Elçilerin İşleri 11 – Yahudi Olmayan Kişilere Hizmet Etmeyi Savunmak
A. Yahudi olmayanlara hizmetle ilgili Yeruşalim’de gerçekleşen bir tartışma.
1. (1-3) Petrus, Yahudi olmayanlar ile ilişkisine yöneltilen itirazları duyuyor.
Elçilerle bütün Yahudiye’deki kardeşler, öteki ulusların da Tanrı’nın sözünü kabul ettiklerini duydular. Ama Petrus Yeruşalim’e gittiği zaman sünnet yanlıları onu eleştirdiler. “Sünnetsiz kişilerin evine gidip yemek yemişsin!” dediler.
a. Elçilerle bütün Yahudiye’deki kardeşler, öteki ulusların da Tanrı’nın sözünü kabul ettiklerini duydular: Sezariye’de Yahudi olmayanlar arasında yapılan işin büyüklüğü gizlenecek boyutta değildi. Birçok Yahudi Hristiyan’ın (sünnet yanlıları) kafası karışacak ve bu konudan dolayı gücenecek olsa bile, bu işi gizlemek gibi bir niyet yoktu.
b. “Sünnetsiz kişilerin evine gidip yemek yemişsin” Petrus’a yöneltilen suçlamalar basitti: “Sadık bir Yahudi olman gerekirken, sen Yahudi olmayanlarla ilişki kurdun ve hatta onlarla yemek yedin.” Bu durum Hristiyan Yahudileri rahatsız etti ve Petrus’u eleştirmeye başladılar.
i. Yemek yemişsin: Birlikte yemek yemek o zamanda ve o zamanki kültürde özel bir paydaşlık işaretiydi. Bu, Yahudi Hristiyanlar tarafından önemli bir ödün olarak görülüyordu.
ii. Hristiyan Yahudilerin bu tepkisi, Tanrı’nın, Elçilerin İşleri 10’da başlattığı değişimin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Bu değişim Yahudi olmayanlara şöyle söylüyordu: “Önce Yahudi olmanız ve Musa’nın Yasası’na tabi olmanız gerekmiyor. Tövbe edin ve iman edin, böylece İsa’ya gelebilirsiniz.” Ama aynı zamanda İsa’nın Yahudi takipçilerine de, “Yahudi olmayan kardeşlerinizi Tanrı’nın ailesinin tam üyeleri olarak kabul edin. Onlar sizden hiçbir şekilde aşağı değildir” diyordu.
iii. Sünnet yanlılarının itirazı birinci değil, ikinci seviyedeydi. “Sünnetsiz kişilerin evine gidip yemek yemişsin” diye şikayet ettiler. Öncelikle, Tanrı’nın öteki uluslardan olan kişilerle yaptıklarından çok Petrus’un yaptıklarıyla ilgileniyorlardı.
c. Sünnet yanlıları onu eleştirdiler: Yeruşalim’deki Yahudi Hristiyanlar’ın tepkisini öğrendiğimizde, Petrus’un Sezariye’ye giderken ve Kornelius’la buluşurken yanına altı tanık almasının ne kadar bilgelik dolu olduğunu anlayabiliriz (Elçilerin İşleri 10:23 ve 11:12).
2. (4-15) Petrus, Yahudi olmayanlara yönelik hizmetini açıklıyor.
Petrus baştan başlayarak olanları tek tek onlara anlattı. “Ben Yafa Kenti’nde dua ediyordum” dedi. “Kendimden geçerek bir görüm gördüm. Büyük bir çarşafı andıran bir nesnenin dört köşesinden sarkıtıldığını, bunun gökten inip benim bulunduğum yere kadar geldiğini gördüm. Gözlerimi çarşafa dikip dikkatle baktım. Çarşafın içinde, yeryüzünde yaşayan dört ayaklılar, yabanıl hayvanlar, sürüngenler ve kuşlar gördüm. Sonra bir sesin bana, ‘Kalk, Petrus, kes ve ye!’ dediğini işittim.
“‘Asla olmaz, ya Rab!’ dedim. ‘Ağzıma hiçbir zaman bayağı ya da murdar bir şey girmedi.’
“Ses ikinci kez gökten geldi: ‘Tanrı’nın temiz kıldıklarına sen bayağı deme’ dedi. Bu, üç kez tekrarlandı; sonra her şey yeniden göğe alındı.
“Tam o sırada Sezariye’den bana gönderilen üç kişi, bulunduğumuz evin önünde durdular. Ruh bana, ayrım gözetmeden onlarla birlikte gitmemi söyledi. Bu altı kardeş de benimle geldiler, varıp adamın evine girdik. Adam bize, evinde beliren meleği nasıl gördüğünü anlattı. Melek ona şöyle demiş: ‘Yafa’ya adam yolla, Petrus diye tanınan Simun’u çağırt. O sana, senin ve bütün ev halkının kurtuluş bulacağı sözler söyleyecek.’
“Ben konuşmaya başlayınca Kutsal Ruh, başlangıçta bizim üzerimize indiği gibi, onların da üzerine indi.
a. Petrus baştan başlayarak olanları tek tek onlara anlattı: Bu anlatım Elçilerin İşleri 10:9-43’ün özetlenmiş halidir. Tanrı öyküyü tekrarlayarak bu olayların önemini vurgulamıştır.
i. “Petrus elçisel yetkisi kullanıp gösteriş yapmadı. Bunun yerine olanları alçakgönüllü bir şekilde anlattı. Grekçe metin bunu özellikle açık bir şekilde ortaya koyar. Petrus’un olayların en başından beri başladığını ve her şeyi olduğu gibi, başından sonuna dek – çok güçlü bir kelime – açıkladığını ifade eder.” (Boice)
b. Tanrı’nın temiz kıldıklarına sen bayağı deme: Petrus ilk başta Tanrı’nın bunu yiyeceklerle ilgili söylediğini düşündü. Ancak Petrus, çarşaf ile ilgili gördüklerinin ve temiz olan ve temiz olmayan hayvanlarla ilgili görümün, yiyeceklerle ilgili değil, insanlarla ilgili olduğunu anladı (Elçilerin İşleri 10:28: Tanrı bana, hiç kimseye bayağı ya da murdar dememem gerektiğini gösterdi).
i. Çarşafın kiliseyi temsil ettiğine dair bir anlam da söz konusudur, içinde hem “temiz” (Yahudiler) hem de “temiz olmayanlar” (Yahudi olmayanlar) vardır, ikisi arasında hiçbir ayrım ya da onları ayıran bir çizgi yoktur (Efesliler 2:11-18).
c. Adamın evine girdik: Bu ifade, Petrus’a soru soranları şaşırtmış olabilir çünkü bu söylediği bir suç itirafı gibi görünüyordu – Petrus, Yahudi olmayan birinin evine girdiğini itiraf etti, bu yaptığı (her ne kadar Musa’nın Yasası ile yasaklanmamış olsa da) Yahudi gelenek ve görenekleri göre yasaklanmış bir şeydi. Yine de Petrus, adamın evine girmeden önce, evinde bir melek gördüğünü belirtmeye özen göstermiştir. Eğer Tanrı, bir meleğinin Kornelius’un evine girmesine izin verdiyse, Petrus’un girmesine de izin vermiş olmalıdır.
d. Kutsal Ruh, başlangıçta bizim üzerimize indiği gibi, onların da üzerine indi: Bu sonuç önemliydi. Bu sonuç, Yahudi olmayanlara yönelik bu olanlarda, Tanrı’nın onay damgasının olduğunu gösteriyordu. Petrus’un Hristiyan Yahudiler’e (sünnet yanlılarına, Elçilerin İşleri 11:2) söylemek istediği açıktı: Tanrı Kendi onayını vermişti, artık onların kabul etmemesi söz konusu olamazdı.
3. (16-18) Petrus tüm bu olayları İsa’nın sözlerini hatırlatarak yorumluyor.
O zaman Rab’bin söylediği şu sözü anımsadım: ‘Yahya suyla vaftiz etti, sizler ise Kutsal Ruh’la vaftiz edileceksiniz.’ Böylelikle Tanrı, Rab İsa Mesih’e inanmış olan bizlere verdiği armağanın aynısını onlara verdiyse, ben kimim ki Tanrı’ya karşı koyayım?”
Bunları dinledikten sonra yatıştılar. Tanrı’yı yücelterek şöyle dediler: “Demek ki Tanrı, tövbe etme ve yaşama kavuşma fırsatını öteki uluslara da vermiştir.”
a. Tanrı, Rab İsa Mesih’e inanmış olan bizlere verdiği armağanın aynısını onlara verdiyse, ben kimim ki Tanrı’ya karşı koyayım? Eğer Tanrı öteki uluslara ulaşıyorsa, Petrus kim oluyordu ki, Tanrı’ya karşı koysun? Petrus, Tanrı’nın nereye gittiğini hissetmenin ve aynı yöne gitmenin önemini fark etti ve Tanrı’yı bizim istediğimiz yönde ilerleme konusunda ikna etmeye çalışmadı.
i. Bu Hristiyanlar’ın, tüm olan bitenin, Kutsal Yazılar’la uyumlu olduğunu fark edecek olmaları da önemlidir. Hem Markos 1:8’de aktarılanlar hem de Eski Antlaşma’da Yahudi olmayanların Mesih aracılığıyla Rab’be geleceklerine dair vaatler (Yeşaya 49:6 gibi bölümler) olmak üzere Rab İsa’nın sözüne sahiptiler.
ii. Bugün birçok kişi şu ya da bu olana bakıp “Bakın Tanrı ne yapıyor” demektedir. Ancak etkinlik tek başına Tanrı’nın bir işini doğrulamak için yeterli değildir. İş aynı zamanda Tanrı’nın sözüyle de uyumlu olmalıdır. Yahudi olmayanlar arasındaki bu çalışma her iki testi de geçti.
b. Yatıştılar: Yeruşalim’deki Yahudi imanlılar (sünnet yanlıları, Elçilerin İşleri 11:2) önce şaşkın bir sessizlikle tepki gösterdiler. Ama sonra Tanrı’yı yücelttiler çünkü Tanrı’nın artık öteki uluslar arasında da çalıştığını gördüler.
i. Bu metin, Yeruşalim’deki Yahudi Hristiyanlar’ın yüreklerinin Tanrı tarafından yönlendirilip düzeltilebilecek kadar yumuşak olduğunu gösteren güçlü bir metindir. Tanrı halkının, içinde bulundukları önyargıların ve geleneklerin, Tanrı’nın sözüyle ve Tanrı’nın işiyle aşılmasına izin vermesi görkemli bir şeydir.
ii. Yeruşalim’deki kilise ilk başta Yahudi olmayan imanlıları kucakladı ama sünnet yanlılarının tüm itirazları yanıtlanana kadar uzun bir zaman geçecekti.
B. Antakya’daki Kilise.
1. (19-21) Yahudi olmayanlar Rab’be döndükçe Antakya’daki kilise büyüyor.
İstefanos’un öldürülmesiyle başlayan baskı sonucu dağılan imanlılar, Fenike, Kıbrıs ve Antakya’ya kadar gittiler. Tanrı sözünü sadece Yahudiler’e duyuruyorlardı. Ama içlerinden Kıbrıslı ve Kireneli olan bazı adamlar Antakya’ya gidip Grekler’le de konuşmaya başladılar. Onlara Rab İsa’yla ilgili Müjde’yi bildirdiler. Onların arasında etkin olan Rab’bin gücü sayesinde çok sayıda kişi inanıp Rab’be döndü.
a. Tanrı sözünü sadece Yahudiler’e duyuruyorlardı: Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanına dağılmış olan Hristiyanlar müjdeyi başlangıçta sadece Yahudilere duyuruyorlardı. Ama en nihayetinde İsa Mesih’i, Yahudi olmayanlara da duyurmaya başladılar.
b. Kıbrıslı ve Kireneli olan bazı adamlar Antakya’ya gidip Grekler’le de konuşmaya başladılar. Onlara Rab İsa’yla ilgili Müjde’yi bildirdiler: Kıbrıslı ve Kireneli bu isimsiz öğrenciler gerçek birere kahramandı. “Yahudi olmayanlara (burada Grekler olarak adlandırılırlar) yönelik ilk müjdeyi duyurma” girişimi, Antakya’da onlar tarafından başlatılmıştır.
i. Hristiyanların müjdeyi duyurmak için belirgin bir şekilde Yahudi olmayanlara yöneldiklerinin ilk örneğini Antakya’da görüyoruz ve bu çaba büyük sonuçlar verdi (çok sayıda kişi inanıp Rab’be döndü).
c. Antakya’ya gidip: Antakya M.Ö. 300 yıllarında, Büyük İskender’in imparatorluğunun mirasçılarından biri olan I. Selevkos tarafından kurulmuştur. Bir kent kurup kente babası Antiyokos’un adını vermek istedi ve bunu yaklaşık on beş kez yaptı. Bu Antakya kenti, “Suriye Antakyası” ya da “Asi Nehri üzerindeki Antakya” olarak adlandırılırdı. Bu kent birinci yüzyılda yarım milyondan fazla insanın yaşadığı bir kentti; bugün ise yaklaşık 3.500 nüfuslu bir Türk şehridir.
i. Antakya, Yeruşalim’in yaklaşık 300 mil (480 kilometre) kuzeyinde ve Akdeniz’den yaklaşık 20 mil (32 kilometre) içerideydi. Birçok kişi Antakya’yı, Roma ve İskenderiye’nin ardından, Roma İmparatorluğu’nun üçüncü büyük kenti olarak kabul ediyordu. Antakya iş ve ticaretiyle, gelişmişliği ve kültürüyle olduğu kadar ahlaksızlığıyla da tanınıyordu.
ii. “Kentin ahlaki gevşeklik konusundaki ünü, 5 mil (8 km) uzaklıktaki Defne’de bulunan Artemis ve Apollo kültü sayesinde daha da artmıştı; burada eski Suriye’ye özgü Astart’a ve ona eşlik eden erkek tanrıya tapınma ve fuhuş ayinleri düzenleniyordu.” (Bruce)
iii. Hughes’a göre, antik Roma’daki senatör Juvenal Roma’nın çöküşünü anlatmak istediğinde, “Asi Nehri Tiber’e aktı” diyerek doğunun Roma’yı kötülüklerle doldurduğunu söylemiştir.
iv. Yeruşalim’in dinden, Roma’nın güçten, İskenderiye’nin akıldan ve Atina’nın felsefeden ibaret olduğu söylenebilir. Buna ek olarak, Antakya’nın tamamen ticaret ve ahlaksızlıktan ibaret olduğu söylenebilir.
v. Müjde Kornelius’a ulaştığında ve Kornelius, İsa’nın bir izleyicisi olduğunda, Müjde zaten Tanrı’dan korkan bir kişiye ulaşmıştı. Onun zaten İsrail’in Tanrısı’na saygısı vardı ve ahlaklı bir yaşam sürüyordu. Müjde Antakya’ya geldiğinde ise tamamen putperest bir kente geldi.
d. Onların arasında etkin olan Rab’bin gücü: Tanrı onlarla birlikte olduğu için, hizmetleri bereketlendi ve çoğaldı, sonuç olarak çok sayıda kişi inanıp Rab’be döndü.
i. Rab’bin gücü kendileriyle birlikte olmadıkça, bir hizmet, insanları Rab’be döndüremez.
·Rab’bin gücü olmadan insanları bir kişiliğe dönüştürebilirsiniz.
·Rab’bin gücü olmadan insanları bir sosyal kulüp olmaya yönlendirebilirsiniz.
·Rab’bin gücü olmadan insanları bir kiliseye ya da bir kuruma döndürebilirsiniz.
·Ama Rab’bin gücü olmadan insanları Rab’be döndüremezsiniz.
ii. “İnanıp Rab’be döndüler” ifadesi hem imanın hem de tövbenin gerçekleştirdiği işin iyi bir tanımıdır.
2. (22-24) Barnaba’nın Antakya’daki hizmeti.
Olup bitenlerin haberi, Yeruşalim’deki kiliseye ulaştı. Bunun üzerine imanlılar Barnaba’yı Antakya’ya gönderdiler. Kutsal Ruh’la ve imanla dolu, iyi bir adam olan Barnaba, Antakya’ya varıp Tanrı lütfunun meyvelerini görünce sevindi. Herkesi, candan ve yürekten Rab’be bağlı kalmaya özendirdi. Sonuç olarak Rab’be daha birçok kişi kazanıldı.
a. Barnaba’yı gönderdiler: Yeruşalim’deki kilise, daha önce cömertliğiyle (Elçilerin İşleri 4:36-37) ve Tarsuslu Saul iman ettikten sonra kendisini sıcak bir şekilde kabul etmesiyle (Elçilerin İşleri 9:26-28) tanınan Barnaba’yı gönderdi.
i. “Haberler sürekli Yeruşalim’e ulaşıyordu ve sanırım bu hep böyle oldu. Ne zaman bir şey gerçekleştirilse, her zaman önemli kişilere koşup ‘Neler olup bittiğini biliyor musunuz’ diye anlatacak birileri vardı.” (Boice)
b. Varıp Tanrı lütfunun meyvelerini görünce sevindi: Barnaba, Antakya’daki kilisede Tanrı lütfunun meyvelerini görünce sevindi. Antakya’daki İsa izleyicileri arasında gerçekleşen çalışmada ve atmosferde Barnaba’nın Tanrı lütfunu görmesini sağlayan bir şey vardı.
i. Kendimizi hangi Hristiyan topluluğuyla ilişkilendirirsek ilişkilendirelim, başkalarının aramızda Tanrı’nın lütfunu görebilmesi önemlidir. İnsanlar, benliğe, insan yapımı kurallara, insan performansına değil, Tanrı’nın görkemli lütfuna vurgu yapıldığını görmelidirler. Bu onları sevindirecektir.
c. Herkesi, candan ve yürekten Rab’be bağlı kalmaya özendirdi: Barnaba cemaatin önderiydi ve haklı olarak asıl işine odaklandı. Kilise ailesini güçlendirdi ve bunun sonucunda Rab’be daha birçok kişi kazanıldı.
i. Efesliler 4:11-16’da bahsedilen kilisenin büyüme planı budur. Kilisedeki önderler kendilerini güçlü, sağlıklı Hristiyanlar oluşturmaya adarlar. İmanlılar, hizmet işleri için donatıldıkça olgunlaşır, hizmetlerini yerine getirir ve bu da bedenin büyümesini sağlar.
3. (25-26) Barnaba ile Saul, Antakya’da birlikte çalışıyor.
Sonra Barnaba, Saul’u aramak için Tarsus’a gitti. Onu bulunca da Antakya’ya getirdi. Böylece Barnaba’yla Saul bir yıl boyunca oradaki inanlılar topluluğuyla bir araya gelerek büyük bir kitleyi eğittiler. Öğrencilere ilk kez Antakya’da Mesihçiler adı verildi.
a. Barnaba, Saul’u aramak için Tarsus’a gitti: Barnaba, değerli kardeşi Saul’u düşündü ve Saul’un korunmak üzere Tarsus’a nasıl gönderildiğini hatırladı (Elçilerin İşleri 9:28-30). Barnaba gidip onu buldu.
i. Barnaba’nın Antakya’daki tüm işlerden ve fırsatlardan yorulduğunu ve bunaldığını ve sonra Tarsuslu Saul’u hatırladığını düşünmek zor değildir.
ii. Saul’u aramak daha çok onu avlamak anlamına gelir; Barnaba’nın biraz arama yapması gerekmiştir. MacArthur orijinal sözcüğün “Barnaba’nın zahmetli bir arayış içinde olduğunu düşündürdüğünü” söyler. Saul, Barnaba için o kadar değerliydi ki, Antakya’daki işini bir süreliğine bırakıp onu bulması için bunca aramaya değerdi.
b. Böylece Barnaba’yla Saul bir yıl boyunca oradaki inanlılar topluluğuyla bir araya gelerek büyük bir kitleyi eğittiler. Barnaba ile Saul birlikte pek büyük bir kitleyi eğiterek Antakya’daki kiliseyi güçlendirdiler.
i. Saul kendisiyle son karşılaşmamızdan bu yana Tarsus’ta yaklaşık on iki yıl geçirmişti; bu yıllar boşa geçmiş ya da kayıp yıllar değildi ama sessiz bir hizmet olarak sürdürüldü ve gelecekteki hizmet için hazırlıkla geçti.
ii. Bütün bunlar olurken Antakya büyük bir öğretiş ve vaaz merkezi haline geldi. Antakya “en büyük vaizlere sahipti – birinci yüzyılda Barnaba, Pavlus ve Petrus; ikinci yüzyılda Ignatius ve Teofilos; üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda Lucian, Theodore, Chrysostom ve Theordoret.” (Hughes)
iii. Fakat orada resmi olmayan, daha doğal bir vaaz tarzı da vardı — ve genellikle en güçlü etkiyi yaratan da bu doğal vaaz tarzıydı. Elçilerin İşleri 11:20, bu vaizlerin, Greklerle konuşarak onlara Rab İsa’yla ilgili Müjde’yi bildirdiklerini hatırlatır. Büyük resmi öğretiş/vaaz ve büyük gayri resmi öğretiş/vaazın bu birleşimi Antakya’daki kilise topluluğunu özel ve dünyayı etkileyen bir şey haline getirdi.
c. Öğrencilere ilk kez Antakya’da Mesihçiler adı verildi: Mesihçiler adı bu döneme kadar Antakya’daki kilise çevresinde İsa’nın takipçileriyle ilişkilendirilmiyordu.
·Onlara öğrenciler deniyordu (Elçilerin İşleri 1:15).
·Kutsallar olarak adlandırılmışlardı (Elçilerin İşleri 9:13).
·İmanlılar olarak adlandırılmışlardı (Elçilerin İşleri 5:14).
·Kardeşler olarak adlandırılmışlardı (Elçilerin İşleri 6:3).
·Tanıklar olarak adlandırılmışlardı (Elçilerin İşleri 5:32).
·İsa’nın Yolu’nun izleyicileri olarak adlandırılmışlardı (Elçilerin İşleri 9:2).
·Onlara Nasrani denecekti (Elçilerin İşleri 24:5).
·Şimdi ise Hristiyan olarak adlandırılacaklardı.
i. Latince’de ian eki “taraf” anlamına geliyordu. Mesih-yanlısı bir kişi “İsa’nın tarafında olan” demekti. Hristiyanlar, İsa Mesih’le ilişkili insanları tanımlamak için “İsa-yanlılar” ya da “İsa Halkı” demek gibi bir şeydi. Boice bu sözcüğün gerisinde yatan fikir ile, onlara “Mesihçiler” denmesinin amaçlandığını düşünmektedir.
ii. Ayrıca, Roma ordusunda belli generallerin emrindeki askerler, generalin adının sonuna ian eki ekleyerek kendilerini generallerinin adıyla tarif ediyorlardı. Sezar’ın emrindeki bir asker kendisine Sezarcı derdi. İsa Mesih’in emrindeki askerler ise Hristiyan olarak adlandırılırdı.
iii. Hristiyan sözcüğü ilk kez Antakya’da kullanıldığında, muhtemelen İsa’nın takipçileriyle alay etmek için kullanıldı. “Antakya alay etmesiyle ve isim takmasıyla ünlü bir kentti; nükteli özdeyişleriyle tanınırdı.” (Gaebelein) Ancak Antakya halkı İsa’nın takipçilerini “İsa Halkı” olarak adlandırdıkça, inananlar bu unvanı o kadar çok beğendiler ki, bu isim kalıcı oldu.
iv. “Ironside yıllar önce Çin’de seyahat ederken kendisine sık sık ‘Yasu-yan’ diye hitap edildiğini söyler. İlk başta bu sözcüğün ne anlama geldiğini bilmiyordu ama anlamını sordu ve Yasu sözcüğünün Kantonca’da İsa için kullanılan sözcük olduğunu ve yan ifadesinin de ‘insan’ anlamına geldiğini öğrendi. Böylece ona, ‘İsa insanı’ demiş oluyorlardı.” (Boice)
v. İlk kez Antakya’da Mesihçiler sözü, kendilerine başka bir ad verilmeden önce Mesihçiler olarak adlandırıldıkları fikrini de barındırabilir. Onların ilk kimlikleri artık Hristiyan olarak bilinmekti. Bugün Hristiyanlar en azından “İsa Halkı” unvanı fikrini kabul etmeye istekli olmalı ve bu isme layık olmalıdırlar. Katolik, Protestan, karizmatik ya da her neyse, başka bir unvana sahip olmak yerine öncelikle Mesihçiadı ile adlandırılmalıyız.
vi. Ünlü ilk kilise tarihçisi Eusebius, Fransa’nın Lyons kentinde yaşayan ve İsa uğruna işkence gören Sanctus adlı bir inanandan söz eder. Ona acımasızca işkence ederlerken, kötü ya da küfür dolu bir şey söyletmeye çalışıyorlardı. Adını sordular ama o sadece “Ben bir Mesihçiyim” diye yanıt verdi. “Hangi millete aitsin?” O da “Ben bir Mesihçiyim” diye yanıt verdi. “Hangi şehirde yaşıyorsun?” “Ben bir Mesihçiyim.” Soru soranlar kızmaya başladı: “Köle misin yoksa özgür bir adam mı?” “Ben bir Mesihçiyim”, onun tek yanıtı bu oldu. Kendisi hakkında ne sorarlarsa sorsunlar, sadece “Ben bir Mesihçiyim” diye yanıt verdi. Bu durum, işkencecilerini onun direncini kırmaya daha da kararlı hale getirdi ama başaramadılar ve dudaklarında “Ben bir Mesihçiyim ” sözleriyle öldü. (Eusebius, Church History)
4. (27-30) Bir kıtlık olacağını bildiren peygamberlik sözü.
O günlerde Yeruşalim’den Antakya’ya bazı peygamberler geldi. Bunlardan Hagavos adlı biri ortaya çıkıp bütün dünyada şiddetli bir kıtlık olacağını Ruh aracılığıyla bildirdi. Bu kıtlık, Klavdius’un imparatorluğu sırasında oldu. Öğrenciler, her biri kendi gücü oranında, Yahudiye’de yaşayan kardeşlere gönderilmek üzere yardım toplamayı kararlaştırdılar. Bu kararı yerine getirip bağışlarını Barnaba ve Saul’un eliyle kilisenin ihtiyarlarına gönderdiler.
a. Bütün dünyada şiddetli bir kıtlık olacağını Ruh aracılığıyla bildirdi. Bu kıtlık, Klavdius’un imparatorluğu sırasında oldu: Ruh aracılığıyla Hagavos’a bildirilen bu kıtlığın gelmekte olduğunun kendisine nasıl açıklandığınıtam olarak bilmiyoruz. Ancak Hristiyanlar bu sözü ciddiye aldılar ve yaklaşan ihtiyacı karşılamak için hiçbir şeyi esirgemeden hazırlandılar.
i. “Başka kaynaklardan Klavdius’un döneminin, imparatorluğun çeşitli bölgelerinde – Roma, Yunanistan ve Mısır’da olduğu kadar Yahudiye’de de – birbirini izleyen kötü hasat dönemleri ve bunun sonucu ortaya çıkan kıtlıkla hatırlandığını biliyoruz.” (Bruce)
b. Öğrenciler: Bunların gerçekten öğrenci ve Hristiyan olduklarını anlayabilirsiniz çünkü ihtiyacı karşılamak için cömertçe bağışta bulundular. Her biri kendi gücü oranında verdi.
i. Bu söz, ellerindeki kaynakların gücü oranında verdikleri anlamına gelir; daha fazla parası olanlar daha fazla vermişlerdir, muhtemelen orantılı bir bağıştan söz edilmektedir. Bu aynı zamanda, Tanrı’nın işine verdikleri armağanın, Tanrı’nın Egemenliği için değerli bir yatırım olduğuna ve bir kayıp olmadığına güvenerek, imanlarının gücü oranında verdikleri anlamına da gelir.
ii. Verme konusunda kararlaşmış olduklarını da görüyoruz. Bir kişi vermeye karar vermezse, genellikle hiç vermez.
c. Barnaba ve Saul’un eliyle kilisenin ihtiyarlarına gönderdiler: Barnaba ve Saul’un herkesçe ne kadar saygın görüldükleri, yardım fonu konusunda onlara güvenilmesinden anlaşılıyordu.
i. “Bildiğim kadarıyla bu eylem, tarihteki tüm kayıtlara göre, bu türden bir hayırseverlik eyleminin – bir insan grubunun başka bir gruba yardım etmek için adına para toplamasının – ilk örneğidir. İmanlıların ilk kez Antakya’da Hristiyanlar olarak adlandırılmalarına şaşmamak gerekir.” (Boice)
©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik
