Elçilerin İşleri 14 – İlk Müjdeyi duyurma Yolculuğunun Sonu
A. Konya kentinde.
1. (1) Pavlus ile Barnaba’nın, Konya’daki müjdeleme başarıları.
Aynı şekilde Konya’da da Yahudiler’in havrasına giren Pavlus’la Barnaba öyle etkili konuştular ki, hem Yahudiler’den hem de Grekler’den çok kişi iman etti.
a. Yahudiler’in havrasına giren Pavlus’la Barnaba: Antakya’daki havranın önderleri Pavlus ile Barnaba’yı kentten kovmuşlardı. Yine de Konya’ya geldiklerinde, müjdeleme çabalarına tekrar havrada vaaz ederek başladılar. Bu yol müjdelemeye başlamak için hala iyi bir yoldu.
b. Öyle etkili konuştular ki, hem Yahudiler’den hem de Grekler’den çok kişi iman etti: Pavlus ile Barnaba hem Yahudiler hem de Grekler arasında başarılı oldular ve her iki gruba da aynı müjdeyi sundular. Hem Yahudiler’den hem de Grekler’den çok kişinin iman etmesi Pavlus’un her iki gruba da aynı şeyi vaaz ettiğini gösterir: Kurtuluş İsa’dadır ve O’na olan inancımızla (güvenimizle, bağlılığımızla) kurtuluşa sahip oluruz.
i. Başarı insanı yeniler çünkü Pisidya Antakyası’ndaki başarılarından sonra daha yeni oradan kovulmuşlardı (Elçilerin İşleri 13:50).
ii. Başka zamanlarda Pavlus bir bölgede uzun süre kaldığını, kiliseleri güçlendirdiğini ve müjdeleme çabalarının zaten meyve verdiği yerlerde çalışmaya devam ettiğini görüyoruz. Bu nedenle, Pavlus’un Pisidya Antakyası’nda karşılaştığı zulmü, Tanrı’nın onu Konya’ya ve diğer yerlere götürme yolu olarak görmek en iyisi olabilir.
iii. Öyle etkili konuştular ki: Pavlus ile Barnaba, müjdeyi insanların iman etmesini teşvik edecek bir şekilde sundular. Müjdeyi duyurma şekilleri, İsa’nın kim olduğu ve insanlar için ne yaptığı mesajına inanma konusunda onları teşvik etti.
2. (2-7) Başarılı hizmet karşıtlık yaratıyor ve Pavlus ile Barnaba’yı Konya’dan çıkmaya zorluyor.
Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar. Orada uzunca bir süre kalan Pavlus’la Barnaba, Rab hakkında cesaretle konuşuyorlardı. Rab de onlara belirtiler ve harikalar yapma gücü vererek kendi lütfunu açıklayan bildiriyi doğruladı. Kent halkı ikiye bölündü. Bazıları Yahudiler’in, bazıları da elçilerin tarafını tuttu.
Yahudiler’le öteki uluslardan olanlar ve bunların yöneticileri, elçileri hırpalayıp taşa tutmak için düzen kurdular. Bunu öğrenen Pavlus’la Barnaba, Likaonya’nın Listra ve Derbe kentlerine ve çevre bölgeye kaçarak oralarda da Müjde’yi yaydılar.
a. İnanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar: Luka bunu yapanların tüm Konya’daki Yahudiler olmadığını çünkü birçoğunun iman ettiğini açıkça belirtir (Elçilerin İşleri 14:1). Yine de bazıları sadece bildiriyi reddetmekle kalmadı ama aynı zamanda başkalarının da bu bildiriyi ve elçileri reddetmeleri için onları (kardeşlere karşı) kışkırttılar.
b. Orada uzunca bir süre kalan: Karşı çıkışlar olmasına rağmen kalabildikleri kadar orada kaldılar, sadece kesin bir mecburiyet olduğunda ayrıldılar. Böyle yaptılar çünkü Konya’daki Hristiyanlar’ın, karşıtlığın çok olduğu bir kentte güçlü durması için her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu biliyorlardı.
i. “Ancak bu karşı çıkışın ciddileşmesi uzun zaman sürdü ve müjdeciler müjdeyi özgürce ve cesaretle vaaz etmeye devam ettiler.” (Bruce)
c. Rab hakkında cesaretle konuşuyorlardı: Karşı çıkışlara rağmen, Pavlus ile Barnaba cesaretle müjdeyi vaaz etmeye devam ettiler, Tanrı’nın Kendi lütfunu açıklayan bildiriyi doğruladılar ve İsa’nın gücüyle insanlara dokundular.
i. Belirtiler ve harikalar yapma gücü vererek: “Çünkü hiçbir elçinin kendi başına mucize yapması mümkün değildi; en büyük elçi bile herhangi bir belirti ya da harika gerçekleştiremedi ancak gerçekleşen mucizeler, Tanrı’nın özel bir sağlayışı ya da bağışıyla gerçekleşti. Bu güç her zaman onlarda kalıcı olarak bulunan bir güç değildi.” (Clarke)
d. Kendi lütfunu açıklayan bildiriyi doğruladı: Yapılan mucizevi işler, duyurdukları bu bildiriyi – Tanrı’nın lütfunu – doğrulamıştır. Bu lütuf, hem Yahudilerin hem de öteki uluslardan olanların eşit bir temelde kurtulabilecekleri tek sözdü.
i. “Müjde burada Tanrı lütfunun bildirisi olarak adlandırılmıştır çünkü müjdenin konusu Tanrısal lütuftur.” (Bruce)
e. Yahudiler’le öteki uluslardan olanlar ve bunların yöneticileri, elçileri hırpalayıp taşa tutmak için düzen kurdular. Bunu öğrenen Pavlus’la Barnaba… kaçarak: Pavlus ile Barnaba, mecbur kaldıklarında, Konya’yı terk ederek Listra’ya (yaklaşık 20 mil – 32 km uzakta) ve Derbe’ye gitti. Konya’daki zorluklar altında sabretmeleri, şehit olmalarının zamanının geldiği anlamına gelmiyordu.
i. Elçilerin İşleri 14:4, Elçilerin İşleri Kitabı’nda Pavlus ile Barnaba’nın ilk kez elçi olarak adlandırıldığı bölümdür. Elçilerin İşleri’nde onlar için bu unvanın kullanıldığı diğer tek yer 14:14’tür. Pavlus bu unvanı mektuplarında sık sık kendisi için kullanmıştır.
f. Likaonya’nın Listra ve Derbe kentlerine: William Ramsay, Listra ve Derbe’nin gerçekten de Roma’nın Likaonya eyaletinde bulunduğunu ancak Elçilerin İşleri’ndeki bu olayların tam olarak gerçekleştiği dönemin M.S. 37 ve 72 yılları arasında olduğunu ortaya koymuştur. Bulduğu bilgilerin böylesine doğruluğu Ramsay’i, Kutsal Kitap anlatımının doğru olduğu konusunda ikna etmiştir, özellikle de aktarılanların masal ve uydurma hikayeler olduğu düşünüldüğü bir çağda.
B. Listra ve Derbe kentlerinde.
1. (7-10) Listra’da ayakları tutmayan bir adam iyileştiriliyor.
Oralarda da Müjde’yi yaydılar
Listra’da, ayakları tutmayan bir adam vardı. Doğuştan kötürümdü, hiç yürüyemiyordu. Pavlus’un söylediklerini dinledi. Onu dikkatle süzen Pavlus, iyileştirilebileceğine imanı olduğunu görerek yüksek sesle ona, “Kalk, ayaklarının üzerinde dur!” dedi. Adam yerinden fırlayıp yürümeye başladı.
a. Ve orada Müjde’yi duyurmaya başladılar: Pavlus ile Barnaba birçok mucizevi iş gerçekleştirdi, bunlardan biri aşağıdaki bölümde aktarılmıştır. Yine de mucizeler gerçekleştiren işçiler olarak seyahat etmediler. Onların odak noktası her zaman müjdeyi duyurmaktı.
i. “Elçiler bu kentlere mucizeler gerçekleştirmek ve sonrasında müjdeyi vaaz etmek için gitmediler. Aksine, bunun tam tersi oldu: Müjdeyi vaaz etmeye gittiler; sonrasında bazen şifa işleri gerçekleşti.” (Boice)
b. Pavlus’un söylediklerini dinledi: Ayakları tutmayan adam, Pavlus’un İsa hakkında vaaz verdiğini duydu. İsa hakkında işittiğinde, onun yüzü ve davranışları, İsa’nın onun yaşamına dokunabileceğine inandığını gösterdi; iyileştirilebileceğine imanı vardı.
i. Ayaklarında tutmayan bu adam, İsa’nın işini duyma noktasından, bu işin kendisi için olduğuna inanma noktasına önemli bir geçiş yaptı. Herkes aynı geçişi yapmaz ama yapmalıdır.
c. Onu dikkatle süzen Pavlus, iyileştirilebileceğine imanı olduğunu görerek: Bu adamın imanında belirgin olan bir şey vardı ve muhtemelen Tanrı Pavlus’a bu konuda ayırt etme armağanı verdi, böylece Pavlus Tanrı’nın o anda adamı iyileştirmeyi amaçladığını anladı.
i. “Ayakları tutmayan bu adamın imanı olduğu, Pavlus’un ona söylediği ayağa kalkma buyruğuna hemen itaat etmesinden anlaşılıyordu.” (Bruce)
2. (11-13) Listra’daki heyecanlı kalabalık, Pavlus ile Barnaba’yı yeryüzünü ziyaret eden Yunan tanrıları olarak ilan ediyor.
Pavlus’un ne yaptığını gören halk Likaonya dilinde, “Tanrılar insan kılığına girip yanımıza inmiş!” diye haykırdı. Barnaba’ya Zeus, Pavlus’a da konuşmada öncülük ettiği için Hermes adını taktılar. Kentin hemen dışında bulunan Zeus Tapınağı’nın kâhini kent kapılarına boğalar ve çelenkler getirdi, halkla birlikte elçilere kurban sunmak istedi.
a. Tanrılar insan kılığına girip yanımıza inmiş! Bu insanlar gözlerinin önünde muazzam bir mucizenin gerçekleştiğini gördüler ancak Tanrı’nın kim olduğu hakkındaki fikirleri değişmemişti. Bu nedenle Pavlus ile Barnaba’yı tanrı olarak görmek onlara mantıklı geldi.
i. Mucize pek dikkat çekmişti ve bir bakıma istenmeyen bir ilgi oluşturdu. Mucizenin kendisi kimseyi kurtarmadı.
b. Barnaba’ya Zeus, Pavlus’a da konuşmada öncülük ettiği için Hermes adını taktılar: Yunan mitolojisinde tanrıların insan şeklinde dünyaya gelmeleri yaygındı ancak bunu her zaman insanların iyiliği için yapmazlardı.
i. Listra halkı arasında anlatılan bir efsane vardır: Zeus ile Hermes bir keresinde ölümlü insan kılığına girerek Listra ülkesini ziyaret etmiş ve yaşlı bir çift dışında kimse onlara konukseverlik göstermemiş. Zeus ile Hermes halka duydukları öfkeyle, yaşlı çift dışında tüm halkı yok etmiş. Bu, Listralılar’ın Pavlus ile Barnaba’yı neden bu kadar çabuk onurlandırdıklarını açıklamaya yardımcı olabilir.
c. Pavlus’a da… Hermes: Hermes, tanrıların habercisi olarak bilinirdi, bu yüzden Pavlus’un (daha konuşkan olanın) Hermes olması Listralılar için mantıklıydı, konuşmada öncülük eden oydu. Barnaba’nın, görünüşe göre bir otorite havası vardı, bu yüzden onu Zeuso larak gördüler.
i. Pavlus ile Barnaba’ya olan hayranlıkları ilerledi çünkü onları Likaonya dilinde övüyorlardı. “Kalabalığın Likaonya dilini kullanması, Pavlus ile Barnaba’nın kendilerine tanrısal saygı gösterme hazırlıkları iyice ilerleyene kadar olup biteni neden anlamadıklarını açıklar.” (Bruce)
ii. Ancak Pavlus ile Barnaba, Zeus Tapınağı’nın kâhinini… boğalar ve çelenkler getirip… kurban sunmaya niyetlenmiş olarak gördüklerinde, işlerin fazla ileri gittiğini anladılar. Yaşanan durum, kente gelen konukları onurlandırmayı fazlasıyla aşmıştı.
3. (14-18) Pavlus kalabalığa seslenerek, Pavlus ile Barnaba’ya tapınmak yerine gerçek Tanrı’yı tanımalarını istiyor.
Ne var ki elçiler, Barnaba’yla Pavlus, bunu duyunca giysilerini yırtarak kalabalığın içine daldılar. “Efendiler, neden böyle şeyler yapıyorsunuz?” diye bağırdılar. “Biz de sizin gibi insanız, aynı yaradılışa sahibiz. Size müjde getiriyoruz. Sizi bu boş şeylerden vazgeçmeye, yeri, göğü, denizi ve bunların içindekilerin hepsini yaratan, yaşayan Tanrı’ya dönmeye çağırıyoruz. Geçmiş çağlarda Tanrı, bütün ulusların kendi yollarından gitmelerine izin verdi. Yine de kendini tanıksız bırakmadı. Size iyilik ediyor. Gökten yağmur yağdırıyor, çeşitli ürünleriyle mevsimleri düzenliyor, sizi yiyecekle doyurup yüreklerinizi sevinçle dolduruyor.” Bu sözlerle bile halkın kendilerine kurban sunmasını güçlükle engelleyebildiler.
a. Giysilerini yırtarak: Bunu kendilerinin de tıpkı Listralılar gibi tamamen insan olduklarını göstermek için yaptılar. Ayrıca Yahudilerin içgüdüsel olarak küfre karşı gösterdikleri tepkiden dolayı bunu yaptılar. Pavlus ile Barnaba için, kendilerine tanrı denmesi sadece yakışıksız olmakla kalmıyordu; bu bir küfürdü.
b. Sizi bu boş şeylerden vazgeçmeye… çağırıyoruz: Bunlar, putperest tapınmasını ciddiye alan insanlara, Pavlus’un söylediği sert sözlerdi ama Pavlus bu kalabalığı gerçekle yüzleştirmekten korkmuyordu ve bu gerçek de onların putperestliklerinin yanlış olduğuydu. Bundan vazgeçmeleri gerekiyordu.
i. Pavlus onlara İsa’dan ve İsa’nın yaptıklarından söz etmeye devam ederken özellikle bu boş şeylerden vazgeçip yaşayan Tanrı’ya dönmelerini istedi. İsa onların putperest yaşayışına bir ek olamazdı.
c. Göğü, denizi ve bunların içindekilerin hepsini yaratan, yaşayan Tanrı’ya: Pavlus Listralı kalabalığı, daha küçük (ve hayali) Yunan tanrılarından birine dönmeye değil, tüm yaratılışın arkasında duran gerçek Tanrı’ya dönmeye çağırdı.
i. Pavlus’un Elçilerin İşleri 14:17’de bahsettiği şeyler (Size iyilik ediyor. Gökten yağmur yağdırıyor, çeşitli ürünleriyle mevsimleri düzenliyor, sizi yiyecekle doyurup yüreklerinizi sevinçle dolduruyor) bu insanların tam da Zeus’un kendilerine verdiğini düşünecekleri türden şeylerdi. Pavlus onlara bu bereketlerin Zeus’tan değil, gökte yaşayan gerçek Tanrı’dan geldiğini söyledi.
ii. Tanrı’nın tüm insanlara gösterdiği iyiliği (yağmuru ve verimli ürünler vermesi), O’nun sevgisinin ve gücünün bir tanığı olarak görülmelidir, bu durum teologların bazen genel lütuf olarak adlandırdığı şeydir.
iii. Pavlus bu putperestlere, Yahudilere ya da Yahudiliği bilenlere vaaz ettiği gibi müjdeyi vaaz etmemiştir. Onlara Eski Antlaşma’dan alıntı yapmamış, bunun yerine doğal vahye, bir putperestin bile çevresindeki dünyaya bakarak anlayabileceği şeylere başvurmuştur.
d. Ve bu sözlerle, kalabalıkları kendilerine kurban vermekten güçlükle alıkoyabildiler: Pavlus ile Barnaba, bütün bunlara rağmen, Listralılar’da bulunan yanlış Tanrı anlayışına meydan okuma konusunda son derece zorlandılar.
4. (19-20a) Pavlus’u izleyen zulüm.
Ne var ki, Antakya ve Konya’dan gelen bazı Yahudiler, halkı kendi taraflarına çekerek Pavlus’u taşladılar; onu ölmüş sanarak kentin dışına sürüklediler. Ama öğrenciler çevresinde toplanınca Pavlus ayağa kalkıp kente döndü.
a. Sonra Antakya ve Konya’dan Yahudiler geldi: Bu muhalifler Pavlus’u kendi bölgelerinden kovmakla yetinmediler (Elçilerin İşleri 14:5-6); onu takip ettiler ve beraberlerinde zulüm getirdiler.
i. Antakya ve Konya’dan gelen bu zulmeden Yahudilerden bazıları sırf Pavlus’u perişan etmek için yüz altmış kilometreden fazla yol kat ettiler. Onlar Pavlus’un amansız düşmanlarıydı.
b. Kalabalıkları ikna ettiler: Listra halkını Pavlus’a, Barnaba’ya karşı kışkırttılar ve Pavlus’un taşlanmasını sağladılar. Bu açıkça Pavlus’u, Barnaba’yı infaz etme girişimiydi – taş atan insanlar kısa bir süre önce onlara tapınmaya çalışanlarla aynı kişilerdi.
i. Bu olay, bir kalabalığın ne kadar kararsız olabileceğinin çarpıcı bir göstergesidir. Mucizeye duydukları hayranlık ve Pavlus ile Barnaba’yı tanrı olarak onurlandırma arzuları uzun sürmedi.
ii. Bir ruhsal liderin, kendisine yönelik bir kahramanlaştırmayı teşvik etmesi ya da buna izin vermesi büyük bir tehlikedir. Kendisine bu onuru gösteren insanlar, liderin de bir insan olduğunu gördüklerinde kendilerini korkunç bir ihanete uğramış hisseder.
c. Pavlus’u taşladılar ve öldüğünü sanarak kentin dışına sürüklediler. Ancak öğrenciler onun etrafında toplandığında, Pavlus ayağa kalktı ve kente girdi: Pavlus burada mucizevi bir şekilde korunmuştur. Bazıları onun gerçekten ölüp tekrar diriltildiğini bile düşünmektedir çünkü taşlama genellikle kesin sonuç veren bir infaz biçimi olarak görülüyordu.
i. Pavlus ilerleyen dönemde, “Ben İsa’nın yara izlerini bedenimde taşıyorum” (Galatyalılar 6:17) diye yazdığında, aklında bu olaydan kalan yara izleri olabilir. Daha sonra 2 Korintliler 11:25’te ise bu taşlanma olayına kesinlikle değinmiştir.
ii. Bazıları, Pavlus’un 2 Korintliler 12’de anlattığı göksel görümün bu saldırı sırasında gerçekleştiğini öne sürmüştür. Bu mümkündür ama sadece bir varsayımdır.
iii. Pavlus’un taşlandığı sırada İstefanos’u ve İstefanos’un infazının bir parçası olduğunu hatırladığını düşünmek mantıklıdır (Elçilerin İşleri 7:58-8:1).
d. Ayağa kalktı ve kente gitti: Pavlus kendine geldiğinde, kendisini taşlayan kentten kaçmadı. Tersine, hemen kente geri döndü. Peşinden gelen bu gezgin kalabalık onu Antakya’dan ve Konya’dan kovmuştu ama Listra’dan kendi iradesiyle ayrılmakta kararlıydı.
i. Elçilerin İşleri 16:1’de Listra’da yaşayan genç bir Hristiyan’dan ve annesinden – Timoteos’tan – söz edildiğini okuyoruz. Belki de Timoteos tüm bu olayları gördü ve Pavlus’un hizmetteki cesaretini ve gücünü fark ederek müjdenin yüce çağrısı için ilham aldı.
5. (20b-21a) Pavlus müjdelemede daha başarılı oldukları Derbe kentine gitmek üzere Listra’dan ayrılıyor.
Ertesi gün Barnaba’yla birlikte Derbe’ye gitti.
O kentte de Müjde’yi duyurup birçok öğrenci edindiler.
a. O kentte de Müjde’yi duyurup birçok öğrenci edindiler: Listra’daki zulme rağmen, Tanrı’nın işi devam etti – sadece farklı bir yerde, Derbe’de. Yine de Pavlus ile Barnaba çalışmalarına – Müjde’yi duyurmaya ve öğrenci edinmeye –devam ettiler.
C. Suriye’nin Antakya kentine dönüş yolculuğu.
1. (21b-22) Pavlus ile Barnaba’nın dönüş yolculuğundaki mesajı.
Pavlus’la Barnaba daha sonra Listra, Konya ve Antakya’ya dönerek öğrencileri ruhça pekiştirdiler, imana bağlı kalmaları için onlara cesaret verdiler. “Tanrı’nın Egemenliği’ne, birçok sıkıntıdan geçerek girmemiz gerekir” diyorlardı.
a. Öğrencileri ruhça pekiştirdiler, imana bağlı kalmaları için onlara cesaret verdiler: Pavlus ile Barnaba, Antakya’ya dönmeye karar verdiklerinde, daha önce ziyaret ettikleri kentlerden geçerek o kentlerdeki Hristiyanları güçlendirip teşvik ettiler. Pavlus ile Barnaba, insanları imana kazandırmaktan çok daha fazlasını yapmak istiyorlardı; onların tutkusu öğrenci yetiştirmekti.
i. Birçok Hristiyan’ın ruhça pekişmeye ihtiyacı vardır. Birçoğunun imana bağlı kalmaları için cesaret kazanmaya ihtiyacı vardır. Yıldan yıla, denenmeden denenmeye, Rab’le birlikte yürümek küçük bir şey değildir. Pekişmiş bir ruh ve cesaret kazanmış bir iman gerektirir.
b. Tanrı’nın Egemenliği’ne, birçok sıkıntıdan geçerek girmemiz gerekir: Bu, öğrencileri güçlendiren ve teşvik eden bir sözdü. Bu, Pavlus’un kişisel deneyimiyle kanıtlanmış basit bir bildiriydi. Pavlus bu bildiriyi duyurabiliyordu çünkü bu bildiriyi kendisi hayatında bizzat yaşamıştı.
i. Bu bildiri günümüzde birçokları için unutulmuş bir bildiridir. Her türlü sıkıntının Hristiyan yaşamına tamamen ters olduğunu düşünürler ve acı çekmenin Tanrı’nın planındaki önemli yerini dikkate almazlar.
2. (23) Pavlus ile Barnaba’nın Antakya’ya dönüş yolunda yaptığı işler.
İmanlılar için her kilisede ihtiyarlar seçtiler. Dua ve oruçla onları, inandıkları Rab’be emanet ettiler.
a. Her kilisede ihtiyarlar seçtiler: Pavlus ile Barnaba sadece yeni imanlılar edinmekle kalmadılar, bu yeni imanlıların Rab’de büyüyüp gelişebilecekleri yeni kiliseler kurmaya kararlıydılar.
i. “Elçiler arkalarında, imanlılardan oluşan sadece küçük bir çekirdek bırakmışlardı ve elçiler orada en fazla birkaç hafta kaldıkları için bu küçük gruba hemen hemen hiçbir şey öğretilmemişti. Peki bu küçük grup nasıl hayatta kalabildi? Ayakta kaldı çünkü aslında bu işi gerçekleştiren Tanrı’ydı. Kilise onun kilisesiydi.” (Boice)
b. Her kilisede ihtiyarlar seçtiler: Pavlus ile Barnaba bu kiliselerde uygun bir idare olması gerektiğini biliyorlardı, bu nedenle Hristiyanların bulunduğu her kente ihtiyarlar atadılar.
i. “Son dönem misyon anlayışına göre, birkaç haftalık imanlı kişilerin kendi kiliselerinde önder olarak tanınmasının tehlikeli derecede idealist bulunacağı birçok kez dile getirilmiştir; belki de Pavlus ile Barnabas, Kutsal Ruh’un varlığını ve gücünü imanlı topluluklarında daha net bir biçimde görüyorlardı.” (Bruce)
c. Dua ve oruçla onları: Pavlus ile Barnaba dua edip oruç tutarak bu kiliselerin sağlığı için büyük bir endişe duyduklarını gösterdiler.
d. Onları, inandıkları Rab’be emanet ettiler: Ama sonuçta, sadece Tanrı’nın bu kiliseleri sağlıklı tutma yetisine güvendiler çünkü onları Rab’be emanet etmişlerdi. Pavlus’a, Barnaba’ya ya da ihtiyarlara değil, Rab’be inanıyorlardı. Kilise İsa’ya aittir.
3. (24-26) Pavlus ile Barnaba’nın dönüş güzergahı.
Pisidya bölgesinden geçerek Pamfilya’ya geldiler. Perge’de Tanrı sözünü bildirdikten sonra Antalya’ya gittiler. Oradan gemiyle, artık tamamlamış bulundukları görev için Tanrı’nın lütfuna emanet edildikleri yer olan Antakya’ya döndüler.
a. Pisidya bölgesinden geçerek: Karada, geldikleri yoldan hemen hemen aynı şekilde geri döndüler. Kıbrıs adasına uğramadılar, bulundukları yerden gemiyle Antakya’ya döndüler ve kendi cemaatlerine vardılar.
b. Artık tamamlamış bulundukları görev için: Bu güzel sözler sadece kısmen doğruydu. Acil görev tamamlanmış olsa da yeni kiliseler kurma ve var olanları güçlendirme işi hiçbir zaman sona ermedi. Bu yolculuk sonraki birkaç müjdeyi duyurma yolculuğunun sadece ilki olacaktı.
4. (27-28) Pavlus ile Barnaba Antakya’ya varıyor.
Oraya vardıklarında inanlılar topluluğunu bir araya getirip Tanrı’nın kendileri aracılığıyla neler yaptığını, öteki uluslara iman kapısını nasıl açtığını anlattılar. Oradaki öğrencilerin yanında uzun bir süre kaldılar.
a. Tanrı’nın kendileri aracılığıyla neler yaptığını, öteki uluslara iman kapısını nasıl açtığını anlattılar: Yahudi olmayanlara müjdelemede gösterdikleri başarı ve Tanrı’nın bereketi, Tanrı’nın Antakya’da yaptıklarının sadece oraya özgü olmadığını gösterdi. Tanrı bu işi dünyanın her yerinde tekrarlamak istiyordu.
i. “Müjdeciler bu şeyleri anlattılar” derken, Luka, fiili devam eden zamanda kullanmıştır. Bu kullanım, Pavlus ile Barnaba’nın kentin dört bir yanına dağılmış farklı gruplarla bir araya geldikçe bu anlattıklarının devam ettiği anlamına gelebilir. Ancak kilise sözcüğü tekildir. Ayrı ayrı toplanan birkaç farklı grup olabilirdi ama tek bir kilise vardı.” (Williams)
b. İman kapısını nasıl açtığını: Yolculuk büyük bir başarıydı ancak büyük engeller de yok değildi: Yolculuğun zorluğu, Kıbrıs’ta Elimas’la karşılaşma, Yuhanna Markos’un ayrılması, Antakya ve Konya kentlerinden kovulma, insanların onlara tapınmasıyla gelen ayartı ve Listra’da taşlanma olayıydı. Yine de Pavlus ile Barnaba, Tanrı’nın onlara verdiği işi yapmaktan geri durmayacaklardı.
i. İsa’yı her takip eden kişiye şu soru sorulabilir ve sorulmalıdır: “Tanrı’nın isteğini yerine getirmekten seni ne vazgeçirebilir? Ne tür bir ayartı, engel ya da karşı çıkış bunu mümkün kılabilir?” Hiçbir şey bizim için İsa’yı Tanrı’nın isteğini yapmaktan alıkoyamadı; O’na baktığımız sürece bizi de hiçbir şey alıkoyamayacak.
ii. Pavlus bu düşünceyi daha sonra bir topluluğa yazdığı mektupta da dile getirmiştir: Bunlara şimdiden kavuştuğumu ya da yetkinliğe eriştiğimi söylemiyorum. Ama Mesih İsa’nın beni kazanmakla benim için öngördüğü ödülü kazanmak için koşuyorum. Kardeşler, kendimi bunu kazanmış saymıyorum. Ancak şunu yapıyorum: Geride kalan her şeyi unutup ileride olanlara uzanarak, Tanrı’nın Mesih İsa aracılığıyla yaptığı göksel çağrıda öngörülen ödülü kazanmak için hedefe doğru koşuyorum. (Filipililer 3:12-14)
c. Oradaki öğrencilerin yanında uzun bir süre kaldılar: Pavlus ile Barnaba, Antakya’daki evleri olan kiliselerine döndüklerinde, onların uzun bir ara verdiklerini ve orada yapacak çok hizmet bulduklarını düşünebiliriz.
©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik
