Elçilerin İşleri 27 – Roma Yolunda Gemi Kazası

A. Sezariye’den Güzel Limanlar’a.

1. (1-2) Pavlus ve arkadaşları Sezariye’den ayrılıyor.

İtalya’ya doğru yelken açmamıza karar verilince, Pavlus’la öteki bazı tutukluları Avgustus taburundan Yulius adlı bir yüzbaşıya teslim ettiler. Asya İli’nin kıyılarındaki limanlara uğrayacak olan bir Edremit gemisine binerek denize açıldık. Selanik’ten Makedonyalı Aristarhus da yanımızdaydı.

a. Avgustus taburundan Yulius adlı bir yüzbaşıya teslim ettiler: Burada söz edilen Avgustus taburu hakkında pek bir bilgimiz yok (bu unvana sahip birkaç tabur vardı) ancak suçluların, yargılanmayı bekleyenlerin ve Mısır’dan Roma’ya giden tahıl dolu ticaret gemilerinin Romalı askerlerin eşliğinde nakledilmesi yaygındı.

b. Selanik’ten Makedonyalı Aristarhus da yanımızdaydı: Aristarhus ve Luka bu yolculukta Pavlus’a eşlik ettiler (2. ayetteki ve devamındaki yanımızda [biz] ifadesine dikkat edin). Pavlus’un Julius’tan gördüğü lütuf (Elçilerin İşleri 27:3’te olduğu gibi), bu yol arkadaşlarını yanına almasına izin verilmesi anlamına geliyordu.

2. (3-8) Sezariye’den Güzel Limanlar’a.

Ertesi gün Sayda’ya uğradık. Pavlus’a dostça davranan Yulius, ihtiyaçlarını karşılamaları için dostlarının yanına gitmesine izin verdi. Oradan yine denize açıldık. Rüzgar ters yönden estiği için Kıbrıs’ın rüzgar altından geçtik. Kilikya ve Pamfilya açıklarından geçerek Likya’nın Mira Kenti’ne geldik. Orada, İtalya’ya gidecek bir İskenderiye gemisi bulan yüzbaşı, bizi o gemiye bindirdi.

Günlerce ağır ağır yol alarak Knidos Kenti’nin açıklarına güçlükle gelebildik. Rüzgar bize engel olduğundan Salmone burnundan dolanarak Girit’in rüzgar altından geçtik. Kıyı boyunca güçlükle ilerleyerek Laseya Kenti’nin yakınlarında bulunan ve Güzel Limanlar denilen bir yere geldik.

a. Pavlus’a dostça davranan Yulius, ihtiyaçlarını karşılamaları için dostlarının yanına gitmesine izin verdi: Gemi önce Sayda’ya uğradı, Pavlus orada imanlılarla buluştu ve onlar da Pavlus’un ihtiyaçlarını karşıladı. Romalı komutan Pavlus’a çok fazla serbestlik tanıdı çünkü Pavlus (henüz) mahkûm edilmemişti, Sezar’ın önünde yargılanmayı bekliyordu. Pavlus’un tanrısal karakteri ve Hristiyanlara özgü sevgiyi göstermesi de iyilik kazanmasına yardımcı oldu.

i. Pavlus gemideki diğer mahkûmlardan farklıydı. Diğer mahkûmların hepsi muhtemelen arenada ölmek üzere Roma’ya gönderilen idam mahkûmlarıydı.

b. İtalya’ya gidecek bir İskenderiye gemisi: Bu gemi, Mısır’da yetiştirilen tahılı İtalya’ya götüren tahılla dolu bir yük gemisiydi. Hughes’a göre, o dönemin tipik tahıl yük gemisi 42,5 metre uzunluğunda ve 11 metre genişliğindeydi. Büyük kare bir yelkeni olan tek bir direği vardı ve bizim dümen olarak düşündüğümüz şey yerine, geminin arka kısmındaki iki kürekle yönlendiriliyordu. Sağlamdı ama tasarımı nedeniyle rüzgara karşı yelken açamıyordu.

c. Kilikya ve Pamfilya açıklarından geçerek… Mira Kenti’ne geldik… Knidos Kenti’nin açıklarına… Salmone burnundan dolanarak… Güzel Limanlar denilen bir yere geldik: Gemi batıya doğru yol almaya başladı ve sonunda Girit adasının güney tarafındaki Güzel Limanlar adlı limana geldi.

3. (9-10) Pavlus’un geminin kaptanına ve mürettebatına öğüdü.

Epey vakit kaybetmiştik; oruç günü bile geçmişti. O mevsimde deniz yolculuğu tehlikeli olacaktı. Bu nedenle Pavlus onları uyardı: “Efendiler” dedi, “Bu yolculuğun yalnız yük ve gemiye değil, canlarımıza da çok zarar ve ziyan getireceğini görüyorum.”

a. Oruç günü bile geçmişti. O mevsimde deniz yolculuğu tehlikeli olacaktı: Burada söz konusu olan oruç tarihi muhtemelen M.S. 59’daki Kefaret Günü’nün tarihi olan 5 Ekim’di. Buradaki anlatılan, kış yaklaştıkça havanın denize açılmak için daha tehlikeli hale gelmesidir.

i. “Denizcilik için tehlikeli mevsim 14 Eylül civarında başlar ve 11 Kasım’a kadar sürerdi; bu tarihten sonra kış bitene kadar açık denizdeki tüm seyrüsefer sona ererdi.” (Bruce)

b. Bu nedenle Pavlus onları uyardı: “Efendiler” dedi, “Bu yolculuğun yalnız yük ve gemiye değil, canlarımıza da çok zarar ve ziyan getireceğini görüyorum”: Pavlus burada Tanrı’nın bir peygamberi olarak değil, muhtemelen Akdeniz’de deniz yoluyla yaklaşık 5600 km yol kat etmiş deneyimli bir gezgin olarak konuşmuştur. Mevsimleri ve koşulları bilerek – ve belki de doğaüstü bir bilgelikle – Pavlus yola devam etmemeyi önerdi.

i. 2 Korintliler 11:25, Pavlus’un o zamana dek üç kez gemi kazası geçirdiğini söyler. Bu mevsimde denize açılmanın tehlikeli olduğunu herkes gibi biliyordu.

4. (11-12) Yola devam etme kararı veriliyor.

Ama yüzbaşı, Pavlus’un söylediklerini dinleyeceğine, kaptanla gemi sahibinin sözüne uydu. Liman kışlamaya elverişli olmadığından gemidekilerin çoğu, oradan tekrar denize açılmaya, mümkünse Feniks’e ulaşıp kışı orada geçirmeye karar verdiler. Feniks, Girit’in lodos ve karayele kapalı bir limanıdır.

a. Ama yüzbaşı, Pavlus’un söylediklerini dinleyeceğine, kaptanla gemi sahibinin sözüne uydu: Yüzbaşının, Pavlus’un söylediklerinden çok kaptanın ve gemi sahibinin söylediklerine saygı duyması şaşırtıcı değildir. Gemi Roma’ya ulaşamazsa her ikisinin de kaybedeceği çok şey vardı.

b. Çünkü liman kışlamak için uygun değildi: Güzel Limanlar (Elçilerin İşleri 27:8) adı gerçeği tam olarak yansıtmıyordu – en azından kış için doğru bir ad değildi. Körfezin konumu onu kış rüzgarlarına ve fırtınalara karşı savunmasız bırakıyordu. Gelecek mevsimi beklemek için ideal bir yer değildi.

i. Ayrıca tüm kışı geçirmek için iç açıcı bir yer değildi ve gemi mürettebatı aylarca küçük bir kasabada kalmak istemiyordu. Bir yorumcu, oranın Ticaret Odası’nın buraya “Güzel Limanlar” adını verdiğini öne sürmüştür.

c. Gemidekilerin çoğu, oradan tekrar denize açılmaya… karar verdiler: Mürettebat oylama yaparak Feniks limanına doğru yelken açmaya karar verdi. Feniks limanı da bulundukları Girit adası üzerindeydi ve sadece 64 km uzaklıktaydı. Feniks’e gitmek ve Güzel Limanlar’da sefil bir kış geçirmekten kurtulmak onlara hiç de mantıksız gelmedi.

i. Yine de Elçi Pavlus’un (peygamberlik sözü olduğu ortaya çıkan) bilgece konuşmasını gerektiği gibi dikkate almadılar: Bu yolculuk felaketle ve çok zarar ve ziyanla sonuçlanacaktı. Pavlus’u dinlemeliydiler, kendisini bunu daha sonra onlara hatırlattı (Elçilerin İşleri 27:21).

B. Güzel Liman’dan Malta’ya fırtınalı yolculuk.

1. (13-16) Girit’ten iyi bir başlangıç yapıyorlar ancak çok geçmeden gemi fırtınaya kapılıyor.

Güneyden hafif bir rüzgar esmeye başlayınca, bekledikleri anın geldiğini sanarak demir aldılar; Girit kıyısını yakından izleyerek ilerlemeye başladılar. Ne var ki, çok geçmeden karadan Evrakilon denen bir kasırga koptu. Kasırgaya tutulan gemi rüzgara karşı gidemeyince, kendimizi sürüklenmeye bıraktık. Gavdos denen küçük bir adanın rüzgar altına sığınarak geminin filikasını güçlükle sağlama alabildik.

a. Güneyden hafif bir rüzgar esmeye başlayınca: Rüzgar elverişli görünüyordu, bu yüzden Güzel Limanlar’dan yola çıktılar. Ancak Girit açıklarında rüzgar tehlikeli bir hal aldı.

b. Evrakilon denen bir kasırga koptu: Bu kasırga eski denizciler arasında, yıkıcı gücünden dolayı korkulan bir kasırgaydı. Karşılarında böyle bir kasırga varken yollarını bulmakta çaresiz kaldılar ve tek yapabildikleri kendilerini rüzgarda sürüklenmeye bırakmak oldu.

c. Kayığı zorlukla emniyete aldık: Geminin filikası normalde teknenin arkasına çekilirdi ancak kötü havalarda gemiye alınırdı – bu yüzden filikayı içeri çektiler.

i. Geminin filikasını güçlükle sağlama alabildik ifadesi Luka’nın bakış açısından oldukça gerçekçi olabilir. Doktor büyük olasılıkla halatları çekmekle görevlendirilmişti.

2. (17-19) Gemiyi kurtarmak için alınan önlemler.

Filikayı yukarı çektikten sonra halatlar kullanarak gemiyi alttan kuşattılar. Sirte Körfezi’nin sığlıklarında karaya oturmaktan korktukları için yelken takımlarını indirip kendilerini sürüklenmeye bıraktılar. Fırtına bizi bir hayli hırpaladığı için ertesi gün gemiden yük atmaya başladılar. Üçüncü gün geminin takımlarını kendi elleriyle denize attılar.

a. Halatlar kullanarak gemiyi alttan kuşattılar: Bu yaptıkları, geminin fırtınada parçalanmasını önlemeye yardımcı olan sıradan bir acil durum önlemiydi.

b. Yelken takımlarını indirip kendilerini sürüklenmeye bıraktılar: Sirte Körfezi’nde (Kuzey Afrika kıyılarında gemilerin battığı kötü şöhrete sahip bir bölge) karaya oturma korkusu, rüzgarla birlikte ilerlemelerine ve fırtınada gemiyi yönlendirme umudundan vazgeçmelerine neden oldu.

c. Gemiden yük atmaya başladılar… geminin takımlarını… denize attılar: Bunlar gemiyi kurtarmak için yapılan son iki şeydi – önce yükü sonra da geminin donanımını denize atmak. Buna rağmen gemi günlerce rüzgarda sürüklenmeye devam etti.

3. (20) Mürettebatın ve yolcuların umutsuzluğu.

Günlerce ne güneş ne de yıldızlar göründü. Fırtına da olanca şiddetiyle sürdüğünden, artık kurtuluş umudunu tümden yitirmiştik.

a. Günlerce ne güneş ne de yıldızlar göründü: Açık denizde yollarını ancak güneşe ya da yıldızlara bakarak bulabilirler. Günlerce süren bu fırtına mürettebatı umutsuzluğa sürükledi. Büyük fırtına nereye gittiklerini bilmeden onları Akdeniz boyunca batıya doğru sürükledi.

b. Artık kurtuluş umudunu tümden yitirmiştik: Elçilerin İşleri 27:37, gemide yolculardan ve mürettebattan oluşan toplam 276 kişi olduğunu söyler. Görünüşe göre hepsi artık umudunu tümden yitirmişti ve hayatta kalma beklentileri kalmamıştı.

4. (21-22) Pavlus mürettebata cesaretlenmelerini söylüyor.

Adamlar uzun zaman yemek yiyemeyince Pavlus ortaya çıkıp şöyle dedi: “Efendiler, beni dinleyip Girit’ten ayrılmamanız, bu zarar ve ziyana uğramamanız gerekirdi. Şimdi size öğüdüm şu: Cesur olun! Gemi mahvolacak, ama aranızda hiçbir can kaybı olmayacak.

a. Adamlar uzun zaman yemek yiyemeyince: Denizcilerin oruç tuttuklarını ve Tanrı’yı aradıklarını düşünmemeliyiz. Yemek yememeleri muhtemelen yiyeceklerin bozulmuş olmasından ve deniz tutmasından kaynaklanıyordu.

b. Efendiler, beni dinleyip… ayrılmamanız… gerekirdi: Pavlus (haklı olarak) “Ben size söylemiştim” demekten kendini alamadı. Onun Elçilerin İşleri 27:10’daki bilgelik sözünü dinlemiş olsalardı, görünüşe göre çok umutsuz olan bu durumda kalmayacaklardı.

c. Şimdi size öğüdüm şu: Cesur olun: Pavlus, Tanrı’nın bir elçisi olarak, tüm umutlarını yitirmiş olan bu yolculara ve mürettebata umut aşılamaya gayret ediyordu. Amacı onlara sadece haklı olduğunu söylemek değildi ama onlara müjdenin iyi haberini de vermeye çalışıyordu.

d. Gemi mahvolacak, ama aranızda hiçbir can kaybı olmayacak: Bu karışık bir mesajdı. Eğer gemi mahvolacaksa, hiçbir can kaybı olmayacağı vaadine inanmak zordu. Ayrıca yükün çoktan denize atılmış olmasından (Elçilerin İşleri 27:18) ve geminin mahvolacak olmasından dolayı yolculuğun tam bir maddi kayıp olacağını duymak da kötü bir haberdi.

5. (23-26) Pavlus mürettebata meleklerin ziyaretini anlatıyor.

Çünkü kendisine ait olduğum, kendisine kulluk ettiğim Tanrı’nın bir meleği bu gece yanıma gelip dedi ki, ‘Korkma Pavlus, Sezar’ın önüne çıkman gerekiyor. Dahası Tanrı, seninle birlikte yolculuk edenlerin hepsini sana bağışlamıştır.’ Bunun için efendiler, cesur olun! Tanrı’ya inanıyorum ki, her şey tıpkı bana bildirildiği gibi olacak. Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.”

a. Tanrı’nın bir meleği bu gece yanıma gelip: Tanrı, her şey umutsuz bir halde görünürken Pavlus’a iyi ve cesaret verici haberler getirmesi için bir haberci melek gönderdi. Bu, (Yeruşalim’de, Elçilerin İşleri 23:11’de olduğu gibi) İsa’nın doğrudan görünmesi değil, bir meleğin görünmesiydi. Tanrı’nın sözü Pavlus’a farklı zamanlarda farklı şekillerde geldi.

b. Kendisine ait olduğum, kendisine kulluk ettiğim Tanrı: Meleklerin varlığı bir teşvikti; bu da öyleydi. Pavlus kendisinin Tanrı’ya ait olduğunu ve Tanrı’ya kulluk ettiğini unutmadı. Tanrı kendisine ait olanları ve kendisine kulluk edenleri asla unutmaz.

i. Bu, Tanrı’ya ait olan ve O’na kulluk edenler için her şeyin kolay olacağı anlamına gelmez. Pavlus’un yaşadığı felaket bunu kanıtlamıştır. Ancak bu tür felaketlerde bile Tanrı’nın koruyucu bakışının ve etkin ilgisinin var olduğu anlamına gelir.

c. Korkma: Pavlus’un bunu duymaya ihtiyaç hissetmesinin bir nedeni vardı. O da fırtınadan korkuyordu (en azından bazı zamanlarda). Güçlü hissettiği anlarda Pavlus kendisinin Roma’ya ulaşacağını biliyordu çünkü Tanrı bu vaadi vermişti. Yine de fırtınada (burada gerçek bir fırtına söz konusudur) şüpheye düşmek kolaydı ve Pavlus’un güvenceye ihtiyacı vardı.

d. Dahası Tanrı, seninle birlikte yolculuk edenlerin hepsini sana bağışlamıştır: Bu sözler, Pavlus’un gemideki herkesin güvenliği için Tanrı’ya yalvardığını ifade eder. Kendi güvenliği için zaten kendisine verilmiş bir vaat vardı ama bu Pavlus için yeterli değildi. Kendisiyle birlikte olan imanlı, imansız herkesin güvenliği ve bereketlenmesi için dua etti. Pavlus onlara değer veriyor, onları seviyordu ve Tanrı onların güvenliğini elçiye bağışlayana dek Pavlus onlar için gayretle dua etti.

e. Bunun için efendiler, cesur olun: Pavlus yüreklenmeleri için az önce onlara cesur olmalarını söylemişti (Elçilerin İşleri 27:22). Şimdi ise bu teşviğini bu kez Tanrı’dan gelen vahiy ışığında yineler. “Cesur olmanız için sebepler var – Tanrı bana güvenliğiniz konusunda güvence verdi ve ben Tanrı’ya inanıyorum.”

i. Pavlus sahip olduğu umudu kendine saklayamazdı. Bunu hem gemideki imanlılara hem de henüz iman etmemiş olanlara iletmek zorundaydı.

f. Tanrı’ya inanıyorum ki, her şey tıpkı bana bildirildiği gibi olacak: Pavlus’un fırtınaya tutulmuş bir gemide sıkıntı içerisindeki denizcilere söylediği kendinden emin sözler, Tanrı’ya ve Tanrı’nın sözüne iman etmenin ne anlama geldiğinin özünü ifade eder. Tanrı bu sözleri Pavlus’a (bir melek aracılığıyla) söyledi ve Pavlus da Tanrı’ya inanıyorum dedi.

i. Pavlus’un söylediğine dikkat edin: Tanrı’ya inanıyorum diyor. “Pavlus, ‘Tanrı’nın varlığına inanıyorum’ demedi; Tanrı’ya güvendiğini söyledi. Cehennemdeki her kötü ruh Tanrı’nın varlığını kabul eder. Pavlus, içinde bulunduğu durumla ilgili Tanrı’nın bilgisine ve vaadine tamamen güvendiğini açıkladı.

ii. Pavlus güvenecek başka bir şey olmadığında Tanrı’ya inandı. Denizcilere, gemiye, yelkenlere, rüzgara, yüzbaşına, insan becerisine ya da başka bir şeye güvenebilecek durumda değildi – sadece Tanrı’ya inandı. Onun imanı sadece rahat zamanlarda var olan bir iman değildi; koşullar en kötü durumdayken, fırtınanın tam ortasında Tanrı’ya inandı. Sanki Pavlus da Eyüp gibi şu sözleri fısıldıyordu: Beni öldürse bile O’na güvenim sarsılmaz (Eyüp 13:15). Fırtına ve tehlike gerçekti ama Pavlus için Tanrı zor koşullardan daha gerçekti.

iii. Pavlus Tanrı’ya inandığını söylemeye utanmıyordu. “Keşke tüm Hıristiyanlar cesaretlerini toplayıp dürüstçe konuşsalar; çünkü eğer Tanrı gerçek değilse, ona güveniyormuş gibi yapmayalım ve eğer müjde bir yalansa, bunu itiraf edecek kadar dürüst olalım.” (Spurgeon)

iv. Pavlus’un Tanrı’ya olan sarsılmaz güveni, Roma yönetimi altında tutsak olmasına rağmen onu insanlar arasında bir önder yapmıştır.

g. Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor: Bu kafa karıştırıcı bir haberdi ve içinde bulundukları koşullarda karaya oturmak gemi kazası olarak adlandırılabilirdi. Pavlus aslında, “Hepimiz bilinmeyen bir adada gemi kazası geçireceğiz ama hiç kimseye bir şey olmayacak” diyordu.

i. Bir adada, Tanrı’nın olacaklar hakkında her detayı Pavlus’a söylemediği anlamına gelir. Pavlus bilmese bile, Tanrı’nın hangi adada karaya oturacaklarını bildiğine güvenmesi gerekiyordu.

6. (27-29) Karaya yaklaşırken.

On dördüncü gece İyon Denizi’nde sürükleniyorduk. Gece yarısına doğru gemiciler karaya yaklaştıklarını sezinlediler. Denizin derinliğini ölçtüler ve yirmi kulaç olduğunu gördüler. Biraz ilerledikten sonra bir daha ölçtüler, on beş kulaç olduğunu gördüler. Kayalıklara bindirmekten korkarak kıçtan dört demir attılar ve günün tez doğması için dua ettiler.

a. On dördüncü gece: Fırtınanın getirdiği çile ve dehşet içinde tam iki hafta geçirdiler.

b. Gemiciler karaya yaklaştıklarını sezinlediler: Karanın yakın olduğunu sezen denizciler (muhtemelen uzaktan gelen dalgaları duydular) fark edilmeyen kayalara çarpmamak için gerekli önlemleri aldılar (kıçtan dört demir attılar ve günün tez doğması için dua ettiler).

c. Ve günün tez doğması için dua ettiler: Gemi kazası ve ölüm tehdidi onları dua eden insanlar haline getirdi.

7. (30-32) Bazı gemiciler gemiden kaçmaya çalışıyor.

Bu sırada gemiciler gemiden kaçma girişiminde bulundular. Baş taraftan demir atacaklarmış gibi yapıp filikayı denize indirdiler. Ama Pavlus yüzbaşıyla askerlere, “Bunlar gemide kalmazsa, siz kurtulamazsınız” dedi. Bunun üzerine askerler ipleri kesip filikayı denize düşürdüler.

a. Bu sırada gemiciler gemiden kaçma girişiminde bulundular: Bu gemiciler taşıdıkları yolcuları umursamıyorlardı. Karanlıkta kendi hayatlarını kurtarmak için bir şans gördüler ve yolcuları bırakarak gemiyi terk etmeye çalıştılar.

b. Pavlus yüzbaşıyla askerlere, “Bunlar gemide kalmazsa, siz kurtulamazsınız” dedi. Pavlus neden birlikte kalmaları gerektiğiyle ilgili iki sebep biliyordu. Birincisi, gemideki yolcuların mürettebatın uzmanlığına çok ihtiyacı vardı ve mürettebatın yolcuları terk etmesi ölümcül olurdu. İkincisi, Pavlus muhtemelen Tanrı’nın kendisine tüm gemidekilerin canını bağışlayacağına dair verdiği sözün bir arada kalacakları sonucunu önerdiğini düşünmüştü.

c. Askerler ipleri kesip filikayı denize düşürdüler: Bu noktada askerlerin Pavlus’a büyük güven duydukları anlaşılmaktadır.

8. (33-38) Pavlus gün doğarken yolcuları ve mürettebatı cesaretlendiriyor.

Gün doğmak üzereyken Pavlus herkesi yemek yemeye çağırdı. “Bugün on dört gündür kaygılı bir bekleyiş içindesiniz, hiçbir şey yemeyip aç kaldınız” dedi. “Bunun için size rica ediyorum, yemek yiyin. Kurtuluşunuz için bu gerekli. Hiçbirinizin başından tek kıl bile eksilmeyecektir.” Pavlus bunları söyledikten sonra ekmek aldı, hepsinin önünde Tanrı’ya şükretti, ekmeği bölüp yemeye başladı. Hepsi bundan cesaret alarak yemek yedi. Gemide toplam iki yüz yetmiş altı kişiydik. Herkes doyduktan sonra, buğdayı denize boşaltarak gemiyi hafiflettiler.

a. Hiçbirinizin başından tek kıl bile eksilmeyecektir: Pavlus korku içindeki mürettebat ve yolcular için Rab’den iman ve güven dolu bir söz aldı. Ancak bu söz sadece verilen söze inananlara yarar sağladı.

i. Tanrı’nın çaresiz anlarımızda bizi teselli edeceğine ve bizimle ilgileneceğine dair pek çok vaadi vardır ama bu vaatler sadece inanırsak bize yarar sağlar.

b. Bunları söyledikten sonra ekmek aldı, hepsinin önünde Tanrı’ya şükretti, ekmeği bölüp yemeye başladı. Hepsi bundan cesaret alarak yemek yedi: Pavlus’un bu yemeği orada bulunan Hristiyanlar için Rab’bin Sofrası’ndaki komünyon olarak gördüğüne dair ipuçları vardır.

c. Gemiyi hafiflettiler: Buğdayı denize boşaltmaları büyük çaresizlik içerisindeki hallerini yansıtıyordu. Gemiyi hafiflettikleri bu kısım geminin asıl yükünün sonuncu kısmıydı (Elçilerin İşleri 27:18). İçinde bulundukları durum bir hayatta kalma mücadelesiydi.

9. (39-41) Gemi karaya oturuyor ve parçalanıyor.

Gündüz olunca gördükleri karayı tanıyamadılar. Ama kumsalı olan bir körfez farkederek, mümkünse gemiyi orada karaya oturtmaya karar verdiler. Demirleri kesip denizde bıraktılar. Aynı anda dümenlerin iplerini çözüp ön yelkeni rüzgara vererek kumsala yöneldiler. Gemi bir kum yükseltisine çarpıp karaya oturdu. Geminin başı kuma saplanıp kımıldamaz oldu, kıç tarafı ise dalgaların şiddetiyle dağılmaya başladı.

a. Karayı tanıyamadılar: Önce tanımadılar, Malta adlı bir adaya gelmişlerdi. Geminin karaya oturduğu yere günümüzde Aziz Pavlus Körfezi denmektedir.

i. “Sadece uygun koşulların nadiren bir araya gelmesiyle, görünüşte umutsuz olan durumları böylesine şanslı bir sonla bitti… tüm bu elverişli koşullar Aziz Pavlus Körfezi’nde birleşmiştir.” (Ramsay, Bruce tarafından aktarılmıştır)

ii. “Malta’yı ıskalamış olsalardı, Tunus kıyılarına vurana dek 322 km boyunca sürüklenmekten başka çareleri kalmayacaktı ve geminin bu kadar uzun süre dayanabileceğini düşünen hiç kimse yoktur.” (Bruce)

b. Geminin başı kuma saplanıp kımıldamaz oldu, kıç tarafı ise dalgaların şiddetiyle dağılmaya başladı: Gemi kıyıya saplanmışken, hala fırtınalı olan deniz zayıflamış olan gemiyi dövmeye ve parçalamaya başladı. Gemideki herkes gemiden atlamak ya da gemiyle birlikte dağılmak zorunda kaldı.

10. (42-44) Gemiyi terk etmek ve güvenli bir şekilde kıyıya çıkmak.

Askerler, tutuklulardan hiçbiri yüzerek kaçmasın diye onları öldürmek niyetindeydi. Ama Pavlus’u kurtarmak isteyen yüzbaşı askerleri bu düşünceden vazgeçirdi. Önce yüzme bilenlerin denize atlayıp karaya çıkmalarını, sonra geriye kalanların, kiminin tahtalara kiminin de geminin öbür döküntülerine tutunarak onları izlemesini buyurdu. Böylelikle herkes sağ salim karaya çıktı.

a. Askerler, tutuklulardan hiçbiri yüzerek kaçmasın diye onları öldürmek niyetindeydi: Askerler için tutukluları öldürmenin geçerli bir sebebi vardı çünkü Roma askeri yasalarına göre, tutuklunun kaçmasına izin veren bir muhafız, kaçan tutsağın cezasına çarptırılırdı – bu tutukluların çoğu için ölüm cezası söz konusuydu.

b. Ama Pavlus’u kurtarmak isteyen yüzbaşı askerleri bu düşünceden vazgeçirdi: Tanrı, Pavlus’a bu Romalı yüzbaşının gözünde lütufta verdi ve bu lütuf Pavlus’u ve tüm tutsakları hayatta tuttu – Pavlus’a söylenen söz yerine geldi, Tanrı, seninle birlikte yolculuk edenlerin hepsini sana bağışlamıştır (Elçilerin İşleri 27:24). Tanrı’nın sözü asla şaşmaz.

©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik