Elçilerin İşleri 9 – Tarsuslu Saul’un İman Etmesi
A. Saul Şam yolunda.
1. (1-2) Saul’un Şam’a gitmekteki amacı.
Saul ise Rab’bin öğrencilerine karşı hâlâ tehdit ve ölüm soluyordu. Başkâhine gitti, Şam’daki havralara verilmek üzere mektuplar yazmasını istedi. Orada İsa’nın yolunda yürüyen kadın erkek, kimi bulsa tutuklayıp Yeruşalim’e getirmek niyetindeydi.
a. Saul ise: Saul’u en son Elçilerin İşleri 8:3’te görmüştük; orada inanlılar topluluğunu kırıp geçirdiği. Ev ev dolaşarak, kadın erkek demeden imanlıları dışarı sürükleyip, hapse attığı yazılıdır. Burada ise bu işi sürdürdüğü ve Şam kentine kadar (Yeruşalim’in yaklaşık 130 mil ya da 210 kilometre kuzeydoğusunda; toplam altı günlük bir yolculuk kadar ötede) genişlettiği yazılıdır.
i. Rab’bin öğrencilerine karşı hâlâ tehdit ve ölüm soluyordu: Kendi doğruluğuna kesinlikle inanmış, öfkeli ve şiddet yanlısı bir adam resmedilmektedir. Saul Rab’bin öğrencilerinden nefret ediyordu. İsa onu arıyordu ama o İsa’yı aramıyordu. İsa, Saul’u bulmaya karar verdiğinde, Saul’un İsa’ya karşı durmaya karar verdiğini söyleyebiliriz.
ii. Tabii ki, Saul’un dış görünüşü hakkında bilgimiz yok. Birinci yüzyılın sonuna tarihlenen kanonik olmayan eski bir kitap Pavlus’u şöyle tarif eder: “Orta boylu, kıvırcık saçlı, çarpık bacaklı, mavi gözlü, gür kaşlı ve uzun burunlu, kimi zaman bir insana, kimi zaman bir meleğe benziyordu.” (Gaebelein’den alıntı)
b. Başkâhine gitti: Saul zulüm işini, en yüksek dini yetkililerin doğrudan onayı altında yaptı. Başkahinden görev izin veren mektuplar yazmasını istedi ve aldı.
i. Burada sözü edilen başkahin Kayafa’ydı. Aralık 1990’da Yeruşalim’de bir kemik odası (mezar küpü gibi bir şey; aslında bir kemik kutusu) keşfedildi. Kemik odasının üzerinde Kayafa’nın adı yazılıydı ve kesin olarak bu döneme tarihleniyordu. İçinde, birçok araştırmacının aynı Kayafa olduğuna inandığı, 60 yaşındaki bir adama ait kalıntılar bulundu. Eğer doğruysa, bunlar Yeni Antlaşma’da adı geçen belli bir kişiye ait ilk fiziksel kalıntılardır (kemikler ya da küller gibi).
c. Hâlâ tehdit ve ölüm soluyordu: Saul Hristiyan olduktan sonra bile zulüm yaptığı günleri hatırlıyordu. Filipililer 3. bölümde, sekiz günlükken sünnet olduğunu, İsrail soyundan, Benyamin oymağından, özbeöz İbrani olduğunu, Kutsal Yasa’ya bağlılık konusunda, Ferisi olduğunu; gayret konusunda kiliseye zulmeden biri olduğunu, Yasa’ya dayanan doğruluk konusunda kusursuz olduğunu söyleyerek kendi geçmişinin nasıl olduğundan söz eder.
i. Galatyalılar 1:13-14’te Pavlus geçmişiyle ilgili daha fazla bilgi verir: Kardeşler, kendimi bunu kazanmış saymıyorum. Ancak şunu yapıyorum: Geride kalan her şeyi unutup ileride olanlara uzanarak, Tanrı’nın Mesih İsa aracılığıyla yaptığı göksel çağrıda öngörülen ödülü kazanmak için hedefe doğru koşuyorum.
ii. Tarsuslu Saul – son derece yüksek eğitim görmüş bu kişi – Hristiyanlığın hem yanlış hem de aldatıcı olduğunu düşünüyordu. Belki Çölde Sayım Kitabı’nda, ahlaksız bir kadınla bir erkeği mızrakla öldüren ve Tanrı’nın, salgını durdurarak onun bu eylemini onurlandırdığı Pinehas’ı örnek almıştı. Belki de Saul bu sahte dinin taşıdığı salgını durdurmaya çalıştığını düşünüyordu.
d. Orada İsa’nın yolunda yürüyen kadın erkek, kimi bulsa: Burada Hristiyanlık’tan İsa’nın yolu olarak söz edilmektedir. Bu ad, Hristiyan hareketi için kullanılan en eski ad gibi görünmektedir ve Elçilerin İşleri’nde beş kez kullanıldığından uygun bir isimdir.
i. İsa’nın yolu adı, Hristiyanlığın bir inançtan ya da bir dizi görüş veya doktrinden daha fazlası olduğu anlamına gelir. İsa’yı izlemek inanmanın yanı sıra yaşamanın da bir yoludur.
ii. Şam’da Saul’u endişelendirecek kadar büyük bir Hristiyan topluluğu olduğunu fark etmemiz önemlidir. Hristiyanlık – Yol– her yere yayılıyordu.
2. (3-6) Tanrı, Pavlus’la Şam yolunda buluşuyor.
Yol alıp Şam’a yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı. Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, “Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?” dediğini işitti.
Saul, “Ey Efendim, sen kimsin?” dedi.
“Ben senin zulmettiğin İsa’yım” diye yanıt geldi. “Haydi kalk ve kente gir, ne yapman gerektiği sana bildirilecek.”
a. Birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı… bir sesin… dediğini işitti: Şam’ın dışında biryerde birdenbire bu olay oldu. Bu şaşılası olay olağandışı olarak kabul edilmelidir. Tanrı normalde günahkarların karşısına göksel bir ışık ve gökten gelen bir sesle çıkmaz.
i. Elçilerin İşleri 22:6’da Pavlus bu olayın gün ortasında, güneşin en parlak olduğu zamanda gerçekleştiğini açıklamıştır. Yine de Pavlus bu ışığın güneşten daha parlak olduğunu söylemiştir (Elçilerin İşleri 26:13).
b. Yere yıkılan Saul: Saul’un tepkisi sadece yere yığılmak oldu. Bunun nedeni Tanrı’ya duyduğu saygı ya da onur değildi, sadece hayatta kalmak için verdiği bir tepkiydi – göksel ışık karşısında dehşete düşmüştü.
i. Pek çok kişinin, en azından çoğu kişinin zihninde, Saul’un bindiği attan düştüğü fikri vardır. Oysa Elçilerin İşleri 8’deki bu anlatım, Elçilerin İşleri 22:3-11’deki anlatım ya da Elçilerin İşleri 26:12-20’deki anlatım bir attan ya da Saul’un herhangi bir hayvana bindiğinden söz etmez. Ata binmiş olabilir ama metin bunu net olarak belirtmez.
ii. “Birçok kişi onun at sırtında olduğunu ve ressamların onu bu şekilde resmettiğini sanır; ama bu tamamen temelsizdir. Ressamlar neredeyse her durumda rezil yorumculardır.” (Clarke)
iii. “Hristiyanlığın Kudüs’teki küçük başlangıcından tüm imparatorluğu kaplayan bir din haline gelişini anlatmaya çalışan böylesine kısa bir kitapta, bir kişinin imana gelme öyküsünün bu kadar vurgulanması önemlidir.” (Boice)
c. Bir sesin kendisine… dediğini işitti: F.F. Bruce’a göre, Saul’un zamanındaki hahamlar çoğunlukla Tanrı’nın artık peygamberler zamanında olduğu gibi insanlarla doğrudan konuşmadığına inanıyorlardı. Ancak, Tanrı’nın sesinin “yankısını”, onların ifadesiyle, “Tanrı’nın sesinin kızını” duyabileceklerine inanıyorlardı. Saul burada Tanrı’yı doğrudan duymanın mümkün olduğunu öğrendi.
d. Saul, Saul: Tanrı bir ismi iki kez tekrarladığında, bu derin bir duyguyu göstermek içindir ama mutlaka bir öfke ifade etmesi gibi bir durum söz konusu değildir (Luka 10:41’deki Marta, Marta ve Matta 23:37’deki Yeruşalim, Yeruşalim tekrarlarından olduğu gibi).
e. Neden bana zulmediyorsun? Göksel ışık onu sardığında, Saul suçunun gerçek doğasıyla yüzleşti: İnsana değil, Tanrı’ya zulmediyordu.
i. Saul Hristiyanlara acımasızca saldırarak Tanrı’ya hizmet ettiğini sanıyordu ama aslında Tanrı’yla savaştığını fark etti.
ii. Bu tarih boyunca ne yazık ki doğru olmuştur. Genellikle Tanrı’ya iyilik yaptıklarına inananlar, şimdiye kadar uygulanan en kötü zulüm ve işkencelerin çoğunu yapmışlardır.
iii. “Neden Bana zulmediyorsun?” cümlesinde sadece “Bana” sözcüğünü vurgulamamalıyız. “Neden” sözcüğüne de dikkat etmeliyiz ve İsa’nın “Neden Bana zulmediyorsun?” diye sorduğunu görmeliyiz. Yani, “Saul, neden böyle boş bir işle uğraşıyorsun” diyordu.
f. Ben… İsa’yım: İsa ismi o günlerde oldukça yaygın bir isim olmasına rağmen, Nasıra’dan göğe yükselmiş olan İsa’nın tanımlanmaya pek ihtiyacı yoktu. O, “Ben İsa’yım” dediğinde, Saul hangi İsa’nın konuştuğunu tam olarak biliyordu. Büyük olasılıkla Saul, İsa’nın Yeruşalim’de öğrettiklerini dinlemişti; ve büyük olasılıkla Yüksek Kurul’un bir üyesi olarak, İsa’nın çarmıha gerilmesinden önceki duruşmada İsa’yı yargılamıştı.
i. “Eğer Saul bir halüsinasyon görmüyorsa, İsa’nın görünmesi İsa’nın hayatta olduğunu ve Tanrı olduğunu kanıtlıyordu.” (Boice)
g. Ey Efendim, sen kimsin? …. Tanrım, benden ne yapmamı istiyorsun? Saul herkesin sorabileceği (ve sorması gereken) en önemli iki soruyla karşılık verdi.
i. Hemen hemen herkesin Tanrı’ya sormak istediği sorular vardır. 1990’larda yapılan bir Gallup Anketi, insanlardan Tanrı’ya en çok sormak istedikleri üç soruyu seçmelerini istemiştir. İlk beş yanıt şöyleydi:
·”Kalıcı bir dünya barışı olacak mı?”
·”Nasıl daha iyi bir insan olabilirim?”
·”Gelecekte ailem ve benim için ne olacak?”
·”Tüm hastalıklar için bir tedavi bulunacak mı?”
·”Dünyada neden acı var?”
Kutsal Kitap’ta yanıtları zaten verilmiş olan bu soruları insanların Tanrı’ya sormak istemesi gariptir. Ama aslında sormamız gereken en önemli sorular bunlar değildir. Saul doğru soruları sordu.
ii. Efendim, sen kimsin? Bu soruyu alçakgönüllü bir yürekle ve doğrudan Tanrı’ya sormalıyız. İsa bize Tanrı’nın tam olarak kim olduğunu gösterdi ve bu soruyu O yanıtlayabilir. Pavlus yaşamının geri kalanını bu sorunun yanıtını daha iyi öğrenmek için harcadı (Filipililer 3:10).
iii. Benden ne yapmamı istiyorsun? Çok az kişi Tanrı’ya bu soruyu gerçekten sormaya cesaret edebilir ancak bu soruyu sorduğumuzda, teslimiyet ve kararlı bir itaatle sormalıyız.
iv. Saul’un sorusu kişiseldi. Soruyu “ben” diyerek sordu: “Rab, benden ne yapmamı istiyorsun?” Genellikle Tanrı’nın başka insanlardan ne yapmalarını istediğiyle ilgileniriz. Ama teslim olmuş bir yürek, “Rab, benim ne yapmamı istiyorsun?” diye sorar.
3. (7-9) Şam yolundan hemen sonra Saul’un başına gelenler.
Saul’la birlikte yolculuk eden adamların dilleri tutuldu, oldukları yerde kalakaldılar. Sesi duydularsa da, kimseyi göremediler. Saul yerden kalktı, ama gözlerini açtığında hiçbir şey göremiyordu. Sonra kendisini elinden tutup Şam’a götürdüler. Üç gün boyunca gözleri görmeyen Saul hiçbir şey yiyip içmedi.
a. Saul’la birlikte yolculuk eden adamların dilleri tutuldu: Bu deneyim Saul’un yol arkadaşları için kavranması mümkün olmayan bir durumdu, Saul ise gözlerini açtığında (muhtemelen gözlerini, göksel ışığa karşı dehşete kapılmış bir tepki ile sımsıkı kapatmıştı) hiçbir şey göremedi (gözlerini açtığında hiçbir şey göremiyordu).
i. Tanrı’nın Saul’a şöyle dediğini duyar gibiyiz: “Benim ışığıma ve Kurtarıcıma karşı gözlerini kapadın. İyi yaptın! Ruhsal olarak kör olduğun gibi fiziksel olarak da kör olarak birkaç gün geçir bakalım!”
b. Üç gün boyunca gözleri görmeyen Saul hiçbir şey yiyip içmedi: Görünüşe göre Saul bu deneyimle öylesine sarsılmıştı ki, üç gün boyunca bir şey yiyip içemedi. Saul’un tek yapabildiği kör bir sessizlik içinde oturmaktı. Bu onu alçaltan bir deneyimdi ve Saul’un Tanrı’nın kim olduğu ve Tanrı’yı neyin hoşnut ettiği hakkındaki tüm önceki fikirlerine meydan okuyan bir zamandı.
i. Körlük ve yoksunluk içinde geçen üç gün süresinde Saul kendine ölüyordu. Ama üç günlük ölümden sonra İsa’dan diriliş yaşamını alacaktı.
B. Tanrı Hananya aracılığıyla Saul’a hizmet ediyor.
1. (10-12) Tanrı’nın Hananya’ya verdiği mesaj.
Şam’da Hananya adında bir İsa öğrencisi vardı. Bir görümde Rab ona, “Hananya!” diye seslendi.
“Buradayım, ya Rab” dedi Hananya.
Rab ona, “Kalk” dedi, “Doğru Sokak denilen sokağa git ve Yahuda’nın evinde Saul adında Tarsuslu birini sor. Şu anda orada dua ediyor. Görümünde yanına Hananya adlı birinin geldiğini ve gözlerini açmak için ellerini kendisinin üzerine koyduğunu görmüştür.”
a. Şam’da Hananya adında bir İsa öğrencisi vardı: Saul’la olan bu görüşmeden önce ya da sonra Hananya hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Şam’a nasıl geldiğini ya da daha sonra ona ne olduğunu bilmiyoruz. Öğrendiğimiz kadarıyla onu İsa’nın sıradan bir izleyicisi olarak düşünebiliriz – bir İsa öğrencisi.
i. Hananya sıradan bir kişiydi – bir elçi, bir peygamber, bir pastör, bir müjdeci, bir ihtiyar ya da bir diyakon değildi. Yine de Tanrı onu sıradan bir kişi olduğu için kullandı. Eğer bir elçi ya da tanınmış bir kişi Saul’a hizmet etseydi, insanlar Pavlus’un müjdeyi İsa’dan değil, bir insandan aldığını söyleyebilirdi. Aynı şekilde, Tanrı’nın bir İsa öğrencisini kullanması gerekir – onlardan yapmasını istediği özel bir iş var.
ii. Teorik olarak baktığımızda, Tanrı’nın Saul’un yaşamındaki bu iş için Hananya gibi bir kişi kullanması hiç de gerekli değildi. Sadece bir İsa öğrencisi olduğundan dolayı, Tanrı’nın Hananya’yı kullandığını söyleyebiliriz çünkü Tanrı insanları kullanmayı sever ve Hananya hizmet etmeye istekli bir hizmetkardı. Hananya, Saul’un, “Rab, benden ne yapmamı istiyorsun?” diye sorduğu (Elçilerin İşleri 9:6) sorusuna kendi yaşam tarzıyla yanıt verdi.
b. Bir görümde Rab ona… seslendi: Tanrı, Hananya’yla, Saul’la konuştuğundan tamamen farklı bir şekilde konuştu. Saul, Tanrı’dan gelen sarsıcı, neredeyse şiddetli bir yüzleşme yaşadı ama Hananya Tanrı’nın sesini bir görümde tatlı bir şekilde duydu, Tanrı çağırdı ve Hananya itaatle karşılık verdi. “Buradayım, ya Rab” demek, Tanrı’ya verilen mükemmel bir yanıttır.
i. Saul gibi insanların Tanrı’nın sözünü ilk başta direnç göstererek ve sorgulayarak kabul etmelerine şaşırmamalıyız. Ama İsa’nın öğrencilerinin, Hananya gibi Tanrı’nın sözünü kabul etmelerini beklemeliyiz.
ii. Hananya’nın durumunda Tanrı’dan gelen görüm özeldi. Tanrı ona şunları söyledi:
·Belli bir sokak (Doğru Sokak denilen sokak).
·Belli bir ev (Yahuda’nın evi).
·Belli bir kişi (Saul adında Tarsuslu biri).
·Bu kişinin yaptığı belli bir şey (şu anda orada dua ediyor).
·Adamın gördüğü belli bir görüm (Görümünde yanına Hananya adlı birinin geldiğini görmüştür).
Bu konularda netlik gerekli ve önemliydi çünkü Tanrı Hananya’dan büyük zulümcü Saul’la buluşarak cesur ve tehlikeli bir şey yapmasını istedi. Yol boyunca Tanrı’nın kendisine rehberlik ettiğini doğrulamaya ihtiyacı vardı ve Tanrı bunu doğrulayabilmesi için ona imkanlar verdi.
c. Kalk… git: Tanrı’nın Hananya’ya verdiği talimatlar açıktı ama ilginç bir şekilde Tanrı Hananya’ya Saul’un görümünü Hananya’nın kendi görümünde anlattı.
d. Şu anda orada dua ediyor: Bu sözler, İsa’nın öğrencilerine zulmetmekle ünlenmiş bu adamın yüreğinde gerçek bir değişim gerçekleştiğini gösteriyordu. Saul’un daha önce hiç gerçek anlamda dua etmediği söylenebilir; o sadece resmi duaları tekrarlıyordu. Bundan önce:
·Duaları ruhsal olmaktan çok ezber dualardı.
·İsa’yı aracı olarak kullanarak hiç dua etmemişti.
·İsa’nın adıyla hiç dua etmemişti.
·Tanrı’ya yakın, alçakgönüllü bir yürekle dua etmemişti.
Saul pek çok dua etmişti ama hiçbir zaman gerçekten dua etmemişti.
2. (13-16) Tanrı, Hananya’nın itirazlarının üstesinden geliyor.
Hananya şöyle karşılık verdi: “Ya Rab, birçoklarının bu adam hakkında neler anlattıklarını duydum. Yeruşalim’de senin kutsallarına nice kötülük yapmış! Burada da senin adını anan herkesi tutuklamak için başkâhinlerden yetki almıştır.”
Rab ona, “Git!” dedi. “Bu adam, benim adımı öteki uluslara, krallara ve İsrailoğulları’na duyurmak üzere seçilmiş bir aracımdır. Benim adım uğruna ne kadar sıkıntı çekmesi gerekeceğini ona göstereceğim.”
a. Ya Rab, birçoklarının bu adam hakkında neler anlattıklarını duydum: Hananya, Tarsuslu Saul adındaki bu öfkeli ve vahşi zalimin Yeruşalim’den yola çıktığını duymuştu. Şam’daki öğrenciler yaklaşan zulüm için endişeyle hazırlanıyor olmalıydılar.
b. Birçoklarının bu adam hakkında neler anlattıklarını duydum… nice kötülük yapmış: Hananya’nın itirazları tamamen mantıklı ve sağlam temellere dayanıyordu. Bununla birlikte, Tanrı’nın bir yönlendirişe ya da en iyi ihtimalle bir öğüde ihtiyacı olduğunu varsayıyorlardı. Hananya neredeyse, “Tanrım, bu Saul’un nasıl biri olduğunu biliyor musun?” diye sormak üzereydi.
i. Aslında Hananya, Saul’un aldığı görev hakkında çok şey biliyordu (Yeruşalim’de senin kutsallarına nice kötülük yapmış! Burada da senin adını anan herkesi tutuklamak için başkâhinlerden yetki almıştır). Görünüşe göre bu geniş bir kesim tarafından biliniyordu.
c. Bu adam, benim adımı… duyurmak üzere seçilmiş bir aracımdır: Tanrı Saul’un yaşamına bir çağrı yapmıştı. O sırada Tanrı bu çağrıyı Saul’a henüz açıklamamıştı. Önce Hananya’ya söylemiş gibi görünüyor.
i. Tanrı, Saul’da seçilmeye değer bir şey ortaya çıkmadan çok önce Saul’u seçilmiş bir aracı olarak görüyordu. Saul ya da Hananya bilmese bile, Tanrı Saul’dan ne ortaya çıkarabileceğini biliyordu.
d. Bu adam, benim adımı öteki uluslara, krallara ve İsrailoğulları’na duyurmak üzere: Bu sözler, Hananya’nın yakında tanışacağı, darbelerle yıkılmış, gözleri kararmış, acıyla örselenmiş adamın çağrısını ve gelecekteki işini ana hatlarıyla açıklar. Tanrı, Kendisinin kim olduğunu ve yaptıklarını (Benim adımı) öteki uluslara, krallara ve İsrailoğulları’na duyurmak için onu çağırdı.
i. Böylesine beklenmedik bir kişi için böylesine büyük bir çağrı verilince, Hananya’nın biraz inançsızlık duymasını yadırgamayız.
e. Benim adım uğruna ne kadar sıkıntı çekmesi gerekeceğini ona göstereceğim: Bu sözler, Tanrı’nın Saul’un hayatına yerleştirdiği yüce çağrıyı daha da sarsıcı ve düşündürücü kılan bir unsurdu. Saul ayrıcalıklı bir yaşamı bırakıp daha yüce ama çok acı çekeceği bir çağrıya kucak açacaktı.
3. (17-19) Hananya dua ediyor ve Saul iyileşip Kutsal Ruh’u alıyor.
Bunun üzerine Hananya gitti, eve girdi ve ellerini Saul’un üzerine koydu. “Saul kardeş” dedi, “Sen buraya gelirken yolda sana görünen Rab, yani İsa, gözlerin açılsın ve Kutsal Ruh’la dolasın diye beni yolladı.” O anda Saul’un gözlerinden balık pulunu andıran şeyler düştü. Saul yeniden görmeye başladı. Kalkıp vaftiz oldu. Sonra yemek yiyip kuvvet buldu. Saul birkaç gün Şam’daki öğrencilerin yanında kaldı.
a. Hananya gitti, eve girdi: Bu eylem büyük bir cesaret gerektiriyordu. O zamandan bu yana geçen yüzyıllar boyunca Hristiyanlar, İsa’nın izleyicilerinin arasına sızmak amacıyla sahte iman ikrarında bulunanlarla uğraşmak zorunda kaldılar. Hananya böyle bir korkunun ya da şüphenin üstesinden gelmek zorundaydı.
b. Ellerini Saul’un üzerine koydu. “Saul kardeş” dedi: Ellerini koyma eylemi ve “Saul Kardeş” sözü Tanrı’nın sevgisini güçlü bir şekilde ona iletti. Gözleri kapalı olan Saul, Hananya’nın yüzündeki sevgiyi göremiyordu, bu yüzden Hananya sevgisini dokunuşuyla ve sesiyle iletti.
c. Kutsal Ruh’la dolasın: Saul’un gerçekten yeniden doğduğu zaman bu zamanmış gibi görünüyor. Burada Kutsal Ruh’u aldı ve fiziksel olduğu kadar ruhsal bir körlük olan gözlerinin görememesi halinden iyileşti.
i. Dolasın: Tanrı Saul’u kırmak için etkili bir iş yaptı ama niyeti onu kırılmış halde bırakmak değildi. Tanrı Saul’u kırmak istedi, böylece onu doldurabilecek ve dolu olarak devam etmesini sağlayabilecekti.
ii. “Saul’un genellikle Şam yolunda iman ettiği söylenir. Kesin konuşmak gerekirse, gerçek bu değildir. Onun dönüşümü yasayla karşılaştığında başladı ancak müjde imanla onun yüreğine girene dek tamamlanmadı ve bu, Şam yolunda değil, Şam’da olduğu sırada gerçekleşti.” (Lenski)
d. Saul yeniden görmeye başladı. Kalkıp vaftiz oldu: Saul hem fiziksel hem de ruhsal olarak görebildiğinde, hemen vaftiz edilerek İsa’yla ve İsa’nın öğrencileriyle özdeşleşmek istedi.
i. Hananya’nın Saul’a vaftizden söz ettiği aktarılmıyor. Belki söylemiş de olabilir ama Saul’un Hristiyan vaftizlerini (Pentikost’ta olduğu gibi, Elçilerin İşleri 2:41) görmüş olması da aynı derecede olasıdır (hatta daha olasıdır). Özellikle Hananya’yı beklediği süre boyunca Tanrı Saul’la birçok şey hakkında doğrudan konuşmuştur, hatta gelip onun için dua edecek ve kendisine yeniden görme yetisi kazandıracak adamın adı da buna dahildir (Elçilerin İşleri 9:12).
e. Sonra yemek yiyip kuvvet buldu: Saul hemen hem fiziksel hem de ruhsal olarak güçlenmeye başladı. Tanrı her iki ihtiyaç alanıyla da ilgileniyordu.
f. Saul birkaç gün Şam’daki öğrencilerin yanında kaldı: Saul artık İsa’nın öğrencileri arasında sayılıyordu ve daha önce hapsetmeye ya da öldürmeye çalıştığı kişilerle arkadaş olmuştu. Bu, ondaki dönüşümün olağanüstü ve radikal doğasını gösterir.
i. Pavlus kendi dönüşüm deneyimini tüm imanlılar için bir örnek olarak görmüştür: Bir zamanlar O’na küfreden, zalim ve küstah biri olduğum halde bana merhamet edildi. Çünkü ne yaptıysam bilgisizlikten ve imansızlıktan yaptım… Ama Mesih İsa, kendisine iman edip sonsuz yaşama kavuşacak olanlara örnek olayım diye sınırsız sabrını öncelikle bende sergilemek için bana merhamet etti (1 Timoteos 1:13,16).
ii. Eğer Pavlus’un imana gelmesi bir örnekse, o zaman biz de onun deneyimlerini paylaşabiliriz. Öncelikle Tanrı, Kendisiyle yüz yüze kalmamızı sağlamalıdır, İsa bizi günahlarımızla ve O’na karşı isyanımızla, hatta cahillikle işlediğimiz günahlarla yüzleştirmelidir. Sonra ise O’na iman ettiğimizde, içimizde sadece O’nun yapabileceği işi alçakgönüllülükle beklemeliyiz.
iii. Saul’un imana gelmesi bize kurtuluşun özünde Tanrı’nın içimizde yaptığı bir şey olduğunu hatırlatır. Bizim yaptıklarımız sadece Tanrı’nın içimizdeki işine bir yanıttır.
iv. Saul’un imana gelmesi bize şunu hatırlatır: Tanrı, Kendisini hiç de aramıyor gibi görünen kişileri bulur. Tanrı’nın Saul’a nasıl ulaştığını görmek, Tanrı’nın Kendisinden çok uzak olduğunu düşündüğümüz insanlara da ulaşabileceğine inanmamız konusunda bizi cesaretlendirir. Çok sıklıkla bazı insanlardan ümidimizi keseriz ve onların İsa’ya hiç gelmeyeceklerini düşünürüz ama Saul örneği Tanrı’nın herkese ulaşabileceğini gösterir.
v. Saul’un imana gelmesi, Tanrı’nın ailesinin önemini göstermek dışında, gerçekten gerekli olmadıkları zamanlarda bile Tanrı’nın insanların imana gelmesi konusunda beraber çalışacak kişiler aradığını hatırlatır.
vi. Saul’un imana gelmesi Tanrı’nın önünde kırılmış olmamızın yeterli olmadığını hatırlatır ancak bu kırılma gereklidir. Tanrı kırılmamızı bizi sadece doldurmak için bir başlangıç olarak kullanmak ister.
C. Saul’un Şam’daki ve Yeruşalim’deki ilk hizmeti.
1. (20-22) Saul Şam’da güçlü bir şekilde vaaz ediyor.
Havralarda İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğunu hemen duyurmaya başladı. Onu duyanların hepsi şaşkına döndü. “Yeruşalim’de bu adı ananları kırıp geçiren adam bu değil mi? Buraya da, öylelerini tutuklayıp başkâhinlere götürmek amacıyla gelmedi mi?” diyorlardı. Saul ise günden güne güçleniyordu. İsa’nın Mesih olduğuna dair kanıtlar göstererek Şam’da yaşayan Yahudiler’i şaşkına çeviriyordu.
a. Havralarda… hemen duyurmaya başladı: Havra geleneklerinde, yetenekli herhangi bir Yahudi’nin Kutsal Yazılar hakkında konuşmak üzere davet edilmesi vardı. Saul büyük haham Gamaliel’in iyi bir öğrencisi olduğu için bu gelenekten faydalandı. Bu fırsattan hemen yararlandı.
b. İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğunu: Saul’un mesajı tamamen İsa hakkındaydı. Onların İsa’yı gerçek anlamda tanımaları gerektiğini, İsa’yı Tanrı’nın Oğlu olarak tanımaları gerektiğini biliyordu.
i. Birçok insan, İsa’ya Tanrı’nın Oğlu dendiğinde, bu ifadenin İsa’nın Tanrı olmadığını, Tanrı’dan daha düşük bir seviyede olduğunu söylemenin bir yolu olduğunu düşünür – sadece “Tanrı’nın oğlu”, o kadar. Ancak İsa’nın zamanında herkes bu unvanın ne anlama geldiğini biliyordu. Bir şeyin “oğlu” olarak adlandırılmak, o şeyle ya da o kişiyle tamamen özdeşleştiğiniz ve o kişinin kimliğinin sizin kimliğiniz olduğu anlamına geliyordu. İsa Kendisine Tanrı’nın Oğlu dediğinde ve başkaları da O’na böyle seslendiğinde, bu O’nun tanrılığına dair açık bir iddia olarak anlaşılıyordu.
ii. Aslında İsa, Kendisi için Tanrı’nın Oğlu ifadesini kullandığı iki olayda da Kendisini Tanrı olarak adlandırmakla, Tanrı’ya küfretmekle suçlanmıştı (Yuhanna 5:17-18, Matta 26:63-65). İsa Kendisi için Tanrı’nın Oğlu dediğinde herkes Onun ne demek istediğini biliyordu; Saul da İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğunu duyurduğunda herkes onun ne demek istediğini biliyordu.
iii. İsa’nın, Tanrı’nın Oğlu olduğunu duyurmak aynı zamanda O’nun yaşamının mükemmelliğini ve özellikle de çarmıhta bizim için yaptıklarını duyurmaktır. Tanrı’nın bizi İsa’nın işi aracılığıyla nasıl kurtardığını duyurmaktır.
c. Bu adı ananları kırıp geçiren adam bu değil mi: İnsanlar Saul’un imana gelmesine gerçekten hayret etmişlerdi; İsa’nın bir hayatı ne kadar güçlü bir şekilde değiştirebileceğine inanmak zordu. Yıllar sonra Pavlus’un kendisi şöyle yazacaktı: Bir kimse Mesih’teyse, yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur (2 Korintliler 5:17). Pavlus bu ayeti yazmadan çok önce bizzat yaşamıştı.
d. Saul ise günden güne güçleniyordu: Saul’un iman ettikten hemen sonra Tanrı için çalışmaya başlaması bizi şaşırtmamalıdır. Genellikle Rab’be hizmet etmek ve özellikle de başkalarına İsa’yı anlatmak için en uygun zaman budur. Yeni iman ettiğimizde, İsa’yı henüz tanımayan insanların nasıl düşündüğünü hala anlayabiliriz.
i. Genç Hristiyanların kilisede aceleyle yetkili konumlara getirilmemesi gerektiği doğrudur (1 Timoteos 3:6) ancak Tanrı’ya hizmet etmek ve insanlara İsa’yı anlatmak için yetkili bir konuma ihtiyacınız yoktur.
ii. Saul’un Rab’be hizmet etmeye istekli olması, günden güne güçlenmesine katkıda bulunan bir faktördü. Başkalarına hizmet etmeye çalıştıkça, Tanrı bize daha fazla güç verir.
e. İsa’nın Mesih olduğuna dair kanıtlar göstererek: Eski Antlaşma konusunda bir uzman olan Saul, İsa’nın, İbranice Kutsal Yazılar’da vaat edilen Mesih olduğunu rahatlıkla görebiliyordu.
2. (23-25) Saul’un Şam’dan kaçışı.
Aradan günler geçti. Yahudiler Saul’u öldürmek için bir düzen kurdular. Ne var ki, kurdukları düzenle ilgili haber Saul’a ulaştı. Yahudiler onu öldürmek için gece gündüz kentin kapılarını gözlüyorlardı. Ama Saul’un öğrencileri geceleyin kendisini aldılar, kentin surlarından sarkıttıkları bir küfe içinde aşağı indirdiler.
a. Aradan günler geçti: Galatyalılar 1:13-18’de Pavlus, bu günler boyunca neler olduğu hakkında daha fazla bilgi verir. Bir süreliğine Arabistan’a gittiğini ve sonra Şam’a döndüğünü anlatır. Şam’a döndükten sonra Yeruşalim’e gitmiştir. Pavlus, Şam’da ve Arabistan’da toplam üç yıl geçirmişti (Galatyalılar 1:18); gerçekten de bu dönem zarfında aradanpek çok gün geçmişti.
i. 2 Korintliler 11:32-33’te Pavlus bu olaya değinir ve bunun kral Aretas döneminde gerçekleştiğini söyler. Bu da Şam’dan kaçışın M.S. 37 ile 39 yılları arasında gerçekleştiği anlamına gelir. Dolayısıyla, Galatyalılar 1:18’de bahsedilen üç yılı ve bu olayın bu üç yılın sonunda gerçekleştiğini göz önünde bulundurursak, Pavlus’un M.S. 34 ile 36 yılları arasında imana geldiğini tahmin edebiliriz.
b. Yahudiler Saul’u öldürmek için bir düzen kurdular: Bu aslında Rab’bin, Elçilerin İşleri 9:16’da sözünü ettiği, benim adım uğruna çekeceği birçok sıkıntının başlangıcıydı. Saul artık zulmeden değil, zulme uğrayandı.
c. Ne var ki, kurdukları düzenle ilgili haber Saul’a ulaştı: Eğer Saul artık imanı yüzünden zulüm görmenin ne demek olduğunu biliyorsa, Tanrı’nın kudretli kurtarışını da biliyordu. Saul, Tanrı’nın önünde hizmeti tamamlanıncaya dek ilahi korumadan yararlandı.
d. Ama Saul’un öğrencileri geceleyin kendisini aldılar, kentin surlarından sarkıttıkları bir küfe içinde aşağı indirdiler: Saul gerçekten de zulmün ortasında ilahi korumayı biliyordu ama aynı zamanda Tanrı’nın kurtarışının genellikle alçakgönüllü şekillerde geldiğini de öğrendi. Bir küfe içinde saklanıp da geceleyin bir kentten gizlice çıkmanın zafer olarak adlandırılabilecek bir yanı yoktur.
i. “Bu, Pavlus için birçok kaçış olayının başlangıcıydı ve bazen tam olarak kaçamadı. Bazen onu yakaladılar, hapsettiler, dövdüler. Gerçekten de İsa uğruna pek çok şeye katlanmak zorunda kaldı.” (Boice)
3. (26-30) Saul, Yeruşalim’deki Hristiyanlar’la birlikte.
Saul Yeruşalim’e varınca oradaki öğrencilere katılmaya çalıştı. Ama hepsi ondan korkuyor, İsa’nın öğrencisi olduğuna inanamıyorlardı. O zaman Barnaba onu alıp elçilere götürdü. Onlara, Saul’un Şam yolunda Rab’bi nasıl gördüğünü, Rab’bin de onunla konuştuğunu, Şam’da ise onun İsa adını nasıl korkusuzca duyurduğunu anlattı. Böylelikle Saul, Yeruşalim’de girip çıktıkları her yerde öğrencilerle birlikte bulunarak Rab’bin adını korkusuzca duyurmaya başladı. Dili Grekçe olan Yahudiler’le konuşup tartışıyordu. Ama onlar onu öldürmeyi tasarlıyorlardı. Kardeşler bunu öğrenince onu Sezariye’ye götürüp oradan Tarsus’a yolladılar.
a. Öğrencilere katılmaya çalıştı. Ama hepsi ondan korkuyor: Yeruşalim’deki Hristiyanlar’ın, Saul’un iman etmesinden üç yıl sonra bile ondan bu denli kuşkulanmaları garip görünüyor. Belki de Saul’un ayrıntılı ve geniş bir komplonun parçası olduğunu düşünüyorlardı; belki de neden bir süreliğine Arabistan’a tek başına gittiğini merak ediyorlardı; ya da muhtemelen kendi gözleriyle görmeden böylesine çarpıcı bir imana geliş deneyimini benimsemekte isteksizdiler. En yalın haliyle, onun İsa’nın öğrencisi olduğuna inanamıyorlardı.
i. Böyle bir noktada bazı insanlar İsa Mesih’e sırtını dönebilir. Şöyle diyebilirler: “Üç yıldır Rab’be hizmet ediyorum, İsa Mesih’i duyuruyorum, suikast girişimlerine ve ölüm tehditlerine katlanıyorum. Hala beni bir Hristiyan olarak kabul etmek istemiyor musunuz? İsa’nın sevgisi bu mu? Geç bunları!”
ii. Ama Saul’un yüreğinde İsa’ya ve İsa’nın izleyicilerine karşı büyük bir sevgi vardı. Kuşkusuz bu ona acı veriyordu ama Yeruşalim’deki öğrencilerin Saul’un öldürdüğü ve zulmettiği Hristiyanları hatırladıklarını biliyordu. Eğer Yeruşalim’deki öğrencilerin sevgisi biraz eksikse, Saul bunu telafi etmek için biraz daha fazla sevgi gösterdi.
b. O zaman Barnaba onu alıp elçilere götürdü: İnsanları sade bir dostlukla Tanrı’nın ailesine kabul eden Hananya ve Barnaba gibi insanlar için Tanrı’ya şükürler olsun.
i. Barnaba Saul’a sadece İsa’nın sevgisini gösterdi; ve Pavlus’un daha sonra yazacağı gibi, sevgi her şeye inanır (1 Korintliler 13:7).
c. Böylelikle Saul, Yeruşalim’de girip çıktıkları her yerde öğrencilerle birlikte bulunarak: Galatyalılar 1:18’de Pavlus, Yeruşalim’e yaptığı bu ilk yolculukta Petrus’la birlikte on beş gün kaldığını yazar. Ayrıca hiçbir zaman tüm elçilerle görüşmediğini, sadece Petrus ve İsa’nın kardeşi Yakup’la görüştüğünü yazmıştır.
i. Yeruşalim’de elçilerle geçirdiği bu zaman önemliydi çünkü bu zaman Saul’un sonunda ve kesinlikle İsa’nın takipçileri ailesine kabul edilmesini sağladı. Ancak Pavlus, müjdeyi diğer elçilerden almadığını açıkça göstermek için Yeruşalim’deki elçilerle geçirdiği zamanın sınırlı olduğuna dikkat çekmiştir. Hiç kuşkusuz o dönemden bereketlenmiş ve yararlanmış olsa da mesajını Şam yolunda İsa’dan doğrudan vahiy yoluyla almıştır. Luka, Saul’un elçilerle konuşurken, Rab’bi nasıl gördüğünü, Rab’bin de onunla konuştuğunu anlattığını yazarken bunu ima etmiştir. Elçiler, Saul’un ve kendilerinin, İsa’dan aynı mesajı almış olmalarına hiç kuşkusuz sevinmişlerdi.
d. Rab’bin adını korkusuzca duyurmaya başladı… ama onlar onu öldürmeyi tasarlıyorlardı: Saul yine zulüm ve suikast girişimleriyle karşılaştı. Bu onun yaşamında tekrarlanan bir döngü haline geldi.
i. Saul’un imana gelme öyküsü, İsa’yı izleyenlere zulmetmek için Yeruşalim’den yola çıkmasıyla başlar. Zulüm gören bir İsa izleyicisi olarak Yeruşalim’den yola çıkmasıyla sona erer.
e. Onu Sezariye’ye götürüp oradan Tarsus’a yolladılar: Yeruşalim’deki Hristiyanlar kendi güvenlikleri için onu Tarsus’a yolladılar. Antakya’daki kiliseden bir müjdeci olarak gönderilip tekrar önemli bir hizmete başlamadan önce Saul’un yaşamında, 8 ile 12 yıl arasında bir süre geçti. O dönemde Saul’a el uzatan, onu hatırlayan ve seven kişi Barnaba olacaktı.
i. O, genç, başarılı, durmak bilmeyen haham Tarsuslu Saul’du. Sonra Zulmeden Saul oldu; sonra Kör Saul oldu. İmana gelen Saul ve sonra da Müjdeyi duyuran Saul oldu. Yine de Elçi Pavlus olmadan önce, 8 ila 12 yıl arasında bir süreyi meçhul Saul olarak geçirdi. Bunlar boşa geçen yıllar değildi; iyi ve gerekli yıllardı.
ii. Tarsus, mükemmel bir limana ve ticaret yollarında stratejik bir konuma sahip, antik dünyanın en büyük kentlerinden biriydi. Akdeniz dünyasının üç büyük eğitim kentinden biri olarak özellikle bir üniversite kenti olarak biliniyordu. “Strabon, Tarsus üniversitesinin bazı açılardan Atina ve İskenderiye üniversitelerini bile geride bıraktığından söz eder (Geography 14.5.13). Özellikle Stoacı felsefenin merkezi olarak önemli bir kentti.” (Williams)
4. (31) Bütün bölgedeki kiliselerin sağlığı.
Bütün Yahudiye, Celile ve Samiriye’deki inanlılar topluluğu esenliğe kavuştu. Gelişen ve Rab korkusu içinde yaşayan topluluk Kutsal Ruh’un yardımıyla sayıca büyüyordu.
a. Bütün Yahudiye, Celile ve Samiriye’deki inanlılar topluluğu: Elçilerin İşleri 9, gayretli bir adamın, Rab’bin öğrencilerine karşı hâlâ tehdit ve ölüm solumasıyla başladı (Elçilerin İşleri 9:1). Ancak Tanrı bu korkunç tehdidi büyük bir berekete dönüştürmeyi fazlasıyla mümkün kıldı. Şimdi Luka, Tanrı’nın işinin sadece devam etmekle kalmadığını ama aynı zamanda Tanrı’nın işine karşı çıkan büyük muhalefete rağmen Tanrı’nın işinin son derece güçlü olduğunu göstermektedir.
b. Celile: Elçilerin İşleri Kitabı, Celile’de kiliseler kurulması hakkında hiçbir şey söylemez. Bu kiliseleri kimin başlattığını, nasıl yaptıklarını ya da bu genç kiliselerde gerçekleşen Tanrı’nın büyük işlerini bilmiyoruz. Bu durum bize, Elçilerin İşleri Kitabı’nın, Tanrı’nın bu dönemde yaptıklarının sadece birkısmını anlatan bir tarih anlatısı olduğunu hatırlatır.
c. İnanlılar topluluğu esenliğe kavuştu: Bu ifade, tüm zulmün sona erdiği anlamına gelmez; tersine, zulmün ortasında esenliğe sahip oldukları anlamına gelir.
i. Elçilerin İşleri 9:31’in sonunda, Elçilerin İşleri ve Roma İmparatorluğu’ndaki olaylarla ilgili önemli bir tarihsel kavşağa ulaşırız. M.S. 37 yılında Kayafa’nın yerine başkahin olarak önce Yonatan, sonra da Teofilos gelir. Aynı yıl Caligula, Roma İmparatoru olarak Tiberius’un yerine geçmiştir. Caligula, Yahudilere karşı şiddetli bir düşmanlık besliyordu ve dört yıl sonra bir suikast sonucu öldürüldü.
d. Gelişen… topluluk: Gelişmek sözcüğü bina edilmek anlamına gelir. Kiliseler sayı ve güç olarak artıyordu.
e. Rab korkusu içinde yaşayan topluluk Kutsal Ruh’un yardımıyla sayıca büyüyordu: Tanrı’nın halkı ne zaman Rab korkusu ve Kutsal Ruh’un yardımı içinde yaşarsa, sayıca büyümelerini de bekleyebiliriz.
i. Rab korkusu… Kutsal Ruh’un yardımı: Hristiyan yaşayışında bunların her birine ihtiyaç vardır. Bir İsa öğrencisi, herhangi bir an, Rab korkusuna ya da Kutsal Ruh’un yardımına daha çok ihtiyaç duyabilir. Tanrı çoğu zaman rahat içerisinde olanın acı çekmesini (Rab korkusu kazanmasını) ve acı çekenin de rahatlamasını (Kutsal Ruh’un yardımını) ister.
ii. Kutsal Ruh’un yardımıyla: Pierson burada yardım olarak çevrilen sözcüğün, esasen Yuhanna 14:16’da Yardımcı ya da Tesellici olarak çevrilen sözcükle (paraklesis) aynı sözcük olduğuna dikkat çeker.
iii. “Günümüz kilisesinin, Ruh’un bu paraklesisinin içerdiği bereketin ne kadar paha biçilemez olduğu konusunda çok az ya da hiç kavrayışa sahip olmadığı zaten çok açık değil mi? Peki ya bu ders tekrar öğrenilebilseydi? Kilise iç çekişmelerden, bölünmelerden, sapkınlık ve hizipleşmelerden ne kadar ‘huzura’ kavuşurdu! En yüce kutsal iman üzerine ‘inşa edilmek’ ne büyük bir terbiye! ‘Rab korkusunda yürüme’, hızlı bir şekilde çoğalma ve dünya çapında bir müjdeleme ne kadar kutsal! Şu anda kilise yaşamımızı lanetleyen ya da tehdit eden hiçbir kötülük yoktur ki, bu ‘Kutsal Ruh’un tesellisi’ ona çare olmasın ve ortadan kaldırmasın.” (Pierson)
D. Tanrı elçi Petrus aracılığıyla mucizeler yaratıyor.
1. (32-35) Petrus Lidda’da Eneas’ı iyileştiriyor.
Bu arada her tarafı dolaşan Petrus, Lidda’da yaşayan kutsallara da uğradı. Orada Eneas adında birine rastladı. Eneas felçliydi. Sekiz yıldan beri yatalaktı. Petrus ona, “Eneas, İsa Mesih seni iyileştiriyor” dedi. “Kalk, yatağını topla.” Eneas hemen ayağa kalktı. Lidda ve Şaron’da yaşayan herkes onu gördü ve Rab’be döndü.
a. Her tarafı dolaşan Petrus: Elçilerin Yeruşalim’de kalması ve hizmete ihtiyacı olanların uzaktan onlara gelmesi şeklindeki önceki model (Elçilerin İşleri 5:16’da yansıtıldığı gibi) artık değişmiştir. Petrus, Yeruşalim’den Lidda’ya kadar 35 mil (55 kilometre) yol kat ederek hizmet etmek için ülkenin her tarafını dolaşmıştır.
i. Lidda, Tel Aviv’in dışındaki Ben Gurion Havaalanı’nın bulunduğu bugünkü Lod yakınlarındadır.
b. Orada Eneas adında birine rastladı: Petrus, Tanrı’nın bir mucize aracılığıyla iyileştirmek istediği muhtaç bir adamla karşılaştı. Petrus, İsa adıyla insanlara hizmet ederken onu buldu. Ülkenin her tarafını dolaşan Petrus gibi olursak, biz de Tanrı’nın mucizevi gücü için fırsatlar bulacağız.
c. Eneas, İsa Mesih seni iyileştiriyor: Petrus şifa verenin kim olduğunu açıkça belirtti – İsa Mesih. Petrus sadece İsa’nın aracısıydı. İsa, İsa’nın gücüyle şifa verdi ama Petrus Petrus’un gücüyle şifa veremedi. Petrus yalnızca İsa’nın gücüne güveniyordu.
i. Petrus, “Kalk, yatağını topla” sözleriyle, belki de bilinçli olarak İsa’nın Markos 2:10-12’de felçli adama şifa verirken söylediği sözleri taklit ediyordu.
d. Lidda ve Şaron’da yaşayan herkes onu gördü ve Rab’be döndü: Eneas’ın mucizevi bir şekilde iyileşmesi birçok insanın Rab’be dönmesini sağladı – büyük olasılıkla Petrus’un onlara müjdeyi vaaz etmesinin sonucu olarak.
2. (36-38) Yafa’lı Ceylan öldü.
Yafa’da, İsa öğrencisi olan Tabita adında bir kadın vardı. Tabita, ceylan anlamına gelir. Bu kadın her zaman iyilik yapıp yoksullara yardım ederdi. O günlerde hastalanıp öldü. Ölüsünü yıkayıp üst kattaki odaya koydular. Lidda Yafa’ya yakın olduğundan, Petrus’un Lidda’da bulunduğunu duyan öğrenciler ona iki kişi yollayıp, “Vakit kaybetmeden yanımıza gel” diye yalvardılar.
a. Tabita, ceylan anlamına gelir: Ceylan ve Tabita adlarının her ikisi de “ceylan” anlamına gelir. Bu kadın Yafa’daki Hristiyan topluluğunun sevilen bir üyesiydi çünkü her zaman iyilik yapıp yoksullara yardım ederdi.
i. Luka, Tabita’nın her zaman iyilik yapıp yoksullara yardım ettiğini belirtmiştir. Bazı insanlar iyilik yapıp yoksullara yardım eder ama sadece zihinleri ve yürekleri iyilik yapma isteğiyle doludur. Bu kadın gibi bu iyilikleri gerçek anlamda yapmazlar. Bu yüzden Luka “bu kadın” diyerek vurgulamıştır.
b. “Vakit kaybetmeden yanımıza gel” diye yalvardılar: Tabita öldüğünde Petrus Yafa’da değildi. Yine de bulunduğu yer çok uzakta değildi ve Yafa’daki Hristiyanlar Tanrı’nın Petrus aracılığıyla yakınlardaki Lidda’da mucizevi şeyler yaptığını duymuşlardı. Petrus’a gelmesi için yalvardılar, belki de Ceylan’ın hâlâ hayatta olup olmadığını ya da yeni mi öldüğünü sordular.
3. (39-42) Ceylan ölümden diriliyor.
Petrus kalkıp onlarla birlikte gitti. Eve varınca onu üst kattaki odaya çıkardılar. Bütün dul kadınlar ağlayarak Petrus’un çevresinde toplandılar. Ona, Ceylan’ın kendileriyle birlikteyken diktiği entarilerle üstlükleri gösterdiler. Petrus, herkesi dışarı çıkarttı, diz çöküp dua etti. Sonra ölüye doğru dönerek, “Tabita, kalk” dedi. Kadın gözlerini açtı, Petrus’u görünce doğrulup oturdu. Petrus elini uzatarak onu ayağa kaldırdı. Sonra kutsallarla dul kadınları çağırdı, Ceylan’ı diri olarak onlara teslim etti. Bu olayın haberi bütün Yafa’ya yayıldı ve birçokları Rab’be inandı.
a. Petrus kalkıp onlarla birlikte gitti: Yafa’daki öğrenciler Lidda’da bulunan Petrus’a geldiklerinde, Petrus’un Tabita’ya yardım edeceği ya da en azından o yerdeki Hristiyan topluluğunun kederini atlatmasına yardımcı olacağı umuduyla gelmişlerdi.
i. Elçilerin İşleri Kitabı’nda ölü Hristiyanların tekrar hayata döndürülmesinin yaygın ya da halk arasında beklenen bir şey olduğuna dair hiçbir belirti yoktur. Bu mucize (ve Elçilerin İşleri’ndeki benzer birkaç mucize) sıradışı ve dikkat çekici oldukları için listelenmiştir.
b. Bütün dul kadınlar ağlayarak Petrus’un çevresinde toplandılar: Beklenti, Petrus’un bu Hristiyan dulları ve diğer imanlıları, Ceylan’ın ölümünden duydukları kederden dolayı teselli etmesi olabilir. Ancak Petrus, Markos 5:38-43’te İsa’nın gerçekleştirdiğini gördüğü şeyi yapmak için özel bir yönlendirme hissetti – Tanrı’nın, havra yöneticisinin kızı için yaptığını Tabita için de yapacağı beklentisiyle herkesi dışarı çıkarttı.
c. Tabita, kalk: Petrus, İsa’nın, Markos 5:38-43 (ya da Luka 8:50-56) ayetlerinde neler yaptığını açıkça hatırlıyor gibiydi. O şifa sırasında İsa, (orijinal dilde) “Talita kumi” demişti. Petrus burada “Tabita kumi” dedi. Petrus hizmet ederken İsa’nın sözlerini kafasının içinde duyabiliyordu.
i. Petrus basitçe İsa’nın yaptığını yapmaya çalıştı. İsa onun lideriydi. Petrus, Matta 16:22’de yaptığı gibi, İsa’ya çarmıha gitmemesini söyleyip İsa’yı yönlendirmeye çalışmıyordu. Artık Petrus, İsa’nın onu yönetmesine izin veriyordu.
d. Kadın gözlerini açtı, Petrus’u görünce doğrulup oturdu: Görünüşe göre Tabita ölümden dirilmişti. Ölüydü ve hayata geri döndü. Bunlar dikkat çekici, olağandışı mucizelerdir – ve olmuş ve hala olmaya devam eden şeylerdir (yine de bildirilen her olayı safça kabul etmemek akıllıca olacaktır).
i. Ceylan’ın diriltilmediğini, tekrar öleceği eski yaşamına geri döndürüldüğünü kendimize hatırlatmalıyız.
ii. Rab’bin Ceylan’ı diriltmesine rağmen, İstefanos’un (ve daha sonra Elçilerin İşleri 12:2’de Yakup’un) ölü kalması, Tanrı’nın bilinemez yollarını yansıtır. Sonuçta, İstefanos ve Yakup kilise için Ceylan’dan daha önemli görünüyorlardı. Yine de bu tür konularda her zaman Tanrı’nın daha büyük bilgeliğine ve bilgisine güvenmeliyiz.
iii. Ceylan kendi iyiliği için diriltilmedi. Diriltilmese cennetin tadını daha fazla çıkartabilirdi! Ceylan insanlara hizmet ettiği için diriltildi ve bu da bizim ölümden yaşama geçmemizle aynı nedendir (Yuhanna 5:24).
e. Sonra kutsallarla dul kadınları çağırdı: Elçilerin İşleri 9:32 ve 41 ayetlerinde, Lidda ve Yafa’daki kutsallardan söz edilir. Elçilerin İşleri’nde Hristiyanlar ilk kez bu ayetlerde kutsallar olarak adlandırılır. Kutsal Kitap, Hristiyanları kutsallar olarak adlandırdığında, süper mükemmel insanlardan değil, farklı insanlar olmasından söz eder. Kutsallar dünyanın genelinden ayrılırlar; ayırt edilecek şekilde farklıdırlar.
4. (43) Petrus bir derici olan Simun’un yanında kalıyor.
Petrus uzunca bir süre Yafa’da, Simun adında bir dericinin evinde kaldı.
a. Uzunca bir süre Yafa’da, Simun adında bir dericinin evinde kaldı: Bu cümle, o dönemde yaşayan bir Yahudi için biraz şaşırtıcı bir cümle olmalıydı. Yahudilerin yasa anlayışına göre, işi sık sık ölü hayvanlarla çalışmak olan biriyle herhangi bir ilişkide bulunmak kesinlikle yasaktı.
i. O dönemin yasalarına göre, bir dericinin işinden dolayı sürekli maruz kaldığı bu dini kirlilik nedeniyle bir köyün en az 75 feet (25 metre) dışında yaşaması gerekiyordu.
ii. “Dericilik mesleği öylesine hor görülürdü ki, bir kız bir dericiyle, onun bu mesleği icra ettiğini bilmeden nişanlanırsa, nişan geçersiz sayılırdı.” (Morgan)
b. Uzunca bir süre Yafa’da, Simun adında bir dericinin evinde kaldı: Bu sayede Petrus’un Yahudi geleneklerine ve dini kavramlara eskisinden daha az önem vermeye başladığını görüyoruz. Tanrı’nın Petrus’un yüreğinde yaptığı bu iş, bir sonraki bölümde Tanrı’nın Petrus’un hayatında yapacaklarına zemin hazırlamıştır.
©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik
