Elçilerin İşleri 7 – İstefanos’un Kurula Yanıtı
A. İbrahim’in zamanından itibaren İsrail halkının öyküsü.
1. (1) Başkahin, İstefanos’u konuşmaya davet ediyor.
Başkâhin, “Bu iddialar doğru mu?” diye sordu.
a. Başkâhin… sordu: Burada söz edilen başkahin büyük olasılıkla İsa’nın yargılanmasına başkanlık eden Kayafa’dır (Matta 26:57).
b. Bu iddialar doğru mu? Başkahin, İstefanos’u, Elçilerin İşleri 6:11-14’te kaydedilen suçlamalar ışığında kendisini savunmaya davet etti. İstefanos Musa’ya, Tanrı’ya, bu kutsal yere [tapınağa] ve yasaya karşı küfürlü sözler söylemekle suçlanıyordu. Ayrıca, onu, İsa’nın hem tapınağı hem de Musa tarafından verilen gelenekleri yok edeceğini söylemekle suçladılar.
i. İstefanos verdiği yanıtta, Eski Antlaşma tarihinin genel bir görünümünü sundu. İstefanos’un Yüksek Kurul’a Yahudi tarihinin bilmedikleri noktalarını anlattığını düşünmemeliyiz. Tersine İstefanos, onların Yahudi tarihindeki bazı şeyleri dikkate almamış olabileceklerini vurguladı: Tanrı’nın Kendisini asla tek bir yerle (tapınak gibi) sınırlamadığını ve Yahudi halkının Tanrı’nın kendilerine gönderdiklerini reddetme alışkanlığı olduğunu dile getirdi.
ii. Bu gerçekte bir savunma değildi. İstefanos kendini savunmakla ilgilenmiyordu. O sadece İsa hakkındaki gerçeği insanların anlayabileceği bir şekilde duyurmak istiyordu. “Görünüşe göre hiç özel bir savunma yapmıyor ya da kendisini suçlayanlara ve onların yalancı tanıklarına sözlerinin tek bir hecesinde bile yer vermiyordu ancak onları tamamen çürütüyor ve mümkün olan en etkili savunmayı yapıyordu.” (Lenski)
iii. “İstefanos… eski düzenin sona erdiğini ve yeni bir düzenin gelmekte olduğunu algılamış gibi görünmektedir. Bu durum özellikle tapınaktan bahsederken açıkça ortaya çıkmaktadır. Tapınak, Yahudiler tarafından el üstünde tutuluyordu. Ama artık yok olmaya mahkûmdu ve İstefanos bunu sezmiş görünüyor. Onun konuşması, Elçilerin İşleri’nin hemen bir sonraki bölümünde başlayacak olan Yahudi olmayanlara müjdeyi duyurmanın yolunu açan bir geçiş konuşmasıdır.” (Boice)
iv. “Böyle bir konuşma hiçbir şekilde Yüksek Kurul önünde aklanmasını sağlamaya yönelik bir konuşma değildi. Daha ziyade, Tanrı’nın belirlediği tapınma şekli olarak saf Hristiyanlığın bir savunusudur.” (Bruce)
2. (2-5) Tanrı’nın İbrahim’e verdiği vaat.
İstefanos şöyle karşılık verdi: “Kardeşler ve babalar, beni dinleyin. Atamız İbrahim daha Mezopotamya’dayken, Harran’a yerleşmeden önce, yüce Tanrı ona görünüp şöyle dedi: ‘Ülkeni, akrabalarını bırak, sana göstereceğim ülkeye git.’”
“Bunun üzerine İbrahim Kildaniler’in ülkesini bırakıp Harran’a yerleşti. Babasının ölümünden sonra da Tanrı onu oradan alıp şimdi sizin yaşadığınız bu ülkeye getirdi. Burada ona herhangi bir miras, bir karış toprak bile vermemişti. Ama İbrahim’in o sırada hiç çocuğu olmadığı halde, Tanrı bu ülkeyi mülk olarak ona ve ondan sonra gelecek torunlarına vereceğini vaat etti.”
a. Atamız İbrahim daha Mezopotamya’dayken… yüce Tanrı ona görünüp: İstefanos daha en başta, yüce Tanrı’nın, İbrahim henüz Vaat Edilmiş Topraklar’a gelmeden önce ona göründüğünü vurgulamıştır.
i. Yüce Tanrı’nın bu vahyi için tapınak sadece gereksiz olmakla kalmıyordu; Vaat Edilmiş Topraklar da gerekli değildi. Tanrı her ikisinden de – tapınaktan da Vaat Edilmiş Topraklar da – büyüktür ve bu da İstefanos’un nasıl tapınak aleyhinde konuşmakla suçlandığını açıklıyor. İstefanos savunma yapmıyordu; sadece açıklama yapıyordu.
ii. “Savunmasının ilk bölümünde tek bir konu vardı. İsrail’in Tanrısı, herhangi bir yerle sınırlı olmayan, bir yerden bir yere seyahat eden bir Tanrı’dır… Eğer yeryüzünde bir evi varsa, o da halkıyla birlikte yaşadığı yerdir.” (Stott)
iii. “Yani İbrahim Mezopotamya’dayken Tanrı, belki de yüzlerce kilometre ötedeki Siyon Dağı’ndan ona, ‘İbrahim, buraya gel. Filistin’e gelmeni istiyorum’ demiş değildi. Aksine Tanrı ona bulunduğu yerde, Mezopotamya’da tüm görkemiyle göründü.” (Boice)
b. Ülkeni, akrabalarını bırak, sana göstereceğim ülkeye git: Tanrı bunu İbrahim’e Mezopotamya’dayken söylemişti. Ancak İstefanos, İbrahim’in, Kenan ülkesine hemen gitmediğini (Harran’a yerleşmeden önce) ve akrabalarını hemen terk etmediğini (babası onunla birlikte Harran’a gelmişti) açıkladı.
i. İbrahim’in kısmi itaati Tanrı’nın vaadini ortadan kaldırmadı. Aksine bu söz, İbrahim, Rab’bin dediklerini yapmaya hazır olana dek vaadin askıya alındığı anlamına geliyordu. İbrahim, Harran’ı ve babasını geride bırakıp Tanrı’nın onun gitmesini istediği yere gidene dek vaadin gerçekleşmesi ilerlemedi.
ii. İbrahim kesinlikle bir iman devi olacak, hatta iman edenlerin babası olacaktır (Galatyalılar 3:7); yine de iman onun için o seviden başlamadı. İbrahim imanda ve itaatte büyüyüp gelişmenin bir örneğidir.
c. Ona herhangi bir miras… vermemişti… hiç çocuğu olmadığı halde: İbrahim’e hem toprak hem de soy vaat edilmişti ama her ikisinin de görünen bir kanıtı ortaya çıkmamıştı. Bunların gerçekleşmesi konusunda sadece Tanrı’ya güvenebilirdi.
i. İstefanos bu sözleriyle, Tanrı’yla bir tapınak ya da kurumsal dinin yapısı ve gelenekleri gibi dışsal araçlarıyla değil, imana dayalı bir ilişkiyi vurguluyordu.
ii. İbrahim, Kenan topraklarındayken bile göçebe bir yolcuydu. Tanrı’nın verdiği ya da vaat ettiği bereketleri putlaştırmadı. Bu sözler, İstefanos’un hitap ettiği dini liderlere yönelik bir azardı çünkü aralarından birçoğu yol yolcusu olmayı bırakmış, tapınağın ve ülkenin bereketlerini putlaştırmıştı.
3. (6-8) Tanrı İbrahim’i uyardı ve ona antlaşmayı verdi.
Tanrı şöyle dedi: ‘Senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. Dört yüz yıl köle olarak çalıştırılacak, baskı görecek. Ama ben kölelik edecekleri ulusu cezalandıracağım. Bundan sonra oradan çıkacak ve bana bu yerde tapınacaklar.’ Sonra Tanrı onunla, sünnete dayalı antlaşmayı yaptı. Böylelikle İbrahim, İshak’ın babası oldu ve onu sekiz günlükken sünnet etti. Ve İshak Yakup’un, Yakup da on iki büyük atamızın babası oldu.
a. Senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak… köle olarak çalıştırılacak, baskı görecek: Bu vaat, İbrahim ya da onun soyundan gelenler için kolay ya da hafif olmayacaktı. Buna rağmen Tanrı, İsrail’i esaret altına alan ulusu yargılayacağına söz verdi.
i. İstefanos burada, Tanrı’nın Kendi halkına nasıl bakacağını ve halkını nasıl koruyacağını bildiği fikrini öne sürmüştür. İstefanos’un güvendiği de buydu ve kurula da bu güvene sahip olma konusunda meydan okudu.
b. Tanrı onunla, sünnete dayalı antlaşmayı yaptı… İshak Yakup’un, Yakup da on iki büyük atamızın babası oldu: Sünnet İsrail için antlaşmanın işareti oldu ve antlaşma İbrahim’in bu torunları aracılığıyla aktarıldı.
4. (9-16) Tanrı’nın Yusuf aracılığıyla gösterdiği sadakat.
“Yusuf’u kıskanan atalarımız, onu köle olarak Mısır’a sattılar. Ama Tanrı onunlaydı ve onu bütün sıkıntılarından kurtardı. Ona bilgelik vererek Mısır Firavunu’nun gözüne girmesini sağladı. Firavun da onu Mısır ve bütün saray halkı üzerine yönetici atadı. “Sonra bütün Mısır ve Kenan ülkesini kıtlık vurdu, büyük sıkıntılar başladı. Atalarımız yiyecek bulamadılar. Mısır’da tahıl bulunduğunu duyan Yakup, atalarımızı oraya ilk yolculuklarına gönderdi. Mısır’a ikinci gelişlerinde Yusuf kardeşlerine kimliğini açıkladı. Firavun böylece Yusuf’un ailesini tanımış oldu. Yusuf haber yollayıp babası Yakup’u ve bütün akrabalarını, toplam yetmiş beş kişiyi çağırttı. Böylece Yakup Mısır’a gitti. Kendisi de atalarımız da orada öldüler. Kemikleri sonra Şekem’e getirilerek İbrahim’in Şekem’de Hamor oğullarından bir miktar gümüş karşılığında satın almış olduğu mezara konuldu
a. Tanrı onunlaydı: İstefanos bir kez daha Tanrı’nın ruhsal varlığını vurguladı, Tanrı’nın ruhsal varlığının her zaman Yusuf’la birlikte olduğunu söyledi. Yusuf’un Tanrı’ya yakın olmak için tapınağa gitmesine gerek yoktu – tapınak yoktu. Bunun yerine Tanrı her zaman onunlaydı.
b. Yusuf’u kıskanan atalarımız, onu… sattılar: İstefanos, Yusuf’un hayatından bahsetti çünkü Yusuf, İsa’nın bir resmidir; İsrail oğulları daha sonra kendileri için bir kurtarıcı (ve mümkün olan tek kurtarıcı) olacak olan Yusuf’u reddetmişlerdi.
c. Yetmiş beş kişi: Yaratılış 46:27’de İsrail ailesinin toplam 70 kişi olduğu söylenirken, Elçilerin İşleri 7:14’te İstefanos bu sayının 75 olduğunu söyler. İstefanos, Eski Antlaşma’nın 75 yazan Septuagint versiyonundan alıntı yapmıştır. Septuagint’teki sayı yanlış değildir, sadece farklı bir şekilde, özellikle Yusuf’un Mısır’da doğan beş oğlunu (ya da torununu) daha ekleyerek bu sayıya ulaşılmıştır.
d. İbrahim’in… satın almış olduğu mezar: İbrahim’in Kenan diyarında gerçekten sahip olduğu tek toprak bu mezarlıktı. Geri kalanı sadece imanla alınmıştı.
B. Musa’nın zamanından itibaren İsrail halkının öyküsü.
1. (17-22) Musa’nın yaşamının ilk dönemi.
“Tanrı’nın İbrahim’e verdiği sözün gerçekleşeceği zaman yaklaştığında, Mısır’daki halkımızın nüfusu bir hayli çoğalmıştı. Sonunda Yusuf hakkında bilgisi olmayan yeni bir kral Mısır’da tahta çıktı. Bu adam, halkımıza karşı haince davrandı, atalarımıza kötülük etti. Onları, yeni doğan çocuklarını açıkta bırakıp ölüme terk etmeye zorladı.
“O sırada, son derece güzel bir çocuk olan Musa doğdu. Musa, üç ay babasının evinde beslendikten sonra açıkta bırakıldı. Firavunun kızı onu bulup evlat edindi ve kendi oğlu olarak yetiştirdi. Musa, Mısırlılar’ın bütün bilim dallarında eğitildi. Gerek sözde, gerek eylemde güçlü biri oldu.
a. O sırada, son derece güzel bir çocuk olan Musa doğdu: Musa da İsa gibi doğuştan Tanrı’nın lütfuna ermişti ve çocukluğunda korunmuştu. Aynı şekilde, O da tapınak ya da kurumsal dinin gelenekleri olmadan Tanrı’yı hoşnut etmişti.
b. Gerek sözde, gerek eylemde güçlü biri oldu: Musa da kendisinden sonra gelecek olan İsa gibiydi; bilge, konuşmada becerikli ve eylemde güçlü bir kişiydi.
2. (23-29) İsrail halkı Musa’yı reddediyor.
“Kırk yaşını doldurunca Musa’nın yüreğinde öz kardeşleri İsrailoğulları’nın durumunu yakından görme arzusu doğdu. Onlardan birine haksızlık edildiğini gören Musa, onu savundu. Haksızlığı yapan Mısırlı’yı öldürerek ezilenin öcünü aldı. ‘Kardeşlerim Tanrı’nın benim aracılığımla kendilerini kurtaracağını anlarlar’ diye düşünüyordu. Ama onlar bunu anlamadılar. Ertesi gün Musa, kavga eden iki İbrani’yle karşılaşınca onları barıştırmak istedi. ‘Efendiler’ dedi, ‘Siz kardeşsiniz. Niye birbirinize haksızlık ediyorsunuz?’
“Ne var ki, soydaşına haksızlık eden kişi Musa’yı yana iterek, ‘Kim seni başımıza yönetici ve yargıç atadı?’ dedi. ‘Yoksa dün Mısırlı’yı öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun?’ Bu söz üzerine Musa Midyan ülkesine kaçtı. Orada gurbette yaşadı ve iki oğul babası oldu.
a. Kırk yaşını doldurunca Musa’nın yüreğinde öz kardeşlerini… yakından görme arzusu doğdu: Musa, belirlenen zaman geldiğinde, öz kardeşlerine duyduğu ilgi ve endişe nedeniyle kraliyet tahtından indi. Musa bu açıdan da kendisinden sonra gelecek olan İsa’ya benziyordu.
b. ‘Kardeşlerim Tanrı’nın benim aracılığımla kendilerini kurtaracağını anlarlar’ diye düşünüyordu. Ama onlar bunu anlamadılar: Musa İsrail’e kurtuluş önerdiğinde, reddedildi, üstelik inatla reddedildi. İsrail onun kendileri üzerinde bir yönetici ve yargıç olma hakkı olduğunu reddetti.
i. İstefanos’un mesajı açıktı: “Musa’ya benzeyen ama ondan daha büyük olan İsa’yı reddettiniz, hatta İsa’nın sizin üzerinizde bir yönetici ve yargıç olma hakkına sahip olduğunu reddediyorsunuz.”
3. (30-34) Tanrı Sina Dağı’nda Musa’ya göründü.
“Kırk yıl geçtikten sonra Musa’ya, Sina Dağı’nın yakınlarındaki çölde, yanan bir çalının alevleri içinde bir melek göründü. Musa gördüklerine şaştı. Daha yakından bakmak için yaklaştığında, Rab ona şöyle seslendi: ‘Senin atalarının Tanrısı, İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un Tanrısı benim.’ Korkuyla titreyen Musa bakmaya cesaret edemedi.
“Sonra Rab, ‘Çarıklarını çıkar! Çünkü bastığın yer kutsal topraktır’ dedi. ‘Mısır’da halkıma yapılan baskıyı yakından gördüm, iniltilerini duydum ve onları kurtarmaya geldim. Şimdi gel, seni Mısır’a göndereceğim.’
a. Musa’ya… yanan bir çalının alevleri içinde bir melek göründü: İstefanos, Kurula verdiği yanıtın ana noktalarından birini tekrar vurguladı – Tanrı’nın, Kendi görkeminin ve işinin tapınakla sınırlı olmadığını yineledi. Tanrı, Musa’ya çölde, yanan bir çalının alevleri içinde, henüz ortada bir tapınak yokken göründü.
b. Seni Mısır’a göndereceğim: İstefanos, Tanrı’nın Musa’yı hem çağırdığını hem de görevlendirdiğini vurgulamıştır.
4. (35-36) İsrail halkının daha önce reddetmesine rağmen, Musa İsrail’in kurtarıcısı oldu.
Bu Musa, ‘Kim seni yönetici ve yargıç atadı?’ diye reddettikleri Musa’ydı. Tanrı onu, çalıda kendisine görünen meleğin aracılığıyla yönetici ve kurtarıcı olarak gönderdi. Halkı Mısır’dan çıkaran, orada, Kamış Denizi’nde ve kırk yıl boyunca çölde belirtiler ve harikalar yapan oydu.
a. Bu Musa… reddettikleri Musa’ydı: İsrail halkı, Musa’yı ve onun önderliğini reddetmiş olsa da Tanrı, Musa’yı çölde yanan çalı olayı da dahil olmak üzere açık işaretler kullanarak atadığını gösterdi.
b. Halkı Mısır’dan çıkaran: İsrail halkı, Musa’yı “ilk gelişi” denebilecek bir zamanda reddetmiş olsa da Musa hala Tanrı’nın İsrail için seçtiği kurtarıcı olmayı sürdürmüştür.
5. (37-41) İsrail halkının Musa’yı tekrar tekrar reddetmesi.
O Musa İsrailoğulları’na, ‘Tanrı size kendi kardeşlerinizin arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak’ diyen Musa odur. Çöldeki topluluğun arasında yaşamış, Sina Dağı’nda kendisiyle konuşan melekle ve atalarımızla birlikte bulunmuş olan odur. Bize iletmek üzere yaşam dolu sözler aldı.
“Ne var ki, atalarımız onun sözünü dinlemek istemediler. Onu reddettiler, Mısır’a dönmeyi özler oldular. Harun’a, ‘Bize öncülük edecek ilahlar yap’ dediler. ‘Çünkü bizi Mısır’dan çıkaran o Musa’ya ne oldu bilmiyoruz!’ Ve o günlerde buzağı biçiminde bir put yapıp ona kurban sundular. Kendi elleriyle yaptıkları bu put için bir şenlik düzenlediler.
a. İsrailoğulları’na… diyen Musa odur: Musa kendisinden sonra başka bir peygamberin geleceğini vaat etmiş ve İsrail halkının bu gelecek peygamberi dinlemesi için özel bir dikkat göstermesi gerektiği konusunda onları uyarmıştı. Ancak İsrail halkı, Musa’yı reddettiği gibi, Musa’nın sözünü ettiği peygamber olan İsa’yı da reddediyordu.
i. Her bir birey İsa’yı nasıl kabul etmesi gerektiğini kendisi düşünmeli ve O’nu reddetmemelidir. O’nu Kurtarıcıları, kurtarabilen Kişi olarak kabul etmelidirler.
b. Topluluğun arasında yaşamış… yaşam dolu sözler aldı: Musa, İsa gibi, Tanrı’nın topluluğuna önderlik etti, Tanrı’yla özel bir yakınlığı vardı ve Tanrı’nın vahyini iletti.
c. O günlerde buzağı biçiminde bir put yapıp… kendi elleriyle yaptıkları bu put için bir şenlik düzenlediler: Eski İsrail, Musa’yı ve Tanrı’nın Musa aracılığıyla yaptığı işi reddettiğinde, Tanrı’nın yerine kendi insan yapımı dinlerini koydular. İstefanos hitap ettiği kurula da aynı düşünceyi aktardı.
i. Kendi elleriyle yaptıkları bu put için bir şenlik düzenlediler ifadesi özellikle anlamlıdır. İstefanos’a yöneltilen suçlamalardan biri tapınağa küfrettiği iddiasıydı. İstefanos tapınağa karşı değildi, sorun, İsrail halkının tapınağın Tanrı’sına değil, tapınağın kendisine tapınmasıydı. Tıpkı İsrail halkının çölde buzağıya tapması gibi, şimdi de kendi elleriyle yaptıklarına tapıyorlardı.
6. (42-43) Gönderdiği elçilerin tekrar tekrar reddedilmesi üzerine Tanrı’nın verdiği yanıt.
Bu yüzden Tanrı onlardan yüz çevirip onları göksel cisimlere kulluk etmeye terk etti. Peygamberlerin kitabında yazılmış olduğu gibi:
‘Ey İsrail halkı,
Çölde kırk yıl boyunca
Bana mı sunular, kurbanlar sundunuz?
Siz Molek’in çadırını
Ve ilahınız Refan’ın yıldızını taşıdınız.
Tapınmak için yaptığınız putlardı bunlar.
Bu yüzden sizi Babil’in ötesine süreceğim.’
a. Bu yüzden Tanrı onlardan yüz çevirip onları göksel cisimlere kulluk etmeye terk etti: Musa’yı ve onu gönderen Tanrı’yı reddeden İsrail, Tanrı’ya tapınmak yerine yozlaşmış putlara yöneldi ve Amos 5:25-27’den alıntılanan metinde söz edilen yargıyı kendi üzerine çekti.
i. İstefanos, Amos’tan alıntıladığı bölümü biraz açıklayarak dinleyicilerine aktarmıştır. Amos “Şam’ın ötesine” demişti (Amos 5:27) ama İstefanos bunu “Babil’inötesine” olarak açıkladı.
ii. Boice bunu şöyle ifade eder: “Metinden alıntı yapan İstefanos metni açıklamaya çalışır çünkü kuzey krallığının halkına değil, güneydeki İsrail önderlerine seslenmektedir. Düşünmekte oluğu onların tarihidir.”
b. Tanrı onlardan yüz çevirip onları göksel cisimlere kulluk etmeye terk etti: Buradaki düşünce hem önemli hem de korkunç güzelliktedir. Pavlus daha sonra Romalılar 1:24-32’de Tanrı’nın insanı günahlı arzularına teslim ettiği düşüncesini ilerletip geliştirmiştir.
i. Bu ayet her birimizin şu soruyu düşünmesini sağlar: Eğer İsa’yı reddedersek, neye kulluk etmeye teslim ediliriz?
7. (44-50) İsrail halkı Tanrı’yı reddetse bile, hâlâ Buluşma Çadırı’na ve daha sonra da tapınağa sahipti.
“Çölde atalarımızın Tanıklık Çadırı vardı. Musa bunu, kendisiyle konuşan Tanrı’nın buyurduğu gibi, gördüğü örneğe göre yapmıştı. Tanıklık Çadırı’nı önceki kuşaktan teslim alan atalarımız, Yeşu’nun önderliğinde öteki ulusların topraklarını ele geçirdikleri zaman, çadırı yanlarında getirdiler. Ulusları atalarımızın önünden kovan, Tanrı’nın kendisiydi. Çadır Davut’un zamanına dek kaldı. Tanrı’nın beğenisini kazanmış olan Davut, Yakup’un Tanrısı için bir konut yapmaya izin istedi. Oysa Tanrı için bir ev yapan Süleyman oldu.
“Ne var ki, en yüce Olan, elle yapılmış konutlarda oturmaz. Peygamberin belirttiği gibi
a. Çölde atalarımızın Tanıklık Çadırı vardı… Oysa Tanrı için bir ev yapan Süleyman oldu: İstefanos’un işaret ettiği nokta, Buluşma Çadırı’nın ya da tapınağın varlığının onları Tanrı’yı ve Tanrı’nın özel elçilerini reddetmekten alıkoymadığıdır.
b. Ne var ki, en yüce Olan, elle yapılmış konutlarda oturmaz: İstefanos onların tapınağa bir putperestlikle yaklaşmasına karşı çıktı. Bunu yaparak Tanrı’yı tapınağın içine hapsetmeye çalıştılar. Oysa Tanrı insanların yapabileceği herhangi bir tapınağa sığmayacak kadar büyüktür.
i. Daha hassas bir açıdan baktığımızda, birçok Hristiyan’ın da aynı şeyi yaptığını görürüz. Bir kilise binasına tapınma şeklinde olmayabilir (gerçi böyle bir tapınmanın da zaman zaman gerçekleştiği olur) ama Tanrı’yı tek bir yere hapsetme durumunu gözlemleyebiliriz. Başka bir deyişle, Tanrı’yla buluştukları tek yer kilisedir. Onlara göre Tanrı yaşamlarının geri kalanında yoktur. Bugün bazılarının zihinlerinde ve yaşamlarında, Tanrı sadece kilisede yaşıyor da olabilir.
8. (51-53) İstefanos, vaazından dinleyicilerine uygulama noktaları çıkarıyor.
“Ey dik kafalılar, yürekleri ve kulakları sünnet edilmemiş olanlar! Siz tıpkı atalarınıza benziyorsunuz, her zaman Kutsal Ruh’a karşı direniyorsunuz. Atalarınız peygamberlerin hangisine zulmetmediler ki? Adil Olan’ın geleceğini önceden bildirenleri de öldürdüler. Melekler aracılığıyla buyrulan Yasa’yı alıp da buna uymayan sizler, şimdi de Adil Olan’a ihanet edip O’nu katlettiniz!”
a. Siz tıpkı atalarınıza benziyorsunuz, her zaman Kutsal Ruh’a karşı direniyorsunuz: İstefanos’un tarih dersi anlaşılmaya başladığında Yüksek Kurul’daki öfkeli homurdanmaları hayal edebilirsiniz. İstefanos bunu gördü ve daha önce olduğu gibi yine Tanrı’nın gönderdiği Kişi’yi reddettiklerini farketti.
i. “İstefanos, Tanrı Sözü’ün keskin hançerini alıp insanların günahlarını açtı, yüreklerinin iç kısımlarını ve ruhlarının sırlarını ortaya döktü… Bu ameliyat için kendisine teşekkür edeceklerinden bilse, onları arayan bu konuşmayı daha büyük bir korkusuzlukla yapamazdı; ölümünün kesin olduğu gerçeği onu daha da gayretlendirmekten başka bir etki yapmadı.” (Spurgeon)
b. Ey dik kafalılar, yürekleri ve kulakları sünnet edilmemiş olanlar! Eski Antlaşma’daki kavramlardan yararlanan İstefanos, İsa’yı reddedenleri (Mısır’dan Çıkış 32:9 gibi bölümlerde İsrail’in tanımlandığı gibi) dik kafalı, (Yeremya 9:26 gibi bölümlerde İsrail’in tanımlandığı gibi) yürekleri ve kulakları sünnet edilmemiş sözleriyle azarladı.
i. Bu iki ifadeyi birlikte kullanırken, Yasa’nın Tekrarı 10:16 gibi bir metni aklına getirmiş olabilir: Yüreklerinizi RAB’be adayın, bundan böyle dikbaşlı olmayın.
ii. Tanrı, Eski Antlaşma’da neredeyse 20 kez İsrail’i dik kafalı olarak adlandırır. Bu dini liderler de tıpkı atalarının davrandığı gibi davranıyorlardı.
iii. İsrail, kendilerini öteki uluslardan ayırdığı için sünnet işaretiyle gurur duyuyordu. İstefanos aslında, “Rab’bi reddedişinizde tıpkı öteki uluslar gibisiniz” demiş oldu.
c. İhanet edip O’nu katlettiniz: İstefanos’un ana düşüncesi açıktı: “İsrail tarihinde nasıl olduysa, siz de bugün öylesiniz. Tanrı size yasayı verdi ama siz buna uymadınız.”
d. Melekler aracılığıyla buyrulan Yasa’yı alıp da buna uymayan sizler: Bu suçlama konsey üyelerini öfkelendirmiş olmalıdır. Elçi Pavlus’un daha sonra Hristiyanlık öncesindeki düşünceleri ile ilgili olarak iddia edeceği gibi, onlar da yasaya itaat etmekle övünüyorlardı: Yasa’ya dayanan doğruluk derseniz, kusursuzdum (Filipililer 3:6).
i. Yüksek Kurul’u kızdırmış olsa da İstefanos’un anlattıkları doğruydu. Birincisi, Tanrı mekan konusunda ayırım yapmaz; yani tapınak Tanrı’nın güzel bir armağanı olsa da tapınağa “Tanrı’nın evi” olarak aşırı vurgu yapmak yanlıştı. İkincisi, İsrail genellikle günaha düştüğü şey konusunda o dönemde yine suçluydu: Tanrı’nın elçilerini reddetme konusunda.
ii. İsa eski şarap tulumlarına yeni şarap koymanın imkansız olduğunu söylemişti (Matta 9:17). Kutsal Ruh, İstefanos aracılığıyla, Yahudiliğin eski geleneklerinin (özellikle de tapınağa aşırı vurgunun) Hristiyanlığın yeni şarabını nasıl barındıramayacağını gösterdi.
iii. Tanrı, İstefanos’un şehit oluşunu, kiliseyi tüm dünyaya göndermek için kullandı ama Tanrı aynı zamanda İstefanos’un mesajını, müjdenin Yahudi olmayanlara gitmesini engelleyecek teolojik bir neden olmadığını göstermek için de kullandı.
iv. Kalıcı, sabit bir tapınağın gerisindeki asıl fikir “bana gelin” davetidir. Bu nedenle, İsrail halkı, uluslar için bir ışık olması gerekmesine rağmen, esas olarak kurtuluş için insanların kendisine gelmesi gerektiğini düşünüyordu. Tanrı, kilise aracılığıyla yüreğini farklı bir şekilde gösterecekti: “Ben size geliyorum” ve bu yüreğine Yahudi olmayanlar da dahildir.
C. Kurulun İstefanos’un vaazına tepkisi.
1. (54) Öfkeden kudurdular ve yüreklerinde Kutsal Ruh tarafından mahkûm edildiler.
Kurul üyeleri bu sözleri duyunca öfkeden kudurdular, İstefanos’a karşı dişlerini gıcırdattılar.
a. Öfkeden kudurdular: Kurul öfkeliydi çünkü İstefanos’un vaazı hedefi tam ortadan vurmuştu. İstefanos’un söylediklerini görmezden gelemezlerdi. Yüksek Kurul, Kutsal Ruh’a boyun eğmek yerine öfkeyle tepki gösterdi.
b. İstefanos’a karşı dişlerini gıcırdattılar: Bu verilen tepkinin, İsrail’in saygın önderlerinden gelen bir tepki olduğunu görmek önemlidir. Bu, bir grup senatörün bir duruşma sırasında bir tanığın ifadesine karşılık olarak öfkeyle dişlerini gıcırdatması anlamındaydı.
i. Dişleri gıcırdatma fikrini düşündüğümüzde cehennem tasvirlerini hatırlamadan edemeyiz. İsa yedi farklı kez cehennemi, ağlayış ve diş gıcırtısı yeri olarak tarif etmişti (Matta 8:12). Bu adamlar önde gelen kişilerdi, başarılıydılar ve dindar insanlardı; ancak Tanrı’yı reddediyor ve kendilerini cennetle değil cehennemle ortak kılıyorlardı.
ii. İstefanos henüz konuşmasını bitirmeden, dişlerini gıcırdatmaya başladılar. “İçinde bulundukları cinnet halinde yapabildikleri tek şey dişlerini gıcırdatmaktı. Bu ani bir patlama değildi ancak kullanılan zaman kipi bu öfke halinin uzun süreli olduğunu ifade etmektedir.” (Gaebelein)
2. (55-56) İstefanos’un İsa’yı görmesi.
Kutsal Ruh’la dolu olan İstefanos ise, gözlerini göğe dikip Tanrı’nın görkemini ve Tanrı’nın sağında duran İsa’yı gördü. “Bakın” dedi, “Göklerin açıldığını ve İnsanoğlu’nun Tanrı’nın sağında durmakta olduğunu görüyorum.”
a. Kutsal Ruh’la dolu olan İstefanos: İstefanos’un Kutsal Ruh’la dolması, Yüksek Kurul’un davranışıyla tam bir tezat oluşturuyordu. İstefanos’un Kutsal Ruh’la dolu olması, onun cesaretinin, bilgeliğinin ve vaaz etme gücünün kaynağını gösterir.
i. J.B. Phillips’in tercümesi aydınlatıcıdır: Bütün varlığıyla Kutsal Ruh’la dolu olan İstefanos. İşte biz de Kutsal Ruh’la böyle dolu olmalıyız.
b. Tanrı’nın görkemini ve Tanrı’nın sağında duran İsa’yı gördü: İstefanos’un tam olarak ne gördüğünü tarif etmek zordur. Bunun kişisel bir görüm mü yoksa bir tür “cennete açılan pencere” mi olduğunu söyleyemeyiz ancak metnin açık tarifinin ötesine geçmek tamamen spekülasyon olur.
c. Tanrı’nın sağında duran İsa’yı: İsa’nın cennette oturduğu şeklindeki daha yaygın tanımın aksine (Matta 26:64, Koloseliler 3:1), burada Baba Tanrı’nın sağında ayakta durduğunu belirtmek önemlidir.
i. İsa’nın bu kriz anında İstefanos’un yanında, onunla dayanışma içinde durduğunu düşünebiliriz. İsa, halkının sorunlarına duyarsız değildir.
ii. İstefanos’un başına gelenler onu imanlılar arasında benzersiz bir noktaya taşıdığı için, İsa’nın onu ayakta alkışlamak üzere kalktığını ve ayakta durduğunu da düşünebiliriz. Tüm İsa takipçileri arasında İstefanos ilk şehitti.
iii. İsa şöyle demiştir: “İnsanların önünde beni açıkça kabul eden herkesi, ben de göklerdeki Babam’ın önünde açıkça kabul edeceğim” (Matta 10:32). Belki de İsa, İstefanos’u, Baba Tanrı’nın huzurunda savunmak için ayağa kalktı. Çünkü yeryüzünde suçlu bulunup cezalandırılmıştı ama gökte doğru bulunup ödüllendirildi.
iv. “İstefanos insanların önünde Mesih’i kabul etti, şimdi ise Mesih’in Tanrı’nın önünde hizmetkarını kabul ettiğini görüyordu.” (Bruce)
3. (57-58) İstefanos’un taşlanarak öldürülmesi.
Bunun üzerine kulaklarını tıkayıp çığlıklar atarak hep birlikte İstefanos’a saldırdılar. Onu kentten dışarı atıp taşa tuttular. İstefanos’a karşı tanıklık etmiş olanlar, kaftanlarını Saul adlı bir gencin ayaklarının dibine bıraktılar.
a. Bunun üzerine… çığlıklar atarak: İstefanos, İsa’yı Tanrı’nın sağında dururken gördüğünü ilan ettiğinde, bu artık onların tahammül edemeyeceği bir seviyeydi. Yüksek Kurul hızlı, şiddetli ve toplu bir tepki gösterdi. İsa, aynı kurulun önünde, Tanrı’nın sağında oturacağını ilan ettiğinde, aynı tepkiyi göstermiştiler ve küfreden biri olma suçuyla O’nun ölümünü kesinleştirdiler (Matta 26:64-66).
i. “İstefanos’un, çarmıha gerilmiş İsa’nın, Tanrı’nın sağında yetkili bir konumunda olduğunu öne sürmesi, çarmıha gerilen bir kişinin Tanrı’nın laneti altında öldüğünü düşünenler için küfür sayılmış olmalıdır.” (Bruce)
b. Kulaklarını tıkayıp çığlıklar atarak hep birlikte İstefanos’a saldırdılar: Böyle davranan kişiler, önde gelen seçkin insanlardı. Yüksek Kurul’un tepkisi aşırı gibi görünse de Tanrı’yı reddeden ve ruhsal cinnet halinde kendini kaybedenlerin tipik bir örneğidir. Küfür olduğunu düşündükleri Tanrı’nın bu vahyi karşısında feryatlarla haykırdılar ve kulaklarını tıkadılar.
i. İsa Mesih’le gerçek bir ilişkiden ayrı düşen bir dindarlık içerisinde olmak tehlikeli bir şeydir. Bu durum, İsa’nın, Yuhanna 16:2-3’te uyardığı şeyin gerçekleşmesi demektir: Sizi havra dışı edecekler. Evet, öyle bir saat geliyor ki, sizi öldüren herkes Tanrı’ya hizmet ettiğini sanacak. Bunları, Baba’yı ve beni tanımadıkları için yapacaklar.
c. İstefanos’a saldırdılar: Burada Grekçe hormao sözcüğü kullanılmıştır. Bu sözcük, domuz sürüsünün cinnet halinde suya atlamasını anlatmak için kullanılan sözcükle aynıdır (Markos 5:13). Anlatılan, kontrolden çıkmış bir kalabalığın İstefanos’a doğru koşmasıydı.
d. Onu kentten dışarı atıp taşa tuttular: Öfkelerinin boyutu, İstefanos’u, Roma yasalarına aldırmadan ve bilinen Yahudi geleneklerine göre (taşlayarak) infaz etmeleriyle ortaya çıktı.
i. İkinci yüzyıl Yahudi yazılarından olan Mişna, taşlayarak infaz uygulamasını tarif eder: “Yargılama süreci tamamlandığında, suçlu bulunan kişi taşlanmak üzere dışarı çıkarılır…. Taşlama yerine on arşın mesafedeyken ona, ‘İtiraf et çünkü öldürülecek herkesin itiraf etmesi âdettendir ve itiraf eden herkesin gelecek çağda bir payı vardır’ derler… Taşlama yerine dört arşın mesafedeyken suçlunun giysileri çıkarılır… Taşlama yerine atış mesafesi, bir adamın boyunun iki katıdır. Olayın görgü tanıklarından biri, suçluyu arkadan iterek yüz üstü yere düşmesini sağlar. Daha sonra sırt üstü çevrilir. Eğer bu düşme sonucu ölürse, bu yeterlidir. Ölmezse, ikinci görgü tanığı taşı alır ve kalbinin üzerine bırakır. Eğer bu, ölüme yol açarsa, bu yeterlidir; yol açmazsa, bütün İsrail topluluğu tarafından taşlanır.” (Bruce’dan alıntı)
e. İstefanos’a karşı tanıklık etmiş olanlar, kaftanlarını Saul adlı bir gencin ayaklarının dibine bıraktılar: Saul bütün bu işin idarecisi olarak orada duruyordu. Yüksek Kurul’un bir üyesi olarak İstefanos’un idamını da onaylamıştı.
i. Bir gencin, kelime anlamıyla, “hayatının en verimli çağında bir adam” demektir. Bu ifade, kesinlikle Saul’un, Yüksek Kurul üyesi olmak için yeterince yaşlı olmadığı anlamına gelmez. Elçilerin İşleri 26:10’da Pavlus, oyumu onların aleyhinde kullandım der ve Yüksek Kurul’un bir üyesi olarak oya sahip olduğu açıkça ifade edilir.
4. (59-60) İstefanos’un son sözleri.
İstefanos taş yağmuru altında, “Rab İsa, ruhumu al!” diye yakarıyordu. Sonra diz çökerek yüksek sesle şöyle dedi: “Ya Rab, bu günahı onlara yükleme!” Bunu söyledikten sonra gözlerini yaşama kapadı.
a. İstefanos taş yağmuru altında, “Rab İsa, ruhumu al!” diye yakarıyordu. İstefanos hayatını nasıl yaşadıysa yaşamı da aynı şekilde sona erdi: Tanrı’ya tam bir güven içinde, İsa’nın gelecek yaşamda kendisiyle ilgileneceğine inanarak.
i. “Alevler…eski günlerde yakılan alevler, hiçbir zaman kimseyi şehit etmedi; şehitleri ortaya çıkardı. Hiçbir zulüm kasırgası şehit üretmez; şehitleri açığa çıkarır. İstefanos taşlanmadan önce bir şehitti. İstefanos, tanıklığını kanıyla mühürleyen ilk şehitti.” (Morgan)
b. Ya Rab, bu günahı onlara yükleme: Tanrı, İstefanos’un duasını yanıtladı ve duayı, onun taşlanmasını şiddetle onaylayan bir adamın yüreğine dokunmak için kullandı – adam duanın yanıtlandığını bilmese Tanrı bu duayı yanıtladı. Cennete gittiğimizde, Tarsuslu Saul’un hizmeti aracılığıyla gelen her bereket için İstefanos’a teşekkür etmeliyiz.
i. Tanrı, İstefanos’un duasını işitti ve Pavlus bunun kanıtıdır. Acı çektiğimiz zamanlarda Tanrı’nın bizi ne kadar büyük ölçüde kullanabileceği hakkında hiçbir fikrimiz yoktur.
ii. Augustinus şöyle demiştir: “Eğer İstefanos dua etmeseydi, kilise Pavlus’a sahip olamazdı.”
c. Yüksek sesle şöyle dedi: “Ya Rab, bu günahı onlara yükleme!”: İstefanos, İsa’nın çarmıhta sergilediği bağışlayıcı tutumun aynısını sergiledi (Luka 23:34). Tanrı’dan kendisini suçlayanları bağışlamasını istedi ve bu sözü yüksek sesle ve herkesin önünde verdi.
i. Eğer Müjde kitapları, İsa’nın yapmaya ve öğretmeye başladığı şeyleri anlatıyorsa, aynı zamanda İsa’nın çektiği acıların başladığı şeyler de oradadır. İstefanos şehit edilirken İsa’nın da onunla birlikte acı çektiği gibi bir anlam söz konusudur.
d. Gözlerini yaşama kapadı: Metin, İstefanos’un ölümünü mümkün olduğunca şefkatle anlatır. Sadece öldüğünü söylemek yerine, çok daha iyi bir dünyaya uyandığı düşüncesiyle uyuduğunu, sadece gözlerini yaşama kapadığını söyler.
i. İstefanos uyuduysa, kilisenin uyanması gerekiyordu. “Eğer Yahudi halkını, Mesih’lerine çabucak kazandırma konusunda pembe bir iyimserlik varsa, bu artık kalmamıştı. Kilise kan dökmediği mücadele olmadan zafer kazanmayı bekleyemezdi.” (LaSor)
ii. İstefanos bir süpermen değildi ama tüm varlığıyla Kutsal Ruh’la dolu bir adamdı. Birçok kişi, Kutsal Ruh’un gücüyle yürüdüklerinde, Tanrı tarafından ne kadar büyük ölçülerde kullanılabilecekleri konusunda çok az fikre sahiptir.
©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik
