiğini ima etmekti.
i. Elbette günahı açgözlülüktü (parayı saklamakla); ama daha büyük günahı gururdu, herkesin onu her şeyi verecek kadar ruhsal biri olarak görmesini istiyordu – oysa öyle değildi.
ii. Onların günahının benzeri bugün pek çok şekillerde işlenmektedir. Kutsal Kitap okuyan insanlar olmadığımız halde Kutsal Kitap okuyan ya da dua eden kişiler olduğumuz izlenimini yaratabilir ya da böyle bir izlenime izin verebiliriz. Her şeye sahip olduğumuz izlenimini yaratabilir ya da buna izin verebiliriz oysa değilizdir. Olmadığımız biri gibi görünmek için ruhsal başarılarımızı ya da etkinliğimizi abartabiliriz. Ruhsal yaşamın gerçekliği olmadan ruhsal olmanın görüntüsüyle mutlu olmak çok kolaydır.
iii. Onların büyük günahı gururdan kaynaklanıyordu. Gurur kiliseyi her şeyden daha çabuk yozlaştırır.
d. Mülk satılmadan önce sana ait değil miydi? Sen onu sattıktan sonra da parayı dilediğin gibi kullanamaz mıydın?Bu onların günahının ne kadar gereksiz olduğunu gösterir. Hananya parayı, ruhsal imajını ve gururunu şişirmek haricinde, istediği her şey için kullanmakta özgürdü.
e. Neden yüreğinde böyle bir düzen kurdun? Hananya yüreğinde Şeytan’a uymuştu ama Petrus neden yüreğinde böyle bir düzen kurdun diye sordu. Şeytan bir imanlının, hatta ruhla dolu bir imanlının yaşamını etkileyebilir ama günah işlemenizi sizin yerinize gerçekleştiremez. Hananya’nın kendisinin bunu yüreğinde tasarlaması gerekiyordu.
3. (5-6) Hananya’nın ölümü.
Hananya bu sözleri işitince yere yıkılıp can verdi. Olanları duyan herkesi büyük bir korku sardı. Gençler kalkıp Hananya’nın ölüsünü kefenlediler ve dışarı taşıyıp gömdüler.
a. Hananya bu sözleri işitince yere yıkılıp can verdi: Petrus, Hananya’yı ölüm cezasına çarptırmadı. Sadece onu işlediği günahla yüzleştirdi ve Hananya yere düşüp öldü. Kimseyi ölüm cezasına çarptırmak kilisenin işi değildir.
i. Hananya yere düşüp öldüğünde Petrus muhtemelen herkesten daha fazla şaşırmıştı. “Petrus’un Hananya’ya ölümü hakkında hiçbir şey söylemediğine dikkat edin. Bu ceza, bir kilise görevlisinin kaprisleri yüzünden lanetlenmiş bir adamın üzerine inen bir ceza değildi. Hananya’nın ölümü Tanrı’nın eylemiydi.” (Morgan).
b. Yere yıkılıp can verdi: Bu ceza, günümüzde yaygın olarak işlenen bir günah için ağır bir cezaydı. Bazıları Tanrı’nın Hananya’ya karşı aşırı sert davranmış olup olmadığını merak eder.
i. Asıl hayret verici olan, Tanrı’nın hemen hemen diğer bütün durumlarda adil yargısını geciktirmesidir. Hananya tam olarak hak ettiğini aldı; Hananya o dönemde kiliseye damgasını vuran saflık atmosferinde yaşayamazdı.
ii. Hananya’nın ölümünün fiziksel nedeni belki de ani bir şok ya da dehşetin yol açtığı bir kalp kriziydi. Hananya, göklerde hepimizin hesap vereceği bir Tanrı olduğuna gerçekten inanılan bir zamanda ve insanlar arasında yaşadı. Günahının açığa çıkması ve günahı için Tanrı’nın önünde sorumlu olduğunu bilmek onu korkutmuştu. Günahıyla yüzleştiğinde umursamadı ya da tartışmadı; yere yıkılıp can verdi.
iii. Hananya’nın yaptığı da o zamanın bağlamı içinde görülmelidir. Bu, ilk kilise için kritik bir dönemdi ve böyle bir kirlilik, günah, skandal ve şeytani sızma tüm kiliseyi kökünden bozabilirdi. “Kilise hiçbir zaman dışarıdan gelen muhalefetle zarar görmemiş ya da engellenmemiştir; sürekli içeriden gelen tehlikelerle zarar görmüş ve engellenmiştir.” (Morgan)
iv. Bugün Tanrı’nın bu şekilde olağanüstü yargılamasını görmememizin bir nedeninin, Tanrı’nın kilisesinin çok fazla dallara ayrılmış olması gibi bir tahminde bulunabiliriz. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Mesih’in bedeninin tamamı skandal ya da günah nedeniyle yozlaşmış olsa bile, ağacın diğer kısımlarında bol miktarda güç vardır.
v. “Kilise’nin bugünkü yönetimi eskisi gibi değildir, yoksa bazı toplantıların sonunda çok sayıda can vermiş insan olabilirdi.” (Morgan)
c. Yere yıkılıp can verdi: İfşa olmanın şoku Hananya için aşırı bir şoktu. Ödün veren birçok Hristiyan için en büyük korku günah işlemek değil, yaptıklarının ortaya çıkmasıdır.
i. Hananya ve Safira’dan alınacak ders şudur, tövbe etmek için eksilmeyen bir zaman olduğu, Tanrı’yla doğru yola girmek için zaman olduğu, O’na karşı dürüst olmak için zaman olduğu düşüncelerimizle aslında Tanrı’ya karşı büyük bir küstahlık içerisindeyiz. Tanrı bir kimseye böyle hiç de hak etmediği bir zaman armağanı bahşedebilir ve Tanrı kimseye bir şey borçlu değildir; bu zamanın her zaman var olmaya devam edeceğini asla varsaymamalıyız.
ii. “Kutsal Kitap’ta bu tür yargıların nadir ya da tekil oluşundan, şu sonucu çıkarmamalıyız: Tanrı’nın böylesine azarladığı bir günah ile ilgili olarak, Tanrı’nın bu günahı fazlasıyla kötü, tiksindirici ve hastalıklı bulduğu fikrini değiştirmiş değildir. Bu tek örnek, Tanrı’nın o günahı nasıl gördüğünü gösteren kalıcı ve korkunç bir anıt olarak durmaktadır.” (Pierson)
d. Olanları duyan herkesi büyük bir korku sardı: Tanrı’nın amacı, kilisede bir bütün olarak gerçekleşti. Bu durum, Tanrı’nın halkı arasında büyük bir iş yaptığının kanıtıydı.
i. Dr. J. Edwin Orr’un son vaazı, Uyanış Yargı Günü Gibidir başlığını taşıyordu. Bu vaazda, uyanışın gelişinin hemen hemen her zaman Tanrı’nın imanlıların günahlarıyla ilgilenerek yaptığı köklü bir çalışmayla kendini gösterdiğini anlatır.
ii. “Şimdi bu olayı günümüze uyarlayalım. Eğer bu olay bugün gerçekleşseydi, hemen bir üzerini kapama komitesi kurulurdu. Sakın ‘Halkın kulağına gitmesin’ denirdi. Ama şununla yüreklenebilirsiniz, Tanrı bazı şeyleri açığa çıkardığında bu size şaşırtıcı gelebilir… fakat ortaya çıkan sonuçlardan biri şu olur, Tanrı’nın doğruluğu görünür olduğunda, O’nun işi tekrar kudretle ilerler.” (Orr)
iii. “Çin’in Siçuan bölgesinde yaşayan William Castle, ‘Uyanış, yargı günü anlamına gelir’ demişti. Şandong’da olan da buydu. Müjdeciler, pastörler, insanlar yargılandı ve sonra dünyaya korku düştü ve Tanrı’nın adı yüceltildi. Ve insanlar uyanışın ne anlama geldiği konusunda o kadar yanlış bir fikre sahipler ki… Uyanışı zaferli bir şey ve hatta şöyle diyelim, uyanışı büyük bereket taşkınları olarak düşünüyorlar. Uyanış, kilise için yargı günüdür. Ama yargıdan sonra ve her şey yoluna girdikten sonra, bereket bollaşır.” (Orr)
4. (7-9) Petrus, Safira’yla yüzleşiyor.
Bundan yaklaşık üç saat sonra Hananya’nın karısı, olanlardan habersiz içeri girdi. Petrus, “Söyle bana, mülkü bu fiyata mı sattınız?” diye sordu.
“Evet, bu fiyata” dedi Safira.
Petrus ona şöyle dedi: “Rab’bin Ruhu’nu sınamak için nasıl oldu da sözbirliği ettiniz? İşte, kocanı gömenlerin ayak sesleri kapıda, seni de dışarı taşıyacaklar.”
a. Rab’bin Ruhu’nu sınamak için nasıl oldu da sözbirliği ettiniz? Safira, günahı bilerek ve isteyerek işliyordu, aynı zamanda da açıkça örtbas ediyordu. Tanrı’nın Safira’yı yargılaması, Hananya’yı yargılaması kadar doğruydu.
b. Sözbirliği ettiniz: Hananya ve Safira’nın iyi ya da kötü bir evlilikleri olup olmadığını, sık sık anlaşıp anlaşmadıklarını ya da sık sık kavga edip etmediklerini bilmiyoruz. Ama en azından Rab’bin Ruhu’nu sınamak için sözbirliği ettiklerini biliyoruz. Rab’be karşı değil, Rab için anlaşmış olsalar daha en iyisi olurdu.
i. Bu fikir Hananya’dan mı çıktı, yoksa Safira mı önerdi ya da bu düşünceye ortaklaşa mı vardılar bilmiyoruz. Ama Hananya bunu düşündüyse ve Safira’ya kabul etmesi için baskı uyguladıysa, Hananya bunu yapmakla hata yaptı ve Safira da kabul etmekle hata yaptı. Boyun eğme kavramı günaha boyun eğmeyi kapsamaz.
5. (10-11) Safira’nın ölümü.
Kadın o anda Petrus’un ayakları dibine yıkılıp can verdi. İçeri giren gençler onu ölmüş buldular, onu da dışarı taşıyarak kocasının yanına gömdüler. İnanlılar topluluğunun tümünü ve olayı duyanların hepsini büyük bir korku sardı.
a. Kadın o anda Petrus’un ayakları dibine yıkılıp can verdi: Çok yerinde bir şey gerçekleşti ve kocası Hananya’nın başına gelen yargının aynısı Safira’nın da başına geldi. İkisi de aynı günahı işlediğinden, suçları açıklandığında aynı tepkiyi – şok olma ve dehşet yaşama tepkilerini – vermeleri doğaldı.
i. Hananya ve Safira, ikisi de öldü ama bu onların cennete gitmedikleri anlamına gelmez. Kesin bir şey söylemek mümkün değil çünkü bunu sadece Tanrı bilir. Ancak bir Hristiyan’ın ölümcül olmayan bir günah işlemesinin mümkün olduğunu görebiliriz (1 Yuhanna 5:16-17) ve Yeni Antlaşma’ya baktığımızda kurtuluşa erişmiş Hristiyanlar’ın ölümle “çağrılmak” suretiyle yargılandıklarına dair örnekler vardır (1 Korintliler 11:27-32). “Gerçek Hristiyanlar günah işleyerek kurtuluşlarını kaybetmezler. Hananya ve Safira’nın cezası çok ağır olsa da sadece bu yaşam içindi.” (Boice)
ii. Hananya ve Safira olayı ile Yeşu Kitabı’nda aktarılan Akan olayını kıyaslarken, zıtlıkları gözlemlemek de ilginçtir. Yeşu Kitabı’nda aktarılan olayda Tanrı, suçlunun Tanrı’nın halkı arasından yargılamasını bekliyordu. Ancak Elçilerin İşleri’nde Tanrı, bu tür bir yargıyı kilisenin elinden almış ve Kendisi yapmıştır. Bu durum, kilisenin böyle bir cezayı kendisinin uygulamasının ya da sivil yetkililerin bu cezayı kilise adına gerçekleştirmesinin yeri olmadığını gösterir.
b. İnanlılar topluluğunun tümünü… büyük bir korku sardı: Safira adı Aramice’de Güzel anlamına gelir. Hananya ismi ise İbranice Tanrı Lütufkardır anlamına gelir. İsimleri yaşamlarıyla çelişiyor gibi görünebilir ama Tanrı’nın güzelliğini ve lütfunu iki önemli şekilde görüyoruz.
i. Hananya ve Safira gerçekten cennet yolcusu iseler, bu durum, Tanrı’nın onları ağır bir günah için bile kurtuluştan mahrum etmeyecek kadar güzel ve lütufkar bir Tanrı olduğunu gösterir.
ii. Tanrı’nın güzelliği ve lütfu, Tanrı’nın kiliseyi bereketlemeye devam etmesinde görülüyordu. Kiliseyi sadece dışarıdan gelen saldırılara karşı değil, içeriden gelen tehlikelere karşı da korumuştur. Hananya ile Safira lütufla dolu kişilerse, yaşananlar onları da memnun ederdi. “Ya Rab, eğer şimdi bizi cennete götürmen gerekiyorsa, götür; ama Senin işin devam etsin ve adın yücelsin.”
iii. “Hristiyanların ekklesia’sı hem yeni hem de eskiydi – yeniydi çünkü kilisenin, İsa’nın Rab oluşuyla, ölümüyle, yüceltilmesiyle ve Ruh’un gönderilmesi gibi çığır açan olaylarla ilişkisi ve bunlara tanıklığı vardı; eskiydi çünkü daha önce tek bir ulusun sınırları içine hapsedilmiş olan ama şimdi Mesih’le birlikte ölüp dirilen ‘Rab’bin topluluğunun’ devamı olarak, ayrım gözetmeksizin tüm imanlılara açık olacaktı.” (Bruce)
B. Kilisede devam eden güç.
1. (12) Mucizeler ve birlik aracılığıyla gösterilen güç.
Elçilerin aracılığıyla halk arasında birçok belirtiler ve harikalar yapılıyordu. İmanlıların hepsi Süleyman’ın Eyvanı’nda toplanıyordu.
a. Birçok belirtiler ve harikalar yapılıyordu: Elçilerin İşleri 4:30’da, ilk Hristiyanların, Tanrı’nın, kutsal Kulu İsa’nın adıyla belirtiler ve harikalar yapmaya devam etmesi için dua ettiklerini okuruz. Bu durum, bu duanın yanıtlandığını ve bu olağanüstü belirtilerin ve harikaların devam ettiğini göstermektedir.
i. Bu belirtilerin ve harikaların ne olduğu söylenmez. Muhtemelen Elçilerin İşleri ve Müjde kitaplarının diğer yerlerinde gördüklerimize benziyorlardı – şifalar, şeytani güçlerden kurtuluş, olağandışı bereketler.
b. İmanlıların hepsi… toplanıyordu: Çoğu zaman, Tanrı’nın halkının hepsinin toplanıp aynı fikirde olması, Kutsal Ruh’un gücünün herhangi bir belirti ya da mucizeden daha büyük bir göstergesidir. Bencil yüreklerimizi ve inatçı zihinlerimizi yerinden oynatmak herhangi bir dağı yerinden oynatmaktan daha zor olabilir.
c. Elçilerin aracılığıyla: Görünüşe göre, Tanrı bu mucizevi işleri başkaları aracılığıyla değil, elçilerin aracılığıyla yapmayı seçmiştir. Yine de Tanrı kimler aracılığıyla mucize yaratacağını Kendi bilgeliğiyle seçer. Bunları elçilerin aracılığıyla yapmasının bir amacı vardı.
d. Süleyman’ın Eyvanı: İkinci tapınak, geniş sütunları ve kapalı alanları olan devasa bir yerleşkeydi. Hiç kuşkusuz ilk Hristiyanlar tapınak yerleşkesinin belli bir noktasında, herkese açık bir alanda toplanmışlardı.
2. (13-14) Kilisenin ünü ve büyümesi.
Halk onlara büyük saygı duyduğu halde, dışarıdan hiç kimse onlara katılmayı göze alamıyordu. Buna karşın, Rab’be inanıp topluluğa katılan erkek ve kadınların sayısı giderek arttı.
a. Dışarıdan hiç kimse onlara katılmayı göze alamıyordu: Hristiyan topluluğu dürüstlük konusunda olağanüstü bir üne sahipti ve herkes İsa’nın izleyicisi olmanın ciddi bir şey olduğunu biliyordu. Hananya ve Safira olayı, sıradan bağlılığı azaltacaktı.
b. Buna karşın, Rab’be inanıp topluluğa katılan… sayısı giderek arttı: Yine de kilise büyümeye devam etti. İnsanlar Hristiyan olmanın ciddi bir şey olduğunu bilmelerine rağmen, Tanrı’nın Ruhu kudretle hareket etmeye devam ediyordu.
c. Rab’be… giderek arttı: Yeni imanlılar eklendi: Bu kişiler, Rab’be eklendi, bir “kiliseye”, bir kişiye ya da bir harekete değil, Tanrı’nın Kendisine eklendiler. Kalabalıklar sayılar halinde eklendiler.
i. Hem erkek hem de kadınların sayısından söz edilmesi, Luka’nın, Hananya ve Safira’yla bağlantılı olarak kilisenin temizlenmesinin topluluğa kalıcı bir zarar vermediğini hatırlatma yoludur.
3. (15-16) İlk Hristiyanlar arasında mucize beklentisi.
Bütün bunların sonucu, yoldan geçen Petrus’un hiç değilse gölgesi bazılarının üzerine düşsün diye halk, hasta olanları caddelere çıkartıp şilteler ve döşekler üzerine yatırır oldu. Yeruşalim’in çevresindeki kasabalardan da kalabalıklar geliyor, hastaları ve kötü ruhlardan acı çekenleri getiriyorlardı. Bunların hepsi iyileştirildi.
a. Hasta olanları caddelere çıkartıp: İnsanlar, Hristiyanların inandıkları şeyin gerçekliğine ve gücüne o kadar inanmışlardı ki, Petrus’un gölgesine dokunarak bile iyileşebileceklerini düşünüyorlardı.
i. Yoldan geçen Petrus’un hiç değilse gölgesi bazılarının üzerine düşsün diye: Metnimiz insanların, Petrus’un gölgesiyle iyileştiğini kesin olarak söylemez; sadece insanların bunun olacağını düşündüklerini ve bu inanca dayanarak hareket ettiklerini söyler. Petrus’un gölgesi üzerlerinden geçtiğinde insanların gerçekten iyileşip iyileşmediğini tam olarak bilmiyoruz.
b. Yoldan geçen Petrus’un hiç değilse gölgesi bazılarının üzerine düşsün diye: İnsanların iyileştiğini varsayarsak, görünüşe göre, Petrus’un gölgesi bile insanların İsa’ya şifacı olarak iman ettikleri bir temas noktası haline geldi. Öyle görünüyor ki, insanlar Petrus’un, Elçilerin İşleri 3:12-16’da söylediklerini çok iyi anlamışlardı: iyileştirme işini elçileri aracılığıyla yapsa bile, asıl iyileştiren İsa’dır.
i. Bir gölgeye dokunmakla iyileşmek kulağa çılgınca gelebilir ama İsa’nın giysisine dokunmanın bir kadını iyileştirdiğini biliyoruz (Luka 8:44). Giyside sihirli bir şey yoktu ama bu hareketi, kadının imanını ortaya çıkarması için bir yoldu. Aynı şekilde, Petrus’un gölgesinde de bir güç yoktu ama bir kişinin İsa’nın kendisini iyileştireceğine inanmasında güç vardır ve Petrus’un oradan geçen gölgesi bazılarının inanmasına yardımcı olmuş olabilir.
ii. “Luka’nın seçtiği ve ‘gölge salmak’ anlamına gelen episkiazo fiilinin, Tanrı’nın varlığının gölgeleyip kuşatmasıyla ilgili olarak Luka Müjde’sinde iki kez kullanmış olması önemli olabilir.” (Stott)
iii. ” Gölgelerin hem iyi hem de kötü yönde büyüsel güçlere sahip olduğu düşüncesi antik dünyada yaygındı ve bu da insanların Petrus’un gölgesi ile ilgili neden böyle davrandıklarını açıklar.” (Marshall)
iv. Yine de Luka’nın sadece efsaneleri kaydettiğine inanmamız için bir sebep yoktur. “O dönemdeki hekimler hakkında bildiklerimize göre, Luka’nın, ‘mucizevi şifa’ olaylarını araştırmaksızın kolayca kabul ettiğini varsayamayız.” (LaSor)
c. Hepsi iyileştirildi: Tanrı şifayı nasıl vermeyi seçerse seçsin, olağanüstü bir şifa işinin gerçekleştiğine şüphe yoktur. Bölümün ilk kısmında korunan paklık (Hananya’nın ölümü ve Hristiyanlar arasındaki Tanrı korkusu) ile burada sergilenen güç arasındaki bağlantıyı gözden kaçırmamalıyız. Tanrı pak kiliseyi ruhsal güçle bereketlemiştir.
d. Yeruşalim’in çevresindeki kasabalardan da kalabalıklar geliyor: Bu sözler, Yeruşalim’in ötesine uzanan çalışmalardan söz eden ilk kayıttır. Elçilerin onlara gitmesi yerine insanlar elçilerin bulunduğu yere geliyordu. Bu heyecan vericiydi ama İsa’nın buyruğuna tam da uygun değildi. İsa, öğrencilerine, Yeruşalim’e, bütün Yahudiye’ye ve Samiriye’ye ve dünyanın bucağına kadar gitmelerini söylemişti (Elçilerin İşleri 1:8). Elçiler zulüm nedeniyle zorlanana dek Yeruşalim’den ayrılmadılar (Elçilerin İşleri 8:1, 12:1-2).
C. Elçiler, Yahudi yöneticiler tarafından hapse atılıyor.
1. (17-18) Elçilerin tutuklanıp hapse atılması.
Bunun üzerine, kıskançlıkla dolan başkâhin ve yanındakilerin hepsi, yani Saduki mezhebinden olanlar, elçileri yakalatıp devlet tutukevine attırdılar.
a. Bunun üzerine… başkâhin: Elçilerin İşleri 4:5-22’de Petrus ile Yuhanna’nın dini liderlerin karşısına çıkması, İsa’nın ilk takipçileri açısından iyi sonuçlandı. Yine de mesele bu kadarla bitmedi ve dini yapı bir kez daha onlara karşı çıktı.
i. “Luka, kilisenin kendi içindeki görünümü ile… dünyayla ilişkisi içinde nasıl var olduğunun bir portresini dönüşümlü olarak sunar. İkinci portre giderek artan bir şekilde zulümle ilgilidir.” (Boice)
b. Kıskançlıkla dolan başkâhin ve yanındakilerin hepsi: Elçiler, temsil ettikleri İsa gibi, zulüm gördüler çünkü elçilerin yaptığı iyi işler ve halk tarafından sevilmeleri, dini yapının statükosundan çıkar sağlayanlar için bir tehditti. Ne yazık ki, o günün dini yapısı, insanları daha iyi değil, daha kötü bir halde bıraktı.
c. Elçileri yakalatıp devlet tutukevine attırdılar: Görünüşe göre, bu durum tüm elçileri (elçileri) kapsıyordu. Petrus ile Yuhanna ilk kez hapse atılmıyordu (Elçilerin İşleri 4:3).
2. (19-20) Meleklerin müdahalesiyle elçiler serbest bırakılıyor.
Ama geceleyin Rab’bin bir meleği zindanın kapılarını açıp onları dışarı çıkarttı. “Gidin! Tapınağa girip bu yeni yaşamla ilgili sözlerin hepsini halka duyurun” dedi.
a. Rab’bin bir meleği zindanın kapılarını açıp: Bunu düzenlemek Tanrı için kolaydı. Bütün melekler kurtuluşu miras alacaklara hizmet etmek için gönderilen görevli ruhlar değil midir (İbraniler 1:14). Tanrı bu meleği, elçilere hizmet etmesi için gönderdi. Kilitli kapılar, Tanrı ya da O’nun kullandığı kişiler için hiçbir şeydir.
b. Rab’bin bir meleği: Muhtemelen bunun bir melek olduğunu ancak ileride anladılar. Melekler genellikle insan görünümündedir ve bir meleği tanımak her zaman kolay olmayabilir (Luka 24:3-7, İbraniler 13:2).
i. “Sadukiler meleklere inanmadıkları için [Elçilerin İşleri 5:17] burada ilahi bir mizah da vardır.” (Hughes)
c. Gidin! Tapınağa girip bu yeni yaşamla ilgili sözlerin hepsini halka duyurun: Hapishaneden kurtarılmaları harikaydı ama bir amaç içindi – işlerine devam edebilmeleri içindi. Tanrı onları öncelikle güvenlikleri ya da rahatları için serbest bırakmadı. Bir nedenden dolayı serbest bırakıldılar ve bundan sonra her zaman kurtarılmadılar.
i. Bu elçilerin – ve ilk kilisede onlarla ilişkili olan diğerlerinin – daha sonra yaşadıkları, Tanrı’nın bazen bir mucizeyle kurtardığını, bazen de kurtarmadığını gösterir. Oldukça güvenilir kilise tarihi ve geleneğine göre, mucizevi melekler onları her zaman kurtarmamıştır.
·Matta’nın başı kılıçla kesilmişti.
·Markos, İskenderiye’de kentin sokaklarında sürüklendikten sonra öldü.
·Luka, Yunanistan’da bir zeytin ağacına asıldı.
·Yuhanna doğal bir ölümle öldü ama onu yağda kaynatmayı denediler yine de başaramadılar.
·Petrus, Roma’da ters olarak çarmıha gerildi.
·Yakup’un Yeruşaşim’de başı kesildi.
·Küçük Yakup, yüksekten atılmış ve sopalarla dövüldü.
·Filipus asıldı.
·Bartalmay kırbaçlandı ve ölene kadar dövüldü.
·Andreas çarmıha gerildi ve ölene kadar kendisine zulmedenlere avazı çıktığı kadar vaaz verdi.
·Tomas bir mızrakla delik deşik edildi.
·Yahuda bir celladın oklarıyla öldürüldü.
·Mattiya taşlandı, sonra başı kesildi – Barnaba’ya da öyle yapıldı.
·Pavlus’un Roma’da başı kesildi.
ii. Bu ayet, mucizevi işler için Tanrı’ya güvenmemiz ve mucizevi işleri daha fazla görmeyi dilememiz gerektiğini hatırlatır; ancak mucizevi bir el kurtarmadığında da Tanrı’nın bir amacı olduğunu bilmeliyiz. Ayrıca elçiler gibi bizim de bir amaçla özgür kılındığımızı fark ediyoruz – sadece kendimiz için yaşama amacı için değil.
iii. “Rab’bin meleği zindanın kapısını açtı ve müjdecileri serbest bıraktı ama Rab’bin meleğinin kendisi müjdeyi vaaz etmedi. Hizmet edenlere görevlerini verdi ama kendisinin müjdeyi vaaz etme görevi yoktu.” (Spurgeon)
3. (21-23) Elçiler işlerine devam ederken zindanda olmadıkları anlaşılıyor.
Elçiler bu buyruğa uyarak gün doğarken tapınağa girip öğretmeye başladılar. Başkâhin ve yanındakiler gelince Yüksek Kurul’u , İsrail halkının bütün ileri gelenlerini toplantıya çağırdılar. Sonra elçileri getirtmek için tutukevine adam yolladılar. Ne var ki, görevliler zindana vardıklarında elçileri bulamadılar. Geri dönerek şu haberi ilettiler: “Tutukevini kilitli ve tam bir güvenlik altında, nöbetçileri de kapılarda durur bulduk. Ama kapıları açtığımızda içerde kimseyi bulamadık!”
a. Gün doğarken tapınağa girip öğretmeye başladılar: Bu olağanüstü bir itaat ve cesaretti. Eğer müjdeyi halka öğretme işine devam etme konusunda Tanrı’nın isteğinin ne olduğuyla ilgili emin değillerse, Elçilerin İşleri 5:20’de melekten gelen söz, devam etmeleri gerektiğini açıkça ortaya koyuyordu.
i. Mümkün olan, en halka açık yere (tapınağa) ve mümkün olan en kısa sürede (gün doğarken) gittiler. Zindanda oldukları düşünülürken, itaat ettiler ve Tanrı’nın sözünü sıradan insanlara öğrettiler.
b. Geri dönerek şu haberi ilettiler: Bütün bu anlatılanlarda bir mizah unsuru bulunmaktadır. Dini yapı, İsa’yı öğreten baş belalarıyla başa çıkmak için ciddiyet içerisinde toplanmıştır. Onları hapse atmakla korkutmuş ve uygun yere yerleştirmek için Yüksek Kurul’un önüne getirmiştir. Ancak görevliler gelip baktıklarında, zindanın kapısını olması gerekti gibi, gardiyanları olması gerektiği gibi bulmuş ama elçileri hücrenin içinde görememişlerdi.
4. (24-26) Elçiler bulunuyor ve tekrar tutuklanıyor.
Bu sözleri işiten tapınak koruyucularının komutanıyla başkâhinler şaşkına döndüler, bu işin sonunun nereye varacağını merak etmeye başladılar. O sırada yanlarına gelen biri, “Bakın, hapse attığınız adamlar tapınakta dikilmiş, halka öğretiyor” diye haber getirdi. Bunun üzerine komutanla görevliler gidip elçileri getirdiler. Halkın kendilerini taşlamasından korktukları için zor kullanmadılar.
a. Bu işin sonunun nereye varacağını merak etmeye başladılar: Bu noktada dini liderler, neyle karşı karşıya olduklarını merak etme mecburiyetinde kaldılar. İsa’nın izleyicileriyle birlikte çalışan doğaüstü bir kudretin iş başında olduğuna dair tekrarlanan kanıtlar vardı.
i. Luka’nın anlattıklarını bu noktaya kadar takip ettiğimizde, bu işin sonunun nereye varacağını neden merak ettiklerini anlarız. Ancak biz, yaşananları okuyanlar olarak merak etmiyoruz. Tanrı’nın işinin devam edeceğini biliyoruz.
b. Komutanla görevliler gidip elçileri getirdiler… zor kullanmadılar: Elçiler çok geçmeden tekrar tutuklandılar. Mucizevi bir şekilde serbest kaldıkları için Tanrı’nın onları tekrar tutuklanmaktan koruyacağını düşünmek belki de onlara cazip geliyordu ama durum böyle değildi.
i. Elçiler tekrar tutuklandıklarında, Tanrı hoşnut olursa onları tekrar serbest bırakmasının ne kadar kolay olacağını biliyorlardı. Tanrı’nın gücüyle ilgili geçmiş deneyimleri onları şimdiki zaman için imanla doldurmuştu.
c. Zor kullanmadılar: Elçilerin, dini liderlere karşı korunma sağlamak amacıyla halkın görüşüne başvurmaması önemlidir. “Bizi götürmelerine izin mi vereceksiniz?” diye bağırarak kalabalığı kışkırtabilirlerdi. Ama onların güveni Tanrı’ya ve yalnızca Tanrı’ya idi. Sorunları için dünyasal bir çözüm mevcuttu ama onlar bunu kullanmadılar.
d. Halkın kendilerini taşlamasından korktukları için: Dini liderlerin yürekleri bir kez daha açığa çıktı. Halktan korkuyorlardı ama öğrenciler arasında çalışmakta olduğunu açıkça gösteren Tanrı’dan korkmuyorlardı.
5. (27-28) Elçilere karşı suçlama.
Elçileri getirip Yüksek Kurul’un önüne çıkardılar. Başkâhin onları sorguya çekti: “Bu adı kullanarak öğretmeyin diye size kesin buyruk vermiştik” dedi. “Ama siz öğretinizi Yeruşalim Kenti’nin her tarafına yaydınız. İlle de bizi bu adamın kanını dökmekten sorumlu göstermek istiyorsunuz.”
a. Elçileri… Yüksek Kurul’un önüne çıkardılar: Bu durum, elçileri Yüksek Kurul’un kurumsal yetkisinin işlettiği tuzaklarla korkutmaya yönelik bir başka girişimdi. Tanrı’nın kendilerini nasıl koruduğunu bilen elçiler pek korkmadılar, hatta etkilenmediler.
b. Bu adı kullanarak öğretmeyin diye size kesin buyruk vermiştik: Petrus ile Yuhanna’ya artık İsa’nın adıyla öğretmemelerini buyurmuşlardı (Elçilerin İşleri 4:17- 18). Ancak Petrus ile Yuhanna, Tanrı’ya itaat edeceklerini ve öğretmeye devam edeceklerini açıkça söylediler (Elçilerin İşleri 4:19-20).
c. Siz öğretinizi Yeruşalim Kenti’nin her tarafına yaydınız: Başkahinin suçlaması, elçiler tarafından duyurulan bildirinin ne kadar etkili olduğunu gösteren çok güzel bir kanıttı. Onların bildirisi Yeruşalim Kenti’nin her tarafına yayıldı.
d. Bizi bu adamın kanını dökmekten sorumlu göstermek istiyorsunuz: Dini liderler İsa’ya “Bu Adam” diyerek, İsa ismini açıkça ağızlarına almaktan kaçınıyorlardı ama İsa’nın gücünden kaçmaları mümkün değildi; İsa’nın gücü tam da onların gözlerinin içine bakıyordu.
i. Elçilere yöneltilen, bizi bu adamın kanını dökmekten sorumlu göstermek istiyorsunuz suçlaması ilginçtir. Başkahin hiç kuşkusuz elçilerin İsa’nın çarmıha gerilmesinden bir ölçüde Yahudi liderleri sorumlu tutmayı amaçladıklarını kastetmiştir (Elçilerin İşleri 2:23’te olduğu gibi). Ancak biliyoruz ki, elçiler, diğer bazı kahinler gibi, başkahinin ve diğer Yahudi liderlerin de İsa’ya iman etmelerini istemiş olmalılar (Elçilerin İşleri 6:7). Elçilerin, İsa’nın örten ve temizleyen kanını başkahinin ve kuruldaki diğer kişilerin üzerine dökmeki stedikleri kesindir.
D. Davaların Yahudi yöneticilerin önünde karara bağlanması.
1. (29-32) Elçilerin Yüksek Kurul önündeki tanıklığı.
Petrus ve öbür elçiler şöyle karşılık verdiler: “İnsanlardan çok, Tanrı’nın sözünü dinlemek gerek. Atalarımızın Tanrısı, sizin çarmıha gererek öldürdüğünüz İsa’yı diriltti. İsrail’e, günahlarından tövbe etme ve bağışlanma fırsatını vermek için Tanrı O’nu Önder ve Kurtarıcı olarak kendi sağına yükseltti. Biz, Tanrı’nın kendi sözünü dinleyenlere verdiği Kutsal Ruh’la birlikte bu olayların tanıklarıyız.”
a. İnsanlardan çok, Tanrı’nın sözünü dinlemek gerek: Bu sözler, Tanrı’nın düşüncesinden çok insanların görüşüyle ilgilenen Yüksek Kurul’un aksine, büyük bir cesaretle dile getirilen bir tanıklıktı.
i. Elçilerin kurula verdiği yanıt bir savunma ya da merhamet talebi değildi; basit bir eylem açıklamasıydı. Genel olarak Yeni Antlaşma, üzerimizde yetki sahibi olanlara boyun eğmemiz gerektiğini öğretir. Ancak insani düzeyde boyun eğme asla mutlak değildir ve asla Tanrı’ya boyun eğmekten daha ileri değildir.
ii. Yöneticilere itaat etmeliyiz ama Tanrı’yla çeliştikleri zaman değil: “Buna göre, bir baba kendi konumuyla yetinmeyip Tanrı’ya ait olan ‘en yüce baba’ onurunu kendi üzerine almaya kalkışırsa, o aslında sıradan bir insandan başka bir şey değildir. Bir kral, hükümdar ya da yargıç Tanrı’nın onurunu ve yetkisini azaltacak şekilde yücelirse, o da sonuçta sadece bir insandır. Aynı şekilde, pastörler hakkında da böyle düşünmeliyiz.” (Calvin)
b. Atalarımızın Tanrısı… İsa’yı diriltti: Bu sözler, Hristiyan inancının temeline sıkı bir şekilde bağlı bir tanıklıktı. Petrus şunlardan söz etti:
·İnsanın suçu (sizin öldürdüğünüz İsa).
·İsa’nın ölümü (çarmıha gererek).
·İsa’nın dirilişi (Tanrı O’nu kendi sağına yükseltti).
·İnsanın yanıt verme sorumluluğu (İsrail’e, günahlarından tövbe etme ve bağışlanma fırsatını vermek için).
i. Petrus, çarmıhtan, söz ederken ağaç ifadesini kullanır (‘Sizin ağaca asarak öldürdüğünüz İsayı‘, KMŞ 1941) çünkü Yasa’nın Tekrarı 21:22-23 ayetlerinde, ağaca asılan bir kişinin Tanrı tarafından lanetleneceği ifadesinden yola çıkmıştır. Petrus, hem Romalıların bakış açısından (çarmıh) hem de Yahudilerin bakış açısından (ağaç ile ilişkilendirme) bakıldığında İsa’yı mümkün olan en kötü şekilde öldürdüklerine işaret ederek, onların İsa’yı reddetmelerinin korkunç boyutuna dikkat çekmiştir.
ii. “Xylon [ağaç] antik çağda ve Septuagint’te, ‘ağaç’, her türden ‘ahşap’, ‘direk’ ve ‘darağacı’ da dahil olmak üzere ahşaptan yapılmış çeşitli nesneler için kullanılmışken, Yeni Antlaşma’da, İsa’nın çarmıhı için de kullanılmıştır.” (Longenecker)
c. Biz… Kutsal Ruh’la birlikte bu olayların tanıklarıyız: Bu güvenilir bir tanıklıktı çünkü Tanrı tarafından da onaylanan görgü tanıklığına dayanıyordu.
2. (33) Kurulun sert tepkisi.
Kurul üyeleri bu sözleri işitince çok öfkelendiler ve elçileri yok etmek istediler.
a. Çok öfkelendiler: Petrus ve elçiler, kurula İsa’nın kim olduğunu, çarmıhta hepimiz için ne yaptığını ve İsa’nın kim olduğuna ve yaptıklarına nasıl yanıt vermemiz gerektiğine dair temel fikirleri açıkça ve kısaca (tekrar) açıklamışlardı. Oysa onların verdikleri tepki çok öfkelenmek oldu.
i. “Luka onları (yüreklerinde) ‘öfkeden kudurdular’ şeklinde çarpıcı bir biçimde betimler.” (Williams)
ii. Akıllarından neler geçtiğini tahmin edebiliriz. “Sen kim oluyorsun da bize tövbe etmemizi söylüyorsun?” “Bizim böyle bir bağışlanmaya ihtiyacımız yok.” “Bizi İsa’nın ölümü için suçlama.” “Bizim kim olduğumuzu bilmiyor musun?”
b. Ve elçileri yok etmek istediler: Tam o anda elçilerin ölümü için harekete geçildi. Daha önce onları yok etmek istediklerini okumamıştık ama şimdi bu niyetleri çok açık bir şekilde ortada.
i. “Öğrencilerle hakikat düzeyinde mücadele edemedikleri için, çıplak otoriteye ve güce başvurdular. Birincisi, tehdit. İkincisi, dayak. En nihai olarak ölüm.” (Boice)
3. (34-39) Gamaliel’in Yüksek Kurul’a tavsiyesi.
Ama bütün halkın saygısını kazanmış bir Kutsal Yasa öğretmeni olan Gamaliel adlı bir Ferisi, Yüksek Kurul’da ayağa kalktı, elçilerin kısa bir süre için dışarı çıkartılmasını buyurarak kurul üyelerine şunları söyledi: “Ey İsrailliler, bu adamlara yapacağınızı iyi düşünün! Bir süre önce Tevdas da kendi kendisiyle ilgili büyük iddialarda bulunarak başkaldırdı. Dört yüz kadar kişi de ona katıldı. Ama adam öldürüldü, izleyicilerinin hepsi dağıtıldı, hareket yok oldu. Ondan sonra, sayım yapıldığı günlerde ortaya çıkan Celileli Yahuda, pek çok insanı ayartıp peşine taktı. Ama o da öldürüldü ve izleyicilerinin hepsi darmadağın oldu. Şimdi size şunu söyleyeyim: Bu adamlarla uğraşmayın, onları rahat bırakın! Çünkü bu girişim, bu hareket insan işiyse, yok olup gidecektir. Yok eğer Tanrı’nın işiyse, bu adamları yok edemezsiniz. Hatta kendinizi Tanrı’ya karşı savaşır durumda bulabilirsiniz.” Kurul üyeleri Gamaliel’in bu öğüdünü kabul ettiler.
a. Gamaliel adlı bir Ferisi: İsrail’in en güçlü din okulunun kurucusu olan saygın Hillel’in torunuydu. Gamaliel’e, Rab (“öğretmen”) ya da Rabbi (“öğretmenim”) unvanlarının bir üst basamağı olan Rabban (“öğretmenimiz”) unvanı verilmişti.
i. Mişna, Gamaliel hakkında şöyle yazar: “Yaşlı Rabban Gamaliel öldüğünden beri yasaya saygı kalmadı; saflık ve perhiz o zamandan beri yok oldu.”
ii. Dikkate değer nokta, Gamaliel bir Ferisi idi. Sadukiler daha fazla siyasi güce sahip olsalar da (Elçilerin İşleri 5:17), Sadukilerin, Ferisilerin desteği olmadan, Romalılardan elçileri idam etmelerini istemeleri politika açısından akılsızcaydı.
b. Bir süre önce Tevdas… başkaldırdı: Yahudi tarihçi Josephus, bir isyana önderlik eden bir Tevdas’tan bahsetmiştir ancak onun başkaldırısı bu olaydan daha sonraki bir zamana denk gelir. Josephus tarihleri karıştırmış olabilir ya da bu farklı bir Tevdas olabilir (yaygın bir isimdi). Josephus, Celileli bir Yahuda’dan bahsetmiştir (Antiquities, 18.1.1,2,6 ve 20.5.2) ve bu kişi burada bahsedilenle aynı kişi olabilir.
c. Bu girişim, bu hareket insan işiyse, yok olup gidecektir. Yok eğer Tanrı’nın işiyse, bu adamları yok edemezsiniz. Hatta kendinizi Tanrı’ya karşı savaşır durumda bulabilirsiniz: Gamaliel Tanrı adına değil, kendi adına konuşuyordu. İnsanların gözünde başarılı sayılabilecek ama Tanrı’nın gerçeğine karşı olan pek çok hareket vardır. Başarı, gerçeğin nihai ölçütü değildir.
i. Gamaliel gerçekten de kararsız biriydi. Sanki kurulun, İsa’nın ve elçilerin gerçekten Tanrı’dan olup olmadığını bekleyip görmesi gerekiyormuş gibi konuşuyordu. Oysa Gamaliel’in, İsa’nın dirilişinin ve elçilerin mucizelerinin ötesinde daha büyük bir tanıklığa ihtiyacı var mıydı? Birçok kanıt varken o “bekle ve gör” tavrını takındı.
ii. Gamaliel zaman testini önermişti ve bu önemli bir testtir ama zaman testinden daha önemlisi sonsuzluk testidir.
iii. “Gamaliel’in söylediklerini yanılmaz ve sabit bir ilke olarak kabul etme konusunda fazla çabuk davranmamalıyız… Gamaliel’in ilkesi neyin Tanrı’dan olup neyin olmadığına dair güvenilir bir gösterge değildir.” (Stott)
4. (40-42) Dayaktan sonra elçiler sevinçle vaaz etmeye devam ederler.
Elçileri içeri çağırtıp kamçılattılar ve İsa’nın adından söz etmemelerini buyurduktan sonra salıverdiler.
Elçiler İsa’nın adı uğruna hakarete layık görüldükleri için Yüksek Kurul’un huzurundan sevinç içinde ayrıldılar. Her gün tapınakta ve evlerde öğretmekten ve Mesih İsa’yla ilgili Müjde’yi yaymaktan geri kalmadılar.
a. Elçileri içeri çağırtıp kamçılattılar: Yahudi liderler, elçileri döverek onların gözlerini korkutabileceklerini ve cesaretlerini kırabileceklerini düşündüler. Tersine onlar oradan sevinç içinde ayrıldılar. Acı çektikleri için değil, İsa’nın adı uğruna hakarete layık görüldükleri için sevinç içindeydiler. Her koşulda İsa’yla birlikte olmak bir ayrıcalıktı, hakarete uğramak bile.
i. Kamçılattılar aynı zamanda derisi yüzülmek olarak da tercüme edilebilir; kamçılanmaları sırtlarındaki deriyi soymuştu. “Bu hiç de hafife alınacak bir yol değildi; bir istisna olsa da insanların bu yüzden öldüğü biliniyordu. Bu ceza suçlulara ciddi bir ders olarak veriliyordu.” (Marshall)
ii. “Gamaliel’in mantıklı çağrıları sayesinde bir uzlaşmaya varıldı ve elçiler hafif denilebilecek bir cezayla kurtardılar – hafif denilebilecek, yani otuz dokuz kırbaç yemenin hafif olduğunu düşünürsek.” (Hughes)
b. Öğretmekten ve Mesih İsa’yla ilgili Müjde’yi yaymaktan geri kalmadılar. Yüksek Kurul onlara ne kadar kırbaç atmış ya da hakaret içeren bir muamelede bulunmuş olursa olsun, onların bu yaptıkları kesinlikle hiçbir işe yaramadı. Öğrenciler, İsa’yı duyurmayı bir an bile bırakmadılar.
i. Okuduklarımız, İsa’nın takipçileri olarak her birimize ciddi bir anlamda meydan okumaktadır. Bizim durmuş olabileceğimiz yerde onlar devam ettiler. Sık sık toplumsal reddedilme tehdidini, İsa’nın kim olduğu ve bizim için neler yaptığı konusunda sessiz kalmak için yeterli buluruz. Bizler İsa Mesih için sağlam durmak üzere elçilerin cesaretine ve kararlılığına sahip olmalıyız.
ii. Spurgeon bu tür cesur bir yüreği anlatmıştır: “Şimdi, burada bulunan her bir Hristiyan’ı, her fırsatta Mesih’in adı uğruna cesurca konuşmaya ve özellikle de benliğimizin korkma eğilimine karşı dikkat etmeye davet ediyorum; bu eğilim, pratikte kendimizi kolayca kurtarma ve kendimizi beladan sıyırma çabalarına yol açar. Korkmayın; Mesih için cesur olun. Sizin için sevgiyle ölen İsa için cesurca yaşayın.”
iii. Spurgeon ayrıca korkak yüreklere de meydan okumuştur: “Ama sen bir korkaksın. Evet, açık açık söyle: sen bir korkaksın. Biri size böyle dese yüzünüz kızarır, oysa belki başka konularda hiç de korkak biri değilsin. Başka her konuda cesur olduğunuz halde İsa Mesih konusunda korkak olmanız ne kadar utanç verici bir şey. Dünyaya karşı cesur, Mesih’e gelince korkak!”
©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik
