Elçilerin İşleri 13 – Pavlus’un İlk Müjdeyi duyurma Yolculuğu Başlıyor

A. Kutsal Ruh, Barnaba ile Saul’u çağırıyor ve gönderiyor.

1. (1) Antakya kilisesindeki insanlar.

Antakya’daki kilisede peygamberler ve öğretmenler vardı: Barnaba, Niger denilen Şimon, Kireneli Lukius, bölge kralı Hirodes’le birlikte büyümüş olan Menahem ve Saul.

a. Antakya’daki kilisede: Elçilerin İşleri 12:25’te Barnaba, Saul ve Yuhanna Markos’un, Yeruşalim’deki kiliseye destek armağanı vermekten döndüklerinde Antakya’daki kilisede olduklarını öğreniriz (Elçilerin İşleri 11:27-30). Saul ve Barnaba, orada bulunan Şimon, Lukius ve Menahem gibi kilisedeki öğretmenler ve peygamberler arasındaydı.

b. Niger denilen Şimon: Niger siyah anlamına geldiğine göre, muhtemelen Antakya’daki cemaat arasında bulunan siyahi bir Afrikalı’ydı ve muhtemelen İsa’nın çarmıhını taşıyan Simun için de aynı durum geçerliydi (Luka 23:26).

c. Bölge kralı Hirodes’le birlikte büyümüş olan Menahem: Burada sözü edilen Menahem bölge kralı Hirodes’le birlikte büyümüştü. Bu kişi Vaftizci Yahya’nın başını kesen ve İsa’nın duruşmalarından birine başkanlık eden Hirodes’tir (Luka 23:7-12).

i. Hirodes ve Menahem birlikte büyüdüler ama çok farklı yollardan gittiler. Biri Vaftizci Yahya’yı öldürdü ve İsa’nın çarmıha gerilmeden önceki duruşmalarından birine başkanlık etti. Diğeri ise Hristiyan oldu ve Antakya’daki dinamik cemaatin önderlerinden biri oldu.

2. (2) Kutsal Ruh, Barnaba ve Saul’u çağırıyor.

Bunlar Rab’be tapınıp oruç tutarlarken Kutsal Ruh kendilerine şöyle dedi: “Barnaba’yla Saul’u, kendilerini çağırmış olduğum görev için bana ayırın.”

a. Bunlar Rab’be tapınıp: Bu tapınma, Antakya’daki cemaatte gerçekleşenlerin bir parçasıydı. Barnaba ve diğerleri net bir şekilde cemaate hizmet ediyorlardı ve cemaat de birbirine hizmet ediyordu. Ama aynı zamanda Rab’be de hizmet edip tapınıyorlardı.

i. Bu tapınma, Tanrı’nın her hizmetkarının ilk işidir; Rab’be tapınmak. Bunu yaparken, bedenlerini diri kurbanlar olarak sunup yeni antlaşma uyarınca kahinlerin hizmetini yerine getirdiler (Romalılar 12:1). Rab’be tapınmak, O’nu hoşnut eden ve onurlandıran şeyleri yapmak demektir – tapınma, övgü, dua, Tanrı’yı dinleme, O’na saygı gösterme.

ii. “Tapınmak [hizmet etmek, NKJV] olarak tercüme edilen sözcük, LXX’de genellikle tapınaktaki kahinlerin ve Levililer’in gerçekleştirdiği hizmet için kullanılan sözcüktür.” (Williams)

b. Bunlar Rab’be tapınıp oruç tutarlarken: Rab’be sundukları hizmetin bir parçası olarak oruç da tuttular. Muhtemelen Tanrı’yı özel bir şekilde arama ihtiyacı hissettikleri için oruç tuttular.

i. Metinde anlatılan çağrıya bakılırsa, müjdeyi tüm dünyaya ulaştırma ihtiyacı konusunda Tanrı’ya dilekte bulunmuş olmaları mümkündür.

ii. Oruç tuttuklarını ve dünyanın İsa’ya olan ihtiyacı hakkında dua ettiklerini varsayarsak, Tanrı’nın onların duasını nasıl yanıtladığını görebiliriz – Tanrı yanıtı onları kullanarak verdi. Tanrı genellikle bu şekilde, yüreklerinde dua olan insanları göndererek hareket eder.

iii. Birçok kişi Tanrı’nın işinde “arka koltuk şoförü” olmak ister. “Yükü dertlenme kısmını ben alayım, işi siz yapın” deme niyetindedirler. Ancak Tanrı’nın tipik çalışma şekli, işi yapma konusunda yüreğinde yük olan kişileri göndermektir.

c. Kutsal Ruh kendilerine şöyle dedi: Rab’be tapındıkları sırada, Tanrı onlarla konuştu. Bu, Barnaba’yla Saul’u belli bir işe yönlendirecek olan bir çağrı sözüydü.

d. Kutsal Ruh kendilerine şöyle dedi: Muhtemelen çağrı Antakya’daki kilisede bulunan peygamberlerin hizmeti aracılığıyla geldi ancak sadece Kutsal Ruh’un içsel tanıklığıyla da gelmiş olabilir.

i. “Topluluğun hiçbir ses duyduğunu düşünmüyorum. Bu bizim çok sık yaptığımız bir hatadır. Sesi duymak için kendimizden geçmeye çalışıyoruz, sonra da onu duyduğumuzu hayal ediyoruz!” (Morgan)

e. Bana Ayırın: Barnaba ile Saul, Tanrı için önemli bir şey yapmadan önce, Tanrı’ya ayrılmak zorundaydılar. Eğer Tanrı için ayrılacaksanız, bu başka şeylerden de ayrılmanız gerektiği anlamına gelir.

i. Sizi bu çağrıdan alıkoyacak şeylere “hayır” diyene dek, Tanrı’nın yaşamınızdaki çağrısına gerçekten “evet” diyemezsiniz.

f. Barnaba’yla Saul’u, kendilerini çağırmış olduğum görev için: Müjdecilik hizmetine çağrılan bu iki kişinin cemaatteki – bildiğimiz kadarıyla – en yetenekli ve becerikli iki kişi olması önemlidir.

g. Kendilerini çağırmış olduğum görev için: Tanrı’nın, Barnaba ile Saul’u atarken yapmalarını istediği özel bir görev vardı. Pavlus daha sonra Efesliler 2:10’da şöyle yazacaktı: Çünkü biz Tanrı’nın yapıtıyız, O’nun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsa’da yaratıldık. Burada Tanrı, Barnaba ile Saul’u bu tür iyi işleri yapmak üzere çağırmıştı.

i. Tanrı’nın Pavlus’un yaşamı için sahip olduğu çağrı Elçilerin İşleri 9:15-16’da belirtilmişti: Bu adam, benim adımı öteki uluslara, krallara ve İsrailoğulları’na duyurmak üzere seçilmiş bir aracımdır. Benim adım uğruna ne kadar sıkıntı çekmesi gerekeceğini ona göstereceğim. Bu sözler, Pavlus “iyi hissetsin” diye söylenmiş dokunaklı bir çağrının sözleri değildi – ciddi bir hizmet için ciddi bir çağrıydı.

h. Bana ayırın: Tanrı bir zaman çizelgesi verdi – onların hemen Tanrı için ayrılmasını istedi. Tanrı daha önce, Hananya aracılığıyla, Pavlus’a çağrısının ne olduğunu iletmişti ama hemen ayrılmasını söylememişti. Burada ise bir gecikme olmadan Tanrı için ayrılmalarını istiyordu.

3. (3) Barnaba ve Saul’un gönderilmesi.

Böylece oruç tutup dua ettikten sonra, Barnaba’yla Saul’un üzerine ellerini koyup onları yolcu ettiler.

a. Oruç tutup dua ettikten sonra: Oruç ile, dua ile gönderildiler. Bütün bu iş Tanrı’ya büyük bir bağlılık gerektiriyordu ve oruç ile dua bu bağlılığı gösteriyordu.

b. Barnaba’yla Saul’un üzerine ellerini koyup: El koyma, bu iş için resmi bir görevlendirme demekti. Kuşkusuz Barnaba ve Saul bundan önce “atanmışlardı” ama şimdi farklı bir hizmet alanına giriyorlardı.

c. Onları yolcu ettiler: Antakya’daki kilisenin Barnaba ve Saul’u gönderdiğine dikkat edin. Belli bir cemaat tarafından desteklenmiş ve gönderilmişlerdi. Bildiğimiz kadarıyla, kilise tarihinde böyle bir şey daha önce hiç olmamıştı. Birçok kişi “gittikleri yerde doğal olarak Müjde’yi duyuran kişiler” olarak yola çıkmıştı (Elçilerin İşleri 8:4 ve 11:19’da olduğu gibi) ama insanları İsa’ya kazanmak için hiçbir zaman böylesine uyumlu ve organize bir çaba söz konusu olmamıştı.

i. Antakya’daki kilise tarafından belli bir amaçla yolcu edildikleri için, birçok kişi bunu kilisenin bilinen ilk gerçek müjdeyi duyurma çabası olarak kabul eder. “Müjdeci” sözcüğü göndermekle ilgilidir. Latince mitto, mittere kelimesi ‘göndermek’ anlamına gelir; ‘misyon’ ve ‘müjdeci’ ise missi ve missum biçimlerinden gelir.” (Boice)

ii. Bunu bir toplantı raporu olmadan, demografik bir analiz yapmadan, bir pazarlama araştırması yapmadan, bazen “ruhsal haritalama” olarak adlandırılan şey olmadan yapmış gibi görünüyorlar. Barnaba ve Saul bunların hiçbiri olmadan, sadece Kutsal Ruh’un çağrısı ve gücüyle yola çıktılar.

B. Selefkiye, Salamis ve Baf kentlerindeki hizmet.

1. (4) İlk durak: Selefkiye.

Kutsal Ruh’un buyruğuyla yola çıkan Barnaba’yla Saul, Selefkiye’ye gittiler, oradan da gemiyle Kıbrıs’a geçtiler.

a. Kutsal Ruh’un buyruğuyla yola çıkan: Barnaba’yı ve Saul’u Antakya’daki kilisede bulunan imanlılar gönderdi; ama daha da önemlisi, onları Kutsal Ruh gönderdi. Herhangi bir Hristiyan grubu birini gönderebilir ama Ruh onları göndermediği sürece, bu etkili bir hizmet anlamına gelmeyecektir.

b. Selefkiye’ye gittiler: Antakya’ya yakın bir kent olan Selefkiye’ye yönelik belli bir çalışmadan söz edilmez. Saul ve Barnaba oraya sadece Antakya’ya yakın bir liman kenti olduğu için gitmiş olabilirler ama orada herhangi bir hizmet yapmadıklarını düşünmek zordur.

i. Selefkiye, gelişen bir kilisenin bulunduğu Antakya’dan uzak olmadığı için, o kentte zaten bir grup Hristiyan olduğunu varsaymak zor değildir.

2. (5) Kıbrıs adasında: Doğu kıyısındaki Salamis kenti.

Salamis’e varınca Yahudiler’in havralarında Tanrı’nın sözünü duyurmaya başladılar. Yuhanna’yı da yardımcı olarak yanlarına almışlardı.

a. Salamis’e varınca: Neden önce Kıbrıs’a gittikleri söylenmiyor ama Barnaba’nın o adada büyüdüğünü biliyoruz (Elçilerin İşleri 4:36).

b. Yahudiler’in havralarında Tanrı’nın sözünü duyurmaya başladılar: Açık havra geleneği Barnaba ve Saul’a müjdeyi vaaz etmek için birçok fırsat verdi. Bu gelenek, herhangi bir eğitimli adamı Şabat toplantısında havra halkına konuşmaya davet ediyordu.

c. Yuhanna’yı da yardımcı olarak yanlarına almışlardı: Yuhanna Markos olarak da bilinen bu kişiden daha önce Elçilerin İşleri 12:25’te söz edilmişti. Yuhanna Markos, bu yolculukta Barnaba ve Saul’la birlikte seyahat etmişti ve Yuhanna Markos daha sonra kendi adıyla anılan Müjde kitabının yazarı Markos’un ta kendisiydi.

i. Markos, Barnaba ve Saul için değerli bir yol arkadaşıydı. Yeruşalim’de büyümüştü ve İsa’nın yaşamında gerçekleşen birçok olayın görgü tanığıydı ve bu olayları Barnaba ile Saul’a ve müjdeyi vaaz ettikleri diğer kişilere özel bir güçle aktarabildi.

3. (6-7) Baf’ta Roma Valisiyle karşılaşma.

Adayı baştan başa geçerek Baf’a geldiler. Orada büyücü ve sahte peygamber Baryeşu adında bir Yahudi’yle karşılaştılar. Baryeşu, Vali Sergius Pavlus’a yakın biriydi. Akıllı bir kişi olan vali, Barnaba’yla Saul’u çağırtıp Tanrı’nın sözünü dinlemek istedi.

a. Baf: Kıbrıs’ın batı kıyısındaki bu kent ahlaksızlığıyla tanınırdı. Barnaba ve Saul burada, Roma İmparatorluğu’nun pagan dünyasında yaygın olan ahlaksızlığının ve ruhsal karanlığın bir bileşimiyle karşılaştılar.

i. “Baf, aşk [cinsel aşk] tanrıçası Venüs’e tapınılması gibi kötü bir şöhrete sahipti” (Barclay). “Athanasius oranın dinini ‘şehvetin tanrılaştırılması’ olarak nitelemişti. Ne erkek ne kadın, hiç kimse, zihinleri kirlenmeden ve karakterleri ahlaksızlaşmadan Venüs’ün tapınağından dönemezdi.” (Spurgeon)

b. Vali Sergius Pavlus: Önemli bir kişiydi. Bir Roma Valisi bütün bir vilayetten sorumluydu ve Roma Senatosu’na hesap verirdi.

i. “Tüm Roma vilayetleri asker gerektiren ve gerektirmeyen vilayetler olmak üzere iki sınıfa ayrılıyordu. Asker gerektirmeyen vilayetler, Senato tarafından idare ediliyor ve valiler tarafından yönetiliyordu; asker gerektiren vilayetler ise imparatorun idaresi altındaydı.” (Williams)

ii. “Sir William Ramsay, Kıbrıs’ta Sergius Pavlus’un adını taşıyan ve onun Hristiyan olduğunu ve tüm ailesinin Hristiyan olduğunu doğrulayan yazıtlar bulunduğunu bildirmiştir.” (Hughes)

c. Vali, Barnaba’yla Saul’u çağırtıp Tanrı’nın sözünü dinlemek istedi: Baf’ta hizmet ederlerken (muhtemelen aynı şekilde – havralara gidip İsa’yı tanıtarak) beklenmedik bir kapı açıldı – vali Tanrı’nın sözünü dinlemek istedi.

4. (8-12) Büyücü Elimas’ın direnci.

Ne var ki Baryeşu –büyücü anlamına gelen öbür adıyla Elimas– onlara karşı koyarak valiyi iman etmekten caydırmaya çalıştı.

Ama Kutsal Ruh’la dolan Saul, yani Pavlus, gözlerini Elimas’a dikerek, “Ey İblis’in oğlu!” dedi. “Yüreğin her türlü hile ve sahtekârlıkla dolu; doğru olan her şeyin düşmanısın. Rab’bin düz yollarını çarpıtmaktan vazgeçmeyecek misin? İşte şimdi Rab’bin eli sana karşı kalktı. Kör olacaksın, bir süre gün ışığını göremeyeceksin.”

O anda adamın üzerine bir sis, bir karanlık çöktü. Dört dönerek, elinden tutup kendisine yol gösterecek birilerini aramaya başladı. Olanları gören vali, Rab’le ilgili öğretiyi hayranlıkla karşıladı ve iman etti.

a. Baryeşu – büyücü anlamına gelen öbür adıyla Elimas: Pavlus’a Elimas adında bir adam karşı çıkmıştı. Gerçek adı Baryeşu’uydu (Elçilerin İşleri 13:6) ve bu isim “İsa’nın oğlu” anlamına geliyordu ama Luka ona bu şekilde hitap etmeye katlanamadı. Bu Elimas (valinin bir tür danışmanıydı) Barnaba ile Saul’un müjdeyi duyurma çabalarını engel olmaya çalıştı.

i. Dirençler karşısında şaşırmamalı ya da sarsılmamalıyız. “Nerede büyük bir başarı olasılığı varsa, orada hem açık bir kapı hem de karşıt düşmanlar bulunacaktır. Muhalifler yoksa, başarı olmayacağından da endişelenebilirsiniz. Bir çocuk rüzgar olmadan uçurtmasını uçuramaz ve uçurtmasına karşı yönden esen bir rüzgar olmadan uçurtma uçmaz.” (Spurgeon)

b. Saul, yani Pavlus: O dönemde insanların benzer ama içinde bulundukları dile ya da kültüre göre farklı adlara sahip olmaları yaygındı. Kuşkusuz Saul’a ailesi tarafından verilen isim Saul‘du ve bu isim, İsrail’in ilk kralına verilen bir Yahudi ismiydi. Ama Romalı adı Pavlus‘tu – “Küçük” anlamına geliyordu ve söylenişi “Saul” ismini andırıyordu.

i. “Saul’un babası evladına hem Romalı hem de Latince bir isim vermişti çünkü Saul Roma İmparatorluğu’ndaki tüm haklara sahip bir Roma vatandaşıydı. Çocuk bebekliğinden itibaren her iki ismi de taşıyordu. Babası onu çağırdığında ‘Saul, Saul!’ diye seslenirdi ama birlikte oynadığı Romalı çocuklar ona seslendiğinde ‘Pavlus, Pavlus!’ diye seslenirdi.” (Lenski)

c. Kutsal Ruh’la dolan Saul… “Ey İblis’in oğlu!” dedi. “Yüreğin her türlü hile ve sahtekârlıkla dolu”: Pavlus, ruhsal sezgisini kullanarak ve iman armağanıyla hareket ederek, Elimas’ı azarladı ve Tanrı’nın yargısını ilan etti (kör olacaksın).

i. Elimas körlükle vurulduğunda, Pavlus’un Tanrı’yla olan kendi karşılaşmasını hatırladığını düşünmeden edemeyiz. Pavlus Şam yolunda imana gelip kör olmuştu (Elçilerin İşleri 9:9). Kuşkusuz, Tanrı’ya direnenler ruhsal olarak kördürler, bu yüzden Tanrı, Elimas’a ruhsal körlüğüne denk gelen fiziksel bir körlük verdi. Ne yazık ki, Elimas’ın Pavlus gibi tövbe ettiğini hiç duymuyoruz.

d. Olanları gören vali… iman etti: Pavlus Elimas’la yüzleşirken sertti çünkü valinin sonsuzlukla ilgili kaderi söz konusuydu.

i. Eğer biri ruhsal olarak intihar etmek istiyorsa, bu başka bir şey. Ama başkalarını da aşağı çekmek asla doğru değildir. Eğer Tanrı’nın işlerinden vazgeçmek ve yüreğinizde O’na karşı acılıkla devam etmek istiyorsanız, bu sizin seçiminizdir. Ama sözlerinizle ve bıraktığınız örnekle başkalarını da kendinizle birlikte uzaklaştırmak ağır bir günahtır.

ii. “Kutsal Kitap’ın – hem Eski Antlaşma’nın hem de Yeni Antlaşma’nın – en ağır sözleri, insanlarla gerçek arasına ve insanlarla Tanrı arasına girenler için sarf edilmiştir… Büyücü Elimas’a öfkeyle seslenen, Sergius Pavlus’u seven bir kalp olmalıdır.” (Morgan)

e. Olanları gören: Diğer şeylerin yanı sıra, valinin Pavlus’ta ve Elimas’ta bir şeyler gördüğünü söyleyebiliriz.

i. Pavlus’un cesaretini gördü. Karşısında inançlı, inancında cesur ve inandığı şey için direnmeye istekli bir adam vardı.

ii. Elimas’ın günahının adil sonucunu, ruhsal körlüğüne karşılık gelen fiziksel körlüğü gördü. Günahın insanları nasıl bir sıkıntıya soktuğunu gördüğümüzde, bu farkındalık, Tanrı’nın peşinden daha ciddiyetle gitmemize yardım eder.

f. Rab’le ilgili öğretiyi hayranlıkla karşıladı: Elimas’ın aniden kör olmasıyla gerçekleşen mucize ne kadar şaşırtıcıysa, valinin Pavlus’tan işittiği iyi haber daha da şaşırtıcıydı. Şaşkınlığının sebebinin, gözlerinin önündeki mucizeden değil, Rab’le ilgili öğretiden (muhtemelen, Tanrı’nın çarmıhta İsa aracılığıyla insana lütfettiği armağan ile ilgili öğretiden) kaynaklandığı söyleniyor.

5. (13) Baf’tan Perge’ye.

Pavlus’la beraberindekiler Baf’tan denize açılıp Pamfilya bölgesinin Perge Kenti’ne gittiler. Yuhanna ise onları bırakıp Yeruşalim’e döndü.

a. Pavlus’la beraberindekiler Baf’tan denize açılıp: Müjdeci grup artık “Pavlus’la beraberindekiler” olarak adlandırılmaktadır. Daha önce – Elçilerin İşleri 13:7’ye kadar – grup Barnaba’yla Saul olarak adlandırılıyordu. Bu noktadan itibaren Pavlus’un önderliği ve etkisi belirginleşecektir.

b. Perge Kenti’ne gittiler: Kıbrıs adasından ayrılarak bugünkü Türkiye topraklarında bulunan Perge’ye geldiler.

c. Yuhanna ise onları bırakıp Yeruşalim’e döndü: Yuhanna Markos’un neden Yeruşalim’e döndüğünü tam olarak bilmiyoruz. Belki vatan hasreti çekiyordu. Belki de geçecekleri dağlardan, önlerindeki zorlu ve tehlikeli yolculuktan korkuyordu. Belki de kuzeni Barnaba ve Saul’dan oluşan ekibin (Elçilerin İşleri 12:25) artık Pavlus’la beraberindekiler ekibi olmaktan çıkmasına içerlemişti. Belki de Pavlus’un sağlık durumu kötü olduğu için güvenini yitirmişti (Galatyalılar 4:13’e göre).

i. Elçilerin İşleri 15:36-41’den de anlaşılacağı gibi, Pavlus burada Yuhanna Markos’un ayrılmasından memnun kalmamıştır ve bir ona bir müjdeci yoldaşı, ekibin bir üyesi olarak güvenini dereceye kadar yitirmiş gibi görünmektedir. Bu durum bize, bu insanlar ne kadar büyük ve tanrısal insanlar olsalar da ve yaptıkları iş ne kadar önemli olsa da sorunların hala var olduğunu hatırlatır.

C. Pisidya Antakyası’ndaki vaaz.

1. (14-15) Havrada misafirlere sunulan geleneksel konuşma daveti, Pavlus için İsa’yı vaaz etme fırsatı veriyor.

Onlar Perge’den yollarına devam ederek Pisidya sınırındaki Antakya’ya geçtiler. Şabat Günü havraya girip oturdular. Kutsal Yasa ve peygamberlerin yazıları okunduktan sonra, havranın yöneticileri onlara, “Kardeşler, halka verecek bir öğüdünüz varsa buyurun, konuşun” diye haber yolladılar.

a. Onlar Perge’den yollarına devam ederek Pisidya sınırındaki Antakya’ya geçtiler: Perge, Baf’tan gelen gemilerin anakaraya ulaştığı bir liman kentiydi. Pisidya Antakya’sına yaklaşık 135 mil (220 kilometre) içeride, kuzeydeydi. Bu bölge Galatya olarak biliniyordu ve daha sonra Pavlus buradaki kiliselere Yeni Antlaşma kitaplığında yer alan bir mektup yazdı.

i. “Pisidya Antakya’sı dağlarda ve yaklaşık 1,097 metre yükseklikteydi. Pavlus, Galatyalılara yazdığı mektupta bu dönemde bedensel bir rahatsızlık geçirdiğini anlattığından, bazı araştırmacılar Pavlus’un Pamfilya’nın aşağısındaki kıyı düzlüklerinde bulunduğu sırada bir hastalığa, belki de sıtmaya yakalandığını ve bu nedenle grubu daha sağlıklı olan dağ iklimine doğru ilerlemeye yönlendirdiğini düşünmüşlerdir.” (Boice)

b. Şabat Günü havraya girip oturdular. Kutsal Yasa ve peygamberlerin yazıları okunduktan sonra. Birinci yüzyıldaki bir havra ayininde belli bir düzen vardı. Açılış duaları sunulur, ardından Kutsal Yasa’dan (Eski Antlaşma’nın ilk beş kitabından) bir okuma yapılırdı. Sonra peygamberlerin yazılarından bir bölüm okunurdu. Daha sonra, eğer orada eğitimli bir kişi varsa, okunanlarla ilgili konularda konuşmak üzere davet edilirdi.

c. Kardeşler, halka verecek bir öğüdünüz varsa buyurun, konuşun: Havranın yöneticileri geleneklerine uygun olarak Pavlus’u öne davet etmişlerdi ve Pavlus da bu fırsatı kullanmaktan büyük mutluluk duymuştu.

2. (16-23) Pavlus havradaki vaazına, Tanrı’nın tarihteki işleyişinin nasıl İsa’ya kadar uzandığını açıklayarak başlıyor.

Pavlus ayağa kalktı, eliyle bir işaret yaparak, “Ey İsrailliler ve Tanrı’dan korkan yabancılar, dinleyin” dedi. “Bu halkın, yani İsrail’in Tanrısı, bizim atalarımızı seçti ve Mısır’da gurbette yaşadıkları süre içinde onları büyük bir ulus yaptı. Sonra güçlü eliyle onları oradan çıkardı, çölde yaklaşık kırk yıl onlara katlandı. Kenan ülkesinde yenilgiye uğrattığı yedi ulusun topraklarını İsrail halkına miras olarak verdi. Bütün bunlar aşağı yukarı dört yüz elli yıl sürdü.

“Sonra Tanrı, Peygamber Samuel’in zamanına kadar onlar için hâkimler yetiştirdi. Halk bir kral isteyince, Tanrı onlar için Benyamin oymağından Kiş oğlu Saul’u yetiştirdi. Saul kırk yıl krallık yaptı. Tanrı, onu tahttan indirdikten sonra onlara kral olarak Davut’u başa geçirdi. Onunla ilgili şu tanıklıkta bulundu: ‘İşay oğlu Davut’u gönlüme uygun bir adam olarak gördüm, o her istediğimi yapar.’ Tanrı, verdiği sözü tutarak bu adamın soyundan İsrail’e bir Kurtarıcı, İsa’yı gönderdi.

a. Ey İsrailliler ve Tanrı’dan korkan yabancılar: Pavlus normal bir Şabat günü havrada bulunan her iki gruba da hitap etti; hem Yahudilere hem de “Yahudiliğe yakın” olanlara – Yahudi dinine hayranlık duyan ama Yahudiliğe tam olarak bağlanmayan Yahudi olmayan yabancılara seslendi.

b. Tanrı, verdiği sözü tutarak… İsrail’e bir Kurtarıcı, İsa’yı gönderdi: Pavlus, İsrail tarihinin bu incelemesi sırasında önemli olaylara dikkat çekmiştir – ataların seçilmesi, Mısır’daki kölelikten kurtuluş, çölde geçen yıllar, Kenan ülkesinin ele geçirilmesi, Hakimler dönemi, krallığın kurulmasına değinmiştir – ama bunların hepsi İsa’ya kadar uzanıyordu.

i. İsrail tarihinin bu incelemesi, Tanrı’nın tarih için bir planı olduğunu ve bizim de bu planla bir bağlantı kurmamız gerektiğini göstermektedir. İsa tarihin amacıdır ve biz İsa’da olduğumuz için, Tanrı’nın büyük kurtuluş planının akışı içindeyiz.

3. (24-29) Pavlus, Vaftizci Yahya’yı ve Yahudi yöneticileri örnek göstererek, insanların İsa’yı nasıl kabul ettiklerini ve reddettiklerini anlatıyor.

İsa’nın gelişinden önce Yahya, bütün İsrail halkını, tövbe edip vaftiz olmaya çağırdı. Yahya görevini tamamlarken şöyle diyordu: ‘Beni kim sanıyorsunuz? Ben Mesih değilim. Ama O benden sonra geliyor. Ben O’nun ayağındaki çarığın bağını çözmeye bile layık değilim.’

“Kardeşler, İbrahim’in soyundan gelenler ve Tanrı’dan korkan yabancılar, bu kurtuluş bildirisi bize gönderildi. Çünkü Yeruşalim’de yaşayanlar ve onların yöneticileri İsa’yı reddettiler. O’nu mahkûm etmekle her Şabat Günü okunan peygamberlerin sözlerini yerine getirmiş oldular. O’nda ölüm cezasını gerektiren herhangi bir suç bulamadıkları halde, Pilatus’tan O’nun idamını istediler. O’nunla ilgili yazılanların hepsini yerine getirdikten sonra O’nu çarmıhtan indirip mezara koydular.

a. Yahya görevini tamamlarken şöyle diyordu: Vaftizci Yahya, İsa’ya doğru şekilde karşılık verdi. Vaftizci Yahya insanların yüreklerini İsa için hazırladı ve İsa’yı gerçekte olduğu haliyle gördü. Yahya, İsa’nın diğer herkesten daha büyük olduğunu biliyordu. İsa’nın bir öğretmenden daha fazlası olduğunu biliyordu; O hepimizin hesap vermesi gereken Rab Tanrı’dır.

i. O’nun ayağındaki çarığın bağını çözmeye bile layık değilim: Yahya’nın bu ifadesi kendisinin şunu bildiğini gösterir: İsa’nın ondan daha üstündür. O günlerde, büyük bir öğretmenin öğrencilerinin, o öğretmeni takip etmesi alışılmadık bir durum değildi ve öğrencilerin öğretmene çeşitli şekillerde hizmet etmesi beklenirdi. Bu tür uygulamalar suistimal edilmeye başlanınca, önde gelen hahamlar bir öğretmenin öğrencisinden bekleyemeyeceği, küçük düşürücü bazı şeyleri sıraladılar. Bir öğretmenin, öğrencisinden, çarığının bağını çözmesini istemesinin aşırı bir istek olduğuna karar verildi; bu çok aşağılayıcı bir durumdu. Burada ise Yahya, İsa için bunu yapamayacak kadar bile İsa’ya layık olmadığını söylüyordu.

b. Çünkü Yeruşalim’de yaşayanlar ve onların yöneticileri İsa’yı reddettiler: Kutsal Yazılar’ı bilmeyen kişiler İsa’yı reddettiler ve idam edilmesi için O’nu Pilatus’a teslim ettiler. Bu kişiler Yeruşalim’de yaşamalarına ve Yahudiler arasında yönetici olmalarına rağmen bu doğruydu. Böylece İsa çarmıha gerildi ve bir mezara konuldu.

c. O’nu çarmıhtan indirip: Pavlus burada çarmıhtan indirmek ifadesini ağaçtan indirmek şeklinde dile getirirve Yasa’nın Tekrarı 21:22-23’teki fikirden yararlanır. Bu ayetlerde, Tanrı’nın ağaca asılan bir kişiyi lanetlediği söylenir. Pavlus, İsa’nın bizim kutsanabilmemiz için lanetlendiği fikrini iletmek istemiştir (Galatyalılar 3:13).

4. (30-37) Pavlus dirilmiş İsa’yı vaaz ediyor.

Ama Tanrı O’nu ölümden diriltti. İsa, daha önce kendisiyle birlikte Celile’den Yeruşalim’e gelenlere günlerce göründü. Bu kişiler şimdi halka O’nun tanıklığını yapıyor.

“Biz de size Müjde’yi duyuruyoruz: Tanrı İsa’yı diriltmekle, atalarımıza verdiği sözü, onların çocukları olan bizler için yerine getirmiştir. İkinci Mezmur’da da yazıldığı gibi:

‘Sen benim Oğlum’sun,

Bugün ben sana Baba oldum.’

“Tanrı, O’nu asla çürümemek üzere ölümden dirilttiğini şu sözlerle belirtmiştir:

‘Size, Davut’a söz verdiğim

Kutsal ve güvenilir nimetleri vereceğim.’

“Bunun için başka bir yerde de şöyle der:

‘Kutsalının çürümesine izin vermeyeceksin.’

“Davut, kendi kuşağında Tanrı’nın amacı uyarınca hizmet ettikten sonra gözlerini yaşama kapadı, ataları gibi gömüldü ve bedeni çürüyüp gitti. Oysa Tanrı’nın dirilttiği Kişi’nin bedeni çürümedi.

a. Ama Tanrı: Bunlar harika sözlerdir. İnsan, Tanrı’ya karşı savaşmak için elinden geleni yaptı – hatta O’nu öldürmek için bile – ama Tanrı insanın günahından ve isyanından daha büyüktü ve İsa mezardan dirilerek günahı ve ölümü yendi.

b. Ama Tanrı O’nu ölümden diriltti: Burada gerçek en basit haliyle ifade edilmiştir. Bununla birlikte görgü tanıklarının ifadelerinden deliller de sunulmuştur (İsa, daha önce kendisiyle birlikte…gelenlere günlerce göründü).

i. Pavlus’un buradaki vaazında olaylara yaptığı vurguyu gözden kaçırmamalıyız; bu nokta o kadar açıktır ki gözden kaçabilir. Felsefeye ya da teolojiye değil, gerçekten olan şeylere odaklanmıştır. “Hristiyanlık her ne kadar felsefe ya da bir dizi etik içerse de sadece bir felsefe ya da bir dizi etik değildir. Esasen Hristiyanlık, Tanrı’nın yaptıklarıyla ilgili gerçeklerin ilanıdır.” (Boice)

c. Tanrı… atalarımıza verdiği sözü, onların çocukları olan bizler için yerine getirmiştir: Daha sonra Pavlus, İsa’nın dirilişinin anlamını pratiğe taşımıştır. Diriliş, İsa’nın gerçekten Tanrı’nın eşsiz Oğlu olduğu anlamına gelir (Mezmur 2:7) ve O’nun çarmıhtaki işinde bile tamamen kutsal olduğunu kanıtlar (Mezmur 16:10).

5. (38-41) Pavlus bir vaat ve bir uyarı ile İsa’nın kim olduğunu ve bizim için neler yaptığı pratiğe taşıyor.

Dolayısıyla kardeşler, şunu bilin ki, günahların bu Kişi aracılığıyla bağışlanacağı size duyurulmuş bulunuyor. Şöyle ki, iman eden herkes, Musa’nın Yasası’yla aklanamadığınız her suçtan O’nun aracılığıyla aklanır. Dikkat edin, peygamberlerin sözünü ettiği şu durum sizin başınıza gelmesin:

‘Bakın, siz alay edenler,

Şaşkına dönüp yok olun!

Sizin gününüzde bir iş yapıyorum,

Öyle bir iş ki, biri size anlatsa inanmazsınız.’

a. Günahların bu Kişi aracılığıyla bağışlanacağı size duyurulmuş bulunuyor: İsa’nın kimliği ve bizim için yaptıkları nedeniyle, bağışlanmanın İsa’da bize karşılıksız olarak sunulduğu vaadi verilmektedir. Musa’nın Yasası’yla aklanamadığınız her suçtan O’nun aracılığıyla aklanabiliriz.

i. Tanrı’nın önünde kendimizi asla aklayamayız. Kendimizi aklayabildiğimizi düşünmek, Tanrı’nın insan zayıflığına göre eğilip bükülen bir ölçüyle değerlendirdiğini varsaymak olur. Böyle düşünmek, en yalın haliyle, “İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir” demek yerine, kendi kurtuluşumuzla övünmemize neden olur. (Efesliler 2:8-9)

ii. Bazıları yüreklerinin en derinliklerinde, İsa’nın kurtuluşuna sarılmaya yüreğinin kapısını kapatır çünkü kendi yarattıkları bir kurtuluş isterler. Eski yöntemlerle kurtulmak isterler – kurtuluşu hak etmek isterler.

iii. Bu olaydan sadece birkaç ay sonra Pavlus Galatya’daki kiliselere bir mektup yazar ve kutsal yasayı yerine getirerek değil, Tanrı’nın lütfuyla aklanma konusunu ele alır.

b. İman eden herkes… aklanır: İsa bizi sadece bağışlamakla kalmaz, aynı zamanda O’nun tarafından aklanırız. Bağışlanma konusu günahın borcunun ödenmesiyle ilgilidir ama aklanma Tanrı’nın önünde hesabımıza artı bir bakiye ekleyip hesabımızı kazanca çevirir.

c. Dikkat edin: Buradaki uyarı şu, eğer İsa’nın kişiliğini ve işini tüm yaşamımızla benimsemezsek, yok olacak olan alay edicilere dönüşeceğiz. Pavlus bu uyarısında, Yeruşalim üzerine gelmekte olan yargıyla ilgili Habakkuk’tan bir bölüm aktarır. Eğer Tanrı onları yargıladıysa, İsa’nın işi aracılığıyla bağışlanma teklifini reddedenleri ve kabul etmeyenleri de yargılayacaktır.

i. “Çağımız büyük bir lütuf çağı olmasına rağmen, Tanrı yine de büyük yargı Tanrısıdır ve günah, Mesih’in işi aracılığıyla kefaret edilmediği takdirde yargılanmalıdır.” (Boice)

ii. Bazı yorumcular Pavlus’un burada Petrus’un Pentikost’ta yaptığı gibi çok uzun bir vaaz vermesinden yakınırlar. Bu garip bir şikayettir. Bu durum bize Petrus’un ve Pavlus’un aynı müjdeyi duyurduklarını ve Pentikost’tan yaklaşık on beş yıl sonra o ilk gün duyurulan müjdenin aynısının duyurulduğunu gösterir.

iii. Bazıları Pavlus’un buradaki vaazıyla, Elçilerin İşleri 7. Bölümde aktarılan İstefanos’un vaazı arasındaki benzerliklere dikkat çeker. İstefanos’un vaazı, Pavlus’un İsa’nın adından nefret ettiği dönemde dinlediği bir vaazdı. Kilisenin ilk şehidinin vaazı, onun infazını düzenleyen adamın kulaklarında belki hala çınlamaktaydı.

D. Pisidya Antakyası’nda Pavlus’un vaazına verilen yanıt.

1. (42-43) Hem Yahudi olan hem de Yahudi olmayan birçok kişi Pavlus’un mesajına ilgi gösteriyor.

Pavlus’la Barnaba havradan çıkarken halk onları, bir sonraki Şabat Günü aynı konular üzerinde konuşmaya çağırdı. Havradaki topluluk dağılınca, Yahudiler ve Yahudiliğe dönüp Tanrı’ya tapan yabancılardan birçoğu onların ardından gitti. Pavlus’la Barnaba onlarla konuşarak onları devamlı Tanrı’nın lütfunda yaşamaya özendirdiler.

a. Pavlus’la Barnaba havradan çıkarken halk onları, bir sonraki Şabat Günü aynı konular üzerinde konuşmaya çağırdı: Havrada bulunan hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlar olumlu yanıt verdiler ancak Luka orada bulunan Yahudiliğe dönüp Tanrı’ya tapan yabancıların daha da büyük bir yanıt verdiğini belirtti.

i. Bu kişilerin çoğunun iki nedenden dolayı iman ettiğini varsaymalıyız.

·Birincisi, Yahudiler ve Yahudiliğe dönüp Tanrı’ya tapan yabancılardan birçoğu onların ardından gittiği için. Pavlus ile Barnaba’nın ilettiği bildiriye sürekli bir ilgi vardı.

·İkincisi, Pavlus ile Barnaba onları devamlı Tanrı’nın lütfunda yaşamaya özendirdikleri için. Bu onların, Tanrı’nın lütfuna güvenmeye başladığı anlamına gelir.

b. Onları devamlı Tanrı’nın lütfunda yaşamaya özendirdiler: Tanrı’nın lütfunda yaşamaya devam etmek, lütufla başlamak kadar önemlidir; Tanrı’yla olan ilişkimizin temel ilkesi olan lütfu asla terk etmemeliyiz. Pek çok kişi lütfu, Hristiyan yaşamına sadece bir giriş olarak düşünür ama Tanrı, lütfun, Kendisiyle olan yaşamımızın temeli olarak kalmasını ister.

2. (44-45) Bir sonraki Şabat günü, kıskançlık sonucu ortaya çıkan karşıtlık.

Ertesi Şabat Günü kent halkının hemen hemen tümü Rab’bin sözünü dinlemek için toplanmıştı. Kalabalığı gören Yahudiler büyük bir kıskançlık içinde, küfürlerle Pavlus’un söylediklerine karşı çıktılar.

a. Ertesi Şabat Günü kent halkının hemen hemen tümü Rab’bin sözünü dinlemek için toplanmıştı: Bu sahne kolaylıkla gözünüzün önünde canlanabilir. Bütün kent bir sonraki Şabat günü müjdeyi Pavlus’tan duymaya hazırdı.

i. “Günümüzde insanlar bilgiye boğulmuş durumdalar. Radyomuz, televizyonumuz, gazetelerimiz, dergilerimiz var. O gün insanlar bunların hiçbirine sahip değildi. Bu yüzden başka bir şehirden biri geldiğinde, bu kişi değerli bir bilgi kaynağıydı ve insanlar doğal olarak onun etrafında toplanırdı. Müjdecilerde ise duyurdukları yepyeni bir şey vardı.” (Boice)

ii. Yine de söz konusu olan sadece yeniliğin gücü değildi; daha önemli bir şey vardı – Rab’bin sözünün gücü. İnsanları çeken öncelikli güç buydu ve Luka anlatısında bunu vurgulamıştır.

·Kent halkının hemen hemen tümü Rab’bin sözünü dinlemek için toplanmıştı (Elçilerin İşleri 13:44).

·Pavlus ile Barnaba… ilk önce Tanrı’nın sözünü bildirdiler (Elçilerin İşleri 13:46).

·Yahudi olmayanlar Rab’bin sözüne yanıt verdiler (Elçilerin İşleri 13:48).

·Rab’bin sözü bütün yörede yayıldı (Elçilerin İşleri 13:49).

b. Kalabalığı gören Yahudiler büyük bir kıskançlık içinde: Halkın verdiği çarpıcı tepki havra liderlerini kıskandırdı. Tanrı’ya hizmet etmekten çok, popüler olmakla ilgilenenler için bu kaçınılmazdır. Başka beğenilen biri daha olduğunda, kıskançlıkla dolarlar. Hepimiz aynı derecede beğenilir olamayız ama hepimiz İsa Mesih’te Tanrı’ya aynı derecede hizmet edebilir ve O’nu hoşnut edebiliriz.

c. Küfürlerle Pavlus’un söylediklerine karşı çıktılar: Pavlus’un vaazına sanki bir münazaradaymışlar gibi birden itiraz ettiler, karşıtları Pavlus’a karşı çıktılar ve Tanrı’ya küfrettiler.

i. Muhtemelen bahsedilen küfür, Pavlus’un duyurduğu İsa’ya yönelik küfürlü ve aşağılayıcı bir dildi.

d. Pavlus’un söylediklerine karşı çıktılar: Mesihlerini bu kadar uzun süre bekleyen bu dindar insanların, İsa kendilerine geldiğinde O’nu reddetmeleri garip görünüyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, Yahudi ve Yahudi olmayanlar arasındaki ayrımı korumak istemeleriydi ve eğer İsa tüm insanların Mesihi olacaksa, O’nun bir parçası olmak istemiyorlardı.

i. “Böylesine bir selin kapaklarını açan bir öğretiyi kabul edemezlerdi. Kendileri ve yandaşları için bir mesajı Tanrı tarafından gönderilmiş olarak kabul edebilirlerdi ve öğretilerinde ve uygulamalarında bazı değişikliklere tahammül edebilirlerdi ancak Yahudi olmayanların Tanrı’nın eski halkıyla eşit hale getirilmesine tahammül edemezlerdi.” (Williams)

ii. “Yahudiler, Yahudi olmayanların kendileriyle eşit olmasına tahammül edemiyorlardı; kendilerinin alçaltılmasından endişe ettikleri kadar, Yahudi olmayanların yüceltilmesinden de endişe ediyorlardı.” (Poole)

iii. Bazı insanlar, İsa’nın diğer insanlarla olan ilişkilerimizi değiştirmesi nedeniyle İsa’yı reddederler. Bazıları İsa’ya dönüp barışmaktansa, başkalarına karşı duydukları kin ve düşmanlığı sürdürmeyi tercih ederler.

3. (46-48) Pavlus ile Barnaba Yahudilerin karşı çıkışlarına yanıt veriyor.

Pavlus’la Barnaba ise cesaretle karşılık verdiler: “Tanrı’nın sözünü ilk önce size bildirmemiz gerekiyordu. Siz onu reddettiğinize ve kendinizi sonsuz yaşama layık görmediğinize göre, biz şimdi öteki uluslara gidiyoruz. Çünkü Rab bize şöyle buyurmuştur:

‘Yeryüzünün dört bucağına kurtuluş götürmen için

Seni uluslara ışık yaptım.’”

Öteki uluslardan olanlar bunu işitince sevindiler ve Rab’bin sözünü yücelttiler. Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti.

a. Pavlus’la Barnaba ise cesaretle karşılık verdiler: Pavlus’la Barnaba’nın, Tanrı’nın işleri için bitmek bilmeyen bir gayretleri vardı. Kendilerine yöneltilen meydan okumanın cevapsız kalmasına izin vermediler çünkü İsa hakkındaki gerçeğe içtenlikle inanıyorlardı.

b. Siz onu reddettiğinize ve kendinizi sonsuz yaşama layık görmediğinize göre, biz şimdi öteki uluslara gidiyoruz: Bu mesajın önce Yahudilere gelmesinin bir ayrıcalık olduğunu, Yahudilerin ise şimdi bu ayrıcalığı reddettiklerini açıkladılar ve İsa’yı reddeden bu kişileri azarladılar.

i. İnsanlara İsa’yı anlatmak istediğinizde, önce kendi çevrenizden başlayın. Ama kabul etmezlerse ya da reddetmeye başlarlarsa, insanlara İsa’yı anlatmaktan vazgeçmeyin. Sadece anlatacak başkaları, sizi dinleyecek başka insanlar bulmayı bırakmayın.

c. Öteki uluslardan olanlar bunu işitince sevindiler ve Rab’bin sözünü yücelttiler. Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti: Onlar da şimdi çabalarını öteki uluslara yönelttiler ve Tanrı’nın buyruğuna itaat edip (Romalılar 1:16) peygamberlik sözünü yerine getirerek (Yeşaya 49:6’dan alıntı) ve insanların yüreklerini açmak amacıyla daha fazla müjdeleyerek yanıt verdiler.

i. Yahudi olmayanlar, Tanrı’nın Yahudi olmayanlardan nefret etmediğini, onlara İsa’da kurtuluş sunduğunu sevinçle öğrenerek Pavlus’un davetine coşkulu bir inançla yanıt verdiler.

ii. Pavlus tüm zamanını katı yürekleri ikna etmek için harcamamakla bilgece davrandı. Yahudi olmayanları müjdeleme çabalarının odağı haline getirdikten sonra bile, İsrail’in kurtuluşu için Pavlus’un ciddiyetle dua ettiğini biliyoruz (Romalılar 10:1) ancak müjdeleme zamanını daha açık yüreklere hizmet ederek geçirdi.

4. (49-50) Bereket ve karşı çıkış.

Böylece Rab’bin sözü bütün yörede yayıldı. Ne var ki Yahudiler, Tanrı’ya tapan saygın kadınlarla kentin ileri gelen erkeklerini kışkırttılar, Pavlus’la Barnaba’ya karşı bir baskı hareketi başlatıp onları bölge sınırlarının dışına attılar.

a. Böylece Rab’bin sözü… yayıldı: Rab’bin sözü, Pavlus ile Barnaba’nın çabalarıyla ama özellikle de İsa Mesih’e gelen bu insanların yaşamları aracılığıyla yayılıyordu.

i. Bu kilisenin bir haftadan biraz daha uzun bir süre içinde doğması dikkat çekicidir. Bir Şabat günü Pavlus ile Barnaba havrada vaaz verdiler ve çok güzel bir yanıt aldılar. Ertesi Şabat karışık bir tepki oluştu; bazıları çok düşmanca, bazıları ise çok anlayışlı davrandı. Olumlu yanıt verenleri alıp yüzlerce yıl sürecek bir kilise kurdular ve bu kilise aracılığıyla Rab’bin sözü bütün yörede yayıldı (Elçilerin İşleri 13:49).

ii. Bazen Tanrı’nın mucizevi işleri oldukça hızlı gerçekleşir. Tanrı’nın işindeki bu tür hızlı ilerleme dönemleri bizi sevindirmeli.

b. Ne var ki Yahudiler, Tanrı’ya tapan saygın kadınlarla kentin ileri gelen erkeklerini kışkırttılar, Pavlus’la Barnaba’ya karşı bir baskı hareketi başlatıp onları bölge sınırlarının dışına attılar: Nerede bir uyanış hareketi varsa, uyanan ikinci grup Şeytan’dır. Yahudileri karşı çıkışı, Pavlus ile Barnaba’yı bölgeyi terk etmeye zorlayacak kadar güçlüydü.

5. (51-52) Pavlus ile Barnaba, Pisidya Antakya’sından kovulmalarına tepki gösteriyorlar.

Bunun üzerine Pavlus’la Barnaba, onlara bir uyarı olsun diye ayaklarının tozunu silkerek Konya’ya gittiler. Öğrenciler ise sevinç ve Kutsal Ruh’la doluydu.

a. Pavlus’la Barnaba… ayaklarının tozunu silkerek: Pavlus ile Barnaba ayaklarının tozunu silkerken, kente sanki Tanrı’yı reddeden, Yahudi olmayan bir kentmiş gibi davrandılar.

i. Yahudiler, Yahudi olmayan bir kente girmek ya da oradan geçmek zorunda kaldıklarında, kentten ayrılırken “Bu Yahudi olmayan kentten yanımızda hiçbir şey götürmek istemiyoruz” anlamına gelen bir hareket olarak ayaklarındaki tozu silkerlerdi. Buradaki anlam ile Pavlus, “Siz İsa’yı reddeden dincilerden yanımda hiçbir şey götürmek istemiyorum” demiş oluyordu.

ii. Bu reddediliş, Pavlus ile Barnaba’nın kendilerinde bir sorun olduğunu düşünmelerine neden olmadı. Sorunun kendilerinde değil, kendilerine karşı çıkanlarda olduğunu biliyorlardı.

b. Konya’ya gittiler: Konya’ya giderek çalışmaya devam ettiler. Müjde uğruna reddedilmek ve muhalefete uğramak çoğu zaman vazgeçmemize neden olur. Ancak Pavlus ile Barnaba doğru bir kararlılıkla yanıt verdiler.

c. Sevinç ve Kutsal Ruh’la doluydu: Sevinçle dolu olmak ve Kutsal Ruh’la dolu olmak birbiriyle bağlantılıdır. Pavlus ile Barnaba içinde bulundukları koşullarla çelişen bir sevince sahiptiler.

i. Pavlus’un kendisi, sürekli olarak Kutsal Ruh’la dolu olma buyruğunun harika bir örneğidir (Efesliler 5:18).

ii. “Gerçek bir Hristiyan’ın mutluluğu dünyasal sıkıntıların çok ötesindedir ve dünyasal şeylerin karşı karşıya kaldığı değişikliklerden ve ihtimallerden etkilenmez. Şehitler alevler içindeyken, kendilerine zulmedenlerin kuş tüyü yataklarındaki rahatlıklarından çok daha mutluydular.” (Clarke)

©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik