Yuhanna 3 – Yeniden Doğuş

“Eğer Müjde’yi bilmeyen ve ölmek üzere olan bir insana bir şeyler okumamız istenseydi, muhtemelen bu bölümü, böyle bir durum için en uygun bölüm olarak seçebilirdik; Ayrıca ölmek üzere olan insanlar için iyi olan şey hepimiz için de iyidir çünkü biz de aynı durumdayız; ve ne kadar çabuk ölümün kapısına varacağımızı hiçbirimiz bilemeyiz.” (Spurgeon)

A. Nikodim ve yeniden doğmak.

1. (1-3) Bir gece İsa’ya gelen Nikodim.

Yahudiler’in Nikodim adlı bir önderi vardı. Ferisiler’den olan bu adam bir gece İsa’ya gelerek, “Rabbî, senin Tanrı’dan gelmiş bir öğretmen olduğunu biliyoruz. Çünkü Tanrı kendisiyle olmadıkça kimse senin yaptığın bu mucizeleri yapamaz” dedi. İsa ona şu karşılığı verdi: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliği’ni göremez.”

a. Yahudiler’in Nikodim adlı bir önderi: Nikodim, İsa’nın gerçekleştirdiği belirtilerden etkilenenlerden biriydi (Yuhanna 2:23) ve yönetimde bulunan Yüksek Kurul’un bir üyesiydi. Dindar (Ferisiler‘den biri), eğitimli (Nikodim Grekçe bir isimdir), nüfuzlu (bir önder) ve gece gelecek kadar ciddi biriydi. Nikodim İsa’ya tüm insanların temsilcisi olarak geldi (Yuhanna 2:23-25) ve bir anlamda toplumun en yüksek seviyedeki ve her açıdan en iyi olan insanlarını temsil ediyordu.

b. Bu adam bir gece İsa’ya gelerek: Nikodim belki çekingen olduğu için gece geldi ya da İsa’yla kesintisiz bir görüşme yapmak istedi.

c. Senin Tanrı’dan gelmiş bir öğretmen olduğunu biliyoruz: Nikodim’in kendisinden mi, Yüksek Kurul’dan mı, yoksa halktan mı söz ettiğini bilmek zor. “Bununla birlikte, oidamen, biliyoruz, ifadesinin senin Tanrı’dan gelmiş bir öğretmen olduğun biliniyor, genel olarak kabul ediliyor ve izin veriliyor demekten daha fazlasını ifade etmemesi mümkündür.” (Clarke)

d. Tanrı kendisiyle olmadıkça kimse senin yaptığın bu mucizeleri yapamaz: Nikodim’in bunu ne anlamda söylediğini biliyoruz ancak ifadesi tamamen doğru değildi. Kutsal Kitap bize yalancıların ve sahte peygamberlerin bazen olağanüstü belirtiler gösterebileceklerini söyler (2 Selanikliler 2:9 ve Vahiy 13:13-14).

e. Bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliği’ni göremez: İsa’nın Nikodim’e verdiği yanıt, Yahudilerin soyları ile ilgili kimliğin – eski doğuşlarının – Tanrı’nın Egemenliği’nde onlara bir yer sağladığı varsayımını paramparça etmiştir. İsa, bir insanın ilk doğumunun ona Tanrı’nın Egemenliği güvencesini vermediğini açıkça belirtmiştir; sadece yeniden doğmakla bu güvence elde edilebilir.

i. O dönemde, Yahudiler arasında, İbrahim’in soyundan geldikleri için otomatik olarak cenneti garantiledikleri yaygın bir şekilde öğretiliyordu. Hatta bazı Hahamlar, İbrahim’in, kendi soyundan gelen hiç kimsenin yanlışlıkla cehenneme gitmemesi için cehennemin kapısında nöbet tuttuğunu öğretmiştir.

ii. O dönemdeki Yahudilerin çoğu, Mesih’in, İsrail’in ve Yahudi halkının üstün olacağı yeni bir dünya getirmesini bekliyordu. Ancak İsa, Kendisinin üstün olacağı yeni bir yaşam getirmek için geldi.

iii. Nikodim, İsa’ya Rabbî ve öğretmen olarak hitap etti; İsa ona yeni yaşamı duyuran kişi olarak karşılık verdi. “Rabbimiz şöyle yanıtlar: Mesih’in Krallığı’nda aranan şey öğrenmek değil, yaşamdır; ve yaşam doğumla başlamalıdır.” (Alford)

f. Yeniden doğmak: Grekçe’de yeniden (anothen) olarak çevrilen sözcük “yukarıdan” olarak da çevrilebilir. Yuhanna bu sözcüğü Yuhanna 3:31’de ve Yuhanna 19:11 ve 19:23’te bu anlamda kullanmıştır. Her iki şekilde de anlam esasen aynıdır. Yukarıdan doğmak yeniden doğmaktır.

i. “‘Yeniden’ olarak çevrilen sözcük aynı şekilde ‘yukarıdan’ olarak da çevrilebilir. Her iki anlam da doğrudur ve Yuhanna’nın tarzına göre burada her ikisini de anlamamız gerekiyor olabilir.” (Morris)

ii. Esasen bu ifade, yeni yaşama sahip olmak anlamına gelir. Bunun için kullanılan teolojik terim yeniden yaratılmadır. Bu sadece ahlaki ya da dini bir reform değil, yeni yaşamın ortaya çıkarılmasıdır. “Göksel egemenliğe ait olmak için, kişinin o göksel egemenliğe doğması gerekir.” (Tenney)

iii. İsa açıkça, bu olmadan – yani, bir kimse yeniden doğmadıkçaTanrı’nın Egemenliği’ne giremeyeceğini ya da onun bir parçası olamayacağını (göremeyeceğini) söylemiştir. Ahlaki ya da dini reform yeterli değildir. Kişi yeniden doğmak zorundadır.

iv. Bu, bizim kendi başımıza yapabileceğimiz bir şey değildir. Eğer İsa, “Temizlenmeden Tanrı’nın Egemenliği’ni göremezsiniz” demiş olsaydı, “Kendimi yıkayabilirim” diye düşünebilirdik. İnsan kendini temizleyip yıkayabilir ama asla kendini doğuramaz.

v. “Yeni Antlaşma’nın her yerinde bu yeniden doğuş, yeniden yaratılma fikri yer alır.” (Barclay)

·1. Petrus, Tanrı’nın büyük merhameti sayesinde diriltmekten söz eder (1. Petrus 1:3).

·1. Petrus, ölümsüz bir tohumdan yeniden doğmaktan söz eder (1. Petrus 1:22-23).

·Yakup, Tanrı’nın bizi gerçeğin sözüyle doğurduğundan söz eder (Yakup 1:18).

·Titus bize, yeniden doğuş yıkamasından söz eder (Titus 3:5).

·Romalılar, İsa’yla birlikte ölmekten ve yeniden dirilmekten söz eder (Romalılar 6:1-11).

·1. Korintliler, yeni imanlılardan yeni doğmuş bebekler olarak söz eder (1. Korintliler 3:1-2).

·2. Korintliler, İsa’da yeni bir yaratık olduğumuzdan söz eder (2. Korintliler 5:17).

·Galatyalılar, İsa’da yeni bir yaratılış olduğumuzu söyler (Galatyalılar 6:15).

·Efesliler, yeni insanın Tanrı’ya benzer şekilde doğrulukta yaratıldığını söyler (Efesliler 4:22-24).

·İbraniler, Hıristiyan yaşamımızın başlangıcında çocuklar gibi olduğumuzu söyler (İbraniler 5:12-14).

2. (4) Nikodim yanıt veriyor: Peki bu nasıl olabilir?

Nikodim, “Yaşlanmış bir adam nasıl doğabilir? Annesinin rahmine ikinci kez girip doğabilir mi?” diye sordu.

a. Yaşlanmış bir adam nasıl doğabilir? Nikodim’in yanıtı cehaletten değil, İsa’nın ahlaki bir reformu kastettiğini düşünmesinden kaynaklanmış olabilir. Sorusu “Yaşlı bir köpeğe nasıl yeni numaralar öğretebilirsin?” şeklinde bir soru olabilir. Öyle ya da böyle, Nikodim İsa’yı ya da yeniden doğuş hakkındaki gerçeği açıkça anlamamıştı.

i. “Eğer Rabbimiz, ‘Yahudi olmayan herkes yeniden doğmalıdır’ deseydi, Nikodim o zaman anlayacaktı.” (Dods)

b. Yaşlanmış bir adam nasıl doğabilir? İsa yeniden doğuşu tanımlarken, Eski Antlaşma’nın Yeni Antlaşma ile ilgili vaatlerinden tanıdık bir temayı hatırlattı (Yasa’nın Tekrarı 30:1-6, Yeremya 23:1-8, Yeremya 31:31-34, Yeremya 32:37-41, Hezekiel 11:16-20, Hezekiel 36:16-28, Hezekiel 37:11-14, 37:21-28). Bu ayetler Yeni Antlaşma’da esasen üç vaatte bulunmuştur:

·İsrail’in bir araya gelmesi.

·Tanrı’nın halkının temizlenmesi ve ruhsal dönüşümü.

·Mesih’in İsrail ve tüm dünya üzerindeki egemenliği.

i. İsa’nın zamanında, Yahudi halkı arasındaki yaygın öğreti, Yeni Antlaşma’nın bu ilk iki yönünün yerine getirilmiş olduğuydu. İsrail’in Babil sürgününden sonra – en azından kısmen – bir araya geldiğini gördüler. Ferisi hareketi gibi güçlü ruhsal hareketler gördüler ve bunların ruhsal dönüşüm vaadini gerçekleştirdiğine inandılar. Tek bekledikleri Mesih’in hüküm sürmesiydi.

ii. Bu yüzden İsa’nın yeniden doğuşla ilgili açıklaması Nikodim’e çok tuhaf gelmişti. Yahudi halkının buna zaten sahip olduğunu, kesinlikle bunu beklemediklerini düşünüyordu. Onlar sadece zaferli bir Mesih bekliyorlardı.

3. (5-8) İsa yeniden doğuşu açıklıyor.

İsa şöyle yanıt verdi: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sudan ve Ruh’tan doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliği’ne giremez. Bedenden doğan bedendir, Ruh’tan doğan ruhtur. Sana, ‘Yeniden doğmalısınız’ dediğime şaşma. Yel dilediği yerde eser; sesini işitirsin, ama nereden gelip nereye gittiğini bilemezsin. Ruh’tan doğan herkes böyledir.”

a. Sana doğrusunu söyleyeyim… yeniden doğmalısınız: İsa, insanın reforma değil, Tanrı’nın Ruhu tarafından kökten bir dönüşüme ihtiyacı olduğunu söylerken vurgusunda ısrarlıydı. Sudan ve Ruh’tan doğmalıyız.

i. “3. ayette İsa, Tanrı’nın egemenliğini ‘görmekten’ söz etmişti, oysa burada Tanrı’nın egemenliğine ‘girmekten’ söz ediyor. Muhtemelen arada büyük bir anlam farkı bulunmamaktadır.” (Morris)

ii. Sana doğrusunu söyleyeyim: “Bu sözler hakikate ciddiyet katar ve ardında gelem sözlerin doğruluğunun altını çizer. Günümüz sözcükleriyle ifade edecek olursak, ‘Size doğruyu söylüyorum’, ‘Söylediklerime inanın’, ‘Sizi temin ederim’, anlamı aktarılır.” (Tasker)

iii. Bir kimse sudan ve Ruh’tan doğmadıkça Tanrı’nın Egemenliği’ne giremez: Diyelim bir ulus, o ülkede doğanlar dışında kimsenin orada yaşayamayacağına dair bir yasa çıkardı ve orada doğmamış biri o ülkede yaşamak istiyor,

·O kişi o ülkede yaygın olarak kullanılan bir ismi kendine alsa da fark etmez.

·Oranın dilini konuşsa da fark etmez.

·Oranın bazı geleneklere uysa da fark etmez.

·O ulustakiler gibi giyinse de fark etmez.

·O ulusun dini geleneklerinden bazılarını uygulasa da fark etmez.

·Anne ve babasının o ülkede doğmuş olması önemli değildir.

·Çocuklarının orada doğmuş olması önemli değildir.

·O ülkede çok sayıda dostu olsa da fark etmez.

·Önemli olan tek şey, gerçekten orada doğmuş olup olmadığıdır.

iv. “Bir insan birçok günahını bırakabilir, kendini kaptırdığı birçok şehveti terk edebilir ve kötü alışkanlıklarını yenebilir ama dünyadaki hiç kimse kendisinin Tanrı’dan doğmasını mümkün kılamaz; ne kadar çabalarsa çabalasın, gücünün ötesinde olan şeyi asla başaramaz. Ve dikkat edin, eğer kendi yeniden doğuşunu sağlayabilmiş olsa bile, yine de cennete giremez çünkü söz konusu koşulda ihlal ettiği başka bir nokta daha bulunmaktadır – ‘bir kimse Ruh’tan doğmadıkça, Tanrı’nın egemenliğine giremez.’” (Spurgeon)

b. Sudan… doğmadıkça: Yuhanna 3:10’dan biliyoruz ki, sudan doğmak her ne ise, Nikodim’e Eski Antlaşma’dan tanıdık gelmiş olmalı.

i. Bazıları sudan doğmanın vaftiz olmak anlamına geldiğini düşünmüşlerdir. Su buradaki vaftizi temsil ediyor olabilir ancak bunun için gerçek bir Eski Antlaşma temeli yoktur.

ii. Bazıları sudan doğmanın fiziksel doğumumuza işaret ettiğini düşünmüştür çünkü bir su kesesinden dünyaya geliyoruz. Bu yaklaşım daha ilgi çekicidir ama sadece bilinen bir şeyi ifade etmekten ibaret değil mi? Bununla birlikte, Yuhanna 3:6’daki bedenden doğma fikriyle iyi bir paralellik kurar.

iii. Bazıları sudan doğmanın, Tanrı Sözü’nden yeniden doğmak anlamına geldiğini düşünmektedir. Kutsal Yazılar’ın bazı bölümlerinde su, Söz’ü temsil eder çünkü Mesih kiliseyi suyla yıkayıp tanrısal sözle temizlemiştir (Efesliler 5:26).

iv. Bazıları sudan doğmanın, Yuhanna 7:38-39’da söz edilen, diri su ırmakları olan Kutsal Ruh tarafından yeniden canlandırılmak anlamına geldiğini düşünmüştür.

v. Bazıları sudan doğmanın, Yeni Antlaşma’nın bir parçası olarak Hezekiel 36:25-28’de peygamberlik edilen, temizleyen arınma suyunu almak anlamına geldiğini düşünmektedir. Bu yaklaşım, Eski Antlaşma peygamberliğiyle – ki İsa, Nikodim’in bunları anlaması için bu ayetleri bilmesi gerektiğini söyler – olan sıkı bağlantıları nedeniyle (zor bir karar olsa da) en fazla etkiye sahiptir.

c. Bedenden doğan bedendir: Ruh’un yeniden doğuşu olmadan, insan benliği bütün doğruluk işlerini lekeler. Oysa Ruh’un yönetiminde bir insanın yaptığı her şey Tanrı’yı hoşnut edebilir.

i. “Bu bedene, olağan doğum yönteminden sonra gerçekleşen her şey dahildir: Tanrı’nın Ruhu’nu aldığı halde henüz doğal doğum sırasında ölü olan, suçlara ve günahlara batmış olan insan ruhu bile.” (Alford)

d. Sana, ‘Yeniden doğmalısınız’ dediğime şaşma: Nikodim bu ifadeyle bir kez daha şaşkınlığa uğramıştı çünkü o da kendi dönemindeki çoğu Yahudi gibi, Yeni Antlaşma’da vaat edilen içsel dönüşüme zaten sahip olduklarına inanıyordu. İsa ondan, buna sahip olmadığı ve yeniden doğması gerektiği gerçeğini kabul etmesini istemiştir.

i. İsa’nın bu sözleri kime söylediğini unutmamalıyız. Nikodim dini bir önderdi, bir Ferisi’ydi, eğitimli ve samimi bir adamdı. Tüm dış görünüşüyle zaten Tanrı için dönüşmüş makbul bir kişiydi – ama aslında dönüşmemişti.

ii. “Bu ciddi sözler, insan erdemiyle kurtuluş olasılığını sonsuza dek dışarıda bırakır. İnsanın doğası günah tarafından öylesine ele geçirilmiştir ki, insanın doğasının Tanrı’nın egemenliğiyle ilişki içinde olabilmesi için Tanrı’nın Ruhu’nun etkinliği bir zorunluluktur.” (Morris)

e. Yel dilediği yerde eser: İsa’nın Nikodim’e söylediği şuydu: “Rüzgâr ile ilgili her şeyi anlamıyorsun ama etkisini görüyorsun. Ruh’tan doğmak da aynen böyledir.” İsa, Nikodim’in yeniden doğuşu deneyimlemeksizin yeniden doğuş hakkında her şeyi anlamak zorunda olmadığını bilmesini istemiştir.

i. Ruh’u kontrol altında tutamayacağımıza göre, “Bu durum bizi Kutsal Ruh’a karşı davranışlarımızda çok hassas ve kıskançlık içinde olmaya yönlendirmelidir ki, onu kederlendirmeyelim ve bizden ayrılmasına neden olmayalım.” (Spurgeon)

4. (9-13) İsa, “Bunlar nasıl olabilir?” sorusuna yanıt veriyor.

Nikodim İsa’ya, “Bunlar nasıl olabilir?” diye sordu. İsa ona şöyle yanıt verdi: “Sen İsrail’in öğretmeni olduğun halde bunları anlamıyor musun? Sana doğrusunu söyleyeyim, biz bildiğimizi söylüyoruz, gördüğümüze tanıklık ediyoruz. Sizler ise bizim tanıklığımızı kabul etmiyorsunuz. Sizlere yeryüzüyle ilgili şeyleri söylediğim zaman inanmazsanız, gökle ilgili şeyleri söylediğimde nasıl inanacaksınız? Gökten inmiş olan İnsanoğlu’ndan başka hiç kimse göğe çıkmamıştır.

a. Bunlar nasıl olabilir? Nikodim’in kafası karışmıştı. Yeniden doğuşun kendisi ve tüm sadık İsrailliler için zaten gerçekleşmiş olduğu düşüncesine öylesine saplanmıştı ki, farklı düşünmekte zorlanıyordu. İsa açıklamaya devam etmek zorunda kaldı.

b. Sen İsrail’in öğretmeni olduğun halde bunları anlamıyor musun? İsa Nikodim’i yeniden doğuşun gerekliliğinin ve yeniden doğuş vaadinin farkında olmadığı için payladı çünkü bunlar Eski Antlaşma’da çok açıkça belirtilmişti. Nikodim bu bölümleri iyi biliyordu ama bu ayetlerin yeniden doğuşla ilgili olarak zaten gerçekleştiğine inanıyordu. Daha iyi öğrenmesi gerekirdi.

i. Sen İsrail’in öğretmeni olduğun halde: “Nikodim’in İsrail’in teolojik çevrelerindeki konumu tam olarak belirtilmemiştir ancak kullanılan dil onun çok önemli bir kişi olduğunu göstermektedir. İsa, ulusun önde gelen öğretmeni olarak Nikodim’in yeniden doğuş öğretisine aşina olması gerektiğini ima eder.” (Tenney)

c. Sizlere yeryüzüyle ilgili şeyleri söylediğim zaman inanmazsanız, gökle ilgili şeyleri söylediğimde nasıl inanacaksınız? Yeryüzüyle ilgili şeylere şöyle bir bakış – İsa’nın kullandığı örnekler gibi – ve hatta Nikodim’in kendi yaşamına bakması – Nikodim’in konuyu net bir şekilde anlamasını sağlamalıydı. Nikodim bu ruhsal dönüşüme ihtiyacı olduğunu göremiyorsa, İsa ona daha ne söyleyebilirdi?

d. Gökten inmiş olan İnsanoğlu’ndan başka hiç kimse göğe çıkmamıştır: İsa “başka hiç kimse gök ile ilgili konuşamazken, Kendisinin gökteki şeyler hakkında yetkili bir şekilde konuşabileceğini açıkça belirtmektedir.” (Morris)

i. “Özetle burada, Mesih’in kendi sözlerinde, Yuhanna’nın önsözde ifade ettiği Söz’ün başlangıçta Tanrı’yla birlikte olduğu ve insanlara ışık olmak için beden aldığı beyanının temelini buluyoruz.” (Dods)

ii. Hiç kimse göğe çıkmamıştır: “Bu sözler, Yasa’nın Tekrarı 30:12; Mezmur 73:17; Süleyman’ın Özdeyişleri 30:4; Romalılar 11:34’te olduğu gibi, ‘Tanrı’nın Egemenliği’nin sırlarını hiç kimse bilmedi‘ anlamında mecazi bir ifade gibi görünüyor. Ve bu ifade, genel olarak kabul edilen şu özdeyişe dayanmaktadır: Bir yerin sorunlarını tam olarak bilmek için, kişinin o yerde bulunması gerekir.” (Clarke)

5. (14-15) İsa ve tunç yılan.

“Musa çölde yılanı nasıl yukarı kaldırdıysa, İnsanoğlu’nun da öylece yukarı kaldırılması gerekir. Öyle ki, O’na iman eden herkes sonsuz yaşama kavuşsun.”

a. Musa çölde yılanı nasıl yukarı kaldırdıysa: İsa dikkat çekici bir açıklama yaparak, Çölde Sayım 21:4-9’daki yılanın Mesih’in ve O’nun işinin bir resmi olduğunu açıkladı.

i. Yılanlar Kutsal Kitap’ta genellikle kötülüğün simgesi olarak kullanılır (Yaratılış 3:1-5 ve Vahiy 12:9). Ancak Musa’nın Çölde Sayım 21’deki yılanı tunçtandı ve tunç Kutsal Kitap’ta yargıyla ilişkilendirilen bir metaldir çünkü tunç ateşle yapılır ve ateş yargının bir resmidir.

ii. Yani tunç yılan günahtan söz eder ama günahın yargılanmasından söz eder. Aynı şekilde, günah nedir bilmeyen İsa çarmıhta bizim için günah oldu ve günahımız O’nda yargılandı. Tunç yılan, yargılanmış ve halledilmiş olan günahın bir resmidir.

iii. Bize kalsa günahı hafife almak isterdik ve belki de direğe bir insan figürü koyardık. Bize ait bir insan figürü, insandaki “hem iyiyi hem de kötüyü” temsil edebilirdi. Ama yılan günahın en belirgin sembollerinden biridir ve bize gerçek doğamızı ve kurtuluşa olan gerçek ihtiyacımızı gösterir.

iv. Buna ek olarak, eğer yılan dikey direğe yatay olarak duracak şekilde konulduysa, bunun da çarmıhın görsel bir temsili olduğunu görmek zor olmaz. Ancak birçok gelenekte yılan direğe sarmalanmış olarak gösterilir ve bu da antik şifa ve tıp figürünün kaynağıdır – direğe sarmalanmış bir yılan.

v. Çölde Sayım 21:4-9 ayetlerinde halk bir şey yaparak değil, sadece tunç yılana bakarak kurtulmuştur. Böyle bir şeye bakmak gibi aptalca görünen bir şeyin onları kurtarmak için yeterli olacağına güvenmeleri gerekiyordu ve kesinlikle bazıları böyle bir şeyi yapmanın çok aptalca olduğunu düşündükleri için yok oldular.

vi. Yeşaya 45:22’de dediği gibi: Ey dünyanın dört bucağındakiler, Bana dönün, kurtulursunuz. Çünkü Tanrı benim, başkası yok. Kurtuluşumuzu kazanmak için yüzlerce şey yapmaya hazır olabiliriz ama Tanrı bize sadece O’na güvenmemizi – O’na bakmamızı buyurur.

b. İnsanoğlu’nun da öylece yukarı kaldırılması gerekir: İsa bizim günahlarımızı taşımasına rağmen, hiçbir zaman bir günahkâr olmadı. Bizim için günah sunusu olması bile kutsal, doğru ve sevgi dolu bir eylemdi. İsa tüm çarmıh ıstırabı boyunca Kutsal Olan olarak kaldı.

i. “Yeniden doğuş hakkındaki öğreti, Hezekiel’in peygamberliğinden alınan sözlerle kendisine sunulduğunda Nikodim bunu kavrayamamıştı; şimdi ise bu öğreti, çocukluğundan beri aşina olduğu hikayeyle bağlantılı somut bir ders aracılığıyla ona sunuluyor.” (Bruce)

ii. Yukarı kaldırılması gerekir: “Ölmeliydi çünkü ölümü kurtuluş sağlayacaktı; ölümü kurtuluş sağlayacaktı çünkü gerçekten sevdi.” (Maclaren)

c. Yukarı kaldırılması: Bu söz daha sonra İsa’nın hem çarmıha gerilişini (Yuhanna 12:32) hem de göğe yükselişini (Elçilerin İşleri 2:33) anlatmak için kullanılmıştır. Her iki anlam da söz konusudur: O’nun acı çekmesi ve yükseltilmesi. İsa her iki şekilde de yukarı kaldırılmıştır.

i. İnsanoğlu yukarı kaldırılacaktı. Evet ama Hirodes’in sarayındaki gibi bir hükümdar tahtında değil. Gözler önünde olacaktı ama halkın iyileşmesi için direğe asılan tunç yılan gibi.” (Dods)

d. O’na iman eden herkes sonsuz yaşama kavuşsun: Burada sonsuz yaşamın gerisinde yatan fikir, uzun ya da hiç bitmeyen bir yaşamdan çok daha fazlasını ifade eder. Sonsuz yaşam, bu yaşamın sonsuza dek süreceği anlamına gelmez. Bunun yerine, sonsuz yaşam aynı zamanda belli bir yaşam kalitesine, Tanrı’ya özgü bir yaşam türüne de sahiptir. Sonsuzlukta zevk alınan türden bir yaşamdır.

i. “İnancın doğası, Musa’nın çölde yılanı havaya kaldırması örneğinde saklıdır. İnanç bir şeyi kabul etmekten ibarettir, bir şey yapmak değildir.” (Tenney)

6. (16) Tanrı’nın kurtuluş armağanı.

“Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.”

a. Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki: Yuhanna 3:16 uzun zamandan beri, müjdenin güçlü ve özlü bir bildirisi olarak kutlanmaktadır. Kutsal Kitap’taki 31102 ayet arasında müjdelemede kullanılan en bilinir ayet olabilir.

i. Tanrı’nın sevgisinin amacını öğreniriz: Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki. Tanrı dünyayı sevmeden önce dünyanın kendisine dönmesini beklemedi. Dünyayı daha dünya iken sevdi ve biricik Oğlu’nu dünyaya verdi!

ii. İsa’nın Yuhanna 3:7’de Nikodim’e söyledikleri (Yeniden doğmalısınız) Yahudilerin kurtuluşa giden yolla ilgili popüler fikirlerini çürütmüştür. İsa şimdi de kurtuluşun kapsamıyla ilgili olarak Yahudilerin yaygın fikrini çürütmektedir: Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki.

iii. O günün Yahudileri, Tanrı’nın dünyayı sevdiği düşüncesini pek taşımıyorlardı. Birçoğu Tanrı’nın sadece İsrail‘i sevdiğini düşünüyordu. İsa’daki evrensel kurtuluş ve yaşam teklifi devrim niteliğindeydi.

iv. “Bir Yahudi, Tanrı’nın İsrail’i sevdiğini düşünmeye fazlasıyla hazırdı ancak hiçbir Yahudi yazarın Tanrı’nın dünyayı sevdiği iddiasında bulunduğu bir metin görülmemiştir. Tanrı’nın sevgisinin tüm insanlığı kucaklayacak kadar geniş olduğu fikri Hıristiyanlığa özgü bir düşüncedir.” (Morris)

v. Morrison sevginin üç merkezi olduğunu öne sürmüştür:

·Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki (Yuhanna 3:16).

·Mesih kiliseyi sevip (Efesliler 5:25).

·Beni seven Tanrı Oğlu (Galatyalılar 2:20).

b. Biricik Oğlu’nu verdi: Bu, Tanrı’nın sevgisinin hem ifadesini hem de armağanını tarif eder. Tanrı’nın sevgisi sadece düşmüş bir dünyanın kötü durumunu hissetmekle kalmadı. Tanrı bu konuda bir şey yaptı ve verilebilecek en değerli şeyi verdi: Biricik Oğlu’nu.

i. Biricik Oğlu’nu verdi: “Bu sözler İshak’ın kurban edilmesine bir gönderme yapıyor gibi görünmektedir; ve bu sözler hemen Nikodim’e orada beklenen sevgiyi, gerçekleştirilen kefareti ve İbrahim’e verilen peygamberliği hatırlatacaktı.” (Alford)

c. O’na iman edenlerin hiçbiri: Bu ifade, Tanrı’nın sevgisinin alıcısını tanımlar. Tanrı dünyayı sever ama dünya Babanın verdiği armağan olan İsa’ya iman etmedikçe bu sevgiyi alamaz ya da bundan yararlanamaz. İman etmek, entelektüel farkındalık ya da onaydan çok daha fazlasını ifade eder. Güvenmek, bel bağlamak ve tutunmak anlamına gelir.

d. Mahvolmasın: Bu, Tanrı’nın sevgisinin amacını açıklar. Tanrı’nın sevgisi aslında insanı sonsuz yıkımdan kurtarır. Tanrı düşmüş insanlığa bakar, insanlığın mahvolmasını istemez ve bu yüzden İsa Mesih’te sağladığı kurtuluş armağanının sınırlarını sevgisi sayesinde genişletir.

e. Sonsuz yaşam: Bu söz, Tanrı’nın sevgisinin süresini tanımlar. İnsanlar arasında gördüğümüz sevgi solabilir ya da değişebilir ama Tanrı’nın sevgisi asla değişmeyecektir. Sonsuzluğun en uzak mesafesine kadar bile halkını sevmekten asla vazgeçmeyecektir.

i. Yuhanna 3:16’da Yedi Mucize olduğunu söyleyebiliriz.

Tanrı Her Şeye Gücü Yeten Otorite
Dünyayı o kadar çok sevdi ki En Güçlü Gerekçe
Biricik Oğlu’nu verdi. En Büyük Hediye
O’na iman edenlerin En Kolay Çıkış Yolu
Hiçbiri En Kapsayıcı Karşılama
Mahvolmasın Tanrısal Kurtuluş
Sonsuz yaşama kavuşsun Paha Biçilemez Hazine

ii. “Dördüncü Müjde’nin mesajını diğerlerinden daha iyi özetleyen bir cümle varsa, o da şudur. Tanrı’nın sevgisi sınırsızdır; tüm insanlığı kucaklar. Hiçbir fedakârlık, bu sevginin ölçüsüz yoğunluğu karşısında büyük değildir: Tanrı verebileceğinin en iyisini – biricik Oğlunu, en sevdiğini verdi.” (Bruce)

7. (17-21) Günahın yargısı.

“Tanrı, Oğlu’nu dünyayı yargılamak için göndermedi, dünya O’nun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi. O’na iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrı’nın biricik Oğlu’nun adına iman etmemiştir. Yargı da şudur: Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışık yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü. Kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder ve yaptıkları açığa çıkmasın diye ışığa yaklaşmaz. Ama gerçeği uygulayan kişi yaptıklarını, Tanrı’ya dayanarak yaptığını göstermek için ışığa gelir.”

a. Tanrı, Oğlu’nu dünyayı yargılamak için göndermedi: İsa, Baba Tanrı’nın Oğul Tanrı’yı gönderirken sahip olduğu yüreği ortaya koyuyordu; O’nun aracılığıyla dünyaya kurtuluş – hayata döndürme, umut, şifa – getirmek için.

i. “Aslında bazı insanlar Mesih’in dünyaya gelişinin sonucu olarak yargılır (Yuhanna 3:19). Ama O’nun geliş amacı bu değildi.” (Morris)

b. İman etmeyen ise zaten yargılanmıştır: Yuhanna 3:16 akla gelebilecek en lütufkâr, en harika tekliftir – iman eden herkes için sonsuz yaşam. Yine de bu teklifin, reddedenler, iman etmeye karşı çıkanlar için doğal sonuçları vardır. Reddetmeleri yargılanmalarını kesinleştirir.

i. İman etmeyenlerle ilgili önemli bir konu da şudur: “İsa Mesih’in müjdesini hiç duymadıkları için iman etme fırsatı bulamayanlar ne olacak?” Bu önemli ama ayrı bir sorudur ve en iyi, Elçi Pavlus tarafından Romalılar 1 ve 2’de ele alınmıştır. Burada, birinci yüzyılda İsa’yı duyma ve O’nunla karşılaşma fırsatı bulan kişilerde olduğu gibi, mesajı bilerek reddedenlere odaklanıldığı görülmektedir.

ii. “Burada Mesih’e iman etme fırsatına hiç sahip olmamış olanlardan, ışığın tam olarak üzerlerinde hiç parlamadığı kişilerden açıkça söz edilmemektedir. Ancak Yuhanna’nın sözleri muhtemelen bu kişilerin yargılanma ilkesini de ortaya koymaktadır. Sonsuz Söz, Mesih’te beden almadan önce insanların üzerine nasıl geldiyse, Tanrı’nın ışığı da böyledir. Eğer insanlar ışığa verdikleri tepkiye göre yargılanıyorlarsa, kendilerine sunulan ışığa verdikleri tepkiye göre değerlendirileceklerdir.” (Bruce)

c. Yargı da şudur: İsa kurtuluş getirmek için geldi ama bu kurtuluşu reddedenler kendilerini mahkûm ederler. Hiçbir zaman hiç kimsenin yargılanma nedenini Tanrı’ya yüklememiz gerekmez. Sorumluluk sadece o kişilere aittir.

i. “Cennet yeniden doğmamış insanları barındıramayacak kadar kutsaldır; o altın kaldırımları hiçbir kirli köpek çiğnememiştir çünkü orası hiç lekelenmemiş bir mirastır.” (Trapp)

d. İnsanlar ışık yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü: İsa insanları Kendisine iman etmekten ve kurtulmaktan uzak tutan şeyin ne olduğunu açıkladı. Bunun nedeni karanlığa doğru çekim hissetmeleri ve karanlığı ışıktan daha çok sevmeleridir. İmansızlığın genellikle inkâr edilen ya da göz ardı edilen kritik bir ahlaki değerler boyutu vardır.

i. İsa’yı bilinçli olarak reddedenler, genellikle kendilerini batıl inançları cesurca bir kenara bırakan ve derin felsefi sorunlarla dürüstçe ilgilenen kahraman karakterler olarak sunarlar. Oysa reddetmelerinin temelinde ahlaki bir ödün yattığı çok daha sık görülen bir gerçektir.

ii. Hıristiyanlık karşıtlarının çoğunun, İsa’nın gerçeğine karşı savaşmakta çıkarları vardır çünkü günahlarını severler ve günahlarıyla yüzleşmek ya da günahlarını yargılayacak bir Tanrı’yla yüzleşmek istemezler.

iii. İnsanları cehenneme gönderen günah sevgisini düşündüğümüzde, aklımıza genellikle kötülüğüyle nam salmış günahlar gelir. Ancak kendi hayatımın efendisi olmak gibi basit bir talep, Tanrı’nın önünde yargılanmayı hak etmek için yeterli bir günahtır.

e. Kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder: Bazıları gerçeğe olan nefretlerini ona karşı aktif bir şekilde savaşarak, bazıları da Tanrı’nın gerçeğini görmezden gelerek – İsa’ya, “Zamanımı harcamaya değmezsin” diyerek ifade ederler. Buna karşılık, gerçeği uygulayan kişi…ışığa gelir.

i. Gerçeği uygulayan kişi: “‘Doğruyu yapmak’ her halükarda kişinin bildiği gibi yaşamasıdır; dürüst, vicdanlı bir yaşam sürmektir.” (Dods)

ii. “Karanlığın işlerini yapmak için karanlıkta yürümeyi seçtiler – Tanrısal yasayı çiğnediler, kendilerine sunulan merhameti reddettiler, Tanrısal adalet tarafından tutuklandılar, mahkum edildiler ve cezalandırıldılar. O halde onların lanetlenmesi nereden kaynaklanmış oluyor? KENDİLERİNDEN.” (Clarke)

B. Vaftizci Yahya’nın İsa hakkındaki son tanıklığı.

1. (22-24) Yahya vaftiz etme işine devam ederken İsa Yahudiye’de vaftiz ediyor.

Bundan sonra İsa’yla öğrencileri Yahudiye diyarına gittiler. İsa onlarla birlikte orada bir süre kalarak vaftiz etti. Yahya da Salim yakınındaki Aynon’da vaftiz ediyordu. Çünkü orada bol su vardı. İnsanlar gelip vaftiz oluyorlardı. Yahya henüz hapse atılmamıştı.

a. İsa’yla öğrencileri Yahudiye diyarına gittiler: Yuhanna, İsa’nın yaşamıyla ilgili anlatısına, O’nun Yahudiye‘de yaptıklarına odaklanarak devam eder. Öteki Müjde kitapları, İsa’nın Celile bölgesindeki çalışmalarına odaklanır.

b. İsa onlarla birlikte orada bir süre kalarak vaftiz etti: Görünüşe göre İsa, öğrencileriyle birlikte, Vaftizci Yahya’nın işine benzer bir vaftiz işi gerçekleştirmiştir. Bu iş, İsa’nın, Yahya’nın işinin değerini ve önemini kabul etmesinin alçakgönüllü bir yoluydu.

i. İsa’nın vaftiz etme işi hakkında Morris şunları gözlemlemiştir: “Büyük olasılıkla Vaftizci Yahya’nın karakteristik özelliği olan ‘tövbe vaftizinin’ bir devamını temsil etmektedir.” İsa vaaz vermeye başladığında, Yahya’nın verdiği aynı mesajla başladığını biliyoruz: tövbe edin (Matta 3:2 ve 4:17). Yahya’nın büyük bir etkiyle kullandığı tövbe sembolünü İsa’nın da uygulaması anlamlıydı.

ii. “Şu an [İsa’nın] öğrencileri tarafından sürdürülen vaftiz, Yahya’nınkiyle aynı konumda gibi görünmektedir.” (Alford)

iii. “‘Kaldı’ [kalarak] çok kesin olmayan başka bir sözcüktür ancak İsa ve takipçilerinin birbirlerini daha iyi tanıdıkları, acele etmeden geçirilen bir dönem izlenimi ediniriz.” (Morris)

iv. İsa’nın vaftiz etme işini gerçekleştirdiği yer bildirilmemiştir. Bunun nedeni, genel bölge içerisinde birkaç farklı yerde gerçekleşmiş olmasından kaynaklanıyor olabilir.

c. Yahya da Salim yakınındaki Aynon’da vaftiz ediyordu: Bu yerin tam olarak neresi olduğu konusunda bazı anlaşmazlıklar vardır. En iyi kanıt, buranın günümüzde Beytşean’ın yaklaşık yedi mil (12 kilometre) güneyinde bir yer olduğudur.

i. “Aynon (Ainun ‘pınarlar’ anlamına gelir ve Yahya’nın vaftiz için ihtiyaç duyduğu ‘bol suyu’ (kelimenin tam anlamıyla ‘bol su’) sağlar.” (Bruce)

ii. “Aynon’un tam yeri belirsizdir. İki yer mümkündür: biri Beytşean’ın güneyinde, çok sayıda pınarın bulunduğu yer; diğeri Şekem’e çok uzak olmayan bir mesafe. İki seçenekten birincisi daha iyi bir olasılık gibi görünmektedir.” (Tenney)

iii. Yahya’nın vaftiz etme işi hala etkisini gösteriyordu; şu sözleri okuyoruz: insanlar gelip vaftiz oluyorlardı. “Buradaki iki fiilin anlamı da süreklilik içerir ve bunu, ‘gelmeye ve vaftiz olmaya devam ettiler’ şeklinde yorumlayabiliriz.” (Morris)

2. (25-26) Yahya İsa’nın vaftiz ettiğini öğreniyor.

O sıralarda Yahya’nın öğrencileriyle bir Yahudi arasında temizlenme konusunda bir tartışma çıktı. Öğrencileri Yahya’ya gelerek, “Rabbî” dediler, “Şeria Irmağı’nın karşı yakasında birlikte olduğun ve kendisi için tanıklık ettiğin adam var ya, işte O vaftiz ediyor, herkes de O’na gidiyor.

a. Yahya’nın öğrencileriyle bir Yahudi arasında temizlenme konusunda bir tartışma: Bu tartışmanın tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz. Yahya’nın vaftizinde kesinlikle bir kişisel temizlenme unsuru vardı ve belki de bazı Yahudi liderler onun ne yaptığına ya da nasıl yaptığına itiraz ettiler.

b. İsa vaftiz ediyor, herkes de O’na gidiyor! Temizlenme ile ilgili tartışmanın ayrıntılarını bilmiyoruz ama bu tartışmada Yahya’nın öğrencileri İsa’nın vaftiz ettiğini ve büyük kalabalıkları çektiğini öğrendiler.

i. “‘Herkes de’ öfkeyle yapılmış bir abartıdır ve bu koşullar altında çok doğaldır.” (Morris)

c. Herkes de O’na gidiyor! Yahya’nın öğrencileri telaşlanmış görünüyorlardı ama bu durum Yahya’yı hiç rahatsız etmedi. Yahya kıskançlığın ya da kararsız kalabalığın ona görevini unutturmasına izin vermeyecekti: Mesih’in geldiğini duyurmak ve sonra geri çekilip tüm dikkatlerin Mesih’e odaklanmasına izin vermek.

3. (27-30) Yahya’nın endişeli öğrencilerine verdiği yanıt.

Yahya şöyle yanıt verdi: “İnsan, kendisine gökten verilmedikçe hiçbir şey alamaz. ‘Ben Mesih değilim, ama O’nun öncüsü olarak gönderildim’ dediğime siz kendiniz tanıksınız. Gelin kiminse, güvey odur. Ama güveyin yanında duran ve onu dinleyen dostu onun sesini işitince çok sevinir. İşte benim sevincim böylece tamamlandı. O büyümeli, bense küçülmeliyim.”

a. İnsan, kendisine gökten verilmedikçe hiçbir şey alamaz: Yuhanna ilk olarak endişeli öğrencilerine yanıt verip, sahip olduğu her şeyin – hizmetine karşılık verenler de dahil olmak üzere – Tanrı’nın bir armağanı olduğunu söyledi. Eğer bunlar Tanrı’nın armağanıysa, o zaman minnettarlıkla karşılanmalıdırlar.

b. ‘Ben Mesih değilim, ama O’nun öncüsü olarak gönderildim’ dediğime: Yahya daha sonra öğrencilerine, kendisinin kim olduğunu bildiğini ve İsa’nın da kim olduğunu bildiğini hatırlattı. Bu anlayışa sahip olarak, kendi yerini ne olması gerekenden yüksek (Mesih olduğunu düşünmek) ne de olması gerekenden düşük (Tanrı’nın planında hiçbir çağrısı ya da yeri olmadığını düşünmek) görmeyerek koruyabildi.

c. Güveyin…dostu: Yahya takipçilerine, kendisinin bir düğündeki sağdıç gibi olduğunu, damat olmadığını açıklamıştır. İlgi odağı olmamalı, iki kişinin bir araya gelmesini sağlamalıydı.

i. O günün Yahudi düğün geleneklerine göre, güveyin dostu düğünün birçok ayrıntısını düzenler ve gelini damada getirirdi. Bununla birlikte, güveyin dostu asla ilgi odağı olmazdı ve bunun böyle olmasını isterdi.

ii. Damadın İsa olması, Kutsal Kitap’ın İsa’nın Tanrı olduğunu söylemesinin bir başka biçimidir. Eski Antlaşma’da İsrail’in kocası sadece Yahve’ydi. “Vaftizci, Eski Antlaşma’da İsrail’in, Yehova’nın gelini olarak görüldüğünü çok iyi biliyor olmalıydı.” (Morris)

d. İşte benim sevincim böylece tamamlandı: Yahya, olayların bu şekilde ilerlemesinin onun sevincini tamamlandığını ve takipçilerinin bunu bilmesini istedi. Vaftizci Yahya’nın cemaatini kaybettiği söylenebilir – üstelik böyle bir kaybedişten dolayı mutluydu! Yahya mutluydu çünkü cemaatini İsa’ya karşı kaybetmişti.

i. “İnsanların İsa’ya ilgi duyması Yahya’yı üzmüyordu: aksine bu, onun işinin ve umut ettiği şeyin yerine gelmesiydi.” (Dods)

ii. “Yahya hiçbir kıskançlık ya da rekabet duygusu göstermez. Bir başkasının etkisinin kendisinin etkisinin azalması pahasına arttığını görmek kolay değildir; bu manzara karşısında sevinmek pek de kolay değildir. Ama Yahya’nın sevinci, öğrencilerinin getirdiği haberle tamamlanmıştır.” (Bruce)

e. O büyümeli, bense küçülmeliyim: Vaftizci Yahya kendisinin daha az görünür ve bilinir olmasının, İsa’nın ise daha çok görünür ve bilinir olmasının iyi olduğunu kavramıştı. Daha da geniş bir açıdan bakıldığında, bu her Hıristiyan’ın, özellikle de Tanrı’nın halkı arasındaki liderlerin sloganı olmalıdır. İsa daha büyük ve daha görünür hale gelmeli ve hizmetkâr da daha küçük ve daha az görünür hale gelmelidir.

i. İsa insanları tövbe etmeleri için vaftiz ediyor ve büyük kalabalıkları kendine çekiyor olmasına rağmen, Yahya, İsa ile aynı hizmete, aynı role sahip olmadıklarını anlamıştı. İsa tek başına Mesih’ti ve O’nun işi sürekli olarak yüceltilmeliydi.

ii. Vaftizci Yahya çok popüler ve dış görünüş olarak başarılı ama yine de alçakgönüllü olabileceğimizi bize gösterir. Vaftizci Yahya, günümüzün ünlü pastörlerinin ancak hayal edebilecekleri bir şöhrete ve kalabalığa sahipti ama yine de gerçek bir alçakgönüllülük örneğiydi.

iii. Vaftizci Yahya, İsa da benzer bir iş yapıyor ve daha fazla insan takip ediyor diye kendi yaptığı işi bırakmadı. İsa giderek daha fazla ilgi görürken Yahya giderek daha az ilgi görmesine rağmen, Tanrı’nın kendisini çağırdığı şeyi yapmaktan memnun bir şekilde emek vermeye devam etti.

iv. “Burada kilise hizmetkarları, Tanrı, onlardan daha yetenekli ve daha başarılı kişiler ortaya çıkararak kendilerini gölgede bıraksa bile, görevlerini eksiksiz yerine getirmekten geri durmamayı öğrenebilirler.” (Trapp)

v. “Eğer kalabalıkların azalması ve iman edenlerin eskiden olduğu seviyenin altına düşmesi sizin uyuşukluğunuzdan ya da tembelliğinizden kaynaklanmıyorsa, gönlün rahat olsun. Bunlar Kutsal Ruh’un yaptığı işlerdir, Ruh herkes arasında dilediği gibi paylaştırır.” (Meyer)

4. (31-33) Yahya’nın İsa hakkındaki tanıklığı.

“Yukarıdan gelen, herkesten üstündür. Dünyadan olan dünyaya aittir ve dünyadan söz eder. Gökten gelen ise, herkesten üstündür. Ne görmüş ne işitmişse ona tanıklık eder, ama tanıklığını kimse kabul etmez. O’nun tanıklığını kabul eden, Tanrı’nın gerçek olduğuna mührünü basmıştır.”

a. Yukarıdan gelen: Yahya herkesin, İsa’nın nereden geldiğini bilmesini istiyordu. İsa herkesten farklıydı çünkü gökten gelmişti. O son derece olağanüstü ruhsal bir insan, bir bilge ya da yüksek ahlak örneği bir insan değildi; O gökten gelen Tanrı’ydı ve gökten gelen Tanrı’dır.

i. Yuhanna 3:31’in Vaftizci Yahya’nın sözlerinin devamı mı olduğu yoksa Müjdeci Yuhanna’nın Vaftizci Yahya’nın önceki sözlerinde öne sürülen konuları yorumladığı bir bölüm mü olduğu konusunda bazı tartışmalar sürmektedir.

b. Gökten gelen ise, herkesten üstündür: İsa, herkesten farklı olmakla kalan biri değildir; İsa aynı zamanda herkesten üstündür.

i. “Eğer bir aile hakkında bilgi almak istiyorsak, bunu ilk elden sadece o ailenin bir üyesinden alabiliriz. Eğer bir kent hakkında bilgi almak istiyorsak, bunu ilk elden sadece oralı olan birinden alabiliriz. Öyleyse, Tanrı hakkında bilgi almak istiyorsak, bunu yalnızca Tanrı’nın Oğlu’ndan alacağız; ayrıca cennet ve gökteki yaşamı hakkında bilgi almak istiyorsak, bunu yalnızca gökten gelenden birinden alacağız.” (Barclay)

ii. Ne görmüş ne işitmişse: “Görmek ve işitmek doğrudan bilgi sahibi olmakla eşdeğerdir.” (Dods)

c. Tanıklığını kimse kabul etmez: Yahya, İsa’nın hizmetinde maruz kalacağı reddedilmeyi peygamberlikle önceden bildirmiştir. Gökten geldi, gerçeğe tanıklık etti ancak tanıklar bunun Tanrı’nın gerçeği olduğuna mühür basmalarına rağmen, nispeten hiç kimse O’nun tanıklığını kabul etmedi.

i. “Nispeten hiç kimsenin bu tanıklığı kabul etmediğini kastediyordu. Kendisine gelen kalabalıklarla karşılaştırıldığında, İsrail ulusuyla karşılaştırıldığında, insan ırkıyla karşılaştırıldığında, Mesih’in tanıklığını kabul edenler o kadar azdı ki, üzüntüsü tanıklığı kabul edenleri hiç kimse olarak adlandırmasına neden oldu.” (Spurgeon)

ii. “Bu nedenle O’nun öğretisini kabul etmek, Tanrı’nın güvenilir olduğuna tanıklık etmektir; öte yandan, O’nun öğretisini reddetmek, aslında Tanrı’yı yalancı çıkarmaktır (Yuhanna 3:33; krş. 1 Yuhanna 1:10, 5:10).” (Tasker)

iii. Mührünü basmıştır: “İsa’ya iman ettiğinizde, Rab’bin vahyi olan İsa’nın tanıklığına mühür basmış olursunuz. Tanrı’ya güvenilir olarak inandığınızı onaylamış olursunuz.” (Spurgeon)

5. (34-36) İsa’yla ilgili gerçek tanıklığı reddetmenin bedeli.

“Tanrı’nın gönderdiği kişi Tanrı’nın sözlerini söyler. Çünkü Tanrı, Ruh’u ölçüyle vermez. Baba Oğul’u sever; her şeyi O’na teslim etmiştir. Oğul’a iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Ama Oğul’un sözünü dinlemeyen yaşamı görmeyecektir. Tanrı’nın gazabı böylesinin üzerinde kalır.”

a. Tanrı’nın gönderdiği kişi Tanrı’nın sözlerini söyler: İsa tek başına güvenilir bir vahiydir çünkü önceki peygamberlerin aksine Kutsal Ruh’a ölçüsüz bir şekilde sahiptir.

b. Çünkü Tanrı Ruh’u ölçüyle vermez: Yahya hem İsa (Kutsal Ruh‘a ölçüsüz sahip olan) hem de Yeni Antlaşma (Kutsal Ruh’un gerçek bir dökülüşünü ortaya çıkaran antlaşma) hakkında önceden peygamberlikte bulunarak söz etmiştir. Yeni Antlaşma aracılığıyla Mesih’e bağlananlar için, Kutsal Ruh’tan istedikleri kadar vardır ve ölçüsüz olarak verilir.

i. “Hahamların dini eserlerinde, Kutsal Ruh’un peygamberlere sadece ölçüyle verildiğini söyler. Ruh’un O’nun üzerine ölçüsüz olarak dökülmesi, Tanrı’nın sözlerini konuşmasını destekler.” (Alford)

ii. Baba Oğul’u sever: “Bu Müjde’de iki kez ‘Baba’nın Oğul’u sevdiğini’ okuruz – biri burada (Yuhanna 3:35) ve Yuhanna 5:20’de. Buradaki fiil agapao‘dur; diğer ayette ise fileo‘dur. Bu iki fiilin benzer ifade yapılarında dönüşümlü olarak kullanılması, Müjdeci Yuhanna’nın eşanlamlı sözcükleri seçme konusundaki eğilimini göstermektedir.” (Bruce)

iii. Oğul: “‘Oğul’ unvanının mutlak bir şekilde İsa için kullanılması, İsa’nın tam anlamıyla Tanrılığına işaret eder, belki de bunu kanıtlar. Oğul, bu Müjde kitabında en çok kullanılan unvandır. ” (Dods)

c. Ama Oğul’un sözünü dinlemeyen yaşamı görmeyecektir. Tanrı’nın gazabı böylesinin üzerinde kalır: İsa gökten gelen insan olduğu için, Yahya O’nu reddetmenin ağır bir bedeli olduğunu açıkladı. Eğer Oğul’u reddederseniz, o zaman gazaba uğrarsınız.

i. Sözünü dinlemeyen: “Söz dinlememenin çok küçük bir şey olduğu düşünülebilir ama aslında bu, Tanrı’ya karşı fırlatılmış dikenli bir oktur.” (Spurgeon)

ii. Tanrı’nın gazabı: “Bu sözcük ani bir ateş ya da öfke patlaması anlamına gelmez. Aksine, Tanrı’nın günaha karşı sahip olduğu sabit, değişmez hoşnutsuzluktur. Ahlaki kötülüğe karşı ilahi bir hassasiyet, doğruluğun haksızlığa karşı tepkisidir.” (Tenney)

iii. Oğul’u reddetmek O’nun armağanı olan sonsuz yaşamı reddetmektir. O’na, “Armağanı kabul ediyorum ama Seni reddediyorum” diyemezsiniz.

iv. “‘Tanrı’nın gazabı’ günümüzdeki birçok öğrenci için tatsız bir kavramdır ve bu ifadeyi yumuşatmak ya da açıklamak için çeşitli araçlar benimsenmiştir. Ancak böyle bir yumuşatma, Kutsal Yazılar’ın birçok bölümüne büyük zarar vermeden ve Tanrı’nın ahlaki karakterinden uzaklaşmadan mümkün değildir.” (Morris)

v. “Konu Tanrı’nın onun üzerine gazap göndermesi değildir; konu onun bu gazabı kendi üzerine getirmesidir.” (Barclay)

d. Tanrı’nın gazabı… kalır: Tanrı’nın gazabı bu dünyada kalmaya devam etmektedir çünkü günahın kötülüğü, günahın yanlışlığı tamamen giderilene dek varlığını sürdürür. Öbür dünyada da kalmaya devam eder çünkü İsa’yı reddedenler Tanrı’nın huzurunda O’nun kabul edilebileceği kusursuz bir kurban sunamazlar. İsa çarmıhta ödediği bedeli eksiksiz bir şekilde tamamlayıp kötülük ve suçluluk borcunu karşılayana dek Tanrı’nın gazabı kalmaya devam eder.

i. “Bu hoşumuza gitmeyebilir ama bunu görmezden gelemeyiz. Yuhanna bize bu gazabın ‘kalıcı’ olduğunu söyler. Zaman geçtikçe yok olmasını beklememeliyiz.” (Morris)

ii. “Holy Whitfield vaaz verirken sık sık ellerini kaldırırdı ve gözlerinden yaşlar akarken, ‘Ah, gelecek gazap! Gelecek gazap!’ diye haykırırdı. Sonra duraklardı çünkü duygularının yoğunluğu sözlerini engellerdi.” (Spurgeon)

iii. Geri dönüp Yuhanna 3’e baktığımızda, bunun Kutsal Kitap’ta mutlaka okunması gereken bir bölüm olduğunu söyleyebiliriz. Yuhanna 3’te öne çıkan dört önemli zorunluluk vardır.

·Günahkârın zorunluluğu: yeniden doğmalısınız (Yuhanna 3:7).

·Kurtarıcı’nın yapması gereken: İnsanoğlu’nun da öylece yukarı kaldırılması gerekir (Yuhanna 3:14).

·Egemen Rab’bin yapması gereken: O büyümeli (Yuhanna 3:30).

·Hizmetkârın zorunluluğu: bense küçülmeliyim (Yuhanna 3:30).

©1996–present The Enduring Word Bible Commentary by David Guzik